ş a d a n a t i l a
SON ŞAMPİYON MERCEK ALTINDA
Akşamın bir vakti Umut Abi ile konuşurken aklımıza gelenleri gerçekleştirmemiz sonucu bugün bu sayfadan
yayınımıza başlıyoruz. Türk basketbolu ve Avrupa basketbolu ne durumda sorusuna çok da net cevaplar
verilmediğini görünce bari dedik boşluğu biz doldurmaya çalışalım. İlerleyen zamanlarda çok şey yapacağız
ama müsaadenizle şimdi ben Umut Abi'nin bana verdiği yetki ile Efes Pilsen yazılarımın ilkine başlayayım.
Efendim malumunuz geçen sezon şampiyon olduk. Ülker ile karşılaştığımız final serisini 4-2 almayı başardık.
Sonra milli takımımızın Indianapolis macerası kamplar derken yaz bitti ve hazırlık kampları ile form tutmaya
çalışan takımlar lige başladı 4 Ekim'de.
Peki şampiyonluk kupasını 9.kez kaldırdıktan sonra bizim
köprünün altından hangi sular aktı? Aslını isterseniz takımda ciddi anlamda eksikliği hissedilecek adam dört
numaramız Mehmet Okur gibi gözüküyor. Sebepleri birazdan aşağıda inceleyeceğimiz dört numarayı dolduramayan
transferimizde yatıyor. Stombergas ise bir türlü isteneni veremedi ve eski takımı Zalgiris Kaunas'a döndü.
Kendisine hayırlı olsun diyoruz. Basında gördüğüme göre hiç de fena gitmiyor. Eee taş yerinde ağırmış
demek ki o da Zalgiris'de ağır. Hoş bunda Kaunas'ın güçlü bir kadrosunun olmamasının da etkisi var.
Gidenleri bırakalım kalan sağlar bizimdir
diyerek başlayalım artık bu yılki kadromuza:
POINT GUARD
Kerem Tunçeri (1979 - 1.90): Ben kendisine kısaca Ülker'e karşı patlayan
oyun kurucu demeyi tercih ederim(kabul bu pek kısa olmadı). Bütün sezonun inişli çıkışlı duygusal
ismi Kerem, geçen yıl bir türlü 2001 Avrupa Şampiyonası'ndaki eleştirileri unutup oyuna konsantre
olamamış ve yükü Ender'e- zaman zaman da Ömer'e- kalmıştı ki play off'larda kendine geldi ve en
iyi oyununu çıkardı. Asistleri, penetreleri, fast breakleri ile 'Eski Kerem geri mi dönüyor ne?'
sorusunu sordurdu. Ancak 2002 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda yine o inişli çıkışlı havasına döndü.
Rahat maçlar hariç yine çok gergin yine hata yapıyor yine sadece topu getirip kenara çekiliyor.
Sakatlıktan yeni çıkması onun için elbette bir engel ancak bir an önce toparlanmak zorunda çünkü
artık kimsenin sabrı kalmadı. Zorladığı ve konsantre olduğu maçlarda(son lig maçı gibi) 15 sayı
5 asist yapabiliyorsa demek ki bu adamda kapasite var. E artık ortaya çıkarsa da o da rahat etse
bizi de bu azaptan kurtarsa. Kendisi şu anda kötünün iyisi görüntüsü çizmekte ancak bir an önce
tam bir iyi görüntüsü çizmezse Efes'te işler pek iç açıcı gitmeyecek. Çünkü Ülker ve Karşıyaka'nın
(ki ilerki haftalarda onlara Darüşşafaka'nın da katılması muhtemel) ayak sesleri öyle uzaktan
falan gelmiyor artık. Kulağımızın dibinde bizi sağır ediyor. Uyan Kerem atı alan Üsküdar'ı
geçmeden!
Ender Arslan (1983 - 1.88):
Geçen yıl çoğu maçta takdirle karşılanan genç oyun kurucumuz bu yıl 'Neler oluyor sana Ender?' dedirtmekten
öteye gidemedi henüz. Yaptığı şık hareketler ile A Milli Takım sinyalleri verirken tepe taklak olmuş gibi
bir hali var. Çok hata yapıyor. Yanlış paslar seçiyor. Pota altına girerken eski korkusuzluğu yok. Fark
açıldığı zaman paniğe kapılıp ne yapacağını bilemiyormuş gibi şaşkın hareketleri var. Geçen yıl hem Kerem'in
kötü performansı yüzünden hem de 1.ligde ilk yılı olduğu için hatalarını hem hocası hem de bizler hoş
görüyorduk. Ancak bu yılki kendine bile güven vermeyen görüntüsü herkesin canını sıkıyor. Oktay Mahmudi
de bunu çekinmeden ifade etti Benetton maçından sonra yaptığı açıklamada. Bilmeyenler için ne dediğini
söyleyeyim. 'Ender bu yıl hala isteneni veremiyor ancak artık hatalarını geçen yılki gibi hoş göremeyiz.
İnşallah Benetton maçında attığı son basket onun için bir dönüm noktası olur.'dedi mealen. Ender yapma
bunu. Toparlan artık bu yıl çaylak değilsin ve bu takım senden çok şey bekliyor.
Oyun kurucu mevkii bu yıl karın ağrıtacak bir
görüntü çizerek başladı. Biri A Milli biri Ümit Milli iki oyun kurucusu olan bir takımda böyle sorunlar
olsun akıl alacak şey değil. Öncelikle kendisini toparlaması gereken Kerem. Bir yıl benchte oturmadan
önceki gibi oynayacağı günü bekliyoruz hala. Ender'e gelince o artık tecrübeli. Önce üstündeki tedirginliği
atmalı sonra da bu büyük sorumluluğun altına girmeli. Bunları yapabilecek güçte olduğunu geçen yıl
gösterdiğine göre bu yıl hiçbir özrü olamaz. Toparlanın çocuklar!!!
SHOOTING GUARD
Marcus Brown (1974 - 1.91): Brown kuşkusuz her halükarda bu takımın en
güçlü silahı. Her an takım onun eline onun gözlerine bakıyor. O oynarsa o maçta kopma olması pek işten
değil. Ancak Marcus dağıldıysa bilin ki takımın dağılması da yakındır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Kupası
maçında ve hazırlık devresinde bir görünüp bir kaybolan oyunu ile bizi korkutan Brown en sonunda
düşten uyandı ve eski performansına kavuştu. NBA'e gitmek için yaz liglerinde soluğu alan ancak
umduğunu bulamayan Brown hayal kırıklığını çabuk atlattı ve Efes de hem ligde hem de Euroleague'de
rahat bir nefes aldı. Takımın direnç noktasındaki adam olarak en büyük yük onun omuzlarında ve şu
anda Euroleague sayı krallığı ve MVP ödülü için başa oynayan Brown hep böyle atmak ve böyle attırmak
zorunda. Takımın ribaundlardan kaçtığı anlarda ribaund almaktan da çekinmeyen Brown, Granger ile
olan uyumunu da ona yaptığı asistlerle gösteriyor. Aman Marcus hep böyle git sensiz hiç tadımız yok.
Ömer Onan (1978 - 1.94):
Atom karınca yine iş başında. Ancak kaptanın daha fazla süre alması gerekiyor. Onun hızındaki bir oyuncuyu
neden oynatmaktan korkar ki bir teknik direktör? Fazla top kaybı yapmayan ve özellikle savunması ile rakip
oyuncuya yaka silktiren üzerine de utanmadan onun topunu çalıp millet ne olup bittiğini anlayana kadar
turnikeyi rakip potaya bırakan bir oyuncu hak ettiği süreyi almalı sonuna kadar. Ender ve Kerem'den
randıman alınamadığında bir numarada da çabuk top çıkarıp gerektiğinde kendisi üçlük atan ya da pota
altına girip ortalığı karıştıran, eli sıcaksa da Brown ve Granger gibi adamlara asist yapan bir
Ömer Onan takımın en büyük artılarından. Şu anda da oyuna girdiği zaman yine her zamanki gibi görevini
layığı ile yerine getiriyor. Böyle bir adama daha fazla süre verilmeli ve Brown da bu vesile ile
dinlendirilmeli. Yoksa geçen yılki sakatlığından çok daha ciddi bir durumla bile karşılaşmak işten
değil. Bir numarada ya da iki numarada nefes almak istiyorsan Oktay Hoca, bil ki Ömer her zaman
orda,yanı başında...
SMALL FORWARD
Carl Granger (1976 - 1.97):
Yeni transferimiz lise hayatında Denby Lisesi takımındaydı. 1994-98 yılları arasında Boston Koleji'nde kariyerine
devam etti. 1998 CBA draftinde 44.sıradan Fort Wayne Fury tarafından seçildi. Ancak İtalya'ya gitti ve
Olimpia Basket Pistoia ile 98-99 sezonu için anlaştı. 1999'un kasım ayında serbest bırakıldı ve Rimini
Basket ile 1999-2000 sezonunu kapattı. İtalyan ikinci liginde bir takımda bir yıl geçirdikten sonra
İspanyol takımı Sevilla'nın yolunu tuttu. Sonra da Efes teknik ekibinin dikkatini çekmesine sebep olan
takım Virtus Bologna'ya geldi. Granger 2001 İtalya, 2002 İspanya All Star Maçlarında da yer aldı. Bu
kadar bilgi yeter deyip geçelim ne yapıyor ne ediyor kısmına. İlginç bir oyuncu. Sahaya çıkarken siz
bile emin olamıyorsunuz neler yapacağından. Bir maçın yıldızı olurken başka bir maçta vasat bir
görüntü çizebiliyor. Topa ya da oyuna kolay kolay küsmüyor. Tek yönlü oynamamak gerektiğini biliyor.
Savunmasını istediğinde oldukça sıkı tutabiliyor. Ancak nasıl oluyor da böyle bir oyuncu bazı
maçlarda sahadan silinir derseniz onu henüz ben de anlayabilmiş değilim. Ondan çok şey alabiliriz
ancak yine de öyle ahım şahım bir oyun sergileyip Brown gibi her maçta yıldızlaşacak gibi görünmüyor.
Mücadele gücü, sağlam bir oyuncu olması bizim için artıları ancak istikrar istiyoruz istikrar!
Alper Yılmaz (1975 - 1.97):
Alper bizim takıma geldi geleli bir türlü ondan tam kapasite yararlanmayı bilemedi Oktay Mahmuti. Savunması
ve üçlükleri ile önemli bir oyuncu olduğunu bilmeyen var mıdır acaba? Benchte çürütülecek adam mıdır Alper?
Üç beş dakika oyuna alınacak genç ve tecrübesiz bir oyuncu muamelesi görmesini ben hazmedemiyorum. Ancak yine
de onu takdir etmemek elimde değil. Sahadaki beşi coşkuyla desteklemesi, çıktığındaki yüksek konsantrasyonu
hayret uyandırıyor bende. Granger'a şöyle bir bakıyorum da Alper'in ondan ne eksiği var hala bulabilmiş
değilim. Yabancı oyuncu aldık illaki oynatacağız diye Alper'i kenarda paslandırmak hangi mantığa sığar
bulan olursa bana da anlatsın bir zahmet. Savunma gerektiği an hatırlanan Alper'in yeteri kadar süre
alması halinde üç sayılar, ribaundlar ve savunması ile takımı rahatlatacağı ve arkadaşlarını da gaza
getireceği gün gibi ortada. Granger kötüyken bile onda ısrar edip Alper'i oturtmak onu küstürmekten
başka bir işe yaramaz.
POWER FORWARD
Jurica Golemac (1979 - 2.09):
Oktay Mahmudi Golemac için ondan önce pek çok oyuncu ile temasa geçtik ancak kimi çok para istedi kimi başka
takımları tercih etti dedi. Kendisine Hairstone, Davenport gibi adamları bulan Fenerbahçe ve Galatasaray'ı
örnek göstersem fena etmem değil mi? Tamam kardeşim senin istediğin adamlar gelmedi ama NCAA'lerde taş
gibi pf'ler var niye onlardan birini almadın diye sormazlar mı adama? Golemac'ı hiçbir yönü ile yararlı
görmüyorum şahsen. Pota altındaki mücadeleden kaçan bir dört numaranın benim için hiçbir cazipliği
olamaz. Üstüne bir de oyundan olur olmaz kopuyor ve savunmada da açıklar veriyorsa değil 14, 24 sayı
atsa insanın yüreği ağzına geliyor bu adam sahaya çıkarken. Gönderileceği günü büyük bir özlemle
bekliyorum. İnşallah o günü görmemiz çok uzak değildir. Çünkü caydırıcı denilen üçlükleri bile henüz
göremedik ortada. Benetton maçında Euroleague sitesinden canlı takip ederken süresi ile ters
orantılı istatistiklerini görünce ben saçımı başımı yoldum. Üstüne bir de sen gel Beşiktaş maçında
bir şey yapama. Böyle de olmaz ki. Vallahi Peygamber sabrı dedikleri bu olsa gerek ben çoktan
göndermiştim. Hiçbir oyuncu sadece sayı atarak kendini ispatlayamaz. Yılların Pegasus'u sayı
makinası bile savunma yapıyorsa Golemac'ın bu konuda acilen toparlanmasını istemek ya da uçağının
arkasından el sallamak en iyisi.
Merak edenler için kariyerinden de biraz
bahsedeyim. Zrinjevac Zagreb ile 1996-97 sezonunda sahaya çıktı. Daha sonra Slovenya ikinci liginde
mücadele eden Olimpija'nın ikinci takımında yer aldı ve 14.9 sayı ortalaması tutturdu. 1998-99
sezonunda Slovan Ljubljana'da 12 sayı 4 ribaund ortalama tutturdu. 1999'da Union Olimpija ile 4
yıllık sözleşme imzaladı. Bu anlaşma öncesinde Sloven pasaportu da alan kardeşimiz 2000'de Hırvat
Milli Takımının çağrısını Slovenya Milli Takımında oynamak istediğini söyleyerek geri çevirdi.
Geçen yıl Sloven liginde 12 maçta 14.6 sayı, 2.7 ribaund(arkadaşlar yanlış görmüyorsunuz bu adam
4 numara ve bu da onun ribaund ortalaması) , Adriyatik Ligi'nde 11.5 sayı 3 ribaund , Euroleague'de
9.1 sayı 3.5 ribaund ortalama ile oynadı.
Kaya Peker (1980 - 2.07):
Mehmet'in gitmesi ile en büyük sorumluluk kuşkusuz Kaya'nın omzuna bindi. Genellikle dört numara olarak ilk beşte
başlıyor maçlara. Ancak daha sonra yerini Golemac'a bırakmak zorunda kalıyor Oktay Mahmudi'nin tercihi ile.
Türk basketbolunun son zamanlarda yetiştirdiği en canavar oyuncu Kaya. Savunması, ribaundlardaki mücadelesi,
kendisinden uzun oyuncuları markajına alması, top çalması onun artıları. Sayı atamıyor diyorduk ama son
maçlarda onu da yapmaya başladı. Ligde sayı atıyor ancak Euroleague'de yine Golemac'ın tercih edilmesi
sonucu sayı istatistiği pek parlak değil. Kaya'nın yapacağı tek şey şutunu iyice geliştirip Mahmudi'nin
karşısına dikilmek. Çünkü tek eksiği bu yönü. Uzun süre sahada yorulmadan kalabiliyor ve eskiden gösterdiği
yorgunluk belirtileri ya da geri sahaya yavaş dönme problemleri artık yok. Kaya ne zaman rakip potayı sık
sık ziyaret eder ve bu da skora yansırsa o zaman hak ettiği değeri bulacaktır. Hüseyin'in sürekli baş
gösteren sakatlıkları ve Mehmet'in NBA maçları yüzünden gelemeyeceği 2003 Avrupa Şampiyonası Elemeleri
de onun için ciddi bir sınav olacak. Kaya hep arzuladığı NBA'e günün birinde gitmeyi hala istiyorsa
o topu çemberle buluşturmaktan başka çaresi yok. Yürü be Kaya! Kim tutar seni?
Enver Ekmen (1983 - 2.07):
Efes Pilsen alt yapısından yetişen Enver bir sezon Muratpaşa Ant Birlik'de oynadıktan sonra geçen sezon
itibari ile bizim benchi ısıtmaya başladı. Genç ve eli oldukça düzgün. Milli takımda oynama şansı bulabiliyor
lig maçlarındaysa onu seyredemiyoruz. Birkaç kez Büyük Kolej ve TED maçlarının son dakikalarında oyuna
giren bu sezon da Beşiktaş maçında süre alan Enver boş bir oyuncu değil. Oktay Mahmudi, Ender için
gösterdiği cesareti bir kez de Enver için gösterse hiç pişman olacağını sanmıyorum.
Valentin Pastal (1984 - 2.02):
Efes Pilsen alt yapısından bir diğer isim Genç Millilerin göz bebeği Valentin. Oldukça dikkatli ve çok yönlü
bir oyuncu. Sayı yollarında rahat, ribaundlarına asist ekleme potansiyeline sahip. Oynatmak için getirmediyseniz
Pertevniyal'de niye bırakmadınız? Ciddi anlamda yetenekli bir insanı benchte paslandırmak çok ciddi sorumluluk
ister. Bu sorumluluğu neden alır ki Efes? Genç oyuncu kontenjanını doldurmak için vasat bir oyuncu
seçilemez miydi? Valentin takımında bırakılsa ya da kardeşi gibi 1.lig takımlarından birine kiralansa
fena mı olurdu?
CENTER
Kaspars Kambala (1978 - 2.06):
Transfer sezonunda takımda kalması için ikna yolunda büyük çabalar verilen Kambala bir yıl daha bizimle.
Ancak bu yıl ribaund gücünü iyice zayıflatmış ve sadece sayı atmaya yönelmiş olarak. Üstelik bu sefer
inişli çıkışlı oyuncular kaleminin altında yazıyor ismi. Bir maçta 15 sayı atarken bir diğer maçta
durulup 4 sayıda kalabiliyor. Bunun üzerine ribaund almak için de bir savaşa girmeyince takım zora
düşüyor. Kısa boyunun dezavantajını özellikle Euroleague'de gören Kambala etkili bir şekilde oynamak
için savaşmak zorunda. 2.00 olduğu söylenen bir Ben Wallace ya da bir Quadre Lollis nasıl savaşıyorsa
o da öyle canını dişine takmalı. Pivotun görevi boyalı bölgeden sayı bulmak eyvallah ama o boyalı
bölgeden bir başka şey daha yapılıyor:ribaund almak. Bir an önce mücadeleye girişip ribaundlarda
da sayılar kadar etkin olan bir Kambala hem kendi prestijini arttıracaktır hem de takımın gücüne
güç katıp dört numaradaki oyuncularımızı rahatlatacaktır.
Asım Pars (1976 - 2.10):
Joseph Blair'ın Ülker'e gelmesi ile Kambala'ya back up olarak Efes'te yerini alan Asım pek de fena gitmiyor.
Özelikle Golemacla karşılaştır derseniz bence ondan kat be kat iyi gidiyor.Mesela Benetton maçında Granger
ile Brown'un son dakikalardaki direncini arttıran isim attığı sayılar ve aldığı ribaundlar ile Asım oldu.
Benchten gelerek oyuna ağırlığını koyabilmesi artı yönü. Ancak Asım'ın en büyük engeli olan top kayıpları
hala tüm hızıyla devam ediyor. Özellikle oyuna ilk girdiği anlarda top kaybı yapması onun beynen o an
sahada olmaya hazır olmadığının bir göstergesi. Asım'dan beklentim Kambala'nın oyunda olmadığı anlarda
onu aratmaması. Bunu yapabilirse zaten görevini de yerine getirmiş olacak. Aman Asım top kayıplarına
dikkat!
Bu seferlik başınızı bu kadar şişirmek yeter. Sabredip sonuna kadar okuyanlara teşekkür ederim.
Umut Abi 'Ne bu be amma uzatmışsın' deyip beni kapı dışarı koymazsa bir dahaki yazıda görüşürüz.
Hoş Kalın....
ş a d a n a t i l a
2 7 e K i M 2 0 0 2 P a Z a R
[email protected]
 |