ş a d a n a t i l a
ONDAN… BUNDAN… ŞUNDAN…
Merhaba,
   Birkaç dakika önce biten Ülkerspor - Efes Pilsen maçından sonra bir sinir klavyenin başına geçerdim normal
şartlar altında. Ancak TBL Toronto Raptors'u olarak bir ara Kambala, bir ara -pek bir işe yaramasa da- Golemac, Kaya, Kerem
ve Brown'un sakatlıklarından çektikten sonra Brown olmadan çıktığımız bir Ülker maçından zaten çok bir şey beklemediğim için
yas tutmayı gereksiz görüyorum.
Kısa Bir Bilanço
   Bu maça geçmeden önce bu ara işim boyumu aştığı için teferruatı ile değerlendiremeyeceğim
iki sakat vererek döndüğümüz CSKA ve tek haneli oyuncu rakamı (7 yada 8) ile oynadığımız Unicaja maçındaki
gayretlerinden dolayı takımı kutluyorum. Özellikle kadrosu ve coachu göz önüne alındığında büyük bir takım olan
Unicaja karşısında herkesin 'Fark baştan açıldı. Biz de açıp bilmem ne dizisini seyredelim' dediği bir anda o farkı
kapatıp zafere uzanmaları ve bunu kısıtlı bir kadro ile yapmaları şapka çıkarılacak bir performans.
   CSKA maçını staj toplantım olduğu için seyredemedim. Tam performans, tam konsantrasyon gerektiren bir maçta
iki sakat verdikten sonra, hem de Rus seyirciler önünde tutunmak pek de kolay değil, o yüzden yüklenmek haksızlık olur.
   CSKA maçı hayırlara vesile olmadı da değil. Benim sezon başında, gelmeden vazgeçelim dediğim, sezon boyu da
"desteklediğim" Golemac el sallayarak Slovenya'ya döndü. Kendisine bu kadar dayanma becerisini gösteren Efes
Pilsen yönetimini sabırlarından dolayı kutluyorum.
Golemac'a da bir veda şarkısı yazıyorum:
Eğer gün gelir
Sen olmasan Golemac
Hayat her şey aynı akıp gidecek
Sana yolunda dileğim Golemac
Kedersiz bir yaşam sağlık mutluluk
   CSKA maçında Brown'ın sakatlanması sonrasında da Golemac'ın babaevine gitmesi ile kuşa
dönen kadro mevcudumuzu desteklemek için Ira Clark kardeşimizi aldık. Hikâyeyi hepimiz de biliyoruz. Fabriano
küme düşer. On sekiz küsur sayı ortalaması olan 27 yaşındaki 2.07'lik Ira bizimle anlaşır. Bugün ribaundlarda fena
değildi. Ancak sayı yollarında etkin olduğu ortalamasından da belli olan bir adama daha fazla inisiyatif vermek lazım.
E tabi o da bu sorumluluğu almaya hazır olmalı. Brown'ın yokluğunda bir Türkiye Kupası Dörtlü Finali, sonrasında da
play off serisi. Çok çalışmalı ve çok dikkatli olmalıyız çoook.
   Brown'dan böylesine yoksun olmak insanı çok etkiliyor. Her ne kadar zor olsa da bir an önce
dönmesini umuyorum. Geçen yıl oldukça sıkı bir sakatlığa rağmen çıktığı serinin bir benzerini beklemek ona haksızlık
olsa da Efes Pilsen'e bugüne kadar yaptıklarını düşününce iyileşir iyileşmez yerini alacağını umuyorum.
Gelelim Ülker Maçına
   İlk periyottan başlayarak kısa analizler halinde tuttuğum notlara şöyle bir göz gezdirdim. Kerem'in ilk sayıları
üstlenmesi ile alışıldık bir Ülker karşıtı resital izleyeceğimizi tahmin ediyordum. Nitekim sezon içi en iyi performanslardan biri yine
Ülker maçında geldi. Yenilmiş olsak da bu performansı taçlandırmak isterim:
Armut susuz olur mu
Tadına doyulur mu
Ülker forması görür de
Kerem hiç durulur mu
    İlk periyotta hücuma katılan tek adam Ömer'di. Ancak yaptığı hatalar sayılarının önemini azalttı.
Özellikle üçlük atıp kendi potasına döndüğü zaman yaptığı fauller affedilir şey değil. Hücumdaki kötü performansın
sebepleri üçlük yüzdesinin ve serbest atışların düşüklüğüydü. İçerden kullandığımız hücumlarda ilk yarıda 12/12
yapmamız da bunun bir göstergesi. Ancak yaptığımız top kayıpları (Efes:10 - Ülker:15) ve %30'un altındaki üçlük
yüzdesi (ilk yarıyı kast ediyorum) insanın gözlerini yaşartıyor.
   O üçlük yüzdesini görünce Brown'ı aramayan Efes Pilsen'li yoktur herhalde. Girmeyen her atıştan
sonra içim harelenince aldım elime kalemi yazdım başıma geleni:
Saçlarımı yolarım
Brown nerde sorarım
Hücumu görmemek için
Gözlerimi kaparım.
   Ülkerspor teknik ekibinin akıllıca hamlelerinden biri Zaza ile başlamak oldu. Blair ile başlamayarak
beni oldukça şaşırttılar. İlk periyottaki etkinliği de benim korkumu haklı çıkardı. Hücum silahlarının en büyüğü Booker'ı
bir türlü durduramamanın acısına Praskevicius'un 4/4 üçlük atması da eklenince turuncu yeşilliler yaramıza tuz ekti.
Üst üste üç üçlükle farkı 10 sayıya çıkaran Pras karşısında tutunamayan Kaya'ya da ne demeli bilmem!
    Maç içinde kilit adam olarak Granger'ı düşünmüştüm. O atarsa bu maçı rahat alacaktık. Nitekim
maç içinde etkin olduğu anlarda rahat ettik doğrusu. Ancak istikrar tutturamaması Efes Pilsen Hanedanının 40 dakikalık
ömrünü Yıkılma Dönemi ile sonlandırdı.
   Bir başka unsur da ribaundlardaki müthiş gayretsizliğimizdi. İkinci çeyreğin ortalarında henüz 3
ribaund almıştık. Tebrik ediyoruz. Sezon başından beri ribaund ribaund dediğimiz için de bu sefer sessizlik hakkımızı
kullanarak tepkimizi gösteriyoruz.
   Birinci periyotta nasıl sadece Kerem - Ömer ikilisi etkin olduysa ikinci periyodun adamı da bizim
adımıza Kambala idi. Tüm hücumları o tamamladı. Özellikle de 2 pozisyon üst üste smaç basket vurup faul yaptırması
oldukça iyiydi. O faulleri sokamaması ise kusuru tabii ki.
   Üçüncü periyodun ayılan adamı Kaya, Kambala'ya eşlik edince, Kerem de bunun bir Ülker maçı
olduğunu hatırlayınca farkı kapayıp öne geçebildik. Sonrasında farkın kapanmasına sebep olan da kendi hatamız oldu.
Savunmada ayaklarımızı çabuk tutamadığımız için üst üste fauller yaptık. Bu faullerden çıkan sayılar da arayı kapatmaya
yetti de arttı.
   Maç boyu her zamanki performansını aşan Kerem'in maç sonu yaptığı bir top kaybı ile başlayan hatalar
maçı kaybetmemize sebep oldu demek haksızlık olmazdı eğer Kambala serbest atışlardan birini kaçırmasaydı…
   Savunmamızın çok daha iyi olmasını beklerdim. İstenilen düzeyde bir savunma yapıldığını ben düşünmüyorum,
teknik heyetin de tatmin olduğunu sanmıyorum. Gereksiz yere bu kadar faul yapmak pek hayırlara işaret değil. Hele dördüncü
periyodun başında daha Ülker tek faul bile yapmamışken 4 faul hakkımızı doldurmamız affedilir şey değil…
   Tartışmalı pozisyonlarda bu kadar çok itirazın olduğu böyle gerilimli bir maçta birkaç pozisyon hariç
(Hatırladığım ikisi bizden çıkan topu yine bize vermeleri ve Kaya'nın basketini vermemeleri) durum yine de iyi idare edildi.
Ancak iki tarafın da bu kadar gergin olması haliyle ortamı etkiledi. Sanki daha sakin olunsa hakemler de bu kadar keskin
kararlar vermeyecekti.
   O üç saniye kararını düşündüm de şimdi. O pozisyon bence bir önceki verilmeyen üç saniyenin de bir takviyesiydi.
Zira o pozisyonda Kerem Gönlüm bayağı bir beklemişti pota altında. Ne zaman çalacaklar diye beklemiştim ama bir sonraki pozisyonda
çalındı. Yine de bunun ikinci bir emre kadar ertelenmesi pek hoş olmadı.
Kupaya Gidiyoruz
Gözlerimi kaparım
Vazifemi yaparım
Lacivert beyaz için
Uzun yollar aşarım
   Demek isterdim ama Dörtlü Final Ankara'da olduğu için o kadar yol gitmeme gerek kalmayacak. Burnum sınavlara batmadıkça
canlı canlı cosmogirllerden (Kerem'in son Cosmogirl'e kapak olduğunu söylemiş miydim bu arada?) Ülker - Efes Pilsen,
Galatasaray - Türk Telekom yarı finallerinden bahsetmeyi düşünüyorum. ASKİ'den Umut Abi'ye bağlanır gelişmeleri bildiririm artık.
Alkışlar Yıldızlara
   5 yıldızlı bir oyunla 3/3 yapan bu maçların ikisinde rakiplerine fark atan üçüncü maçında ise güçlü
rakiplerinden İsrail'i yenen Yıldız Millilerimiz finali garantilediler. Kendilerini kutluyorum. 79-80 kuşağının varisi olmayı
sonuna kadar hak eden bu gençler ileride A Milli Takımı'mızın güvencesi olacaklarını ispatlamış oldular. Ersan ve alt
yapımızın yıldızlarından Cenk bu turnuvada göze batan isimler…
   Eh benden bu kadar. Kendinize ve takımınıza sahip çıkın. Hepimize kansız, olaysız, bol çekişmeli playofflar…
Hoş Kalın…
Y a z ı c ı d a n Ç ı k a r t
ş a d a n a t i l a
2 3 n i s a n 2 0 0 3 ç a r ş a m b a
[email protected]
 |