LAMBDA’NIN

YENİ MEZUNLARI

 

Evet, yine bir grup arkadaş daha Lambda’dan mezun oldu. Sessiz sedasız ayrıldılar aramızdan grubun onayını almadan. Ayrılırken plaket de istemediler, çıkış belgesi de. Bir Pazar akşamı toplantıya gelmek yerine, sinemaya gitmeyi tercih ettiler. Belki de televizyonun karşısına geçip, koltuğa çivilediler kendilerini. Aylardır kazanılmış olan toplantıya gitme alışkanlığını yenebilmek için. Belki de saat tam altıda bir de sigara yakmışlardır, onlarca defa “hayır, gitmeyeceğim artık” demişlerdir kendilerine. Ama neden?

 

Oysa bu arkadaşlar, bir ay öncesine kadar Lambda İstanbul toplantılarının beyin takımını oluşturuyorlardı. Ellerinde kağıt kalem, dosyalar, kan ter içinde koşturanlar, sayısız projeyi aynı anda götürmeye çalışanlar, radyodan bülbül gibi şakıyanlar, gruba bir damla maddi yardım sağlamak için icra memuru gibi insanların yakasına yapışanlar, Lambda için günlerce koşturup, geceler boyu kafa yoran ve yorgunluktan sınıfta düşüp bayılanlar, “lütfen biraz vites küçültün” uyarılarına “ölmek var, dönmek yok” diyenler, gay hareketin dışında kalan gayleri yerden yere vuranlar, hepsi onlardı. Peki neredesiniz şimdi?

 

Yoksa o zaman eşcinseldiniz de, şimdi heteroseksüel mi oldunuz?

 

Ya o zaman yanlıştınız, ya da şimdi yanlışsınız!

 

Aylar önce kendiniz bilinçsiz olduğunuzdan, tüm toplumu da bilinçsiz kabul edip, toplumu aydınlatmaya kararlıydınız. Şimdi kendiniz bilinçlenince, toplumun da bilinçlendiğini varsayarak amme hizmetinden vazgeçtiniz, öyle mi?

 

Eğer kendi bilinçlenmenizin tamamlanmış olmasını toplumun da bilinçlenmesinin tamamlanması olarak kabul ediyorsanız ve benden sonrası tufan diyorsanız, hiç olmazsa bilinçlendiğiniz Lambda’ya bir “teşekkür” yazısı yazabilirdiniz.

 

Gönüllü sivil hareketler her şeyden önce sabır ister. Hoşgörü ister. “Ya her şeyi birden yaparım, ya da her şeyi bırakıp kaçarım” mantığı yanlıştır. Çünkü demokratik ve toplumsal gelişim uzun yıllar gerektirir. Terapi havasında geçen tartışma toplantılarımızda, bireyler her şeyi söylemek kendilerini ifade edip, rahatlamak durumundadırlar. Kimse kimseyi kırmamalıdır. Zaman zaman oluşan negatif elektrikli ortam, toplantı dışı bireysel dostluklara yansıtılmamalıdır. Eğer hoşgörülü bir toplum için uğraşıyorsak önce kendi kendimize hoşgörüyle bakabilmeliyiz.

 

Lambda’nın yeni mezunları sizleri özlüyorum. Kızgınlığım sizleri kaybetmiş olmaktan, sessiz kaçışlarınızdan kaynaklandı. Kendinize daha çok vakit ayırmak için aktif görevler almasanız bile, dinleyici olarak aramızda kalabilirsiniz. Böylece hem kendi içinizde tutarlı davranmış olursunuz ve hem de bizleri güzel dostluklarınızdan yoksun bırakmamış olursunuz. Bunu da yapamayacaksanız, bari gittiğiniz yerlerde Lambda’yı en iyi şekilde temsil edin, olamaz mı?

 

Aslında bu sirkülasyon 9 yıldır süregeliyor. Farklı kültürlerden, farklı ekonomi ve eğitim seviyelerinden rast gele gelmiş, tek ortak yanları cinsel kimlikleri olan insanları bir arada tutmak gerçekten çok zor.

 

Her insan farklı bir birey. Cinsel kimlikleri aynı dahi olsa herkesin duygu dünyası farklı. Toplumda kaç tane eşcinsel varsa, aynı sayıda eşcinsel algılayıştan ve davranış biçiminden söz edebiliriz. Böylesi çeşitliliği tek bir çeşide indirgemek hem doğru değildir ve hem de kolay değildir. İşte Lambda’nın zorluğu da buradan kaynaklanmaktadır. Tekdüze, tek oturum halinde geçen toplantılar zamanla insanları sıkmaya başlıyor. Başlangıçtaki tedirginliğini, korkularını üzerinden atan, rahatlayan, “eşcinselim” demesini öğrenen ve bilinçlenen bu insanlar çok seçenekli hetero topluma daha bilinçli eşcinsel bireyler olarak dönmektedirler.

 

Ama benim daha ileri hayallerim var. Terapi söyleşileri, dergi ve radyo programları tabi ki çok önemli. Ama aynı zamanda Lambda politik dergi olmalı, Lambda porno magazin olmalı, Lambda sinema olmalı, Lambda tiyatro olmalı, Lambda müzik dans olmalı, Lambda telekomünikasyon merkezi olmalı, Lambda kafeterya olmalı, Lambda lokal olmalı. Yani gay hareketi insanların her türlü ihtiyaçlarına cevap verebilecek tarzda genişleyebilmeli.

 

Bu bahsettiğim gaylerin hetero toplumdan tamamen soyutlanması anlamına gelmemeli. Bu sadece, benzer duygulara sahip insanların belirli noktalarda daha yoğun bulunmaları, bir arada olma arzularından başka bir şey değildir. Tıpkı Fenerbahçeli olanların belirli zamanlarda belirli mekanlarda bir araya gelmeleri gibi.

 

Bir gay seyahat düşünün. Resepsiyonda göğsünde minicik bir pembe üçgeni olan, kısa saçlı, iri yapılı, yakışıklı bir gay erkek bilet kesiyor iri kollarıyla. Ve diğer tarafta yine bir erkek bütün yumuşaklığıyla, size seyahatinizin nasıl da güzel geçeceğini anlatıyor. Orada herkesin yüzünde doğal bir gülümseme. Tüm çalışanlar ve müşteriler eşcinsel. Herkes kendinden emin ve gururlu. Kimi daha maço, kimi çok efemine ama hepsi bir aile. Otobüste yine çay servisleri yapılıyor, güzelim gay erkeklerce... Evet beyler böyle bir seyahat şirketiyle her ay seyahate çıkmak istemez misiniz?

 

Sağlık problemlerinizi danışmak için bir kuruma gidiyorsunuz. Kadın veya erkek olan görevliler sizi sevgiyle karşılıyor. Çok sıcak bir dostluk buluyorsunuz orada. Çünkü onlar da eşcinsel. Bu kültürlü insanlar sizi her türlü cinsel ilişkiyle bulaşabilecek hastalıklar hakkında bilgilendiriyor; test yaptırabiliyorsunuz. Anüsünüzle ilgili problemlerinizi, eşcinselliğin en doğal şey kabul edildiği bu yerde daha bir kolay ve sıkılmadan anlatabilirsiniz, öyle değil mi?

 

İşte dostlar, gelin siz de buna benzer hayaller kurun. Hayallerinizi her gün biraz daha zenginleştirip, onları koruyun. Çünkü hayal kurmak, umutlanmaktır. On yıl önce KAOS GL, Lambda İstanbul, eşcinsel toplantılarını, dergi ve radyo programlarını hayal bile edemezdik. Ama şimdi bunları yaşıyoruz. Şu anda batıda yaşanan yukarıdaki geniş hayallerimizin bizde de gerçekleşebileceğine inanmamız lazım.

 

Bunun için çabuk pes etmemeliyiz. Sıkılıp kaçmamalıyız. Sabırla gay harekete elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Eşcinseller, önce birbirimizi sevmeliyiz. Aynı ortamlarda, beraber olmaktan zevk almalıyız.

 

“Ah ne günler, günler var daha

Yaşanacak hem de doya doya

Gözlerin dolmasın sakın

Yanılıp da ağlama

Aylar, yıllar, asırlar var daha

 

 

COŞKUN