ş a d a n a t i l a
TOP 16'DA EFES ÜZERİNE
Öyle geçerdik ki kaldırımlardan
Sanki düşenler biz değildik...
   Yine her zamanki hatalarımızı tekrarlayınca bu iki dize aklıma geldi. Geçen yıl son
dakikada İtalyan rakibimizden yediğimiz sayılar ve evimizde verdiğimiz bir Real Madrid maçı yüzünden
Final Four şansını kaçırmıştık. Aslında o maçları kaybeden sahadaki performansımız değil, inançsızlığımızdı.
   Ve bu yıl. Yine bir yenilgi. Grupta son maçımız. Her şeye rağmen ciddiye almak zorundayız.
Evimizde oynuyoruz ve seyircimizi selamlamak istiyoruz. En yakın takipçimiz zorlu bir deplasmanda. Galibiyet
alırsa 2. ve 3.ler torbasından bizim yerimize o çıkacak ve işimiz bir kez daha güçleşecek. Peki biz ne yapıyoruz?
Yine tutunmakta zorlanıyoruz. Yağmur altında yosun tutmuş kayalara tırmanır gibi bir halimiz var. Hiç adetimiz
olmadığı kadar çok top kaybediyoruz. Çaldığımız toplar elimizde eriyor. İçeride etkili olan oyuncumuzu unutup
nasıl top çevireceğimizin derdine düşüyoruz. En iyi savunma takımına yakışmayacak şekilde dalgalı bir seyir
izliyoruz. Kambala'yı kullanamıyoruz. Tüm yükü Brown'a yıkıyoruz. Alper ve Granger suskun. Golemac sakat.
Olmasa da pota altında ne kadar iş yapardı ayrı bir konu. Kerem tutuk. Yine üçlük deniyor, yine sokamıyor.
Yine saçımızı başımızı yoluyoruz. O kenara gidince Ender'den iyi verim alıyoruz. Ancak onun da üst üste iki
hatası ile yıkılıyoruz. Maçtaki en iyi performansı Brown sergilerken ona destek Kaya'dan geliyor. Ancak daha
fazlasını yapabilecekken yapmadığımız için Pau'ya yeniliyoruz.
   Yer Hırvatistan. Sahada iki takım: Skipper ve Cibona. Uzatmaya giden bir maç ve yine
Cibona galibiyeti. Yerimizi kaybetmememizi bu maçtaki uzatmaya borçluyuz.
   Garip değil mi? Evinde neredeyse yenilgi yüzü görmeyen takımları evinde alt etmeyi
başarıyorsunuz, ancak kendi evinizde en iyi altıncılık mücadelesine girmiş bir takıma boyun eğiyorsunuz.
Grup birincisine sadece bir sayı ile ve iki uzatma sonunda geçiliyorsunuz. Ama grup sonuncusundan sahanızda
tokat yiyorsunuz. Konsantrasyon beyler konsantrasyon! İşler şimdi daha da zor.
   Bu yazıyı tamamen Euroleague üzerine kurayım da konuyu dağıtmayım diyorum. Lig
maçlarından ayrı bir yazıda bahsederim inşallah. Gelin şimdi yeni grubumuza bakalım.
KİLİT İSTANBUL' DA ÇÖZÜLECEK
CSKA Moskova
Efes Pilsen
Unicaja Malaga
Cibona Zagrep
   Grubumuzun portresi yukarıda gördüğünüz gibi. Takımları teker teker mercek altına yatıralım bizi neler bekliyor anlayalım.
MOSKOVA' NIN AYAK SESLERİ
   Final Four yolunda Barcelona, Benetton ikilisi ile birlikte en ciddi
adaylardan biri olarak gösteriliyor CSKA. Ölümcül tabir edilen bir savunmaları var.
Uzundan yana sıkıntıları yok. İçeriyi karartıyorlar. Genç oyuncuları iyi performans
veriyor. Özellikle Songaila belirleyici performanslar çizebiliyor. Baschminov ve Victor
Alexander, match up problemi yaşayabileceğimiz oyuncular. Khryapa'ya da dikkat
etmek lazım. Her ne kadar iki ucu keskin bıçak olsa da bizi keseceği güne denk
gelirsek yanar gülüm keten helva. Asıl dert guardları aslında. Kaya ve Kambala korkusuz
oyunları ile uzunları aşabilir çünkü. Kornel David ile de anlaşma sağlayabilirsek fena
olmaz front court. Uzunlarımızın aleyhimize gibi görünen fizik olayını lehimize de çevirme
şansları var aslında. Barcelona maçında Femerling ve Duenas'ın ne kadar ağır kaldıkları
düşünülünce en azından 2.11'lik dev kardeşimizi durdurabiliriz gibi. Songaila ve Alexander
içinse kora kor mücadele gerekiyor.
   Hücum neyse hadi dışardan attık soktuk diyelim. İçerden hücum ribaundu vermemek asıl
dert. Çünkü CSKA oldukça fazla ikinci şans yakalayabiliyor. Sezgiler bakımından hem
kısalar hem uzunlar oldukça iyi. Uzunlar konusunda yapılacak iki şey var: Bloklarda
oldukça etkili olan Khryapa (kendileri Euroleague üçüncüsü olurlar bu alanda) karşısında
artistliğe kaçmadan garanti atmak ve ikilik atışlarda takımın en iyisi olan Baschminov'u
olabildiği kadar dışarda alıp savunmasına yardım getirmek...
   Gelelim kısalara. En çok dikkat etmemiz gereken olay John Roberts Holden.... Kendileri
top çalmada ilk onda asistlerde ise üçüncü. Yani bizim için pek sevimli bir durum değil.
Kerem'in Holden karşısında maksimum performansla oynaması gerekiyor. Ona da
Barcelona maçında Jasikevicius'a yaptığı son beş dakikadaki savunmayı yaparsa işimiz
güçleşir. Her an gözünü açık tutmak, topa iyi sahip olmak zorunda. Aynı şey uzunlarımız
için de geçerli. Savunmaya yardıma gelindiğinde topu olabildiğince çabuk dışarı çıkarmak
şart. Mr.Stealer yanı başlarında biterse fast break şansı vermiş oluruz ki bu CSKA' nın
istediği yönde ivmeyi yükseltir. Holden'den devam edelim dilerseniz. Efendim kendileri
maalesef takımın en skoreri. Asist yapmakla kalmayıp iyi atan bir guard'dan daha
tehlikeli bir şey olmadığı için onun savunmasındaki oyuncunun gözlerini üç beş kez
fazla açması gerek. Hızını kesmek için olabildiğince çok sıkıştırmalıyız. Başka çare yok.
   CSKA' nın en skorer oyuncusunun 16 küsur ortalamasının olduğu düşünülürse takımın
skor yükünü paylaştığı açıkça görülüyor. Bizim de skor silahlarımızı sonuna kadar
çalıştırmamız şart. Alper, Brown, Granger, Kambala hatta Kaya ve Kerem maksimum
verimle İstanbul'daki maçı çıkarmak zorundalar. Bir ikisi sustu mu Rus kardeşlerimizin
ekmeğine yağ süreriz.
   CSKA hızlı oynamaya bizden daha elverişli bir takım. Yerleşmeden yakalanabiliriz. Hızlı
oynamak zorundayız. Olabildiğince az top kaybı ve faul atışlarında yüksek isabet maçın
kaderini belirleyecektir. En azından İstanbul'daki maçı almak farz.
TANIDIK BİR İSİM
   Unicaja'yı geçen yılki grubumuzdan hatırlayacaksınız. Ortalama bir takım
olan Unicaja, 7 galibiyet ve 7 mağlubiyetle grup dördüncüsü olarak geldi. Attıkları kadar
yemeleri bizim adımıza iyi haber mi kötü haber mi, bir düşünün. Attıklarına bakılınca skor
açısından sıkıntı çekmeyen bir takım oldukları görülüyor. Yani rakibi düşük yüzde ile
attıkları bir gününde yakalarlarsa bırakmazlar. Ancak bizim Euroleague'de en az sayı
yiyen takım olmamız işleri onların adına biraz zorlaştırmamız demek. Yani az top kaybı
yapıp dengeli hücum ettiğimiz, acele etmediğimiz bir gün Unicaja maçından galibiyetle
ayrılmamak için bir sebep yok.
   Maç başına yaklaşık 8 ribaund alan Okulaja'yı kilitleyerek işe başlamalıyız. Onun savunmasında
Kaya'nın oldukça başarılı olacağını tahmin ediyorum. En fazla hücum ribaundu çeken isimlerden
olduğu için Okulaja'yı önden almakta fayda var. Bir diğer uzun Kornegay da savunması ile dikkat
çekiyor. Blok krallığında aynı ortalama ile Hernandez'in arkasından ikinci olması da bunun bir
kanıtı. Bir maçta 5 blok yaparak sezon rekoruna ortak olduğunu belirteyim. Kornegay korkusuzca
rakip uzunun üzerine gidip yıldırabilir ve oldukça yorabilir. Özellikle Kambala' nın kendine has
yüksek şutlarına ihtiyacımız olacak.
   Serbest atışlarda en etkili isim %87.5 ile atan Bullock. Özellikle faul yapmaktan kaçınmamız
lazım. Oldu ki maçı bir şekilde zora sokma becerisini gösterdik en azından Bullock' a faul
yapmayalım derim.
   Frederic Weis şu anda sakat ancak bizim maça kadar iyileşeceği düşünülürse 2.18'lik bir
devi karşımızda bulacağız. Bazı maçlarda oldukça iyi bir performans ortaya koyuyor.
Yardımlaşarak savunmamız şart.
   Eski formunda olmasa da bize karşı genelde iyi oynayan Risacher, Gurovic, Adam Wojcik
ve geçen yıl karın ağrısı çektiren Sonko hâlâ bu takımın kadrosunda. Yani ne forvetlerimize
rahat var bu maçlarda ne guardlarımıza.
   Uzun oyuncuların çokluğu kadroya bakıldığında göze çarpan ilk ayrıntı. Match up'larda
sorun yaşayabiliriz ancak bunu hızımızla ve presimizle aşacağımızı sanıyorum.
   Gördüğünüz üzere hep savunma hakkında konuşuyorum. Çünkü Unicaja diğer takımlara
oranladığımızda yüksek isabetle şut atan bir ekip değil. Dengelerini bozduğumuz ve
uzunlarını yorduğumuz takdirde iki maçı da almamız işten bile değil. Ancak yabana
atmayıp çok dengeli savunma yapmamız gerek.
DEPLASMANI ZOR GEÇECEK
   Ve yine eski dostlardan biri daha: Cibona Zagrep. Bu sene evinde
hiçbir takıma gün yüzü göstermeyen, bizi de ellerinden bırakmayıp 12 sayı ile tokatlayan
Zagrep yine zor bir deplasman olacak. Hem daha üst sıralarda grubu bitirmek hem de
İstanbul'daki maçın rövanşı almak için iki kez konsantre olacaklar. Evimizdeki CSKA
maçı kadar deplasmandaki Cibona maçı da kaderimizi belirleyecek. Tabii ki CSKA'nın
Zagrep'te göstereceği performans da oldukça önemli.
   Prkacin, Kus ve Mamic takımın bel kemiği hatırlayacağınız gibi.
Özellikle Kus'un bize karşı ne kadar iyi oynadığı hepimizin malumu. Bir de bizi yıkmada
üstüne düşeni yapan Mance var tabii ki. Evlere şenlik bir deplasman maçına gideceğiz.
Dışardaki oyunculara çok dikkat etmemiz şart. Yine Kambala'nın üzerinden oynamalıyız.
Onu durduracak hızda bir oyuncuları olmadığı için içerde onlardan daha çok sayı
üretebilme şansımız var. Onu unutursak ufaktan galibiyet ellerimizden kaçar.
   Alihodzic' in geçen maçta olduğu gibi etkisiz kalacağını düşünüyorum.
Böylece gerçek anlamda tek uzunu durdurup maça 0-0 başlayabiliriz. Zira o devre dışı
kalırsa eşleşmede sorun yaratacak( en azından fiziksel olarak) bir oyuncu kalmıyor.
   Eşleşme dedim de geçen maçta yediğimiz üçlükler aklıma geldi.
Maşallah adamlar yerlerini işaretlemiş gibi atmışlardı. Bu maçta daha hareketli olmamız
gerek sanırım.
   Sözün özü birkaç çok iyi silahı olan bir takım karşımızda. Onları
kilitleyip Kambala ve Kaya' nın üzerinden oynamamız şart. Özellikle deplasmanda
her top içeriye girmek zorunda.
GENEL DEĞERLENDİRME
    İki Unicaja maçı ile evimizdeki Cibona maçından eminim. Ancak
İstanbul'daki CSKA maçı ile Zagrep'teki Cibona maçı çok önemli. Bunların yanında
CSKA'nın kaybedeceği bir Cibona deplasmanı bizim için büyük bir şans olacaktır.
Şansımızı yitirmemek için her maça %1500 konsantrasyonla çıkıp pota altını karartıp
özellikle hücum ribaundu vermemek, hücumda Brown ve Kambala'yı etkin kullanmak,
guardları çok etkili olan bu üç takıma karşı da Kerem'le iyi savunma yapmak zorundayız.
Final Four ellerimizin ucunda. Son zamanlarda yakaladığımız rüzgar geri dönerse
Barcelona' ya neden gitmeyelim?
SON BİR DEDİKODU
   Aslında artık neredeyse kesinleşti sayılır ancak şu anda
görüşme aşamasında olduğu için dedikodu demek âdet olmuş.
   Jurica Golemac'ın sakatlanması (söylene söylene adamda gözün kaldı sakatladın
diyenlere teessüf ederim ayrıca) ve en az iki hafta daha sahalardan uzak kalacak
olması, bu sakatlığın üç aya kadar uzama ihtimali ile birleşince yeni bir power
forvet getirmeye karar veren yönetim Kornel David ile anlaşmak üzere.
    Zalgiris Kaunas'ta forma giyen tecrübeli oyuncu 2.06 boyunda ve 1971 doğumlu
. Ben Kornel'in karnesini çok beğendim açıkçası. Hem power forvet hem de
center oynayabiliyor. Ortalama olarak yaklaşık 33 dakika süre aldığı Euroleague'de
16.9 sayı, (Kambala'nın ardından regular season sekizincisi) 8.2 ribaund, (regular
season dördüncüsü) ortalama ile oynuyor. 3.1 hücum ribaundu da cabası. Top kaybı
ortalaması biraz yüksek. Ancak son maçlarda daha dengeli oynuyor. Dengeli dediğim
de ortalama 2 top kaybı. Yine de eline o kadar top giden biri için iyi bir rakam. Bir
olumsuz özelliği de daha çok pivot tarzı oynamaya alıştığı için üçlük kullanamaması.
Hoş %53.2 ile iki sayılıkları soktuğu sürece benim için sorun yok ya.
   Maç başına ortalama 3 faul yapan sadece bir maçta beşleyen Kornel, Kaya ve
Kambala'nın yanında bu performansını sürdürürse ilaç gibi gelecek. Özellikle
Kambala'nın ardından en skorer oyuncu olması bizi front courtta çok daha
iddialı hale getirecek. Ribaundlarda bu kadar etkili olması da sevindirici. Kambala
etkisiz kaldığı zaman Kaya ile birlikte takımı sırtlayabilir. Tek korkum onun gelmesi
ile birlikte Kaya'nın süresinin onlu dakikalara düşmesi. İşte bu bizim açımızdan pek
parlak olmaz. Zira David sahada oldukça uzun kalıyor. Efes'te de bu süreyi
isteyecektir. Kambala ile dönüşümlü olarak kenara alınması ve Kaya'nın
ortalama 20 dakika sahada kalması en sağlıklı rotasyon olur. Üç uzunumuzu
da en verimli şekilde kullanabilirsek rakip uzunların başı çok ağrıyacağa benzer.
   Doğmamış çocuğa don biçilmezmiş, ben çoktan Kornel'i takıma yerleştirip rotasyonu
bile ayarladım. Umarım beklediğim gibi olur ve takıma gerekli katkıyı yapar. Golemac'a
iyi dinlenmeler bu arada. Pis pis sırıtmasanıza, iyi dilekte bulunuyoruz şunun şurasında...
   Kendinize iyi bakın. David'i transfer etmiş, CSKA ve Cibona'yı yenmiş bir Efes'i
anlatacağım keyifli yazılarda buluşmak üzere...
Hoş kalın.
ş a d a n a t i l a
18 ş U b A t 2 0 0 3 S a L ı
[email protected]
 |