ş a d a n a t i l a
ABDİ İPEKÇİ'DEN İSPANYA'YA…
Efes Pilsen hastaları, sempatizanları, tarafsızları, karşıtları hepinize merhabalar…
   Yörelerimiz Türkülerimiz programına has bir açılışla olayımıza giriyoruz. Ülker galibiyetinden çok bu maçtaki oyunu ile takdir toplayan takımımızı
tüm kalbimizle tebrik ediyor, büyüklerin ellerinden, yaşıtlarımızın yanaklarından, küçüklerimizin gözlerinden öpüyoruz.
   Efendim geçen hafta nasıl yenilgilerden kahrolmadıysak bu hafta da galibiyeti abartmamamız gerektiğini düşünüyorum. Ciddi bir rakip karşısında
alınmış bir galibiyet olsa da neticede sadece bir galibiyet. Olayı kan davasına çevirip ikinci raundu biz aldık meselesine getirmemek lazım….
Basketbol Maçları'nın Akla Ziyan Saatleri
   Dönüyoruz Abdi İpekçi' ye… Karşımızda TRT'nin ve biz basketbolseverlerin yıllardır vazgeçemediği bir isim var: Avni Küpeli. O anlatıyor biz "seyrediyoruz".
Ama öncelikle saatlerimize bakıyoruz. 16:30… Türkiye'nin doğu kesimlerinde iftar vakti oldukça yakın. Batıdakiler de eve gitme telaşında ama Efes ve Ülker
parke üzerinde. Bir önceki gün Beşiktaş Galatasaray FUTBOL maçı saat 21:00' de oynanıyor da bu maç 18:00'de olsun oynanamıyor mu diye bir düşünüyoruz.
Her sene olduğu gibi biz düşüneceğiz, federasyon bize cevap vermeden susacak. Kitlelere hitap eden futbol ile küçük kütlelere hitap eden basketbol gibi bir
ayrıma gitmemek için bu ufak ayarlamaların ne kadar faydalı olacağı aşikar. Ama bu konuda adım atacak insanlar pek ortalarda yok. Maçı ellerinde ramazan
pidesi yemek yerken seyretmek kaç kişiyi tatmin etmiştir o da ayrı mesele…
Çok da Zor Olmadı
   Bakalım parkenin üzerinde neler oluyor. Kendi adıma konuşayım ilk dakikalarda kendimi aptal tavuklar gibi hissettim. Bir o potada bir bu potada şakır şakır şutlar
giriyordu. Hangi tarafa bakacağımı şaşırdım. Hiçbir şut cevapsız kalmaz kaidesi bir yerde bozulacaktı ve bozan taraf da Ülker oldu. Fırtına gibi maça giren
Booker'ın yanına ikinci bir skorer bulunamadı. Langdon İbrahim'in ayaklarının dibinden pek ayrılmayınca o da topu Booker ile buluşturmayı tercih etti. Blair
üzerinde de geçen seferki taktikten vazgeçilip hareketli bir savunma yapılınca Efes hem top kaparak hem rakibi dengesiz şutlara zorlayıp ribaund alıp
çabuk çıkarak fast break'den oldukça fazla sayı buldu. Savunma dengesi bir tarafa yüksek şut yüzdesi de dikkat çekiciydi. Maçın ilk molasında %100 iç
saha 2'lik, %75 dış saha 2'lik, %100 üçlük, %100 serbest atış oranları ve buna binaen rakibin-doğal olarak- sıfır ribaundu vardı. Gayet sinir bozucu olan bu
durum hem içerden hem dışardan şutların girmesiyle iyice sinir bozucu hale geldi. Hatta bir pozisyonda nasılsa atamaz diye Prkacin'in üzerine gitmeyen Blair
Prkacin'in o uzaktan attığı şut girince neler düşünmüştür merak ediyorum.
   İlk periyoda rakibin kilidi beklemediğimiz kadar kolay çözüldü. Ülker maçı olsun ve bu kadar çabuk kopsun olacak şey değil canım diye düşünerek seyrettim
ikinci periyodu. Ancak inanılmaz top kayıpları (başta İbo'dan) devam ediyordu ve güzel organizasyonlarla şık basketler buluyorduk. Takımın geçen hafta
uyumsuzluk nedeniyle Tuborg'a yenildiğini söylesek ve bu haftaki oyunu seyrettirsek bizim takımı bilmeyen birine bizi dövmeye kalkardı herhalde dalga mı
geçiyorsun diye.
   Dördüncü periyoda değinmeye bile gerek görmüyorum çünkü oraya gelene kadar her şey bitmişti zaten. Son bir şans olarak üçüncü periyoda asılmaya çalışan
Ülker ilk beş dakikada şut sokamayınca o şansını da yitirdi ve dördüncü periyot bitse de gitsek şarkısı eşliğinde oynandı. Üçüncü periyodun başında baskılı savunma
ile ilk iki dakika sonuç alır gibi olan Ülker' in savunmada devamlılığı sağlayamaması ve Kerem-Kaya kombinasyonunun sayılarına cevap verememesi olayın şeklini belirledi.
Guardlar... Guardlar...
   Efes'e farkı getiren faktörlerden ilki bir numara idi. Kerem olsun Ender olsun takımı oldukça iyi oynattılar. Ancak Booker (namı diğer Sam Cassell) her zaman eleştirilen
iniş çıkışlı grafiğini bu maçta da sergiledi. Maç sonunda Avni Küpeli'nin de söylediği gibi ilk beş dakika 11 sayı bulduktan sonra kalan 35 dakikada ancak 2 sayı atabildi.
Haydi o bir yana. Bakınız Beşiktaş-İTÜ maçı El-Amin de kötü gününde. Sadece dokuz sayı atmış ama takımını çatır çatır oynatmış. Booker takımı oynatmada da pek
başarılı olamadı. Nitekim bunu maç sonundaki asist hanesine bakarak da görebiliriz: 3 asist. Booker'ın bariz olarak aksadığı bir ikinci periyotta Tutku'nun beş dakika
bile oynamaması ve 40 dakika içinde aldığı süre bence düşündürücü. Verim alamadan sahada tuttuğum bir Booker'dansa Tutku'yu denerdim ben olsam.
   İkinci olay dört numaraların performansı. Aslında bunu uzunların tamamı olarak alalım. Prkacin, Ermal, Nikolic ve özellikle Kaya (hepsi birbirinden inanılmaz 5 stepsini
saymazsak. Aklıma Asım geldi vallahi seyrederken) toplamda 46 sayı (skorun yarısı) ve 20 ribaund (Toplam 22 ribaundumuz var) ile oynadı. Yani uzunlar olarak
üzerlerinde düşen ne varsa yaptılar ve Blair'a nefes aldırmadılar. Birinci periyotta ortalarda olmayan sadece 2 sayı atabilen Blair bir ara parladıysa da maç
sonuna kadar 13 sayıda kaldı ve maçın koptuğu anlarda attığı basketlerle 18 sayıyı buldu. Ancak Efes uzunları ile karşılaştırınca performansı sınıfı geçemedi.
Kerem Gönlüm'den ekmeğini taştan çıkaran bir oyun bekliyordum. Hatta Kaya'yı faul problemine sokabileceğini de düşünüyordum. Ama o hem yumuşak hem
de ağır kaldı. Rentzias hâlâ bıraktığımız yerde duruyor biri gelip kaldırana kadar da ilerleme kaydedecek mi merak ediyorum. Dujmovic icin söyleyecek çok şey
yok zaten. Adamı son periyoda kadar hatırlayıp da oyuna sokmadı Tolga Hoca… Velhasılıkelam bizim uzunların performansına karşılık Ülker uzunları toplamda
34 sayı 17 ribaund ürettiler. Ancak asıl mesele pota altında bizim uzunları savunmaları ile sindirememeleri oldu. Zira 30 pota altı girişimimizin 19'undan olumlu sonuç aldık.
   Maçın kilidi olarak görülen mevzuu İbrahim'in savunmasıydı. Langdon'un bayrağını ilk dört yüz metreden sonra devralan Alper 4x400'ü adeta tek başına koştu.
Çok zor pozisyonda soktuğu iki şutu saymazsak İbo oyunda pek bir varlık gösteremedi. Sanırım pek de gününde değildi zaten. Ben gözlerinde kazanma hırsı,
oynama şevki göremedim. Belki de ilk periyottaki beklenmedik skordan sonra onun da morali bozuldu ama Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında takımın lideri olduğunu
gösteren ve skoru ile de liderliğini taçlandıran İbo, Booker ile birlikte bu maçın başarısızlarından oldu.
   Buraya kadar her şey bizim açımızdan güzel. Ancak iki numaradan çok sınırlı katkı aldığımız da bir gerçek. Bu maçta İbo' yu savunurken gayretli görünen Langdon
halen istenilen hücum özelliklerini sergilemiyor. Türkiye'de idare ederiz de Avrupa'da bu şekilde oynamamasını temenni ediyorum. Umarım yakın zamanda toparlanır.
Bu maçta Kerem' in gayreti ile sırıtmadı bu eksiklik ama diğer maçlarda bu kadar şanslı olmayacağımız açık.
   Takımların genel performanslarına baktığımızda eşit fakat az sayıda ribaund alındığını görüyoruz. Bunda yüksek şut yüzdesi, oyunun faullerle kesilmesi gibi faktörler
önemli pay sahibi. Oyunun her alanında Efes' in şut yüzdesi Ülker'den çok daha yüksek. En çarpıcı örnek Ülker' in on faul atışı kaçırması Efes'in sadece iki faulde
isabet bulamaması. 17 üç sayı girişiminin 9'unda başarılı olmamızın tek sebebi günümüzde olmamız değildi elbette. Ülker savunması da bize oldukça yardımcı oldu.
Ülker'in 19 top kaybı yapması, bu toplardan 12'sini çalmamız ve neredeyse hepsini şık fast break sayıları olarak değerlendirmemiz üzerinde durulması gereken bir diğer nokta.
Neticede doğru oynadık. Herkes üzerine düşeni yaptı ve kazandık. Bundan sonrası mı? Bakalım.
Avrupa'ya Bakalım
   Perşembe günü İspanya'da oldukça zor bir deplasmandayız. Tau Ceramica ile oynuyoruz. Rakibimiz İspanya liginde yenilgisiz yoluna devam ediyor. Oldukça güçlü bir
takım ve Tel Aviv'de final four oynamayı kafasına koymuş. Deplasmanda başlamamız ve böyle zor bir maçla başlamamız dezavantaj. Ancak bugünkü oyunumuza yakın
bir performansla orada da çok şey yapabileceğimize inanıyorum. 75+ atmamız ve ilk yarı 35 sayıdan fazla yemememiz şart. Üçüncü çeyrek sendromlarından da sıyrılmalıyız.
Geçen yılki Avrupa maçlarımıza bakarsanız üçüncü çeyrekleri çok kötü oynadığımızı hatırlayacaksınız. Sırf bu yüzden verdiğimiz bir Benetton maçı var ki halen kalbimde yaradır.
Dönelim Tau'ya. Kerem'e bu maçta çok iş düşecek yine. Savunması, takımı fast breaklere çabuk çıkarması (adı üstünde fast break), doğru yerlerde de şut kullanması şart. Kaya,
Prkacin ve Ermal İspanyol ve İtalyan takımları karşısında müzminleşen faul problemi sıkıntısına düşmemeli. Bunlar kilit noktalar elbet. Ama en büyük kilit de Granger-Langdon ikilisinin
performansı. Bu ikilinin 30 sayıya yakın bir performans sergilemesi takımı oldukça rahatlatacaktır. Aksi takdirde adamlarını iyi durdurmaları farz. Bu kadar şeyi saydıktan sonra
Tau'dan bir haber verelim… Tau'nun galibiyetlerinin en büyük mimarlarından biri Luis Scola elini kırmış ve 6 hafta yok. Yani bizim maça önemli bir kozlarından yoksun olarak
çıkıyorlar. Bu fırsatı iyi değerlendirmeli kendimiz faul problemine girmeden uzunları sıkıntıya sokmalıyız…
   Ligde ise Türk Telekom maçı bizi bekliyor. Yorucu bir Tau deplasmanından sonra acı bir Tuborg benzeri deneyim yaşamak istemeyeceğimizi ve geçmişteki Telekom mağlubiyetlerini
unutmayarak sahaya çıkıp rakibi özellikle pota altından vuracağımızı umuyorum…
Galibiyetleri konuşmak için bu sayfalarda tekrar buluşmak dileğiyle…
ş a d a n a t i l a
0 4 k a s ı m 2 0 0 3 s a l ı
[email protected]
 |