o z a n ş i ş l i



16 TAKIM GÜZEL OLUR

   Sezon içinde hemen herkesin uzlaştığı bir konuydu Birinci Lig'deki takım sayısının 16'ya yükselmesi gerekliliği. İkinci Lig güzel bir sezon yaşıyordu ve özellikle en iddialı dört takım TBL'de yer alması gereken ekiplerdi. İki tanesine yazık olacaktı. Yazık olmasından öte, basketbolun selameti açısından bu dört takımdan herhangi birinin gelecek sezon Birinci Lig'de olmaması durumunda kaybedecek olan o kulüpler değil, yaşadığı serbest düşüşten sonra paraşütü hala açılmamış olan basketbolumuzdu.

   İkinci Lig kulüpleri Tofaş Başkanı Efe Aydan'ın sözcülüğünü yaptığı bir oluşumla düşüncelerini açıklamaya çalıştılar, lige yükselmesi gereken takım sayısının iki değil dört olması gerektiğini ifade ettiler. Sezon içerisinde bu konuda resmi bir açıklama yapılmamıştı ama kulislerde konuşulan; yaşanan mücadeleye sekte vuracağı sebebiyle açıklamanın sezon bitimine saklanmasının söz konusu olduğu, Federasyon'un nihai kararı için lig bitiminin beklenmesi gerektiğiydi.

   Açıkçası ben de, eldeki verilere bakıp ligin 14 yerine 16 takımla oynanmasının birçok açıdan avantajlı olduğu sonucuna varıyordum ve içinde bulunulan durumda böyle bir kararın sonrasında karşılaşılabilecek en kötü senaryonun sonuçlarının bile şu saatten sonra can acıtmayacağını düşünüyordum. İşte bu nedenle Federasyon Başkanı Turgay Demirel'in ligin 14 takımla oynanmaya devam edileceği ve İkinci Lig'in "içinin boşaltılmaması" gerekliliği açıklamalarına bir hayli şaşırdım ve üzüldüm.

Takım Sayısı Neye Bağlıdır?

   İsterseniz öncelikle genel bir analiz yapalım ve bir ülkenin ligi neden 12, 14, 16 ya da 18 takımla oynanır (oynanmalıdır), bunun nedenlerini-niçinlerini bulalım. Eğer sizin amacınız elit bir lig oluşturmaksa ve bunu yapabilecek şartlara sahipseniz, "Bu lig 12'den fazla takımı kaldırmaz. Herkesin herkesi yenebileceği, ligi sonuncu bitiren takımın bile saygıdeğer bir organizasyonu ve hatırı sayılır bir bütçesi bulunan bir mücadeledir amacımız" diyorsanız 12 takımlı bir lig tam size göre olabilir. Ki bu şartlarda zaten basketbol ülkenizde bir seviyede demektir, İkinci Lig'de yıllarca mücadele etmek, Birinci Lig'in kapısından dönmek şu an bizdeki kadar hayal kırıklığı yaratmaz, hayatınızdan memnunsunuzdur, hatta belki de bir sezon önce Euroelague'de TOP 16 takımı yönetmiş Murat Didin gibi bir isim ikinci lig takımını çalıştırıyor olur ve transfer döneminde basına peşinde olduğu oyuncuları sayarken bunların bazılarının Euroelague oyuncusu statüsüne erişmiş kişiler olduğunun farkına varırsınız ki, İtalya Birinci Ligi'nin 18 takımla oynandığını da belirtmeden geçemeyeceğim.

   Bundan sonraki takım sayısı artışlarını da belirli parametreler (coğrafi yapı, ülkenin sosyo-ekonomik durumu, basketbola ilginin ekonomik portresi, oyuncu kalitesi, yabancı sayısı) ile ayarlayabilirsiniz.

   Bir önceki sezon ligimiz 12 takım ile oynandı, Peki ortada az önce anlattığım tabloya benzer bir görüntü var mıydı? Pek sanmıyorum. Emin olun bu lig bu şartlar altında sadece 16'yı değil, daha da fazlasını kaldırır planlı bir büyüme sayesinde. Şu anki ligimizin portresini çizmek gerekirse; İstanbul merkezli, deplasman ortamının pek yaşanmadığı, belli bir seviyeden sonra birçok İkinci Lig oyuncusunun Birinci Lig'de forma giyen meslektaşlarıyla aynı seviyede yeteneklere sahip olduğu, hedefsiz ve plansız birçok takımın bulunduğu bir yer.

Kurtuluş Anadolu'da

   Bir kere ligin kurtuluşuna giden yolun İstanbul'un dışından geçtiği çok açık. İstanbul için kâfi sayıda takıma sahibiz ve eğer bir ÜL-EF liginde bahsediyorsak bu takımlara Karşıyaka deplasmanında (tabii ki insani şartlar ölçüsünde, takdir edersiniz ki rakibin kafasına peynir tenekesi atmak pek hoş değil) karşılaştıkları stresi, gerilimi, deplasman psikolojisini yaşatmak gerekli. Efes Pilsenli oyuncuların evlerinde Pazar kahvaltısı yapıp neredeyse tamamı boş olan Abdi İpekçi Spor Salonu'na gidip oynadıkları bir Galatasaray (tabii ki onların da kadro ve seyirci gibi faktörlerinin iyileşmesi neticesinde Efes Pilsen'e karşı daha zorlayıcı oynamalarını görmek isteriz) yarı final serisinin yerine, aynı yarı final serisini dolu tribünler önünde, deplasmanda olduklarını iliklerine kadar hissetikleri bir Erdemirspor veya Gaziantepspor eşleşmesinin lige katacağı rengi düşünmek gerek. Sonuçta özellikle İstanbul dışında seyirci sayısındaki tatminkar miktar orada oynanan her maçın atmosferini katlar, televizyondan yayınlanması halinde izleyicinin kolay kolay kanalı değiştirememesine neden olur. Düşüncesi bile insanı heyecanlandırıyor.

   Birçok TBL oyuncusunun İkinci Lig'de çok sayıda muadilinin olduğunu da belirtelim. Onlar da oynar yani TBL'de. Yabancı sayısının da tartışıldığı bu ortamda Türk oyuncu sayısının artması imkanı da doğurur takım sayısının artışı. Ayrıca dört yabancı imkanı sayesinde sıfırdan takım kurmak bir hayli kolay. Kadronuzdaki Türk oyuncuların "faktör" olmasına gerek de yok. Tabii ki gönül tersini ister ama elimizde Tekel, Ted Kolej gibi gerçekler varken realiteden konuşmamak abes olur. Sonuçta Tekel takımı her kademesiyle İkinci Lig için kurulmuştu ve lige davet aldıktan sonra sadece yabancı oyuncu takviyesi yaptı, ligde kaldığı gibi play-off'a da girdi. Oyak Renault maçında tüm sayıları üç Amerikalı oyuncusu tarafından atılan TED Kolej'i de hatırlamak gerek.

Hedefler Büyüyebilir

   Hedefsiz takım durumuna gelince. Ne yazık ki Birinci Lig'de birçok takım için "ne uzar ne kısalır" yorumunu yapmak mümkün. Hatta buna "uzamaz ama her ana kısalabilir" demek daha doğru olabilir. Tabii ki bu söylediğimiz olgu maddi imkanlarla ilgili. Bu yüzden Banvit ve Erdemir gibi şehir ve seyirci desteğini arkasına almış kulüplerin sağlıklı bir büyümeyle yüksek hedeflere doğru ilerleme gösterebilecekleri malum. Örnek vermek gerekirse; Büyük Kolej için aynı şeyden bahsetmek çok da olası değil. Onlar ellerindeki kısıtlı imkanlarla tüm iyiniyetleriyle lige renk katmaya çalışıyorlar ama daha fazlasına güçleri yetmez.

   Gerçi bu noktada, bu yazıyı yazmamızın temel sebebinin Erdemir ve Banvit'in Birinci Lig vizesi alamamaları ve Federasyon takım sayısını artırmadığı için TBL'ye katılamayacakları olmaları olduğunu söyleyip bir noktaya da dikkat çekmek gerek. Bu takımlardan Erdemir İkinci Lig final grubunu üçüncü bitrdi ama Banvit, Mülkiye'ye geçilerek beşincilikte kaldı. Bu noktada açık açık isim zikredelim. Lig 16 takıma çıkacaksa katılacak takımlar Erdemir ve Banvit olmalı. Her ne kadar Mülkiye, ligi Banvit'in üstünde bitirse de potansiyel ve lige getireceği renk açısından Bandırma ekibinin bir hayli altında kalır. Sonuçta Birinci Lig'deki Ankaralı basketbolseverlerin maçlara ilgisi de tatmin edici düzeyde değil. Bunda takımların taleplerini karşılayamıyor olması da etken ama bu başka bir yazı konusu.

Şehre Hava Katacak

   Erdemir ya da Banvit'in bir iç saha maçını izlemek mümkün olmadı ama anlatılanlar seyircinin ve halkın bu işi çok istediği yönünde. Banvit'te izlediğim Yıldız Milli Takım Turnuvası'nda bile ciddi bir seyirci görmek, seyircinin basketbolu çok sevdiğini hissetmek güzeldi. Bandırma gibi futbol takımı Birinci Lig'de olmayan, büyük şehirler kadar gelişmemiş bir yerde Banvit'in TBL'de oynamasının şehre getireceği hava, sosyal aktivite imkanı kaydadeğer bir nokta (Gaziantepspor'un Birinci Lig'e çıkmasının önemi bu değerlendirmeyle daha da fazla anlam kazanıyor ama onların biraz daha olgunlaşması gerekiyor). Erdemir'in de nasıl bir spor şehri olduğu voleybol, basketbol takımlarının durumlarıyla, yetiştirdikleri sporcularla biliniyor.

   Erdemir ve Banvit İkinci Lig'de geçirdikleri yıllar sonucunda belli bir basketbol olgunluğuna da kavuşmuş durumdalar. Elbette hataları oluyor. Sözgelimi; Birinci Lig'e kesin çıkma arzusundan dolayı Banvit sezon başında takım kimyasına pek de dikkat etmeden şişkin bir kadro oluşturmuş, kazandığı ilk maç sonucunda enteresan bir kararla coach Ömer Petorak'ın görevine son vermişti. Yerine getirilen Hakan Yavuz'la uzun bir süre maç kaybetmeyen Bandırma ekibi çok iyi oynayan Amerikalı oyuncusunun savaş korkusu nedeniyle ülkesine dönmesiyle final grubunda başarısız olmuştu. Ama sağlıklı olmayan kararlar sadece Banvit'e özgü değil. Birinci Lig'de Darüşşafaka ve Beşiktaş'ın yaptıklarına bakınca Banvit'in ne denli masum olduğu daha rahat anlaşılıyor.

Hakan Kurşunoğlu Örneği

   Bu iki Birinci Lig seviyesinde organizasyonu bir yıl daha İkinci Lig'de kalmaya zorlamak (Hem de Göztepe ve TED Kolej'in de gelecek sezonki terfi mücadelesinde yer alacağını göz önünde bulundurup) ayıptır. Tamam son iki senedir zevkle seyredilir durumda, mücadele seviyesi hoş ama orası hala gözlerden uzak, trajikomik olayların yaşandığı İkinci Lig. Beykoz takımı inanılması güç bir bütçeyle son maçta final grubunun kapısından dönebiliyor. Bu denli mütevazi bir semt takımının geçmiş senelerde olduğu gibi Sümerbank'ın sponsorluğunda, Çetin Yılmaz'ın coach'luğunda lige renk kattığı günler bir hayli geride kaldı. Tekrarlanması da uzak ihtimal. Size final grubuna kalan bir takımın başkanının yabancı oyuncunun evinde buzdolabı olmamasının söylenmesi üzeirne "Ne gerek var ki" dediğini iletsem, bu ligde çoğu zaman toslanan zihniyeti kavramanız mümkün olur herhalde?

   İtalya İkinci Ligi'nde bahsetmiyoruz, organizasyon çok yetersiz. Sonuçta İkinci Lig gözlerden uzak. Bir yıl daha sahne arkasında kalmak takımların hevesini kırabilir. İkinci Lig'in ne denli gözlerden uzak olduğuna dair bir örnek. Işıkspor'un oyuncusu Hakan Kurşunoğlu ilk maçta sakatlığı nedeniyle oynayamadığı Pertevniyal serisinde (ki Pertevniyal'in Efes Pilsen'in altyapı oyuncularından oluştuğunu, dolayısıyla savunma bilgi ve çabalarının mühim seviyede olduğunu belirtelim), ikinci maçta bir arkadaşımın tabiriyle "Isiah Thomas gibi seke seke 30 sayıyı geçti", serinin son maçında ise insanüstü bir performans sergileyip 37 sayı (12/17 ikilik, 4/7 üçlük, 1/2 serbest atış), 4'ü hücum 10 ribaund, 4 top çalma, 4 asist, 1 top kaybı ile oynadı. Hakan Kurşunoğlu geçen sezon müthiş bir ilerleme gösterdi ve İkinci Lig'in MVP'si olmayı haketti. Siz bu performansın haberini hiçbir yerde gördünüz mü? Hakan'ın maçlarını izleyenlerin ortak görüşü Birinci Lig'de Efes Pilsen ve Ülker dışında her takımda 2-3 pozisyonlarında oynayabileceği yönündeydi. Sizce böyle bir oyuncu olduğundan kaç Birinci Lig antrenörünün haberi vardır? Hakan'ın Birinci Lig'e terfi etme imkanı yüzde kaçtır? Gerçi Hakan'ın sezon sonunda bir üniversite maçında şanssız bir sakatlık geçirdiği haberini aldım, durumunun nasıl olduğunu bilmiyorum ama umarım çabuk iyileşir ve hakettiği şekilde Birinci Lig'de bir takımın formasını giyer. Hakan sadece bir örnek. İkinci Lig'e ait olmanın pek de gurur duyulası, tatmin edici bir tarafı olmadığını göstermek açısından.

Hevesler Kırılmasın

   Ligdeki takım sayısı 16 yükseldikten sonra en kötü n'olabilir ki? Banvit ve Erdemir bir sezon sonra kulübü kapattıklarını açıklasalar basketbolumuz kötüye mi gider? Basketbolumuzun -lig kalitesi anlamında- daha gidebileceği bir kötü kaldı mı? Futbolun oligarşik ekipleri sezon başında basketbol şubelerini kapatma kararı verdiler. Onlarca oyuncu kaderlerinin ne olacağını bilmeden aylar geçirdiler. Herkes alıştı artık bu duruma. herhangi bir kulübün her an kapanabileceği bir sisteme sahip olduğumuzu kabul etti herkes. Sizce hala birçok insanda Efes Pilsen'in ya da Ülker'in her an kapanabileceği korkusu yok mu? Korkunun ecele faydası yok. Artık herkes oturduğu sandalyenin çok sağlam olamayabileceğini, ayaklarından birinin kırılabileceğini biliyor. Bu yüzden en azından heveslerini kırmayalım, onları da alalım mahalle maçlarına. Hem onların topları da var. Olur da bizimki patlarsa onlarınkiyle devam ederiz belki de!

o z a n ş i ş l i
0 3 h a z i r a n 2 0 0 3 s a l ı
[email protected]

H O M E
Hosted by www.Geocities.ws

1