Kimlikten Sonra

 

URVASHI VAID

 

"İnternette gezinirken gözümüze 'gay ve lezbiyen kimliği' üzerine hoş bir yazı ilişti. 'Nasıl bir hareket' sorusuna verilen yanıtları zenginleştireceğini düşünerek sizlerle paylaşalım dedik."

 

1950’lerden beri gay ve lezbiyen hareketi üç temel kültürel başarı kazandı. Birincisi, (1973’te Amerikan Psikiyatri Derneğinin eşcinselliği ruhsal hastalıklar listesinden silmesiyle) psikiyatrinin bizim doğal, normal ve sağlıklı insanlar olduğumuzu kabul etmiş olması. İkincisi, bizim varlığımızı inkar eden heteroseksüel kültürün biz kabuklarımızı kırıp görünür oldukça baskıcı etkisini yitirmesi. Üçüncüsü de, politik bir güç olma yolunda atılan adımlar.

Bu başarılar, aslında, kazanımlarımızın sınırlarını gizlemekte. Cinsel tercihlere yönelik ayrımcılık bir çok ülkede hala yasal. Gay-karşıtı şiddet artmakta. Dinci sağ örgütlü, militanca gay-karşıtı ve gittikçe kuvvetlenmekte. Ayrımcılığa son verme, kültürel önyargıları aşma ve temsil ettiğimiz farklılığı tanımlama belki de henüz yeni başlayan bir süreçte gerçekleşebilecek şeyler.

Hiçbir hareket birbirlerine ve topluma görünmeyen insanlarca oluşturulamaz. Başarılarımızın hepsi, bugün kabuğunu kırarak ve açığa çıkarak yaşayanların, tarihin herhangi bir dönemindekinden çok daha fazla olmasından kaynaklanıyor. İçine hapsolduğumuz dolaplar, biz dışarı çıkıp onları terkedene dek kaybolmayacaklar.

Gay olan herkes hayatlarının bir döneminde susarak ve gizlenerek yaşıyor. Gaylerin belki de kendinden hoşnut olmayarak geçirdiği bu dönem, günümüzde açığa çıkan genç gayler için 1950’lerde açığa çıkanlardan çok farklı artık. Gay toplulukları (cemaatleri) yaratmanın ironik yanı, bunların da yeni duvarlar ve kapalı kutular yaratmış olması: Gay ve lezbiyen yaşam tarzının duvarları. Gayler, günümüzde dayanışma ruhu taşıyan gay ve lezbiyen topluluklarına ve bu toplulukların düzenlediği sosyal ve kültürel etkinliklere katılabilme, gayler için hizmet veren ya da üretim yapan ticari kuruluşlardan alışveriş yapabilme, gay tatil yerlerinde tatillerini geçirebilme şansına sahipler; fakat hala hayatlarıyla ilgili önemli bir gerçeği ailelerinden, iş verenlerden, arkadaşlarından ve siyasi iktidarlardan gizli bir şekilde yaşamaya mecbur bırakılıyorlar. Bu yaşam tarzı dolabı (closet), en yaygın gay kurumlarının “barlar” olmasının da nedeni. Washington’da bu hafta düzenlenecek yürüyüşe bir milyon gay ve lezbiyenin katılması bekleniyor; fakat en önemli gay hakları derneklerinin üye sayısı 100,000’i bile bulmuyor.

Bu, değişimin önündeki en büyük engel. Biz, dinci sağ ya da siyah sivil hakları hareketi gibi, politik bir hareketi yaygın bir kurumsallığı olan kiliselerden başlatmıyoruz. Feministler gibi yerel veya merkezi siyasi iktidarlardan destek de görmüyoruz. İşçiler gibi sendikalarımız da yok. Buna karşın, bazı azımsanmayacak örgütsel başarılar elde ettik. Şimdi birçok alanda profesyonel derneklerimiz var. Fakat bu zenginliği örgütleyip, politik güç elde edebilmede kullanacağımız bütünlüğü olan bir yapıya dönüştürmemiz gerekiyor.

Önümüzdeki en büyük engel, kim olduğumuz hakkında, gay olmanın ne anlama geldiği hakkında, elde etmek için uğraştığımız tam eşitliği elde ettiğimizde toplumun nasıl bir toplum olacağı hakkında, görüşlerimizi topluma iletebilmek. Hayatlarımıza dair önyargıları, yanlış ve eksik bilgileri kendimizi bizzat kendimiz ifade ederek aşabiliriz.

Gay hareketinin arzuladığı dünya, ırkçılık karşıtı hareketlerin ve feminist hareketin düşlediği dünyaya çok benzemektedir. Gay insanlar için eşitlik düşüncesini tüm insanlar (azınlıklar, kadınlar, tüm ırklar…) için eşitlik düşüncesiyle ilişkilendirerek, yalnızca kimlik üstüne kurulmuş politikaların ötesine geçmek durumundayız. Bu çizgilerle anlamlı bir ortaklığa gidilmediği sürece, 90’lardaki gay ve lezbiyen hareketi kof ve olgunlaşmamış olarak kalacak gibi görünüyor.

 

Kaynak: New Republic, 5/10/1993, sayı 19, p28.

derleyerek çeviren: devrim