İngiliz Askeriyesinde İBNE Kadın Avı

ARZU/İSTANBUL

16. yy.'da Engizisyon tarafından yakılmak üzere cadılar aranırdı, ama ne arayış, yaşadıkları yerler, didik didik edilir, okudukları yazdıkları her şey kurcalanır, dinlemeden anlamadan oracıkta yakılır yada Engizisyon mahkemesinde yargılanarak (!), daha farklı bir şekilde cezalandırılırlardı. Ya bir kafes içine kapatılır, açlığa mahkum edilip kemikleri çürüyünceye dek bırakılırlar ya da Nürnberg Bakiresi denilen hayati hiçbir organa değmeden acı içinde yaşayacağı içi çivili bir sandığa konulurlardı. Biçim ne olursa olsun hepsinin sonu insafsızca yok edilmekti. Tanrı adına, kitap adına, düzen adına ya da sadizmin öne alınmaz insafsızlığı adına ya da din adamlarının kıçının keyfine ya da her neyse...
Size bu yazımda, eski çağlarda Engizisyon mahkemeleri ve tutumlarını anlatacak değilim, çünkü bunlar günümüzde hala yaşıyorlar! Ve cezaları da Nürnberg Bakiresi ya da yakılmak gibi şeylere benzer, sadece isimleri değişik, yer değişik, kişiler değişik. Tavır aynı, acı aynı, haksızlık aynı. Olay, yine Engizisyonun doğduğu topraklarda, Avrupa'da geçiyor.
İşini seven ve onu çok iyi yapan, bu uğurda yıllarını veren bir insan düşünün... Gayet iyi sicili olan bir asker, üstelik ordu gibi erkek işi olarak görülen, kadınlara pek fazla sıcak bakmayan bir ortamda başarıyı elde etmiş ve yükselmiş bir yüzbaşı bayan, güzel, akıllı, başarılı; mesleğinde oldukça iyi, kimsenin hakkını yememiş, günlük hayatta kırmızı ışıkta geçmeyen, trafik kurallarına uyan bir genç hanım, her şeyiyle normal. Yani oldukça zararsız (kesinlikle tipim değil ya...) ama askeriye için o, ordudan kesinlikle atılmalı, çünkü yukarıda saydığım tüm bu örnek davranışlar onları ilgilendirmiyor; tüm iyi özelliklerini silecek bir özelliği var hanım kızımızın, yatağını bir erkek ile değil bir kadın ile paylaşmayı tercih ediyor! Yani o bir LEZBİYEN.
Soruşturmacı, 1970'li yıllarda İngiliz ordusunda lezbiyen avı yapan, ordunun komisyon ve soruşturmacıları lezbiyenlerin üstüne salan bir tutumu yıllar sonra ekrana getirmeyi hedeflemiş bir tv filmi. Filme konu olan ana karakter lezbiyen olduğu için ordudan atılan gerçek biri ve yaşıyor. Deyim yerindeyse film ve olaylar, ordunun yakasından tutup hesap soruyor. Çünkü olaylar sadece ordudan onca insanın atılmasıyla sınırlı değil, atılış biçimleri de çok iğrenç.
Başrolünü Helen Baxendale'in oynadığı (Kumral, hoş bir hatun, beni tutar) film, son karesinde olayın asıl kahramanına yer veren biyografik bir yapıda. Onun sözlerini İngilizcem yettiğince çevireceğim. Tabi tüm filmi anlatacak değilim, önemli olan da bu değil zaten.
Askerler tatbikat yapıyorlar, bayan askerler de bu işin içinde. Tatbikat sonrası büyükbaş bir asker, bayan askere yaklaşıp (esas kıza yani) ona "Orduda bazı kızların sapık, iğrenç ilişkileri olduğu hakkında duyumlar alıyoruz. Lezbiyen olan bu iğrenç yaratıkları şerefli ordumuzdan ayıklamalıyız, bu yüzden, onları bulup, ordudan ihraç etmek için sizi soruşturma ile görevlendiriyoruz" der. Yüzbaşı bayan, üslubu pek beğenmese de, peki der. Yatakhanedeki kızların mektupları, özel resimleri, kısacası her şeyleri didik didik edilir ve suçlu bulunanlar askeri lezbiyen avcısı komisyon önüne çıkarılır. Komisyonda iki erkek vardır, yüzbaşı bayan ve kurban da aynı odada yer almaktadır. Erkeklerden biri sanki kendisini otuz bir çekme durumuna hazırlarcasına şeyler söyler: Kız sevgiline kaç parmağını soktun, onu öperken dilini ne kadar ittin, onun cinsel organını dilinle uyardın mı? Orgazm oldun mu? Onu tahrik etmek için neler yaptın? gibi alaylı ve oldukça özel sorularla hem 'kurban'ı sıkıştırıp hem de sadistçe bir zevkle onu aşağılamaya başlayınca, bunun basit bir soruşturma olacağını sanan bayan yüzbaşı, tepkiler verir ve kurbanı dışarı çıkarır. Bu olayın çok aşağılayıcı olduğunu buna hiç gerek olmadığını söyler, ama komisyon görevlilerinin cevabı ilginçtir: " Tabi ki gerekli değil, amaç biraz eğlenmek, nasıl davranırsın ki pis bir lezbiyene, bunların canını yakmak lazım, hatta onları gerçekten yakmak lazım, pislik hepsi bunların" derler.Olaylar, ordudan pis lezbiyenleri avlamakla, kaç tane parmak soktun, onu iyi becerdin mi, geldin mi? gibi iğrenç tavırlı sorularla ve haksız tutumlarla geçer ama önemlisi şu ki yüzbaşı bayan da kendisinin de aslında gizli bir lezbiyen olduğunu keşfeder, bayanın birine aşık olur, yapılan soruşturmanın iğrenç ve çok aşağılayıcı olduğunu, tıpkı bir cadı avı gibi ilkel bir tarzla geliştiğini savunur. Bazı lezbiyen askerleri korur, mektupları görmezden gelir, sevgilisinin resmine gizli bakar çünkü biri bunu görürse yargılanmadan infaz olacağını bilir. Asla ben bir lezbiyenim demez, namlular kendi üstüne dönünce, bu kez onun mektupları, özel eşyaları, sanki bir katil yada bir casusmuş gibi alaşağı edilir. Gören onu birinci derecede suçlu bir vatan haini sanır, çünkü bu aramalar, hiç ummadığınız bir anda evinize bir baskın mahiyetindedir abartısız. Orduda bir lezbiyen olmak, casus olmaktan daha kötüdür!. Ve tabiki bayan yüzbaşı, ordudan atılır. Filmin son karesinde, olayın gerçek kahramanı konuşur: "ordudaki bu tutumların abartısız doğru olduğunu ve her lezbiyene böyle davranıldığını" söyler. Ve ekler, "orduya on tertemiz yılımı verdim, hiçbir hatam olmadı,görevlerimi eksiksiz ve başarıyla tamamladım bu sicilimde sabittir. Lezbiyen olduğuma dair deliller vardı ama kesinlik yoktu. Onlara bir lezbiyen olduğumu asla itiraf etmedim ama onlar benim on yılımı çöpe atıp, sırf lezbiyen olmam düşüncesiyle askerlikten ihraç ettiler Ve film biter, kısa bir yazı:"İngiltere, ordudan halen eşcinsel ihraç eden tek Avrupa Birliği ülkesi. Bu insanlık dışı tutuma karşı birleşin, cinsel seçimleri ne olursa olsun, insanların yaşam hakkı kutsaldır ve işten, görevden alınmaları için cinsel seçimleri gerekçe gösterilemez." Gerçekler mi filmden, filmler mi gerçekten alınır? Bunun yüzdesi kaçtır? Bilemem ama bilmek istediğim şey sanırım hepimizin bilmek istediği şeydir: Bu Engizisyonca tutumlar, bu cadı avı nasıl ve nerede tarihe gömülecek? Yoksa haklarımızı kazanmak için Nürnberg Bakiresine mi girmeliyiz? Alanlarda bir kaçımızı sallandırınca mı hepsine ha siktirin lan diyeceğiz? Görülen şu ki tarihe gömdüğümüzü sandığımız, Engizisyon tavrı, içten içe sinsice yaşıyor. Kimimizi işten attırarak, kimimizi soyguna uğratıp, karakollarda mağdur duruma düşürerek ... Ben kendi adıma hepsine ha siktiri çekiyorum! Gerisi bize kalmış!
Hosted by www.Geocities.ws

1