HOMOFOBİNİN DİĞER YÜZÜ
YEŞİM T. BAŞARAN/ANKARA
Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama sanki tarih on yıllara bölünmüş ve de her sıfırlı yıldan sonra yeryüzünde yaşayan tek düşünen canlı olduğu iddia edilen insanoğlunun yaşantısı başka bir köşeyi dönüyor, bu diğerlerini de etkiliyor (diğer canlıları demek istiyorum) ama hadi şimdilik konumuz bu değil diyerek onları bir kenara bırakalım. Ben öyle pek okuduklarımdan bir şey anlamam, yani çok okuyarak değil de çok gezerek öğrenebilirim ancak, ona da ne fırsatım var ne de zamanım; o nedenle sizleri hayatta geçirdiğim şu kısıtlı süre ve bakış açısıyla boğacağım bir miktar. Çok kızmayın bana, daha fazlasına gücüm yetmez çünkü. 70'ler benim için sadece bebeklik demek oldu, 80'ler ise Atatürk'le Allah'ı karıştırdığım yıllar, bu sadece baş harflerinin aynı olmasından kaynaklanmıyordu heralde. Zaten çok okumakla yol alabilen kuramcılar da o yıllarda çocuk olanların Atatürk'le Allah'ı karıştırmalarının olağan olmadığını söylemediler hiç, bunu da söylemediler ya neyse. 90'larda ailemden uzakta okuyup her yanlarına gidişlerimde Türkiye'de muhafazakarlık tanımının nasıl değiştiğini gördüm; her üç ya da bilmemne ayda bir farklılıklarını gözlemleyebildiğim ortalama Türk ailesi akrabalarıyla olan çirkef ilişkileri dışında her şeyini değiştiriyordu. Evlere girdiği ilk andan beri baş köşeyi kapan salon televizyonuna yeni kardeşler gelmişti, mutfak ya da yatak odası televizyonu gibi. Artık daha önemliydi, televizyon izlemeyenlere eskiden olduğundan daha garip bakıyorlardı; uzaylı görseler bu kadar şaşırmazlar; nasıl olur da bir insan kolanın yeni reklamını veya akılda tutması güç şarkıcı isimlerini bilemezdi. Tüm bu değişim benim kendimi toplayıp, olanların nasıl olup da olduğunu anlamama pek fırsat bırakmadan ilerliyor(du). Hadi diyelim, bunları anlamayı da o çok okuyan kuramcılara bırakalım. Geçirdiği değişim konusunda başkalarının ahkam kesmesine fırsat bırakmak istemediğim bir konu var yaşamda, çok şükür ki... O da olmasa heralde, tümden boşuna gelecek kendi hayatım bana, siz de bilirsiniz canım, bu konuları ayrıntılandırmaya gerek yok, her zaman sizin yerinize birileri düşünür ya hani, onu demek istiyorum.
Neyse ortaok
ul kompozisyon derslerinde öğrendiğim giriş-gelişme-sonuç safsatasının bende yarattığı saplantı yüzünden ne kendi canımı ne de sizinkini sıkayım, benim bahsettiğim konu Türkiye'de eşcinselliğin algılanışı konusundaki değişiklikler üzerinde olacaktı. Ama lafı oraya bir türlü getiremedim; biraz önce dedim ya, okumama gerek kalmadan öğrendiğim ve okuyarak öğrenenlerin ahkam kesmesine dayanamadığım konu, bu işte... Tamam bir çok konuda algılayışı kıt ve cahil olabilirim ama bu konuyu, önce yıllarca kendi kişisel tarihinde çözümlemek için debelenmiş ve sonra onunla sokağa çıkmış biri olarak bana bu kadarcık şeyi de hak görün canım. İşte sorunu yaşayan biri olarak sahiplenmeye çalışıyorum, kendi laf kalabalıkları arasında söndürmesin bir kaç insan diye. Yanlış mıyım?Türkiye'de yaşantı -kimi komik insanların söyledikleri gibi Kaos'a doğru (!)- sürüklenirken, değişen şeylerin arasında eşcinselliğe bakış da vardı. Hatta ne yalan söyleyeyim bir çok şey kötüye doğru giderken, eşcinsellik daha farklı bir yol izledi, şimdi bunun sosyo-politik gerekçelerine girmeyeyim, bunu sosyologlar düşünsün; heh hee şaka şaka... Yani Batı Avrupa ve Birleşik Devletlerde daha eski yıllarda olduğu gibi gelişince büyükşehir ve üniversite kültürü Türkiye'de, ailelerinden ayrılıp bu kentle
re okumaya gelen gençler suyun akışının yönünü değiştirdiler, bir çok kişi bunu planlayarak yapmadı, hatta planlayarak yol alanların çabalarından çok farklı girişimlerle geldi bu noktaya Türkiye'de eşcinselliğe bakış. İnsanlar kendi cinselliklerini tanıma fırsatı edinirken onu özgürce yaşayabilme fırsatından yoksun kaldılar, ama bir kere kendilerini tanıdıktan sonra bundan pek de vazgeçemediler. Kimi ailesiyle boğuştu, kimi arkadaşlarıyla. Ama üç yıl önce açıldığım insanların hayatlarında ilk gördükleri eşcinsel benken, geçen sene taşradan büyükşehre okumaya yeni gelmiş kuzenime söylediğimde bana "Lambda İstanbul'u biliyor musun peki?" diye sorması, sadece küçük bir örnek olmaktan çok öte. Aradan bu kadar az yıl geçmesine rağmen insanlar okullarında, yaşadıkları yurtta eşcinsellerin bulunduğu ön bilgisini edindiler. Artık kimsenin ilk tanıdığı eşcinsel ben değilim, bunu duymayalı çok oldu. Evlerde ya da başka mekanlarda yapılan eşcinsellik sohbetlerinden nasibini almayan öğrenci kalmamıştır heralde ülkemizin büyük şehirlerinde. Sakın bana "Eeee!..." demeyin, bunun neden "Eeee!..."lik bir çözümleme olmadığını anlatacak kuramsal cümlelerim yok çünkü.Bu yıllarda bayağı sayıda insan lezbiyenlerin erkek minyatürü, gaylerin de kadın minyatürü olmadığını öğrendi; eşcinselliğin sadece seks değil aynı zamanda aşk, başkaldırı, kendini anlama çabası, kendini gerçekleştirme çabası, kısacası kendine özgü bir varoluş olduğunu anladı. Zeki Müren, Bülent Ersoy ya da Huysuz Virjin dendiğinde insanların kafasında sadece beceri
ksiz bir karikatür canlanıyor, hayatta "bir kendi, bir de Zeki Müren" var sanan erkek eşcinsellerin sayısı eskiden az artık (valla ahkam kesmiyorum); tabi kadın eşcinseller bu kadar şanslı değiller ya, konuyu saptırmayayım. Ama bunlar daha ilk yıllar, insanların karşısına geçip "sen ne diyorsun yahu, binlerce önyargı sıralıyorsun ama ben varım işte, tek başıma bile olsam -ki değilim- bu benim, bu benim kendi gerçekliğim; senin kafandaki şu şu vede bu önyargı tamamen asılsız, yıllarca kandırılmışsın" demek henüz atılan ilk adımlar, belki de kolay olanları; neyse yazımın konusunu düşündüm de bu belki fazla... İnsanlar da aptal değiller sonuçta, hakkında hiçbir şey bilmedikleri bir konuda gerçekliği ta kaynağından dinleyince o kadar da mızmızlık yapmıyorlar... ama mızmızlanmamaları acaba doğru noktada olduklarını gösteriyor mu (oh bee, nihayet asıl konuya girebildim, zaten ortaokulda da beceremezdim)? Göstermiyor, çünkü kişisel ve toplumsal tarihler boyunca birikmiş önyargılar, öyle semer gibi çıkarılıp atılamıyor sırttan. İnsanların konuştukları cümleler değişiyor konu eşcinsellik olunca, "canım bu da onların özgürlüğü... ne diyorsun sen, neler de söylüyorsun, benim eşcinsel bir arkadaşım var ve de hiç de senin tarif ettiğin gibi insanlar değiller, benim arkadaşım üniversitede okuyor ve iki senedir sevgilisiyle birlikte oturuyor, ay ne tatlı kızlar bir görsen, aaa geçen gün başlarına ne gelmiş biliyor musun... ay çok tatlı insanlar şu gayler, bir keresinde bir tanesiyle sabahlamıştık, bir erkeğin sana asılmadan seninle muhabbet etmesi çok farklı canım, bana geçenlerde yaşadığı bir aşk hikayesini anlattı, ay ne değişik şeyler yaşıyorlar bilemezsin... tüm kadınlar şöyle şöyledir- saçmalama ben hiç de öyle değilim- ee ama sen lezbiyensin(?)... çok duyarlı insanlar, çok inceler, benim bayağı eşcinsel arkadaşım var... eşcinsellere de özgürlük... tamam sizi anlıyorum ama yanımda kız arkadaşınla öpüşmesen olmaz mı?- sen benim yanımda erkek arkadaşınla öpüşüyorsun ama- (?)... senin yanında dolaştığım için beni de gay zannedecekler, bir şey değil kısmetim kapanacak..." Bunları ya da benzerlerini duymuşsunuzdur hadi canım, artık insanlar erkek eşcinsellerin penislerinin kalkıp kalkmadığını ya da kadın eşcinsellerin nasıl olup da penissiz sevişebildiklerini değil, bunları konuşuyorlar. İyi mi, eskisinden iyi tabi; doğru mu, şüphesiz hayır.Artık sohbetlerimde üç yıl öncesinde olduğu gibi eşcinsellerin öldürülmesi gerektiğini, ya da daha ılımlı olup da iyileştirilmesi gerektiğini savunanlarla karşılaşmıyorum pek, en olumsuz tavır "tamam sizi anlıyorum, çok sorun yaşıyorsunuz ama bunun özgürlük mücadeleriyle ne ilgisi var, etrafımızda bunca sorun dururken" filanvari oluyor. Buna da şükür (!), en azından birileri birşeyleri anlıyorlar ha!... Ama eşcinsellerin özgürlük istemlerinin
boyutlarını anlamak "onların ne de duyarlı, iyi ve de hoş insanlar olduklarını" konuşmaktan geçmiyor. Bunlar artık eskisinden daha çok midemi bulandırıyor, çünkü bunları konuşanlar eşcinselleri, sorunlarını, mücadelelerini ve de bilmemneleri anladıklarını sanıyorlar, iddia ediyorlar. Eşcinsellere insanlar hakkında dedikodu yapma çerçevesinde yaklaşıyorlar, o nedenle ya benim durup durup "ama benim eşcinsel bir arkadaşım var, ve de.." nımnımlarını tekrarlamam. Ah gözü batasıca hoşgörü.... Öhhö öhööö... Evet... küfür için isterseniz kusura bakabilirsinz, hiç gocunmam, bizim duyarlı olduğumuzu söyleyenler kadar mücadelemizde agresif olduğumuzu söyleyenler de var... n'apalım canım yaşadığımız acılarla hakettik bunları, hatta Aktüel ve benzerleri "gündüz gay, gece bey" gibi manşetler atmaya devam ettikçe biz de agresifliğimize devam edeceğiz, çok görmeyin yahu...Eşcinselliğin heteroseksüellikten hiç farkı olmadığını ve de aynı zamanda çok farkı olduğunu anlamalarını istiyorum ben. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz, bir insana Kürt olduğunu unutarak yaklaşmak ve ardından onun Kürt'lüğünü (tarihini ve şimdisini) hiç unutmamak. Bunu yaşayabildiniz mi hiç, başkasını (ötekini) kabul etmeyi ve onu anlamayı. Hiç kolay değil, göründüğü gibi değil yani. Ne var, işte insan
insandır, ha Kürt, ha Alevi, ha eşcinsel... ha hepsi birden... ama Kürt, ama Alevi, ama eşcinsel... ama hepsi birden...Ben küçük ve de safkenki anne-kız tartışmalarımda anneme yeryüzünün çok geniş, tarihin de çoook uzun olduğunu, ve aynı anda ve farklı zamanlarda insanların çok değişik kültürlerde yaşadıklarını, ve her yer ve zamanın pek çok kereler birbirlerine taban tabana zıt değerleri ve yasakları olduğunu, dolayısıyla kendi yaşadığı şimdiki zaman ve mekandaki doğrulara böyle körükörüne sarılmasının
insanlık tarihine haksızlık olduğunu anlatmaya çalışırdım. Saflığım şimdi artık bu şekilde düşünmediğim anlamına gelmiyor, annem konusunda saflık etmişim. Geçelim... Eşcinseller hakkında önyargısız olmak onların asla partnerlerini aldatmadıklarına inanmaktan, kızlarının harbi, erkeklerinin de duyarlı olduğunu düşünmekten geçmiyor. Onları kabul etmek ve anlamak için hayatta yaşanan ne varse lezbiyenlerin ve gaylerin de bunları yaşayabileceğini farketmek gerekiyor; kendimizi (kendinizi) eşcinsellerin özgürlük istemlerini hakedecek denli iyilikte olduklarına ikna etmeye çalışmam(n)ız beyhude... Aman... Agresifmiş gibi yazıyor olmayayım diye, biz mi siz mi diyeceğimi şaşırdım doğrusu. Mesela ilk olarak burada ne demek istediğimi anlamaya çalışarak başlayabilirsiniz. İster istemez siz "siz"siniz. Ama bir lezbiyen "siz" dediğinde tedirginlik duyabiliyor veya duydurulabiliyor. Çünkü insanlar seni kabul etmek için o kadar da çok "siz"li "biz"li olmak istemiyorlar. Onlar sana gayet iyi niyetli yaklaşıyorlar ya. Daha ne istiyorsun da, şımarıklık yapıyorsun... Aslında ben verilenden fazlasını istiyor değilim, verileni sevmiyorum zaten, hoşgörüyü. Ve de verilen, bu kadar benimle ilgili iken, bu konuda edilgen olmayı sevmiyorum, hiçbirimiz sevmiyoruz. Biz sizlerin hayatında bir değişiklik değiliz, biz kendi hayatımızız. Ben kimsenin bana hoşgörü göstermesini istemiyorum, ben her tür medyada yüceltilen kadın-erkek aşkının benim yaşantımda yarattığı baskının anlaşılmasını istiyorum. Bir filme sırf lezbiyen filmi diye gittiğim zamanki coşkum "ne abartı" diye karşılanmadan önce bir miktar düşünülsün istiyorum.Bu yazının başlığının "Homofobinin diğer yüzü" olması uydurma değil. Homofobi sadece "eşcinsel insanlara ve eşcinselliğe duyulan tedirginlik" diye açıklanamaz. Homofobi, eşcinselliği olduğundan farklı anlama yönelimidir, çünkü bu yönelimden kaynaklanan algılanış nasıl olursa olsun yanlıştır. Birileri bizim "iyi" olduğumuzu düşünüp, kendini bizim hakkımızda bununla ikna ediyorsa bu yanlıştır. Bizi küçükken anneme verdiğim öğüdün çerçevesinde anlamak gerekir, işte homofobi o zaman devre dışı kalır. Ta derinlerden gelen önyargıların şekil değiştirip insanca haller alması değil eşcinsellerin özgürlük istemi. Eşcinsellerin sizden istediği onların eşcinsel olduklarını hiç hatırla
mamanız ve onların eşcinsel olduklarını asla unutmamanız. Kimdi söyleyen, nasıl biriydi hatırlamıyorum ama biri "insana dair hiçbirşey bana yabancı değil" demişti. Belki de bizim isteğimiz, bu cümlenin laflıktan çıkması. Sakın bundan heteroseksüellerin eşcinsel olması gerektiğini söylediğim gibi bir sonuca varmayın, çünkü nasıl bir eşcinsel zorla heteroseksüel yapılamazsa, bir heteroseksüel de eşcinsel yapılamaz. Bir ev ödevi: siz nasıl heteroseksüelliğinizi farkında olmadan 24 saat taşıyorsanız, eşcinsellerin de neden 24 saat eşcinselliklerini taşımak istediklerini anlayın. Evet yine agresif bir cümle değil mi? İyi size yeni bir ev ödevi daha: bu cümlelerin neden agresif olduğunu da anlayın...