GL KİTAPLIĞI
Dostluğa Dair, Michel Foucault, Hil Yayın, 1994.
Fransız düşünür Michel Foucault eşcinsellik ve eşcinsel yaşam tarzları üzerine kafamızda yeni soruların oluşmasına katkıda bulunuyor: “Yalnızca seks yapabilmek amacıyla -ki bu çok kolay- kurulmuyor ilişkiler tersine, insanlar tam da dostluklar üzerinde yoğunlaşıyor. Cinsel pratikler yardımıyla bir ilişki biçimi nasıl oluşturulabilir? Eşcinsel bir yaşam tarzı geliştirmek mümkün müdür? Yaşam tarzı kavramı bana önemli geliyor. Artık toplumsal sınıflara, meslek gruplarına ya da kültür düzeylerine bakılarak değil, bir ilişki biçimine, yani “yaşam tarzına” göre belirlenen, daha incelmiş ayrımların yerleştirilmesi gerekmez mi? Bir yaşam tarzı, yaş, statü ve soyal etkinlikleri bakımından farklı olan b
ireylerce paylaşılabilir. Kurumlaşmış hiçbir ilişkiye benzemeyen yoğun ilişkilerin oluşmasını sağlayabilir. ve inanıyorum ki, bir yaşam tarzı, bir kültürün ve etiğin doğmasınım sağlayabilir. “İbne” olmak, eşcinselliğin psikolojik özellikleriyle ve gözalıcı maskeleriyle özdeşleşmek anlamını taşımaz. Bu bir yaşam tarzı belirlemek ve onu geliştirmeye çalışmak demektir.”
Gece Gibi Geçiyorum, Jonathan Ames, İletişim Yayınları, 1993.
Alexander Vine, gündüzleri New York'un Dört Mevsim lokantasının iki numaralı kapıcısı olarak çalışır, zenginlere taksi çağırıp onların bahşişlerini cebe indirir, bunlarla karnını doyurur. Geceleriyse kenti arşınlar; raslantı, tehlike, cinsellik ve kurmacanın yurdu olan Kent'i. Jonathan Ames'in Kuzey Amerikalı "Aylak Adam"ında, Gece Gibi Geçiyorum'un genç erkek kahramanında dünyanın bütün kentlerinde yaşayan genç erkek ve kadınlardan bir şeyler var. Belki de daha fazlası: Karşıtlıklar ve onların zenginliği. Cinselliğin karmaşası ama onu algılayıştaki mutlak doğallık, her şeyi anlatır
ken takınılan inanılmaz serinkanlılık ama köklerinden kesinkes kopmuşluk ama gene de kopamayış...
Beyaz Kitap, Jean Cocteau, AltıKırkBeş, 1997
Toplum dışına hatta yeraltına saklanmak zorunda bırakılmış gizli bir kültür üzerine, belki de aşk ve yaşam üzerine yazılmış küçük bir kitap. "Ne kadar geriye, hatta zihnin henüz duyuları etkilemediği yaşlara gidersem gideyim, oğlanlara duyduğum aşkın izlerine rastlıyorum. Güzel cinsellik olarak adlandırmayı meşru bulduğum güçlü cinselliği her zaman sevdim. Ender olanı bir suç olarak mahkum eden ve bizi eğilimlerimizi yeniden biçimlendirmek zorunda bırakan bir toplumdan geldi mutsuzluklarım... Aşk beni yıkıma uğratıyor. Sakinken bile bu sakinlik sona erecek diye titriyorum ve bu kaygı herhangi bir tatlılıktan zevk almamı engelliyor. Herhangi bir pürüz her şeyi silip süpürüyor. Her şeyi en kötüsüne bağlamamak olanaksız. Yalnızca bir yanlış adım sözkonusuyken, hiçbir şey ayaklarımın yerden kesilmesini önleyemiyor. Beklemek bir işkence; sahip olmak da, elimdekini kaybe
deceğim korkusu yüzünden bir başka işkence."
Kızgın Damdaki Kedi, Tennessee Williams, Nisan, 1997
İki erkek arasındaki adı kon(a)mamış aşk. Korkular. Korkular yüzünden kesişebilecek hayatların asla buluşamaması. Tennessee Williams bize aşkın asla normal olamayacak kadar ender rastlanan bir şey olduğunu söylüyor. "İki insan arasında sahte olmayan her ş
ey normal olamayacak kadar enderdir."
Blue, Derek Jarman, Nisan, 1995
Jarman'ın son filmi olan "Blue"da hiçbir şey yok, tek bir görüntü bile. Sadece mavi bir kare. Saf, el değmemiş film; algılamanın mutlaklığı. AIDS hastalığının son aşamasında görme duyusunu yitiren Jarman bu filmi saf mavi tuvallerin ressamı Yves Klein'a adamış, çünkü o da Klein gibi "Sanatçının göze görünenden çok daha fazlasını görebileceği" kanısında. Ölümü ile hesaplaşıp onunla barışmış büyük bir sanatçının, şaşırtıcı sadelikte ve durulukta tek bir jestler sanatın sonsuz imkanlarının neler olabileceğini göstermesi "Blue". Gözleri Maviden kamaşarak.
"Güneşin sabırsız gençleri
Sayısız ren
kle yananTaraklar geçiriveriyorlar saçlarından
Banyo aynalarının karşısında
Birbirlerinin içinde eriyerek ve modaya uygun düzüşüyorlar
Zümrüt yeşili lazer ışınlarının içinde dansedip
Nükleer üreticilerden fışkıran spermlerle
Sayfiye çarşaflarının üstünde çiftleşiyorlar
Ne günlerdi onlar.
Med cezir ile birlikte karanlık çöküyor
Yıl takvimden kayıyor
Öpüşünün alevi yükseliyor
Gecede çakılmış bir kibritin
Alevi yükseliyor ve sönüyor
Uyuklamam bölündü
Bir daha öp beni
Öp beni
Bir daha öp beni
Bir daha
Yetmiyor hiç
Obur dudaklar
Veronika mavisi gözler
Mavi gökler."