MEKTUP-LAR-DAN

 

Karşı 8 Martlara Doğru

Heilbronn/Almanya

Yalnızca yılın bir gününde mi hatırlanacağız. Bu günü acele bir haliyle bitmesini bekleyen, erkeklik imparatorluğunun müritleriyle ahım, şahım kutlayacağız… 8 Martlarda erkekler hücrelerimize dönmemizi söylemeseler bile, 9 Martlarda haydi haydi bizlere hatırlatacaklar. Kutsanacağız 8 Martlarda. Yılın diğer günlerinde aşağılanacağımız için. Bizler toplum tarafından bize biçilen, dayattırılan kadın kimliklerini, cinsel üniformaları- red etmediğimiz sürece, kölelerin günü 8 Martları, erkek egemen sistemin bahşiş verir gibi bir günü (8 Mart) adeta bir dilenme günü misali yaşamaktan kurtulamayacağız. Evet, erkek egemen ideolojilerin bahşiş verir misali bir gündür 8 Martlar. Bizler ise bu bahşiş gün için paneller düzenler, toplantılar tertipler, erkekler tarafından yazılmış duyurular, pembe kağıda basılmış bildiriler dağıtırız. Bu arada renklere de birer cinsel kimlik veririz ki, tam da mavi erkeklerin ideolojilerine birer figür olup çıkarız merkez Komitesi tamamı mavi erkeklerden oluşan partilerin, ideolojilerinin paralelinden Bilimsel Kurtuluş söylevleri tutturup, 8 Martlarda ideolojilerin birer propagandist figüre, onları iktidara taşıyan hilkat garibelerine dönüşürüz. 8 Martlar erkeğin tepesinde sırıttığı hiyerarşileri besler, onlara o gün günah çıkartır, kan verir. En kötüsü 8 Martın birgün resmi tatil ilan edilmesi. Şimdiden bazı erkek devletler 8 Martı resmi tatil günü ilan etme yolunda. Ve böylece sistemle sivil uzlaşmamızı sağlarız. Penisleşmiş devlet otoritesine karşı, kahrolsun erkeklik… kahrolsun kadınlık… yaşasın birey, yaşasın özgürlük… Yaşasın Devrim.

 

 

Cumartesi Çocukları Otonom Grubu/

Ankara’dan Bir Okuyucu

Merhaba KAOS GL,

Derginizle 40. sayısında tanıştım. Dört sayıdır bütün cesaretimi toplayarak satın alıyorum.

Tutucu bir çevrede büyüdüm. Eşcinsel eğilimlerim konusunda kimseye birşey açmadım. Bu tür eğilimlerimden sadece kendim haberdarım. Bazen şüphe uyandırıyor olabilirim ama, kimse buna ihtimal vermiyor.

Çok kısa bir süredir dilimle itiraf edebiliyorum: Ben eşcinselim. Tabii sadece kendime söyleyebiliyorum bunu. Aslında Ocak sayınızda size yazan Cüneyt’le tanışmak isterdim. Çünkü ben de Ankara’dayım. Hemen söyleyeyim; cesaretinden ötürü tebrik ederim onu. Adresini ve adını çekinmeden vermiş. Duygularımız onunla tamamen örtüşüyor. Ne var ki, o 20 yaşında olduğunu ve kendinden küçüklerle arkadaş olmak istediğini özellikle belirtmiş. Ben ondan 7-8 yaş daha büyüğüm. Sizce yaş, bu kadar belirleyici midir? Onunla veya yaşıtım veya yaşı önemli değil, sevebileceğim bir arkadaşla candan bir yakınlık kurabilsem, hiçbir şeyi önemsemezdim. Yalnız, arkadaşım dış görünüşü, giyimi ve konuşma tarzıyla tam bir erkek olmalı. Ben, erkeklerden hoşlandığım için kendimi eşcinsel olarak tanımlıyorum. Eğer tam kadın görünümlü ve Bülent Ersoy gibi biriyle sevişecek olsaydım, bir kadınla sevişirdim. Bu benim tercihim ve ben iki erkeğin sevişmesini çekici buluyorum.

İlk defa 40. sayınızı aldığım için, o sayıda yer alan “Poppers by Mills” üst başlıklı çizgi-anlatımın her sayınızda farklı bir bölümüyle yer alacağını sanmıştım. Ama daha sonraki sayılarınızda göremedim. Dergide en çok hoşuma giden bölüm bu olmuştu. Çünkü ben iki erkeği yan yana ve bütün açıklığıyla sevişmek amacıyla birlikte hiç görmedim ve bunu yaşamadım. Kadın-erkek sevişmesini gösteren porno filmleri çok izledim ama eşcinsel ilişkileri gösteren bir filmi hiç izlemedim. Bu nedenle bu bölümün ve eşcinsel birliktelikleri gösteren resimlerin sürekli yer almasını arzu ediyorum. Bu konuda 4. sayıda mektubu yayımlanan Coşkun gibi düşünüyorum.

Bütün bunları size anlatmak bile benim için büyük bir olay ve ben çok cesaretsizim. Adres ve ad vermeyi ne kadar isterdim. Böylece kendimi daha özgür hissederdim. Ama bunları yapabilecek cesareti kendimde bulamıyorum. Sanırım ben bu ürkeklikle kimseye açılamayacak ve bu duygularımla yaşlanıp gideceğim.

Şu anda daha rahatım. Sizinle dertleşmiş oldum. Bu dergiyi çıkarmakla en çok benim gibi cesaretsizlere iyilik ediyorsunuz. Çok teşekkürler.

 

 

Parisli Amca/İstanbul

Sayın Bay Ali Özbaş,

Camiamıza verdiğiniz kutsal hizmet takdire şayandır.

Üç dört ay kadar evvel bir gazetede Gacı’dan ve Kaos GL’den bahseden bir yazı okumuş, hemen Mephisto’ya gidip dergimize kavuşmuştum. Çok sevinçliydim. KAOS GL’den çok aydınlanmış, Lambda toplantılarını öğrenmiş, Pentimento kitabevinden de eski sayıları almış, heyecanla okumuştum.

Sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır.

Sayenizde artık bizim de bir dergimiz, sesimiz var. Ben de diğer arkadaşlara, biricik Duygu Zafer’e özenerek bir şeyler karalamaya çalışayım.

Sevgili Cokun’un yazılarının tiryakisiyim. Derginizde evvela onu arar, tekrar tekrar okurum. Yusuf Can’ın mektubu var mı diye bakarım. Coşkun gibi, Ferdağ gibi diğer kıymetli yazar arkadaşların kalitesine ulaşmam imkansız. Cehlimin farkındayım. Gençliğim Paris’te geçti. İstanbul’da Galata Kulesi’nin yakınındaki bir Fransız Koleji’nde okudum. Fransızca’m da Türkçe’m de yarım kaldı. Hiçbir şeyin sonunu getiremedim. Fransızca felsefi, politik fikir ve bilim kitapları hariç ancak polisiye ve mizahi romanları Türkçe’ye çevirebilirim.

Sizden samimi ricam şudur;

Günlük konuşma lisanı ile kaleme aldığım çok sade yazılarımı lütfen okuma zahmetine katlanınız. Aşırı pornoya kaçan kısımları ister kısaltın, ister karalayın, isterseniz değiştirin. Hiç size darılmam. Yeter ki beğendikleriniz Parisli Amca rumuzu ile neşredilsin. Çok sevinir, cesaretlenir, belki de bundan sonra daha kaliteli yazabilirim.

Tavsiye mahiyetinde bazı ricalarım da var. Dergiye konan bazı resimler çok hoş, güzel. Bazıları ise maalesef hiç uygun değil. Mart’ta neşredilen kapak resmi gibi. daha zarif, iç açıcı bir resim seçilebilirdi, mecbur kalındı ise iç sahifelere konulabilirdi. Senelerce Avrupa ve İstanbul’da bu tip işlerle uğraştım.

CİNS dergimizin ilk sayısındaki karikatürler de çirkin ve iğrençti. Resimleri örterek dergiyi okumuştum. İkinci ricam; Kapak resmi çirkin ve kaba olan dergimizi Mephisto’da görünmez yere koymuşlardı. Haklı olarak. Bazı arkadaşlarımız raflarda kolay bulamazlarsa utanır isteyemezler, satın alamazlar. Bilhassa lezbiyen arkadaşlarımız.

Üçüncü ricam: Dergimize gerekli zammın yapılmasıdır. Ayda bir çıkan KAOS GL’ye herkes seve seve biraz fazla ödeyebilir.

Ayrıca bizleri ilgilendiren Taksim’de 1001 gibi gece kulübü mekanlara KAOS GL’yi tanıtıcı yazılar, numuneler gönderilirse bir miktar satış artabilir sanırım. İstanbul’da böyle çok mekanlar var ve bu yerlerin yüzlerce müdavimi var.

Artık KAOS GL matbaa baskılı be daha kalitelidir. Îlmi yazıları güzel ve hoş, bizleri bunalımlardan arındırıyor. Dört sene yokluk ve imkansızlıklarla mücadele ederek bu günkü duruma ulaşan, sesimiz, kulağımız, gözümüz olan sevgili KAOS GL artık kendi kanatları ile uçabilsin.

Hoşça kalın. Hepinizi, tüm KAOS GL okurları ve yazarlarını sevgi ve şefkatle kucaklarım.

 

 

Sayın Hamam CİN’i DİM’e Mektup:

Sevgili DİM

İyi kalpli bir cin olduğuna inanmıştım ama beni düş kırıklığına uğrattın; sebebi izah edeyim.

Anlattığına göre, Karaköy civarındaki kimsenin gitmek istemediği Çeşme Hamamı’na sürgünle cezalanmışsın.

Hamamdaki olanı biteni KAOS GL’de okuyunca çok ilgilendim. İlk işim hamamı aramak oldu. Bir çok dar sokakları arşınladıktan sonra nihayet yerini bulabildim.

Hamam sahibinin dediği gibi, aramakla bile zor bulunan bir yerde.

Çok yorulmuştum ama zahmetime değmişti. Heyecandan titreyen ellerimle kapısını iterek içeri girdim. Dik merdivenleri bir nefeste çıkarak ayakkabıların alındığı, soyunma-giyinme kabinlerinin ve kasanın bulunduğu kısma girmiştim. Oradaki hamam personeli beni içeri buyur ederek nezaketle karşıladılar. Ayakkabılarımı teslim alarak numara verdiler. Sonra da soyunacağım kabini gösterdiler. Oh! Oh… ne alâ. O lala quel bonheur. Galiba rüyalarım, hayallerim gerçekleşmek üzereydi. Acele soyundum. Verdikleri peştemalı kuşanarak mermer merdivenlerden aşağı inerken soğukluk denen yerde ki yaşlı adam ayrıca Perşembe pazarı hırdavatçı hammallarına benzeyen, bıyıklı, göğüsleri simsiyah kıllarla kaplı, kuşkusuz doğulu oldukları belli kişiler dikkatimi çekti. Daracık bir yerde, üzerine peştemaller asılı iki de küçükkabin vardı. Rahatsız bir yer. Anlaşılan iş tutuluyordu. Dışarda bekleyenlerse, odaların boşalmasını, sıranın kendilerine gelmesi için sabırsız hareketlerde bulunuyorlardı. Her neyse. Heyecanla göbek taşının ve kurnaların bulunduğu kısma yöneldim.

Sıcak, buğulu, dumanlı, kubbeli boş bir yer. Sıvaları dökük, eski ve bakımsız.

Göbek taşına uzanmış yatan kişilerden bazıları ise donuk ifadesiz bakışları ile ilkel yaratıklardan. Hele bir tanesi örtündüğü peştamalını kasten yere düşürdü, çırçıplak, ithal muzu andıran azman aletini bana doğru yönlendirerek bir güzel sıvazladı. Yani şahane malını bana vitrinledi. Eşekten dün mü almıştı, nedir? Ağzım sulandı ise de hiç renk vermedim. Görmezlikten gelerek başımı çevirdim, ilgilenmedim. Şimdi bana kızar gibi olduğunuzu hissediyorum. Belki haklısınız. Ama adamın suratındaki kirpi gibi dikenli sakallarını ne yapalım? Kendimizi güçlü kollarına teslim gafletinde bulunsak içimizi dışımıza çevirebileceği gibi diken gibi sakalları ile vücudumuzu haşat edebilir. O mon dieu heureur!..

Şimdi söyle bakalım sevgili Dim, beni kandırmaya ne hakkın var? Bu hamamda NATIR’ın turistleri keselediğini söylüyorsun. Hem de ta dört defa NATIR diyerek. Ben de sana inanıyor,

-Ben burda olmayalı her şey değişmiş, artık kadınlar bizi keseliyormuş diyerek hetero damarım kabarıyo…

bamyam DİMdik oluyo…

Sevgili Ferdağ’dan hamamın adresini alıyo, hamama da varınca NATIR yerine DELLÂK’ların haşmetli maslahatları ile karşılaşıyorum

Mon cher Dim.

Dimdik oldum. Borcunu öde. Parisli Amcan

 

 

Kurşun Gibiydi Gözleri

Yusuf Can/Karaman

Kurşun gibiydi gözleri.. Bakamadığım gözleri… Sevdalandığım gözleri… Sıcaktı… Yakardı… Kavururdu… Vazgeçemediğim gözleri kurşun gibiydi.

Ne ela, ne mavi, ne siyah, sadece kurşun gibiydi. İlk kez Ankara’da vurdu beni gözleriyle… Ve ik kez Ankara’da vurdu… Gözlerimi her kapatışımda gözleri geliyor aklıma… Herşeyini unuttum, dudaklarının tadını, dokunuşunu, sıcaklığını, öpüşünü unuttum, ama gözlerini unutmadım. Unutamayacağım. O gözler biliyorum ki, önce gözlerle karşı karşıya. O gözler, gözlerimi unuttu belki… maksat benim onu unutmamaya, maksat maksadına erdi…

Ey benim kurşun gözlüm.

Gecelerdeyim, saatlerin iki buçuk olduğu ve senin kurşun gözlerinin bana uykuyu haram kıldığı gecelerdeyim. Rahat uyuyor musun kurşun bakışlım?

Süphan dağı kadar sevdiğini söylediğin ben, Süphan kadar yalan söylediğine inanmaktayım. Sen yalan söyleyecek kadar, yalan mı olacaktın gözümde?

Kurşun bakışlım, nerde olursan ol, seninleyim. Yemek yerken seninle… Gece seninle… Gülümserken seninle… Ağlarken seninle kurşun gözlüm…

Ben unutmadım ilk içkimi seninle içtiğimi, ilk orucumu seninle harcadığımı. Sonra Ulus’un arka sokaklarında köhne bir otel odasının 104 numaralı odasını… Suskundun arkadaş, titriyordun, zira seni seviyordum………. Sanki Karadenizin tüm tuzu dudaklarındaydı. Sanki Akdenizin güneşi tenindeydi kurşun gözlüm… Unutmadım seni… Canım benim. İstemiştim ki, şu fani dünyada kapında kul olayım, yoldaşın olayım.

Sevdalın olayım.

İstedim ki yârin yârenin olayım, çok gördün Serhatım… Parmağında yüzük yoktu ama parmağında bulamadığım yüzük, bilmem hangi cebindeydi. Evladın da vardır senin bilirim. Seni paylaşmak zor, hatta ölüm kadar acı… Ama mecburum kurşun gözlüm.

Elinin altında yok mu telefon sen özlemez misin, yüreğin yok mu elinin altında… Postane yok mu güzel insan, senden nefret ederken seni çok seviyorum… Gözlerin kurşun gibiydi. Çabuk gel can, şöyle çabuktan da çabuk… söyle de ben geleyim sana… İstiyorum, su gibi, ekmek gibi istiyorum seni.

Ne kahpe kurşunlardan, ne yağlı mermilerden korkuyorum. Sadece kurşun gibi gözlerinden korkuyorum… Ya bir daha göremezsem……..

-----------------Ya bir daha göremezsem-------------

 

 

“Sevgililer Günü Niyetine”

Serdar, Kırşehir

Tarih 14 Şubat günüydü. Tüm dünyaca kabul edilen Sevgililer Günü’ydü yani. Kimbilir, belki de sevgilisi olanlar için en anlamlı günlerden biriydi bugün. Ya sevgilisi olmayanlar için? Anlamsız, sıkıcı ve iğrenç bir tarihti belki de.

Tıpkı güne isteksiz başlayan Umut gibi. Umut, çok duygusal bir kişiliğe sahipti ve hissettiklerini açığa vurmaktan kaçınırdı. Bu güne kadar bir sevgilisi bile olmamıştı. Fakat kalbi, tıpkı adı gibi umut doluydu. O gün içinden bir dilek tutmuştu. Sevgililer Günü niyetine bir sevgilisi olsun diye. Buna kendisi de inanmıştı. O sevgi dolu yüreğini de mutluluk rüzgârları sarmıştı. Umut, her hafta sonu yaptığı gibi yine Telve Disko’nun yolunu tutmuştu. Elinde içki kadehi demleniyordu karanlık bir köşede. Saatler hızla geçip gittiğinde hemcinsleri üşüşmüştü Telve’ye. Derken onu alıkan bir göz hissetmişti üzerinde. Belki de dileği tutmuş, o da kendine bir kısmet bulmuştu. Uzun bir bakışmadan sonra, tanışmak hiç de zor olmamıştı. Aydın’dı adı, ay yüzlü ve yan bakışlı. Gece ilerledikçe daha yakınlaşmışlardı birbirlerine. Tahrik kokan duygular eşliğinde salınıvermişti gece. Ama eğlence, yeni başlıyordu bence.

Umut ilk defa kadınlığını(?) vermişti birine. Aydın’sa tatmadığı duygularla doymuştu gecede.

Alevler sarmıştı bedenleri, aşk kokan duygular kaplamıştı yürekleri.

Umut her geçen gün ona bağlandığını düşünüyor bir yandan da uzak diyarlarda olduğu için, ayrılmak korkusuyla kahroluyordu.

Derken Umut’un dönüş günü yaklaşmıştı. O pembe boyalı yüreği karalara bulanmıştı. Şehvetli öpücükler eşliğinde birbirlerine en çok sevdikleri eşyalarını vererek ayrılmışlar.

Umut, okuluna döndüğü ilk gün mektup yazmıştı ona, telefon kartları aşındırmıştı Aydın’ın uğruna. Ama Aydın, her geçen gün soğuk davranıyordu Umut’a, istemediği belliydi her konuşmasında. Yıkılmıştı Umut, ağlıyordu katran karasına boyadığı odasında. Şiirler yazmıştı destan olmasını istediği aşkına…

Sevgililer günü niyetine

Bir dilek tutmuştum kendimce

Aşkı tadar yaşarım diye

Dualar etmiştim

Pembe kanatlı aşk

Meleğine

 

 

Eğitimsizliğin Sonu, Coşkun/İstanbul

Birkaç sene önce İstanbul Fatih’te, yeşil elbiseli, sarıklı, uzun beyaz sakallı ve şalvarlı bir hoca efendi davet üzerine bir eve kadınları okumaya gider. Hoca salonda oturur, gözlerini kapatır ve okumaya başlar. Birkaç dakika sonra gözlerini açar ve “Melekler bu eve girmiyor, galiba bu evde para ve altın var. Kalkın yerinizden, o para ve altınları getirin önce onları okumam lazım” der. Gelin, görümce, kaynana hemen odalarına giderler, cüzdanlardan paraları ve birkaç bileziği getirip hocanın önüne koyarlar. Hoca gözünü kapar, okumaya başlar. Tekrar gözünü açar. “olmuyor, melekler gelmiyor, başka altınlar olmalı, onları da getirin” der. Kaynana çaresiz gider, sandığa gizlediği çok miktarda bilezikleri altın zincirleri, kolyeleri getirir, hocanın önüne bırakır. Hoca gözlerini kapatır, tekrar okumaya başlar ve gözünü açar. “Bakın kadınlar, melekler yaklaşamıyor. Ben bu altınları, paraları okurken, siz hepiniz, gidin banyoya abdest tazeleyin. Okumamı bitirip, sizi çağırmadan gelmeyin” der. Kadınlar banyoya gider. Hoca efendi, çok miktarda altınları, kolyeler, bilezikleri ve paraları torbasına doldurur, kaçar, gider…

 

 

Siyaset Meydanı’na çıkar mısınız?

Hayır bu bir şaka değil.

ATV’de yayımlanan Siyaset Meydanı programı önümüzdeki birkaç aylık bir periyot içerisinde “eşcinsellik” konusunu işleyecek

Geçmişteki bazı örneklerinde olduğu gibi bu programında eşcinselliğin topluma yanlış tanıtıldığı bir şova dönüşmesini istemiyor, dahası yaşadığımız haksızlıkların ve baskıların özgürce dile getirilebildiği, eşcinsel karşıtı görüşlerin bilinçli ve düzeyli bir şekilde bertaraf edildiği yapıcı bir platform görmek istiyoruz.

Bu amaçla programa katılarak fikirlerini açıkça ortaya koyabilecek, eşcinsel olmasından dolayı yaşadığı baskı, haksızlık ve kötü muameleleri açıklayabilecek eşcinsel ya da eşcinsel dostu arkadaşlara çağrıda bulunmak istiyoruz. Türkiye’nin neresinde olursa olsun çağrımıza kulak veren tüm dostların en kısa süre içerisinde bize ulaşmalarını bekliyoruz.

Lambda İstanbul Gay ve Lezbiyen Grubu

Posta: PK 103 Göztepe/İSTANBUL

E-Mail: [email protected]

Şahsen; (Her Pazar 19.00/21.00 arası) Toplumsal Araştırmalar Vakfı, Başağa Çeşmesi Sokak, No:17 Kat:4 Galatasaray/Beyoğlu (Galatasaray Hamamı yakını)

Hosted by www.Geocities.ws

1