MEKTUP-LAR-DAN

 

HARUN T., COLUMBUS, OHIO, ABD

Son sayı (Mart) elime sonunda geçti. Ben de tekrar derslerle boğuşmaya başladım. Aldığım derslerden biri Queer Theory. Dersi veren adamın, hani şu yarım bıraktığı (utanç, utan....!) çevirinin yazarı olması çok mümkün. Adını hatırlayamadım; siz bakar mısınız? Bu adamın adı Ian Barnard.

AIDS virüsü ile ilgili çok ilginç bir yazı buldu. Aslında biliyorsunuzdur: test sonuçlarının aslında gerçeği yansıtmayıp pek çok başka hastalığın tanısıyla karıştırılmasının olası olduğu gibi bir izlenim edindim. Ayrıntıları yazacağım. Dergideki HIV yazıları çok ilginçti, beğendim. Nedim’in yazısı da çok hoş ve güzel kurgulanmış.

Bu arada Ohio’dan bilgiler: (1) Burada Campus Partners diye kampüste “temiz götler” türünden beyaz-dindar-orta sınıf faşizmi estiren bir grubun (daha doğrusu tüm ülkede faaliyet gösteren bir grup galiba) geçen sene kampüs çevresindeki barlardan bir kaçında yangın çıkardıkları söyleniyor. Geçen seneki uyarılara kimse kulak asmamış ama bu sene adamlar yanan yerleri alıp kendi işleri için kullanacaklar! Karşıt gruplar protesto ediyor (basında!) ama kim takar?

(2) Biraz bayat bir haber: bir-bir buçuk ay önce KKK (KuKluxKlan) polisin narin koruması altında şehir meclisinin tam kapısının önünde, hiç bir protestoyla karşılaşmaksızın gösteri yaptılar. Heriflerin hiç korkusu yok çünkü polis, devlet ve “halk” onların yanında. Protestoysa yasaktı!

(3) Bu da Pennsylvania (komşu state)’dan: Penn State Üniversitesi’nde STRAIGHT acronym’i ile bir grup türedi. Efendim; neymiş: bir üniversitedeki çoksesliliği korumak için bu anti-gay topluluğu da dinlemek gerekirmiş. Tüm düşmanlıklarına karşın kampüsten atılamadılar. Zaten geçenlerde de yine üniversitelerden birinde açılan anti-semitik bir internet sayfasını da kapatamadılar ama iş eşcinselliğe gelince, hatta o bile değil, “artistik” bir çıplaklık bile çocukların ulaşamayacağı şekilde sansürlenecek artık.

 

* * *

......., SİVAS

Ben 23 yaşında bir eşcinselim (gay). Sizin varlığınızı iki gün önce Genç Tv’de yayınlanan bir program vasıtasıyla öğrendim. Programın konusu “eşcinsel”di. Ve sizin grubunuzdan bir arkadaş (sanırım Coşkun’du) telefonla programa katılmıştı. Ve ben bu sayede grubunuzu ve derginizi tanıdım. Bu olay beni çok sevindirdi. Çünkü yıllardan beri böyle bir fırsat bekliyordum. Daha önce İstanbul’daki Lambda grubunu duymuştum. Ama elimde ne bir adres vardı ne de benim İstanbul’a gitme olanağım. İstanbul’daki gruba benzer bir grubun Ankara’da olması beni çok heyecanlandırdı. Çünkü ben de Ankaralıyım. Ve grubunuza katılmak istiyorum. Nihayet kendim gibi insanlarla konuşup, duygularımı paylaşabileceğim. Bugün gidip derginizin 31. sayısını aldım. Ama biraz da kendime kızdım. Çünkü kitap ve dergilerle çok haşır neşir olan bir insan olarak derginizi ancak henüz alabilmiştim. Oysa 3 senedir yayınlanıyormuş. Şimdiye kadar en büyük amaçlarımdan birisi de insanlara eşcinselliğin ne olduğunu anlatmak ve eşcinsellerin bir öcü olmadığını göstermekti. Ama bu konuda kendimi hep yalnız hissettim. Çünkü etrafımda ne bir eşcinsel arkadaşım ne de bir sevgilim vardı. Ama artık sizleri buldum. Dergide yayınlanan yazılarda kendimi buldum. O düşünceler, sorunlar aynı zamanda benim düşünce ve sorunlarım.

Biraz sizlere kendimi tanıtayım. Daha önce de belirttiğim gibi 23 yaşındayım ve Ankara’da doğup büyüdüm. Fakat 4 senedir Sivas’ta öğrenciyim. “Nereden buldun Sivas”ı demeyin. Şans eseri düştüm Sivas’a. Gittiğim yer Sivas bile olsa özgürlüğüme kavuştum. Ailemden ayrı, kendi hayatımı kurdum. Ama tek ve en önemli eksik sevgi oldu benim için. Çünkü tüm aşık olduğum insanlar heteroseksüeldi. Kimisine durumumu anlattım, beni değiştirmeye çalıştı. Kimisine de bir şey bahsetmedim. Çoğu zaman o insanla tokalaşmakla bazen de ona sarılmakla yetindim. Cinselliği ve sevgiyi hiç bir zaman tam anlamıyla tatmadım.

Ben, eşcinsel olduğumu lise yıllarımda fark ettim. Önceleri bu benim için çok zordu ama sonra tam bir eşcinsel olduğumu kabul ettim. Şimdiye kadar hiç bir cinsel ilişkiye girmedim. Zaten heteroseksüel ilişkiyi hiç düşünmedim. Karşı cinse karşı hiç bir zaman ilgim olmadı. Ama arkadaş çevrem hep geniş olmuştur. İnsanlar beni çok sempatik bulurlar. Bense çoğu zaman onların arasında hep bir maske takarak dolaşırım. Galiba çoğu eşcinsel gibi ben de bunu yapmaya zorunluyum. Ama tek falso hiç bir kıza duygusal anlamda yanaşmamış olmam herhalde. Bana da aşık olan çok kişi oldu ama onların hepsi de kızdı. Böyle durumlarda onları kendimden soğutmak için elimden geleni yaptım.

Sivas’ta okuyorum demiştim. Bölümüm sosyoloji. Ve son sınıftayım. Sosyoloji bölümünde okumanın çok faydasını gördüm. Şu anda her şeye çok geniş bir çerçeveden bakabiliyorum. Ailem Ankara’da oturuyor. Ankara’ya sadece ayda bir gelebiliyorum. Şu anda da bayram dolayısıyla buradayım ve bundan sonra Ankara’ya geldikçe sizlerle görüşmek istiyorum. Zaten Haziran’da mezun olursam artık sürekli burada olacağım.

Dört sene önce Sivas’a gittiğimde çok korkmuştum. Ama kendimi toparladım. Eşcinsel olduğumun anlaşılmaması gerekiyordu bunun için maskemi çok iyi takmam, oyunumu çok iyi oynamam gerekiyordu. Gerçekten de çok iyi oyun çıkarmışım ki kimse benim durumumu anlamadı. İki sene yurtta kaldım. Bu esnada yurttan birisine aşık oldum. O, bana çok yakın davranıyordu. Çoğu zaman yatakta sarmaş dolaş bir vaziyette sohbet ederdik. Ben, onun da benim gibi olduğuna inanmıştım. Ve bir gün her şeyi anlattım. Ona, aşık olduğumu söyledim. Ama onun tepkisi hiç de beklediğim gibi olmadı. Beni dışlamamdı, fakat değiştirmeye çalıştı. Tabii bu karşılıksız aşkın sonu da hüsran oldu. Bir ara intihar etmek bile istedim. Ama benim durumumu bilen diğer heteroseksüel arkadaşlar çok destek oldu. Ve tekrar hayata bağlandım.

 

Şu anda eşcinsel olduğumu bilen çok arkadaşım var. Ama hepsi de heteroseksüel. Beni bir nebze olsun anlayabiliyorlar; ama benim duygularımı sizler çok daha iyi anlayabilirsiniz. Benim durumumu bilenler dışında diğer arkadaşlarla birlikteyken devamlı maske takmak zorundayım. Bir de yalanlar. Gerçekte olmayan kız arkadaşlar ve onlarla yaşadığım cinsellik. Hayallerimde düşündüğüm kendi cinsimle birlikteliği biraz da süsleyerek bir bayanla yaşamışım gibi gösteriyorum. Tabii gerçekte ne bayan ne de erkekle yaşadım böyle şeyleri. Gerçekten de sevgi ve cinselliği ben hayallerimde yaşadım. Hep çok uzak oldu bana bu duygular.

 

Şimdi bir heteroseksüel arkadaşla aynı evi paylaşıyorum Sivas’ta. Bu arkadaşımı yurttan tanıyorum. Yurttayken benim durumumu bilmiyordu. Ve eşcinsellerin öldürülmesi gerektiğini düşünüyordu. Onun bu düşüncesine rağmen, ben ona herşeyi anlattım. Ve onu değiştirmeyi başardım. Ve biz şimdi çok iyi bir dostuz. Onun kız arkadaşı da benim çok iyi dostum. İkisi de beni anlıyor ve beni olduğum gibi kabul ediyorlar. Fakat onlar beni ne kadar iyi anlasa da kendim gibi olan arkadaşların özlemini çekiyorum. Bugüne kadar hep bir arayış içinde oldum. Çoğu zaman Kızılay’a amaçsızca yürüdüğümü bilirim. Sivas’a gittiğimde yurt psikologuyla görüştüm. Onun da bana çok faydası oldu. O da derdi hep: “herhalde üniversitede bu kadar erkek içinde senin gibi olan vardır.” Ama nasıl bulacaksın. Dergiye yazan Mersinli arkadaşın dediği gibi, etrafımızda belki de bir çok insan bizim gibi, ama birbirimizi bulamıyoruz.

 

Bir de yine her eşcinsel arkadaşın olduğu gibi benim de aile sorunum var. Ailem modern düşünceli. Fakat bu konuda çok katılar. Benim durumumu bilmiyorlar, bilmelerini de istemiyorum.

.....

 

* * *

HALİL SEYHAN, BURHANİYE

 

Gördüğün gerçeğin değil,

görmek istediğin gerçeğin mücadelesini ver.

Çünkü senin gerçeğin,

görmek istediğin gerçektir.

 

Kısa vadeli tutkular, kısa vadeli aşklar, derinlemesine hoşlanmalar ve serseri bir kurşun gibi dolaşmalar. Gaz ve rutubet kokan otel odaları, sigara dumanı ve kafein kokan sabahçı kahveleri. Salt düzene hizmet için yaratılmış işçilerle dolu şantiyeler. Derman aramakta memnun “derbederler”. Derman bulamayan dertliler, vs... ve hayatın içyüzü. Kaçmak... Uzun yollardan yeni dünyalara ulaşmak. Ve her yeni dünyanın eskisiyle aynı gerçeğini artık şaşıramadan görmek. BULDUM! diyebilme umuduyla, inadına ve inadına yaşamak. Aradıkça kaybolmak, kayboldukça hırslanmak ve hırslandıkça aç kalmak. Ve otobüs ya da tren. Artı küs küs bakan yol arkadaşları. Ve sinir bozucu “sigara içilmez”i oluşturmuş parlak harfler. Yani eskittiğin yeni dünyayı terk. Genelde otostop. Ve yine otostop. Hırsla bir sigara yakıyorum. Ve yorgunca valizimi omuzluyorum. Ve her yönden “yeni bir dünya bulamazsın” diyen mırıltılar duyuyorum. Otobana çıkıyorum ve her iki yönden gelen arabalara otostop çekiyorum. Bazıları hızla geçiyor, bazıları da küfür edercesine korna çalarak. Bazıları bön bön bakıyor. Bazıları... Lanet olsun. Sağdan gelen durdu. Karşıya geçmeliyim. Hoşça kal ve canın cehenneme Muğla, seni de terk ediyorum.

* * *

........, İZMİR

Merhaba.

Adım ....... İzmir’de bir öğrenci yurdunda kalıyor ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nde okuyorum. Gayim. İzmir’e geleli henüz yedi ay oldu. Ve ben hala düşündüklerimi gerçekleştiremedim. Henüz bir tane bile gay veya lezbiyen ile tanışamadım. Bir erkek yurdunu ve burada yaşamanın zorluklarını da tahmin edersiniz.

İşte bu yüzden derslerden fırsat buldukça Ankara’ya dostlarımın yanına gidiyorum. Geçen gidişimde, Apolitika dergisindeki yazıyla karşılaştım, bir arkadaşımın evinde. İlk kez o zaman duydum KAOS GL’yi. (Fakat henüz alıp okuyamadım, yurtta kaldığım için). Benim yapabilmeyi çok istediğim bir şeyi başka arkadaşlar başarmıştı. Yapmam gereken şey İzmir’de yaşayanlarla temas kurmaktı. Size Ankara’dan döner dönmez yazmak istedim. Fakat, öncelikle mektubunuzu alabileceğim bir posta kutusu bulmam gerekiyordu. Yurtta mektupların kaybolma olasılığı vardı çünkü.

Sonuç olarak, sizin aracılığınızla İzmir’deki -özellikle üniversite- “G-L” insanlar veya gruplarla tanışmak, bütünleşmek, kısacası güç alış verişinde bulunmak istiyorum.

Kısa zamanda yazacağınız bir cevapla, bu mücadelede yanınızda yeni bir soluk hissedeceksiniz.

 

* * *

MERVAN DAĞ, BOLU

28 yaşındayım. Kişiliğimin oluşmasında etken olan toplumsal olayların yoğun olduğu bir yerde, yaşamının bir parçası olan Diyarbakır’da doğdum. Ailemin 11. çocuğuyum. Çevreye göre daha iyi şartlarda yaşayıp, okudum. Toplumumuzda bir kız çocuğu nasıl yetiştiriliyorsa beni de öyle büyütmeye çalıştılar. Ancak ben ilkokul sıralarından itibaren kendimi bir erkek gibi gördüm ve öyle hissettim. Sayısız bayan sevgilim oldu. Ailemden beni fark eden birkaç kişi önce beni engellemeye çalıştılar. Başaramayınca da böyle bir şey yokmuş gibi davrandılar. Ama yalnızlığım, anlaşılamamam beni psikolojik olarak öyle çökertti ki, günlerce hastanede psikiyatri kliniğinde yattım. Saldırganlaşmıştım. Ayağımdan yatağa zincirlediler. O günlerde yaşadığım acılar benden çok şey götürdü. En küçük ablamın anlayışı ve yardımı ile kendimi toparlamaya çalıştım.

Çalışma hayatına başladım. Üniversite bitmişti. Yıllarca doğu ve güneydoğunun ücra köylerinde elektriksiz, susuz yerlerde tek memur olarak çalıştım. Tezek yaktım, kurt kızaklarıyla yolculuk yaptım, tipiye yakalanıp mezarlıklarda yatmak zorunda kaldım. Yalnızlık o kadar bunaltıyordu ki aynalarda kendimle konuştum. Geleceğe yönelik umudumu, inancımı ve sevgimi yitirmedim. Bu arada yaz tatillerinde Ankara’da bir psikolog ile sürekli görüşmeye çalıştım. Hakkımda o kadar netti ki, bana beyefendi diye hitap ediyordu.

1995-96 yıllarında Ankara’nın uzak köylerinde görev yaptım. Yaşamımda birçok şey eksik gidiyordu. En önemli eksiklik beni anlayacak, beni ben olarak görebilecek dostlardı. Kendimi 1987 yılından beri üzerinde araştırma yapıp çalıştığım kitabıma bağladım. Annem, kitabım ve emeğine, sevgisine hayran olduğum, önünde saygı ile eğildiğim hayat arkadaşım sayesinde yılmıyor, ayakta kalmaya çalışıyordum. Kitabımın konusu ben, siz, hepimiz ve toplumda farklı yerlerde bulunan kadınlarımızdı.

Ameliyatım için biriktirdiğim parayı kitabım için harcayacaktım. O benim yaşamımdı. Türkiye’yi karış karış gezip tarladaki, cezaevindeki, köydeki, metropoldeki, genelevdeki, gazinodaki... bir çok kadın ile görüştüm, araştırdım, yazdım. Kendime olan inancım günden güne artıyordu. Kitabımın tartışılacağına, insanların bizi ve kadınlarımızı az da olsa anlayacağına inanıyordum. Gelecekte bir aydınlık görüyordum.

Ama hala birşeyleri, yaşamımı anlamlaştıracak dostları bulamamıştım. Henüz yüzünü görmediğim, sürekli yazışmaya çalıştığım, saygı duyduğum çok sevgili dostum Barış Evren sayesinde adresinizi öğrendim ve size yazdım. 24 Ocak 1997 hayatımın dönüm notası, benim asıl doğum günüm oldu. Çünkü o gün KAOS GL’den iki can insanla tanıştım. Onların aracılığıyla birkaç güzel insanla daha tanıştım. Bir kez toplantınıza katıldım. O zaman ki duygularımı asla anlatamam. Hani derler ya ne kalemler, ne de kelimeler yeter canlar. Korkunç derecede mutluydum. Her birinizi ayrı ayrı sevdim. İçinizden güzel bir arkadaşım gibi umudum çoğaldı, çoğaldı... Yüreğim bu mutluluğu ve sevgiyi taşıyamıyordu. Beni ben olarak gören, seven, inanan dostlarım olacaktı artık. (Aynı zamanda sizleri geç tanıdığım için kendime kızıyordum.) Hele o ilk tanıştığım iki dost, can insanı öyle sevdim ki. Benim için çok büyük anlam taşıyorlar. Kendimi ve gerçek dostlarımı bulmuştum. Çektiğim bütün acı ve sıkıntı sona ermişti. Bu yüzdendir ki hepinize merhaba dedim. Yüreğimden sımsıcak bir merhaba, merhaba.

Bu umut ve mutluluk kısa sürdü. Annemin beyin kanaması geçirip felçli olarak yarı bitkisel hayata girmesi, aynı süreçte çok sevdiğim, beraber büyüdüğüm bir arkadaşımın ölüm haberini almam beni, beynimden vurdu. Tarif edilemez bir acı ve duygusallığa gömüldüm.. Hiç bu kadar boğazım düğümlenmedi, yüreğim böyle sıkışmadı. Bu süreçte içinizden bir dost bana kapısını açtı. Ona sığındım. Rahat nefes aldığım tek yerdi. Onun yüreğindeki dostluğu, gözlerindeki huzuru gördükçe yüreğim ısınıyordu. O şirin evde boğazımın düğümü çözülüyor, çektiğim acıya dayanıklığım artıyordu. Bir bardak çayı rahatlıkla yudumluyordum. Ve en önemlisi ağlamaktan utanmıyordum. Acıma ortak olmuştu. Bir daha böyle bir dostluğu asla yakalayamayacağımı biliyordum. Yaşamımda ilk kez mantığım işlevini görmüyordu. Anamı ayağa kaldıramamak, arkadaşımın son yolculuğunda yanında olamamak sırtıma çok büyük acılar yüklemişti. Günlerce yorgun, uykusuz ve sağlıksız kalmıştım. Tam bu duygusal yoğunlukta yaptığım bir hata belki bir düşüncesizlik sahip olduğum son şeyleri de elimden alıp götürdü. Bütün dünyam karardı. Artık acılar cehenneminde boğuluyordum. Yaşama dair bütün umudumu yitirdim. Kendimi, gerçek duygu ve düşüncelerimi gözyaşları içinde, hıçkırarak ne derece sağlıklı anlatabilirdim. Girdiğim o çok kötü süreçten çok zararlı çıktım. Anlatamamak, anlaşılamamak ne kötü bir duygu. Bunları başarmak için kendi onurumu çok çiğnedim, ama olmadı. Affedilmedim. Suçum ne miydi? Hayır birini öldürmedim, kimsenin onurunu çiğnemedim, ihanet etmedim, saygısızlığım olmadı, acı bir söz söylemedim. Tek suçum bir insanı, bir dostu, bir canı, toprağım gibi, özüm gibi,anam gibi, su gibi, şiirlerim gibi, özgürlüğüm gibi bütün insani duygularımla sevmek, ona, yüreğine ve huzur veren gözlerine ve en önemlisi de dostluğuna ihtiyaç duymak ve bunları ona söyleme düşüncesizliğinde bulunmak. Ve bunun bir aşk olmadığını, emeğe, paylaşıma, dostluğa ve insanlığa dayalı olan duygu seli olduğunu anlatamamak. Çok yanlı ve yanlış daha doğrusu eksik anlaşılmak. Ve böylece fırtınada sığındığım o sıcacık limanı kaybettim.

Yaşadığım bu çok yönlü acılar, geçmişimden beri taşıdığım ağır yükler, ödediğim bedeller, kendini ifade edememe, hep saklanma ihtiyacı duymak, yeniden yalnızlık ve en en önemlisi kendime olan saygımı ve inancımı yitirmem beni yaşamdan tamamen soğuttu. Eve dönünce ilk işim kitabıma ait bütün kaynakları, yazdığım bütün yazıları yaktım, yok ettim. 9-10 yıllık emeğim kül oldu. Yıl sonunda görev yaptığım bu şirin yerden de ayrılıp beni, bizleri kabullenemeyen topraklarıma geri döneceğim. Amaçlarımı, umutlarımı, sevinçlerimi ve özgürlüğümü bir kenara bırakıp on yıl öncesine başladığım yere dönme kararı aldım. Dedim ya kendime olan güvenim yok artık.

İşte bu nedenlerle size hoşçakalın diyorum. Bana emeği geçen o iki dosta, tanıştığım bütün arkadaşlara minnettarım. Kısa da olsa sizleri tanıma şansını bana verdiler. Hepinizi çok seviyorum. Örgütlülüğünüzün ve mücadelenizin başarıya ulaşacağı inancıyla hepinize sımsıkı sarılıyorum. Sizleri asla unutmayacağım.

* * *

GRINCHEUX, ATAKÖY/İSTANBUL

Hayatın bu anlamsız akışında kendi benliğimi buldum, yani “GAY” olduğumu anladım. Merhaba, ben de artık aranızdayım.

Hayat ne kadar acımasız olsa da yaşadığımız toplum bizleri kabul etmek zorunda. Çünkü bizler sadece bir yerde değiliz, her yerdeyiz. Kimimiz kimliğini saklıyor, kimimiz ise hiç tereddütsüz kendini gösteriyor.

Önceki dergilerinizi birinde “NE MUTLU EŞCİNSELİM DİYENE!” bir söz yazılmış, çok hoşuma gitti ve beğendim. Şu anda benim de aklıma bir söz geldi: “HAYAT KAYITSIZ ŞARTSIZ EŞCİNSELLERİNDİR”

Ayrıca bizlere sahip çıkan KAOS GL’ye çok teşekkür ederim.

Bütün “GAY, LEZBİYEN, TRAVESTİ, BİSEKSÜL, TRANSEKSÜEL”leri seviyor ve öpüyorum.