HELÂL Mi?
HELÂL!Medyanın “bilgi” vermediği, tam tersine kitlesel cehaleti yeniden ürettiği bizatihi medya tarafından itiraf olundu. Halk dalkavukluğu her zaman kazandırdığından, desenformasyon işlemeye devam etti ve ortalama zihniyet dillendirildi. Bülent Ersoy’un resmen nikahlanma
sıyla, ak göt, kara göt belli oldu. Eşcinsellik, bir kez daha ‘turnusol kağıdı’ işlevi gördü.Sabah Gazetesi, önce, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla, bir kadın sanatçı olarak Bülent Ersoy’un da görüşlerini duyurdu, halkımıza. Kadın Bülent Ersoy,
aradan 1 ay geçmeden dönme Bülent Ersoy oluverdi aynı Sabah Gazetesi’nde ve aynı halkımızın önüne atılıverdi. Bülent Ersoy, ne yapmıştı da bunca öfke toplamıştı? Neden haddi bildirilmek isteniyordu? Bu kez, ortada bir danışıklı döğüş olmadığı çok açık. Anlaşılan öfke o kadar büyük ki Kenan Evren’e görüş soruluyor. Le Pen faşistine göçmenler hakkında,Ku Klux Klan’cılara zenciler hakkında ne düşündüklerini sormak ne zamandır gazetecilik oluyor acaba? Sabah Gazetesi kafaya koymuş, “haber” masa başında yazıldığından, mikrofonu kime tutacağını iyi biliyor. Eşcinselliği, travestiliği, transeksüelliği bile bile birbirine karıştırıyor ve bunda bir sakınca görmüyor. Aslında medya konusunda KAOS GL’de yazılmadık bir şey kaldı mı, bilmiyorum. Sabah Gazetesi, Savaş “Abi”, bir iki çocukça soru dışında bu kez konuyu faza deşelemeyen Reha Muhtar vd., hiçbirisi bizleri artık şaşırtmıyor. Bülent Ersoy’a cephe alan Sabah Grubu olmasaydı, acaba Reha Muhtar, Savaş “Abi”den farklı davranır mıydı? Artık bu sorular da anlamsız. Bu işler böyle oluyor ve her şey karşılıklı denge sorunu.Sondan başlayalım: Resmen kadın olan Bülent Ersoy, Türkiye’de resmi açıdan yapması gerekeni yaptı ve evlilik için resmi nikah kıydırdı. Zaten devlet de resmi olmayan nikahları kabul etmediği gibi aynı zamanda suç olarak da değerlendiriyor. Yani Bülent Ersoy, resmi olmayan ya da yasadışı bir iş yapmadı. Açıktır ki Bülent Ersoy, belediye düğün salonunda evlenecek bir mahalle kızı olmadığından, tarzında da bir yanlışlık bulunmuyor. Hatta denilebilir ki B
ülent Ersoy, sosyo-ekonomik açıdan kendisinden beklenir olanın tam tersine çok sade bir mekanda, çok sade bir nikah töreni ile yetinmiştir. Cümlenin sonunda boşuna “ünlem” aramayın. Espiri yapmıyorum. Belki de “Bülent Ersoy’dan beklenir” abartıyı düğününe saklamıştır.Bülent Ersoy,çoğu transseksüel gibi hep abarttı. Fakat Bülent Hanım,gereğinden fazla abarttı. Eşcinselleri sevip sevmemesi hiç önemli değil. Ne de olsa kendisi bir eşcinsel değildi. Ama o,neredeyse transseksüel olduğunu da yadsıdı. Eğer bilmesek,bir transseksüel değil de “kadın” olduğuna inanabilirdik. Bülent Ersoy,yalnızca denyoluk yapma gereği duyduğunda, bir transseksüel olduğunu hatırladı. O zaman da iş işten geçtiğinden iki arada bir derede kaldı. Arkasında eşcinseller ya da transseksüell
er olamazdı. O zaten buna hiç ihtiyaç duymadı. “Halkımız” ise ikiyüzlü olduğu gibi sinsidir de. Gerektiğinde “gerçeği” insanın suratına vuruverir. Her boktan anlayanlar,her şeyi bilenler,Bülent Ersoy’un ameliyattan önce bile gerçekte “erkek” olmadığını bilmezler. Ruh hekimleri bile ahlak zabıtalığına soyunursa, halkımıza neyi, nasıl anlatabiliriz.Peki Bülent Ersoy’un Zeki Müren’den farkı neydi? Zeki Müren “eşcinsel” değilmiş gibi yaptı, bütün hayatı boyunca. Her boku yedi ama adını asla koymadı. Ahlakına toz kondurmayan halkımızla anlaştı ve ölene kadar bu dengeyi korudu.Hep haddini bilen bir “PAŞA” oldu. İkiyüzlülük karşılıklı bir anlaşma ile meşru kılındığından,vicdanlar rahattı. Bülent Ersoy istese de kendini gizleyemezdi. Çünkü o maalesef bir transseksü
eldi!Bülent Ersoy kadınların özgürlüğü için sorgulanan, reddedilen kadınlık davranış ve rollerini mevcut halleriyle benimsemekte bir sakınca görmedi. “Oldu olacak tam olsun” dedi. Farkında olmadan ve öyle sanıyorum ki hiç de istemeden attığı her adımla heteroseksüel toplumun maskelerini salladı ve ikiyüzlülüğü belgeledi. Attığı her adım aslında “toplumsal kadınlığı” yüceltmek için atıldığından elbette ki eşcinseller ve feministler açısından ortada savunulacak bir durum bırakmıyor. Fakat sorun değil: Bu ülk
ede,”kendimi aşmaya çalışıyorum,neden ben kadınların aşmak istedikleri katı kuralları kabulleneyim.” (Demet ve Ece, Kaos GL,sayı 27,Kasım 1996) diyen transseksüeller de var. Eşcinseller olarak,bizim dayanışmamız gereken “dönme”ler onlar olmalı. Eşcinseller olarak homofobiye karşı olduğu gibi transfobiye karşı da mücadele edebilirsek Bülent Ersoy’u,Bülent Ersoy’a rağmen savunmamıza gerek kalmayacaktır.GAY’E EFENDİSİZ
/ANKARA