ş a d a n a t i l a
3/3 EFES' İ YENMEK ÇOK GÜÇ!
Oooo hoş geldiniz.
   Şöyle buyurun oturun. Ben de tam yeni galibiyetin keyfini çıkarıyordum. Ne güzel bir gece değil mi?
Dışarıda yağmur yağıyor. Toprak mis gibi kokuyor. Atina'dan galibiyet haberi gelmiş. Daha ne ister ki insan?
   Genel durum itibarı ile iyi bir çizgi tutturduk. Sarhoş değiliz ve düz çizgide rahat rahat yürüyebiliyoruz. Milli maçlardan
sonra düşme eğilimine girme alışkanlığı olan takımımız bu sefer son gaz gitme kararı aldı. Biz de mutlu olduk haliyle.
Sırayla bakalım dilerseniz maçlarımıza...
EL SALLA SKİPPER EL SALLA
   Efendim genel olarak dengeli bir şekilde başlayan maçta kilit oyuncular bir zamanların gözüne
dizine durasıca oyuncusu Scepanovic, Galanda ve Basile idi. Herkes gözünü Galanda' ya çevirmişken ortalığın
tozunu dumanını arttıran Basile oldu. Skelin ribaundlardaki etkinliği ile iyiden iyiye kafamızı ağrıtıyordu. Kambala'nın
özel durumu nedeniyle çok etkili olamadığı maçta uzunlarımız hücumda oldukça zorlanırken savunmadaki gayretleri
olmasa ufaktan alt sıralara gitmiştik.
   Kerem, İtalyansavar Marcus ve Amerika kıtası gibi iki kez keşfedilen Alper olmasa bu maçın dönmesi biraz zordu.
İlk yarı sonunda 11' er sayı bulan Marcus-Kerem ikilisine savunması ile eşlik eden takımımız Basile, Skelin ve
Galanda' dan az çekmedi.
   Ancak ikinci yarı başlayan Alper Yılmaz Show karşısında İtalyan ekibinin nutku tutuldu.
Skelin ve Galanda şoka girince görevi devralan Delfino kritik basketler bulduysa da kısalarımızı durduramayınca
üçüncü çeyrek 48 sayıda kalarak dördüncü çeyreğe büyük bir hayal kırıklığı ile başladılar.
   Geleneksel dördüncü çeyrek savunmamız karşısında hücum silahları tükenen Skipper farkın açılmasına engel
olamadı ve 18 sayı farkla arkadaşları Bologna' ya yolladık.
    Gözüme çarpan bir nokta ribaundlarda başa baş gitmemizdi. Zaten değil başa baş gitmek
rakibe iki üç adım yaklaşsak bile maçı almaya çok yaklaşıyoruz. Yani ribaund almak eşittir maç almak. Tabii ki
rakibin gücü size yakınsa.
   Bu maçın önemi büyüktü. Çünkü 2-0 yaparak sıralamada bir üst sırayı elde ettik. Ancak bir sonraki haftada
Skipper'ın (yeri sağlam olduğu için Benetton bir kıyak çekmiş midir diye düşünsem çok mu fesatlık ederim
bilmiyorum ama) Benetton'u yenmesi ile tahtımız sallanır gibi oldu. Mevzu şu ki haftaya Pau'ya yenilirsek ve
Skipper da Cibona'yı evinde yenerse (Cibona' nın evinde ne canavar olduğunu düşünürsek) üçüncü sıraya
Bologna takımı yerleşecek gibi görünüyor. Bu oldukça zor ama imkansız değil, bekleyelim görelim.
Antiparantez
   Takım, bu maçı kardeşinin acısı ile sahaya çıkan Kambala'ya armağan etti. Kambala'nın performansının
kötü olduğunu hatırlatan bir gazeteciye de en iyi cevabı verdiler: 'Önemli olan onun bizimle beraber sahada olmasıydı.
' Sağol Kaspars, bu takıma verdiğin her şey için bir kez daha teşekkür ederiz. Skipper galibiyetin kutlu, kardeşin huzurlu olsun...
RÖVANŞ BİR: Bir 'UZUN' Resital
   İlk yarının tek yenilgisini İzmir deplasmanında alırken büyük bir şok yaşamış, neye uğradığımızı şaşırmıştık.
Bir türlü sahada istediğimizi yapamıyor dillere destan savunmamızı Jefferson karşısında kullanamıyorduk. Neticede de liderlik
umutlarımızı 13. haftaya kadar ertelemek zorunda kalmıştık.
   Bir kez daha yenilmek işimize gelmediği gibi hoşumuza da gitmezdi. Zaten iyi randıman veriyorken böyle
bir yenilgi almamız oldukça zordu.
   Maçın ilk yarısı oldukça dengeli geçmişti. Brown yine Jefferson'un savunmasında zorlanıyordu. Ancak
bu sefer hücumda takımın en iyisi olunca işimiz biraz kolaylaştı. Point guardlarımızın ikisinin de asist orucu tuttuğu bu
maçın mimarı ise Brown ve uzunlarımız oldu.
   Kambala' dan yoksun çıktığımız bu maçta Kaya, Asım, Golemac üçlüsü 44 sayı 27 ribaundla oynadı. İkisi de
double-double' a imza atan Kaya ve Asım pota altını Thorton ve Hüseyin'e kapatırken, Louis nispeten daha rahat bir maç çıkardı.
   Ayakta kalan tek kısamızın Brown olduğu maçta asistlerin çoğu da uzunlardan geldi.
Eh ne dengeli takım olduğumuz da böylece çıktı meydana. Bir maçı kısalarımız, bir maçı uzunlarımız
çeviriyor. Ancak son maçlarda iyi bir asist ortalaması tutturmuşken 13 asistte kalmak biraz düşündürücü.
   Gelelim ikinci yarıya. Bu noktada her iki periyotta da rakibine 7'şer sayı fark atan Efes Pilsen Jefferson'u
iyi savunarak ve Louis'i yorarak rakibin direncini düşürmek sureti ile 14 sayı farkla galibiyete uzanırken
rövanşı da almış oldu.
   Kısalarımızın bu performansını bir daha hiç göstermemesini, uzunlarımızınsa daima böyle oynamasını
dilerim. (Golemac' ın 4 top kaybı hariiiç)
RÖVANŞ İKİ: ATİNA' NIN YOLLARI TAŞTAN
   AEK maçı halen kalbimde bir yara olarak yerini korur. Az üzülmemiştim pisi pisine verdiğimiz o maç için.
Rövanşı almazsak daha da üzülecektim. Çünkü Benetton maçından bir galibiyet çıkaran Skipper üçüncülüğe yükselecek ve
16'lı grup için avantaj elde edecekti. Bu maçı alarak yerimize bir çivi daha çaktık. Gelecek hafta bizim evimizde deplasmanda
fark attığımız Pau Orthez ile (inşallah rehavete kapılmazsak kazanacağız) onlarınsa sel, fırtına, kasırga, deprem gibi doğal
afet olmadığı sürece evinde maç kaybetmeyen Cibona Zagrep ile maçları var. Hadi Cibona bütün kalbim sizinle yenin
Bolognalıları... Cibona için üç kere: Cibona, sen bizim her şeyimizsin!
   Maç öncesi AEK'dan gelen haberler bizim adımıza iyi idi. Murat Murathanoğlu'nun da belirttiği üzere ilk maçta bizi yıkan
adam Mikalis Kakiouzis (ki kendileri 16.8 sayı, 5.2 ribaund ortalama tutturmuştu) Siena ile idmanlara çıkmaya başlamış,
mali kriz nedeniyle Yunanistan'dan ayrılmıştı. Yine Murathanoğlu'nun da belirttiği gibi iddiaları olmadığından hafif sakatlığı
bulunan Joe Crispin oynamayacaktı. Bu durumda dikkat edilmesi gereken adamlar sert uzunlar Betts ve Dikoudis ile
keskin nişancı Hatzis'den ibaretti.
   Maçın yapılacağı salon bir dağ başında inşa edildiğinden ve gidip gelmesi takriben 3 saat
aldığından takımımız idmanını şehir gezerken yürümek suretiyle yaptı. Bu arada bir şeyler satın almak için
dükkanlara girip paketleri vs kaldırarak halter çalıştılar mı derseniz bilemiyorum, yanlarında olsam sizden
saklamazdım vallahi.
   Maç saati geldiğinde salonda idman havası vardı sanki. Komşu köylerde göç sorunu Yunanistan'da da
olsa gerek ancak 30 kişi toplayabilmişler. E tabi bunda süt sağma saati olmasının ve hanımların o vakitte
yün eğirmelerinin de bir etkisi olabilir. Ancak en büyük etken son 6 maçını kaybeden ve üzülerek söylüyorum
bizim karşımızda aldıkları 1 galibiyetle hiçbir iddiası olmayan takımları. Üzüldüğüm nokta o galibiyeti bizden
almaları tabii ki. Anladığınıza eminim ama yine de söyleyeyim. Ne olur ne olmaz AEK yenilince üzülecek
kadar iyi kalpli olduğumun düşünülmesini istemem. Cadılar aleminde bir itibarımız var, onu da sarsmayalım değil mi?
   Maça müthiş başlayan takımımız ilk üç dakikada resmen dağıldı. Marcus bile şut atmaktan
korkarak topu ona buna satmaya çalıştı. Üstüne Kaya'nın muazzam savunması ile Dikoudis coşunca 8-0' lık
bir elektroşok aldık. Bunun akabinde gelen moladan sonra ilk basketimizi Kambala'nın asisti sonucu bulan
Marcus'u çılgınlar gibi alkışladık. Bu dakikalarda yine Murathanoğlu'nun da belirttiği üzere Kambala'ya
Betts-Dikoudis ikilisi acaip savunma yapıyordu. Öyle ki bir pozisyonda topu kaybetmemizi Kaya'nın
can siperhane çabası önledi.
   Kaya'ya üst üste yapılan faullerden çıkardığımız sayılar, Marcus'un üçlükleri ve Betts'in iki faul alarak
üçüncü çeyreğe kadar kenarı boylaması işimizi kolaylaştırsa da 21-12 gerideydik.
   Tutuk başlayan Granger'ın yerini biraz geç kalınsa da (sağlık olsun) Alper aldı. İlk
bir iki dakika oyunun olmayan atmosferine alışma sürecinden her Efes Pilsenli gibi geçen Alper,
sonrasında attığı üçlük ile farkı eritti. Hatzis karşılık verince biraz bozulur gibi olduysak da bir üçlük
daha atan Alper kimin daha sharpshooter olduğunu kanıtlayan bir yan bakışla Hatzis'i süzdü.
Bu dakikalarda birisi de başka birini süzüyordu. Kambala kenarda iki faulle oturan Betts'e baktıkça
iştaha gelip Bourousis'i resmen yedi. Kısa sürede hücum ve savunma faulleri ile sahada adeta
yıldızlaşan Bourousis, kaçırdığı kolay basketlerle de günün adamı oldu. Takımın en iyisi Dikoudis'in
faul problemine girmesi korkusu ile savunmada yardıma gelmemesi ile Kambala'nın bilindik pota altı
salınmaları başladı. Eh hal böyle olup Kerem de uzaklardan bir üçlük sokunca önce eşitliği sağladık
sonra da Alper'in bombardımanı kesmemesi neticesinde öne geçtik. Bir ara tutulur gibi olunca
Hatzis ve Dikoudis aşka gelip bizi yakaladılar ama bir sayıyla da olsa devreye biz önde girdik.
   Üçüncü çeyrek maç başındaki müthiş oyunumuza dönünce ahanda maç gidiyor türküsü eşliğinde tırnak
yemeye başlamadınız hemen inşallah. İlk periyottaki gibi sanal bir yükselişe geçen rakibimizde Blakney
ve Dikoudis iş başına geçince ne olduğumuzu şaşırır gibi olduysak da sahada yeni bir yıldız sahne aldı:
Antonio Granger. Üst üste sayılar bulan Granger direncimizi arttırırken görevi tamamlamak Kambala'ya
düştü. Betts'in faul alma korkusu ile daha geriden savunma yapmasını fırsat bilerek her topu pota altına indirdik.
   Hücum fauller ve bize yaptıkları basket fauller eşliğinde yavaş yavaş batan AEK'da Dikoudis'i
kilitleyerek son çeyrek nefes aldırmamamız maçın kilit noktalarıydı. Yine belirtmeden edemeyeceğim: Golemac,
yapma nolur o sokamadığın basketler neydi öyle, ne yaptın? O anda senin hatalarını kapatacak adamlar olmasa
o iki boş atışı ne kadar arardık?
   Görev adamlarımıza eklenen Kambala-Brown performansı bize çok önemli bir galibiyet daha getirirken
üçüncülük adına önemli bir galibiyet aldık. Böyle zor bir grupta 8-5'lik bir derece azımsanacak bir rakam
değil. Kaldı ki bunlardan biri AEK gibi tek galibiyeti bizden, üstelik İstanbul'da almış bir takıma karşı.
Vah tüh demek geçmişe bakmak bir şey getirmeyeceği için ileriye bakmakta her zaman fayda var.
Barcelona ve Benetton gibi iki ciddi rakibi ilk turda geride bırakmak bizim için büyük şans olacak.
Bu çıkışımız devam ettiği sürece bizi hafife alacak takımın vay haline...
Bu seferlik de benden bu kadar. Kendinize iyi bakın.
Hoş kalın!
ş a d a n a t i l a
07 ş U b A t 2 0 0 3 C u M a
[email protected]
 |