ş a d a n a t i l a


BASKEEET YEMEM! PORTAKAAAAL YERİM!

Efendim merhabalar;

   Finallerimi bitirmenin çılgın sevinci ile uçuyorum demek isterdim ama hem uçamayacak kadar ağırım hem de yorgunum, o yüzden yerimi bileyim.

   Malumunuz dün itibari ile grup sonuncusu gelen vurdu giden vurdu kardeş Hollanda ile karşılaştık. Aslında biz bir şeyle karşılaşmadık da onlar buz dağına çarptı. E haliyle bu buz dağının bir görünen bir de görünmeyen yüzü vardı.

   Görünen yüzünü herkes gördü. 12 Dev Adam muhteşem vs yorumlarını herkes yaptı. Ancak artık sizlerin de öğrendiğiniz gibi pişmiş aşa su katmakta üstüme yoktur. Müsaadenizle rakibe 40 çifte de atmış olsak bu maçı görünmeyen boyutları ile çekiştireceğim, sündüreceğim biraz.

   Herkesin gördüğü üzere ortam harikaydı. Ben Ankara'dan gaza geldim. Gerçi bu aralar hasta olan annem naz yapma seviyesini maksimuma çektiği için cumartesi Litvanya maçına gidemeyeceğim ama canım sağ olsun. Da orada olan biri varsa beni doğrulasın. Bilahare takım durdu seyirci sustu. Niye ki? Biz destekledik diye demiyorum 2001 Avrupa Şampiyonası'nda ne maçlarda geride olduğumuz halde takımı sonuna kadar bırakmamıştık. O aralar özellikle kritik kararlarda hakem üzerinde seyircinin baskı yaratabileceği dakikalar. Madem prova yaptık cumartesi için seyirci de bunun bir parçası. Cumartesi akşamı biraz da volüm rica edeyim. Biraz daha hareketli lütfen. Takımla beraber coşmak güzel ama onlar coşamıyorsa coşturmak da bize düşer.

Aslında bu galibiyetin abartılacak bir yönü yok deniyor. Doğrudur. Ama ilk periyodunda şoka girdiğimiz İsviçre maçını hatırlarsak yine de önemli bir galibiyet olduğuna inanıyorum. En nihayetinde işimizi son duaya bırakmadık. Bir de gruptan çıkamama stresi ile Litvanya maçı oynamak kadar kötü bir şey olabilir mi? Çarşamba akşamına dönelim dilerseniz. Nereden başlasam nasıl anlatsam diye düşünüyorum da en iyisi doğaçlama çalışayım.

Hüso'nun takımındaki durumu hepimizce malum. Avrupa Şampiyonası Ribaund Kralı'nın, karşısındaki soft sayılabilecek pivotlara rağmen çok sık ribaunda girmemesi Litvanya maçında tekerrür etmeyecek bir hadisedir diye umuyorum. Yoksa haşmetli pota altımızdan haşmetli bir darbe yeriz. Mirsad var diyenler haklı, boynum kıldan ince ama nereye kadar? Litvanya'daki uzunlarla Hollanda'yı karşılaştırmak bile ayıp olur. Mirsad yer tutmaya çalışırken faul yaptıracak ne ustalar var Litvanyalılar'da. Bir de şu fade away olayı var Hüseyin'in. Eskiden çok rahat attığı bu şutları biraz ısınırsa yine rahat atabileceğini düşünüyorum. Hadi Litvanya maçına yetişmesi imkansız kabul şurada iki gün kaldı da, yaz için bu yönde gelişmesi şart. Sözün özü ben Hüso'nun da Mirsad'ın da cumartesi günü rahat olacağını hiç sanmıyorum. Kaya'nın her zaman için faul problemi riski taşıdığını göz önünde bulundurursak, ben bu maçta Fatih'in yerine Rasim'i tercih ederdim şahsen. Neler yapabileceğini bildiğimiz bir adam sonuçta. Ha olur da Nedim gibi tutulur kalırsa diyorsanız, ben yine de Fatih' ten fazla iş yapacağını savunurum. Rakip Litvanya sonuçta. Takım kaptanımız İbo bu maçta bana saç baş yoldurdu. E güzel kardeşim atmışsın yirmi sayı. Gidiyorsun hızlı hücuma pas ver artık da, ne sen yerlerde sürün ne de o pozisyon faulle kesilsin, seyircinin de keyfi bozulsun. 1/8 üçlük de ayrı bir güzellik ayrıca. Dış şut olarak günümde olmadığımı bilsem ben atmazdım mecbur kaldığım pozisyonlar hariç. E sonuçta pota altına girebiliyorsan oradan zorla. Bakınız model 1: Bodi... Litvanya maçında da ayaklarının dibinde en savunmacı adamı bulacağını düşünürsek birkaç perde hariç elini kolunu sallayarak üçlük atamayacak yine. İçeri ne kadar yüklenirse o kadar kâr en azından faul oluyor. Litvanya'da da ne kadar adamı faul problemine sokarsan, o kadar işler iyiye gider. Bir taşla iki kuş... Elbette yine üçlüklerine bakacağımız pozisyonlar olacak. O maçta bu kadar cömert olmayacağını umarak bu defteri de kapatalım.

Haluk maça iyi başladı değil mi? Ama bir ara yanlış şutlar seçince kenara geldi. Alper de gününde olunca S.O.S sinyalleri çalmadı. Alper savunma ve üçlüklerini diğer maça da taşıyacak inşallah. Potaya bakma korkusunun Litvanya maçında dönmemesi dileğiyle. Parantez açılacak iki kısa da Tutku ve Serkan. Hatta Alper'i de yanlarına alıp değerlendirmek lazım. Tutku bu işi kapmış göründü. Ancak bu çizgisini Jasikevicius karşısında da göstermesi şart. Zira kendileri son maçta da hem en skorer olmuş hem takımı oynatmış. Üzülerek belirteyim kör olmadıysam 27 sayı atmış hatırı sayılır bir ribaund (5) ve asist (6) katkısı da vardı. Yani sorumluluğu Kerem (ayağındaki sakatlık ciddi sanırım bu kadar kafaya taktığına göre) ve Tutku ikilisinin paylaşımı, maçın kaderini belirleyecek büyük ölçüde. Savunma yapacağım diye de hücumu unuturlarsa sıkıntı yaşar mıyız? Bence yaşarız. Çünkü pota altında inanılmaz bir savaş olacak. Dışarı fazla top çıkmasını bekliyorum. O topların hepsini de İbo kullanamayacağına göre (kullanır mı yoksa?) oyun kurucularımızın da elini ateşe sokması şart.

Diğer oyuncuları da takıma katkılarından dolayı kutlar, lafı uzatmadan Litvanyalılara getirmek isterim. Herifler çok pis hırs yaptılar. Malumunuz ne Navarroları ne Reyesleri ne Kambalaları ne İboları var ama çok illet bir takım. Başa bela cinsten. Çok çalışkanlar sizden iyi olmasınlar. Yıldız oyuncu olmadığından topu en çok ben kullanacağım kaprisi de yok. Örnek son maçta kadroya ilk kez çağırılan CSKA'lı 3.5 numara Darius Songalia 16 sayı atacak kadar pas aldı. İyi de ribaund (sayıyla yedi) yaptı. (Laf arasında bu çocuk CSKA'da da harbi ortalığı süpürüyor. Kendileri Euroleague'de ısrarla takip ettiğim oyunculardandır. Üç buçuk numara demişken bizim Golemac da İtalya'ya 3 sayı atmış. Ne gülüyorsunuz ben hiç gülüyor muyum? Bir şey de ima etmiyorum. Güleriz ağlanacak halimize diyorum sadece.) Yani ne rütbeye bakıyorlar ne apolete, parlayan topu kapıp potaya takıyor. Dediğim gibi en tehlikeli isim Jasikevicius. Aslında onu Alper'le de tutmamız mümkün. Yani Kerem ya da Tutku dertlerimize derman olmazsa kısalarımızı süratle deneyip doğru eşleşmeyi bulmak taraftarıyım. Ne olacağını izleyip maç boyu ezilmekten iyidir. (Peki bu değişim konusunda Aydın Hoca'dan umutlu muyum? Hayır. Bu maçta aslar üzerinden ısrar etmemesini umuyorum. Böyle maçlarda aslar üzerinden oynamak, onların kaçırdığı zorlama şutları fast break olarak yemekten daha kötü bir şey var mı? Yok.)

Başımıza bela olacak diğer biladerimizin adı da Macijauskas. Önerilebilecek tek çözüm olabildiğince dışarı itmek. İçerden iyi yüzdeli atıyor. Dışarı itip ayaklarının dibine girip gölgesi olmaktan başka çare var mı? Benceeee yok. Siskauskas da bir diğer sorun. Aynı önlem onun için de geçerli. İçerden çok yüzdeli oynuyor. İtiniz dışarı. Söylemesi kolay ama fizik olarak hiç fena sayılmayan bu kardeşleri nasıl iteriz, birini itsek, diğerini itecek adam bulabilir miyiz? Umarım.

Hollanda karşısında bile sadece iki ribaund ile üstünlük kurabilmişken ve Hammink ve Krieger'e sürüyle hücum ribaundu vermişken, Litvanya'nın son maçında 12 hücum ribaundunu üstelik bizim hezimet rakibimiz Ukrayna karşısında çektiklerini bir hatırlatayım dedim. Yani pota altında Mirsad'ın ribaund savaşında yalnız kalmamasını Hüso'nun da ona destek olmasını bekliyoruz. Yoksa rakibe çok fazla ikinci şans doğabilir. İyi yüzdeyle üçlük atmamız şart. Maşallah bir malzemecileri üçlük atmıyor adamların bir de E.Zukauskas. O da "Biz pota altı canavarıyız bir ağırlığımız var bize yakışmaz" diye atmıyor.

Uzunlar arası asist alışverişinin çok fazla olmamasına sevineyim mi üzüleyim mi bilmiyorum. Çünkü dış şutörler oldukça isabetli atıyor. Bizim de yapmamız gereken kendi hanemizdeki sayı rakamlarını coşturmaktan çok takımı oynatmaya yönelik olmalı. Atamadığı halde fade away deneyen, 1/8 üçlük atan arkadaşlar olmamalı. Mirsad'dan ısrarla faydalanmamız gerek. Eli çok düzgün. Ne zaman atabileceğini biliyor. Zira son maçta atabileceği toplara değdi gerisini çıkardı. Bu diğerlerine de örnek olursa onun sadece tek şut kaçırdığı gibi onlar da kaçırdığı şut sayılarını azaltabilirler. Hım bir de Mirsad inşallah hırsının kurbanı olmaz. Malum bu tarz maçlarda gözü kararıyor.

Önce savunma, sonra ribaund, olabildiğince çok paslaşma, doğru adamı bulma. Kısaca böyle özetleyebiliriz maçı. 38 fark yapmak biraz ütopik. Ama en azından rövanşı almak adına iyi bir maç olur umarım.


En uzak mesafe ne Afrika' dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan.

Böyle demiş Can Yücel. Biz de bunun son dizesini uyarlayalım takımımıza.

En uzak mesafe iki oyuncu arasındaki mesafedir birbirini anlamayan...

Birbirimizi dinleyerek oynadığımız ve birbirimizi anladığımız takdirde alamayacağımız maç yok. Herkes kendi hesabına çalışmazsa kolay bir maç olur demeyeceğim. Bu imkansız. Ama en azından çekişmeli, zevkli bir maç olur. Abdi İpekçi'ye gidenler de gerçek 12 Dev Adam'ı görmüş olurlar.

ş a d a n a t i l a
25 o C a K 2 0 0 3 C u M a R t E s İ
[email protected]

Hosted by www.Geocities.ws

1