ş a d a n a t i l a
KOŞAN BASKETBOLA BİR NAZİRE
Merhabalar 
   Sizi gülümseyerek karşılayalım ki yazıyı sonuna kadar okuyun değil mi? Daha yeni Efes yazısı yazdım, reytingim düşecek diye korkuyorum
ama bu konuyu da daha fazla sallamak ayıp olur. Gündem denen bir şey var, adı üstünde günü gününe takip etmek lazım.
   Bugünkü sebeb-i ziyaretim Tekerlekli Sandalye A Milli Basketbol takımımız.
Bilenlere hatırlatılır bilmeyenlere duyurulur: AVRUPA İKİNCİSİ OLDULAR.
   Tarihte mütevazı savaşlar vardır. Sonuçları o zaman bile büyük etki yaratmaktan uzak kalmış sadece bir memnuniyetle karşılanmış, sonra da
kitaplarda yerini bile alamadan kaybolmuştur. Ben bu zaferin böyle olmasını istemeyenlerdenim. Yaygarası kopmadığı için bilmeyen çok insan var.
En azından biz duyuralım diye düşündüm.
    Ne kadar acı 'en azından' lafını kullanmak. Olması gereken bu değil halbuki. Çünkü ekmeğini taştan çıkaran yokluklardan varolan bir takım var
karşımızda. Anka kuşu gibi küllerinden yeniden varolmuş bir oluşum var. Koşan basketbolun düşüşe geçtiği bir anda onun küllerinden doğan
parlak tüylü bir anka kuşu karşımızdaki. Ona iyi bakın. Hiç görmediğiniz renkleri göreceksiniz. Zira ben onların başarılarından aldığım keyfi
hiçbir maçta alamıyorum. Kulak verdiğiniz seslerin anlamı sizin için ne kadar büyükse o kadar dikkat kesiliyorsunuz. Ben de onlara olan
saygımdan, biraz da kıskançlıkla karışık bir gıptayla onları takip ediyorum.
    Takımımız yılbaşından önce kampa girmişti. Ankara'da kampta geçirdiler eski yılın son, yeni yılın ilk gününü. Saat on ikiyi vururken akıllarından
geçen tek bir şey vardı: Avrupa Şampiyonası'ndan galibiyetle dönmek.
    Çek Cumhuriyeti'ne uçarken yükleri ağırdı. Bavullarından değildi bu ağırlık. Yüreklerindendi. Umutları, cesaretleri, beklentileri yumak
yumak birikmişti kalplerinde. Tek bir şey söylüyorlardı: Ne pahasına olursa olsun oradan galibiyetle döneceğiz.
   Ancak ne yapacağını bilen disiplinli takımların beklentileri çok çabuk gerçekleşir, rüyaları da çok çabuk büyür. Bizim rüyamız da büyüdü. Finale
giden yolda engelleri bir bir aştık. Çok güzel maçlar çıkardık. Defalarca bu organizasyonda yer alanlar parmaklarını ısırırken ve hayretle bizim
çocukları seyrederken, onlar sayı attıkça sevinç yumağı olurken, maçtan sonra bir adım daha ilerlemenin sevinciyle soyunma odasına gözleri çakmak
çakmak, ışıl ışıl giderken onları görebilmeyi çok isterdim.
   Kırmızı beyaz formanın, ay yıldızın hakkını veren, erdemini finale taşıyan bu sporculara da; Dünya Üçüncüsü futbolcularımıza, Avrupa ikincisi olan
diğer takımımıza verilen payenin, değerin ve ödüllerin verilmesini umuyorum. "Siz oradasınız ve biz sizi görüyoruz, her adımınızda arkanızdayız."
mesajını vermenin daha güzel bir yolu olamaz ki zaten.
   Gelelim maçlara. Division B Avrupa Şampiyonasında gruptaki ilk maçımızı ev sahibi ile oynadık. Ev sahibi takımla oynanan bir maç
ve üstelik ilk maç. Stresi siz tahmin edin. Beklenenin çok üstünde bir direnç gösteren takımımız bu maçı evinde oynayan Çeklerden
57-60 söküp aldı. Bendeniz o gece hastalıktan geberir bir vaziyette televizyon seyrederken aldığım haber karşısında o halsizliğime
rağmen sevinçten tavana sıçradığımda bir kez daha anladım onların ne kadar önemli bir iş yaptığını. Akılla ve yürekle oynanan
bir maç ve inanç. İşte size galibiyetin formülü. İşte ilk basamağın üzerinden zor ama sağlam bir adımla geçişimiz.
   Ertesi gün ikinci maçımıza çıkıyoruz. Diğer takımlar kadar tecrübeli olmadığımız gibi böyle ağır bir stresi iki gün üst üste kaldırmışlığımız
da çok yok. Ama istemek yetiyor işte. Başarıya inanmak, savaş boyalarını sürmek yetiyor. Sonuç olarak da ikinci galibiyet Avusturya
karşısında geldi. Hem de ne galibiyet.Hani bizim Ukrayna karşısında yürüyen basketçilerimizden umduğumuz ama göremediğimiz
türden. Skor 79-41. Bazen skor bile yetiyor her şeyi anlatmaya. Süslü sözcükler sadece galibiyetin büyüsünü bozuyor. Böyle güzel
bir skor karşısında da susma hakkımı kullanayım müsaadenizle. (Çok az konuştum Allah için)
    Sıra geldi Finlandiya maçına. Maalesef burada yorgunluk ve tecrübe eksikliği su yüzüne çıktı. Güzel bir mağlubiyet aldık
ama. Kıran kırana bir maç çıkardık. Bir tarafın kazanması gerekiyordu. Maalesef Finler kazandı. 56-55'lik skor mücadele
gücümüzün ne düzeyde olduğunu göstermeye yetiyor.
   Sözün kısası iki galibiyet bir yenilgi ile grup ikincisi olduk. A grubunun birincisi Slovenya ile yarı final oynamaya hak kazandık.
Büyük bir sevinç yaşıyorduk. Beklediğimizi bulmuş emeklerimizin karşılığını almıştık. Yarı final günü A grubu birincisine helalinden
bir soğuk duş aldırdık 76-40'lık galibiyetimizle. Bu galibiyet ne kadar kararlı bir takımımız olduğunun en güzel göstergesi oldu.
   Sırada final vardı. Rakip şampiyonadaki pek çok takım gibi yıllardır bu tarz turnuvalara damgasını vurmuş, başarıların gediklisi
Polonya. Yine mücadele eden bir takım var sahada. Ama tecrübemiz eksik. Bazen siz susarsınız yılların yoğurduğu aklınız,
bedeniniz konuşur. Biz daha yeni emeklerken bu yollardan yürüyerek geçip giden Lehler de tecrübeleri ile 69-57 galip gelip
şampiyon oldu. Ama bizim de artık işin bu yüzünde bir unvanımız vardı: Avrupa İkinciliği.
   Şimdi bunun sevincini yaşıyor takımımız doyasıya. Ancak artık sorumlulukları daha da arttı. Eskisinden daha tahammülsüz olmak gerek
yoksunluklara karşı. İstatistikler tutulmalı. Daha düzenli alt yapılar ve antrenman programları kurulmalı, daha çok antrenör gitmeli
Harman Yazıcıoğlu'nun çizdiği yoldan. Artık Division A' da ter dökecek olan takımımız olimpiyatlara gidecek seviyeye gelmeli benim
çocuklarım basketbola başladıkları zaman. Onlara koşan basketbolla birlikte en az onun kadar parlak olan Tekerlekli Sandalye
Basketbolunu tanıtabilmeliyim hevesle. Onlar gözlerini kocaman açmalı, benim gibi hayran hayran seyretmeliler sahadaki
mücadeleyi. Onlara sayacağım bir sürü başarısı olmalı bu takımın. Neden olmasın? Birkaç yıl önce kurulma aşamasındayken
buralara bu kadar sürede gelebileceğimizi kimse tahmin etmezken böyle güzel bir başarıya imza attıysak, bunları da yaparız
elbette. Yeter ki isteyelim.
Her zaman böyle güzel haberler verebilmek dileğiyle...
Hoş Kalın...
ş a d a n a t i l a
17 o C a K 2 0 0 3 C u M a
[email protected]
 |