COŞKUN/İSTANBUL
'93 yılının sonbaharıydı. Eşcinsel bir arkadaşımla birlikte Taksim parkındaydık. Belediyenin sanatsal etkinlikleri çerçevesinde, açık havada müzik dinliyorduk. Müziği dinleyen hatırı sayılır bir kalabalık vardı ve kalabalıktan ayrı tekil duran, mütevazi giyimli ama yüzünden, kibar ve ölçülü davranışlarından hem asilliği ve hem de gay olduğu belliydi o
sevimli, tombiş yanaklı, otuzbeşlerindeki adamın.Evet o sendin Keysi.
O kadar bizden biri gibi duruyordun ki önce seni Türk sanmıştık. Çekinerek sana saati sorduk. Bize Türkçe bilmediğini söylediğinde önce şaşırmış, sonra sana inanmıştık. Sanırım bize güvenmediğin ve niyetimizi öğrenmek için çok az Türkçe bildiğini söylemiştin. Sadece kendini korumak amacıyla, böyle zararsız bir yalana başvurmuştun ama gerçekten, sıradan bir Kürt'ten daha iyi Türkçe konuţ
abiliyordun Keysi.Kafe Borsa'da oturup çay içerke
n, konuşmalarımız İngilizceydi. İstanbul'da İngilizce öğretmenliği yaptığını söylediğinde çok sevinmiştik. Çünkü seninle düzenli bir dostluk kurabilecektik. Sen de bize güvenmiş ve bizden hoşlanmış olmalıydın ki gözlerinin içi ışıl ışıl gülerken, ara ara Türkçe de konuşmaya başlamıştın. Arkadaşımla ben bir kez daha şaşırdık ama ne çok sevmiştik seni Keysi.Semt olarak Kadıköy'ü sevmiştin ve orda bir ev kiralamıştın. Ama itiraf etmiştin ki aklın, Aksaray ve Yenikapı'daki birahanelerde; sıradan, halktan ama sıcak kanlı insanların, özellikle doğuluların yoğun olduğu bu semtlerdeydi. Boş vakitlerinde Kadıköy'den vapurla karşıya geçer, aynı akşam hem Aksaray hem de Taksim'i dolaşır, sıradan birahanelere girer, sanki onlarla beraber büyümüşsün gibi, esmer doğulu
insanların arasına karışır, onlarla birlikte bira içerdin. Engin alçak gönüllülüğünle, sesiz ve zararsız halinle bir kelebek gibi süzülürdün o maço erkeklerin arasına. Onlar da sevmiţlerdi seni, benimsemiţlerdi.Bir gece ikimiz, yine Yenikapı'daki birahaneleri dolaşıyorduk. Senin üzerinde koyu yeşil kadife pantolon, kahverengi mont ve siyah bir kazak vardı. Koluna girmiştim. Sıcaktın Keysi. Hatırlar mısın, bazı birahanelerin önünden geçerken genç, esmer garsonların seni tanımalarını ve seni selamlayıp, ha
l hatır sormalarını nasıl da kıskanmıştım. Çünkü ben, Aksaraylı olmama rağmen korkar, tek başıma buralara gelemez ve o esmerlerle tanışamazdım. Sen bunu, hem de bir Avustralyalı olarak nasıl başarmıştın Keysi.Konuşmayı sevmezdin. Daha çok dinlemeyi ve insanları seyretmeyi severdin. Aldığın yüksek eğitimi ve asilliğini onlara hiç sezdirmezdin. Belki de onların o çok doğal, basit dünyalarını etkilemek, örselemek istemediğin için böyle davranırdın. Çünkü sen, onların doğal ve basit dünyalarını sevmiştin. Eve
t sevmeseydin, cennet bahçesi yeşil Avustralya'dan gelip çöp kokan Aksaray'ın ara caddelerindeki yaşama girmezdin.Arasıra sana telefon açardım. Ben İngilizce konuşurdum sen ise Türkçe. 'Alo' deyince sesimi hemen tanır çocuklar gibi sevinirdin. Başkaları sana telefon açmaz mıydı yoksa, benden iyi bildiğin bu şehirde çok mu yalnızdın Keysi?
O yılbaşı beni evinde vereceğin küçük partiye davet etmiştin. Çok heyecanlanmıştım. Çünkü yılbaşı partilerine alışık değildim ve her yılbaşında evde ailemle oturur, gece 24'de tv'deki Zeki Müren'in şarkılarıyla yeni yıla girerdim.
Yılbaşı akşamı, arsız bir arkadaşımla sana gelirken, vapurda duyduğumuz heyecanın nedeni, bizimle tanıştıracağın arkadaşlarını görme arzusuydu.
Mütevazi döşenmiş evine vardığımızda, diğer konuklarınla tanışmıştık ve ben itiraf etmeliyim ki Keysi, hayâl kırıklığına uğramıştım. Arkadaşlarından hiçbiri benim tipim değildi. Fakat ilerleyen saaatlerde isterik krizlerimiz, abazalığımız, şişirdiğimiz prezarvatiflerle şen şakrak bir atmosfer yaratmıştık ve unutamayacağımız o güzel gecede, bazı güzel dostlukların da temellerini atmıştık.
Duvarda, ondokuz yaşındaki mavi gözlü, sarışın, uzun boylu bir gençle öpüşürken ve aynı yatakta uzanmış birlikte yatarken çektirdiğiniz resimler vardı. Gerçekten de yakışıklı bir gençti ama mavi gözlü ve sarışındı ve bu, sizi kıskanmamı engellemişti. Partide o çocuk yoktu. Altı aydır tanıdığın bu işsiz genç hakkında fazla konuşmak istemedin ve sadece utangaç ve kıskanç olduğunu söyledin.
Gecenin ortasında, "parti bitti, kim nerde uyursa uyusun, kimse yatağıma gelmesin" diyerek çift kişilik yatağında tek başına uykuya dalarken, içinden geldiği gibi davranmış, göstermelik, sahte ev sahipliği rolünü oynamamıştın. O gece orda tanıdığım bir gayle, tek kişilik divanı paylaşmıştım. Onunla saatlerce öpüşmüş birbirimizin popolarını avuçlamıştık ama sonunda, ikimiz de ereksiyon olamayacağımızı itiraf ederek, onunla birbirimize sarılmıştık ve yeni yıla cinsel partner olarak uykusuz girmektense, iki kız kardeş olarak girmeyi tercih
etmiştik.Sabah sen bir tas mercimek çorbasını kaşıklarken biz odanda komidin üzerinde duran kimliğini görmüş ve okumuştuk. Koç Üniversitesinde okutman olduğunu ve gerçek adının Keysi olmadığını öğrendiğimizde bizi bir kez daha şaşırtmıştın.
İki ya da üç ay sonra bir akşam seninle Taksim'de buluşmuştuk. Yine rehber sendin. Bir kaç tane gay barı gezdikten sonra Koloni'ye girmiştik. Kalabalık ve güzel bir ortam vardı. Ben, polis okulunda okuduğunu söyleyen bir esmerle kırıştırıken, sen elinde biran, her za
manki sakin hâlinle insanları seyrediyordun. Gecenin sonunda ben evime dönerken sen, yurtdışında bulunmuş esmer ama çok da beğenmediğin birini alıp evine gitmiştin.Birkaç gün sonra bir akşam, seni telefonla aradım. Yine sesimi duyduğuna sevinmiştin. Duvarda resmi olan arkadaşınla yemek yiyip, içki içiyor olduğunuzu söylemiştin ama sanki biraz sıkıntılı gibiydin. "Onu neden Taksim'e getirmiyorsun, tanışırdık" dedim. "Olmaz, hem utangaç ve hem de kıskançtır, Taksim'e gelmez" dedin. Odanın içinden yükselen b
ağırmasını duyunca telefonu görüşürüz diye kapattık ama bir daha hiç görüşemedik Keysi.Ertesi akşam seni telefonla aradım ama cevap veren yoktu. Romanya'ya kayak yapmaya gideceğini söylemiştin, oraya gittiğini sandım.
Ve bir kaç gün sonra bir sabah erken
, yılbaşında senin evine birlikte geldiğim arkadaşımın telefonda buz gibi soğuk sesini duydum.Senin öldürüldüğünü söylüyordu. Koştum bir Hürriyet gazetesi aldım. Üçüncü sayfada iki resmin vardı Keysi. Birisi pembe yanaklı, tombiş ve gülen yüzün. Diğeri ise, yatağında uzanmış, başına şişeyle vurulup, onbeş yerinden bıçaklanmış cansız bedeninin resmiydi. Şoka girmiştim Keysi, gözlerimden yaşlar dökülüyordu. Bir avuç para için mi canım dediğin o câni, canını almıştı.
Gazetenin manşeti, (Özür dilerim Keysi) "öğretim görevlisi sapık teklifinin kurbanı oldu" şeklindeydi.
Çok uzun zaman sonra, Koloni'den alıp eve götürdüğün genci gördüm Taksim Borsa'da. Oturup, bir kez daha ağladık Keysi. Onunla seks yapmamışsınız o gece. Ona sarılarak duvarda resmi olan çocuktan yani sevgilim diye bahsettiğin çocuktan korktuğunu, hem de çok korktuğunu ağlayarak anlatmış ve beni yalnız bırakma diye ona yalvarmışsın. Bunları duyduğuma inanamıyordum ve artık iş işten geçmişti. Neden, ama neden bunlardan bize hiç bahsetmemiştim Ke
ysi.Dünyanın öbür ucundan gelmiş, bilginle öğrencilerini bilgilendiriyor, dostluğunla bizi mutlu ediyor ve bu toplumun kültürüne, insanlarına saygı ve sevgi göstermekten başka hiç bir suç işlemiyordun. Bir güvercin kadar nazik ve zararsızdın.
Evet özür dilerim Keysi;
Sana gerçek dost olamadık, neşeni paylaştık ama kalbimizin kapılarını sana tam olarak açamamış olmalıyız ki Koloni'den alıp eve götürdüğün, tanımadığın bir insana anlattığın korkularını ve sıkıntılarını bize anlatamadın. Üstelik, gazetelerdeki ölüm haberinin ardından, korkak birer tavşan gibi evlerimizde saklandığımız, mahkemeyi takip etmeyip, gerçeği haykırmadığımız için senden özür dilerim Keysi.
Vermiş olduğun bilimsel hizmetlere rağmen can güvenliğini temin edemeyen ülkemiz adına özür di
lerim Keysi.Çok sevmene rağmen, sana yalnızlık çektiren bu şehir adına özür dilerim Keysi
Kangurular ülkesinden kucak dolusu sevgi getirdiğin bu iki yüzlü toplum adına özür dilerim Keysi.
Seninle yaşayıp aylarca maddi ve manevi yönden seni sömürdükten sonra daha fazlası için, seni öldürebilen o vahşi hayvan, o câni ve o psikopatla aynı milliyetten olduğum için özür dilerim Keysi.
Seni bir katilin ifadesiyle yargılayıp, sapık teklif kurbanı sayan patavatsız ve gayri ciddi basınımız adına özür dilerim Ke
ysi.Karşılıklı anlaşarak paylaşılan eşcinsel yaşamı, canı sıkılınca, "sapık teklif" diye adlandırıp, bu lafın arkasına sığınarak; gerçekte bambaşka bir gerekçeyle eşcinseli öldüren katile ceza indirimi yapan hakimlerimiz adına özür dilerim Keysi.
Örgütl
enip tek ses ve tek güç olmaktan aciz olan yüzüne fırlatılan hetero tükürüklere yarabbi şükür diyen ve eşcinselliği bir günah gibi yaşayan eşcinsellerimizin bilinçsizliği için senden özür dilerim Keysi.Bizi affedebilir misin. Sö
ylesene yoksa sen bize dargın mısın Keysi.Hayır sanmıyorum. Sen insana darılamayacak kadar insan sevgisiyle dolusun. Ama yüzünü görebiliyorum. Mercimek tanesi kadar ince gözlerin maviş maviş bakıyor ve sadece gülümsüyorsun. Kaderine mi yoksa halimize mi?
Seni çok özlüyoruz Keysi.