o z a n ş i ş l i



BEN NBA OYUNCUSU GÖRDÜM

   1998 yılının Şubat ayında İstanbul Caferağa Spor Salonu'nda Genç Milli Takımlar seviyesinde (1980-81 doğumlular) bir turnuva düzenlenmişti. Murat Özyer'in çalıştırdığı Genç Milli Takım o yaz Bulgaristan'da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası'na hazırlanıyordu. Milli Takım'ın kadrosunda Barış Özcan, Ömer Ünver, Muratcan Güler, Tufan Ersöz, Hakan Kurşunoğlu, Mesut Ademoğlu, Umut Tınay, Mehmet Özgencigör, Metin Açıkalın, Mehmet Mumcuoğulları, Kaya Peker, Emre Ekim, Tutku Açık, Gürol Karamahmut vardı.

   Bendeniz Fast Break dergisinin genç bir neferi olarak turnuva boyunca kadromuzdakileri Avrupalı yaşıtlarıyla karşılaştırmaya çalışıp, 1978-79 altın jenerasyonundan sonra gelen oyuncularımızın profesyonel kariyerlerinde hangi noktalara ulaşabileceklerini tasavvur etmeye çalışıyordum.

   Turnuvaya katılan takımlar arasında Letonya oynadığı basketbolla herkesin takdirini kazanırken takımda Kristaps Valters (Muratpaşa Antalya deneyiminde yer alan oyunculardan), Maris Laksa, Raitis Grafs gibi bugünlerde isimlerini duyduğunuz oyuncular vardı. Turnuvanın galibi Rusya'da ise Aleksandre Milosserdov ve Nikolay Padius'un yanı sıra 2.10'luk pivot Jadgar Karimov sonradan parlayan isimler oldular. Birçok kişi turnuvanın ribaund (9.6) ve blok (4.8) kralı olan Karimov'un (Bulgaristan maçı 24 sayı, 18 ribaund, 7 blok) Avrupa basketbolunun saygın pivotlarından biri olacağı kanısına varmıştı ama bu oyuncunun geçtiğimiz yıl bir sokakta ölü bulunması öykünün kısa sürmesine neden oldu.

   Fransız takımında da Yannick Gagneur, Mamoutou Diarra gibi oyuncular vardı. Ama asıl turnuvayı önemli kılan nokta ise Caferağa Spor Salonu'nun kısa sayılabilecek bir süre sonra NBA'e gidecek olan bir oyuncuya ev sahipliği yapmış olmasıydı. Fransa takımında 1980 doğumlu oyuncuların oynayabildiği bir yaş grubunda onlardan iki yaş küçük olan INSEP'li (Fransızların altyapı milli takım oyuncularının önemli bir kısmını topladığı, okul ve eğitimin iç içe geçtiği bir enstitü) Tony Parker yeteneklerini bizlere sunarken, sahadaki oyuncuyla NBA arasında bir bağlantı yapmaya ister istemez başlıyordunuz.

   Sözün kısası; Tony Parker'ı izleyip "Bu adam bu müthiş potansiyelle NBA'e bile gider" hayranlık yargısında bulunup Parker'ın kısa sayılabilecek bir süreçte bu zorlu kulvarın üstesinden gelmesini izlemek insanı heyecanlandıran bir durumdu. İşte bu nedenle Bandırma'daki Yıldızlar Turnuvası'na giderken 1978-79'la karşılaştırılan 1987-88 altın jenerasyonunu Yugoslavya ve Rusya gibi takımlarla birlikte görme merakının yanı sıra, gökyüzüne yükselen potansiyellerle karşılaşma ve NBA tahmin oyunu oynama düşüncesi apayrı bir heyecan yaratıyordu.

Bandırma yolunda kurulan hayaller

   Cumartesi günü Türk Milli Takımı'nı Yugoslavya ya da Rusya karşısında izlemek mümkün olmayacaktı ama günün maçı da bu iki önemli ekolü karşı karşıya getirecekti. Yugoslavya rakibine birkaç ay önce Türkiye'nin de katıldığı Rusya'daki turnuvada farklı mağlup olmuştu. Bu sefer ise sahada öyle bir performans vardı ki, basketbol adına heyecanlanmamak mümkün değildi. Yugoslavya ilk yarısında 23, maç sonunda ise 54 sayı fark attığını rakibini denize dökmekle kalmadı oluşturduğu girdabın içinde yok etti.

   Yugoslavların oynadığı basketbol takım içindeki görev adamlarının bile gözünüze daha bir hoş görünmesine neden oluyordu. Hani tipik, oyuncunun takım performansını, takım performansının oyuncuyu büyütmesi ve kartopunun gittikçe irileşmesi hadisesi. Takımın ikinci point guard'ının (Stefan Nikoliç) fiziksel yetersizliklerini düşünürken 4/5 üçlük isabeti kaydetmesi, son çeyrek oyuna giren üçüncü guard'ın da (B. Jereminov) 8,5 dakika içinde 5 asiste ulaşması gibi. Bu yüzden sahadaki Yugoslavların her biri "Ne adamlar ya!" ünleminin sarfedilmesine neden olurken yine de birkaç ismi cımbızla da olsa çekip çıkarmak lazım.

   Takımın pivotu Dragan Laboviç. Tomaseviç'le özdeşleştirilen oyuncu onun gibi oyuna etkisini yansıtmada şimdiden başarılı. Özellikle sırtı dönük oyun konusunda şimdiden çok şey biliyor ve oradayken kendini bir hayli rahat hissettiğini anlayabiliyorsunuz. Rusya maçını 29 sayı (9/13 yakın mesafe, 9/9 serbest atış isabeti), 5 ribaund, 7 asist ile bitirdi. Tüm bunlara rağmen maçın sonundaki itişmelerde bir Rus oyuncuya attığı yumrukla nefretimizi üzerine toplamayı başaracak kadar da ülkesinin basketbolcusu.

   Forvet Milenko Tepiç ise modern forvet tanımının kitaptaki hali gibi bir şey. İlk başta dikkatinizi çekmiyor gibi ama sonra bir anda her şeyi ama her şeyi yaptığını fark ediyorsunuz. En başta fark etmediğiniz için kendinize kızıyor ve maç sonundaki %64 isabetle 16 sayı, 5 ribaund, 4 asist, 5 top çalma istatistiklerine bakıp üç numara pozisyonunun geçmişten günümüze muhasebesini yapıyorsunuz.

   Sırada benim favorim Milos Teodosiç var. Buradaki "favori" kelimesinin temelinin, bazı oyunculara nedensiz olarak diğerlerinden daha fazla duyduğunuz sempati olduğunu belirtip pas yeteneği bu raddede olan bir oyuncuyu görmek "Beni benden aldı" demeliyim. Bodiroga fiziğine sahip görünen bu oyuncu özellikle savunmada hız konusunda problem yaşar gibi göründü, kendi şutunu yaratma, gerektiğinde skorerliğini ortaya koyma gibi noktalarını etüt etme imkanım olmadı ama o nasıl bir pas zekâsıdır arkadaşlar. İki sahne hiç aklımdan çıkmıyor. Orta sahanın biraz gerisinde aldığı bir pası hiç ama hiç bekletmeden sol eliyle diğer köşede koşan arkadaşına atması ve bir hızlı hücumu sayamadığım kadar çok oyuncu arasından attığı bounce-pas diyemeyeceğim, bounce asistle bitirmesi.

Darko Milicic - Bölüm 2 (Birinci çok tuttu da)

   Assolisti sona sakladık. O zaten gitmeden de belliydi. Nemanja Aleksandrov. 1987 doğumlu bu oyuncunun kısa süre içinde literatüre "Darko Miliçiç Fenomeni" olarak geçen ilgi sağanağına tutulacağı ortada. Bir iki sene içinde 2.10'u geçer herhalde. Takımın ilk hücumunda üçlüğü potaya gönderecek kadar dış oyuncu özellikleriyle donanmaya başlamış. İnce-uzun fiziği nedeniyle pota altı oyununu değerlendirmek için erken ama şimdiden kendine oradan da ekmek çıkartıyor. Fiziğini, topa dokunuşu görünce "İşte basketbolcu" dediğiniz adamlardan olduğu kesin. Bir fast break sonunda trailer olarak gelip aldığı çok da verimli olmayan bir pası havaya yükselip hayranlık uyandırıcı bir bilek-parmak ucu organizasyonuyla sepetin içine bırakışı vardı ki, anlatmaya çalışmak bile pozisyonun özgünlüğüne zarar verebilir.

Ruslar Oyunbozanlık Yaptı

   Ruslara gelirsek; işte o noktada Yugoslavlara kızmak lazım. Maçı anlatırken bahsettiğim girdabın içinde takım ve organizasyon olarak yok olan Rusları saha içinde algılamak zorlaştı ve turnuvanın tümünü izleyemediğimize hayıflandık. Maç sonunda altyapının önemli coach'larından olan ve bir dönem A takımını da çalıştırdığı İTÜ'den ayrıldıktan sonra Banvit'te çalışmaya başlayan Mustafa Aksoy'la sohbetimizde bizim Yugoslavları hayranlıkla övmemiz karşısında onun ısrarla Ruslardan bahsetmesi ve skorun anahtar noktasının güç farkı olduğunu belirtmesi bazı noktaları yeniden gözden geçirmemize neden oldu. Kirilenko ve Khryapa örneklerini ve fiziksel gelişimlerini ele aldığımızda birden aklım Emir Alkaş'la birlikte gerçekleştirdiğimiz ekol araştırmasında Murat Özyer'le yaptığımız ve gecenin geç saatlerine kadar süren tadından yenmez sohbete gitti. Bakın o sohbette Özyer ne demiş:

   "Altyapı milli takımlarında görev yaparken, Ruslarla bir ortak çalışmamız olmuştu ve Ülker olarak yıldız milli takımlarıyla yıl içinde çeşitli defalar karşılaşmaya başlamıştık. Kategori olarak yıldızdan gençe geçtikleri yazın sonunda yaptığımız maçlarda Ruslar'ın (Kirilenko, Padius, Milosserdov ve Karimov'un olduğu takım) bir yaz içinde inanılmaz atletik özellikler kazandığını gördüm. Yazın ne yaptıklarını sorduğumda dağa çıktıklarını, kasa ve ip çalıştıklarını öğrendim. Federasyon'un bir teknik kurul toplantısında bundan bahsettim ve ekol olarak bir netliğimiz olmamasına rağmen, birçok kondisyonerin ortak çalışmasıyla bize uygun tarzı belirlemelerini ve nasıl daha atlet olacağımızın cevabını bulmalarını önerdim. Eğer kısaysan atlet olmak zorundasın. Bu özelliği de belli bir yaşa kadar elde etmelisin. Küçük ve yıldız takımlarda belli bir çalışmayı yaparak 10 birim kazanırsan, genç, ümit seviyelerinde aynı çalışmada hanene 2-3 birim ancak yazılır."

   İşte bu yüzden Ruslarla Yugoslavlar arasındaki farkın skorun yansıttığı gibi olmadığını düşünmek mantıklı olan. Ama Rus basketbolunun içinde bulunduğu yapılanmayı, organizasyonluğu, teknik zihniyeti düşündüğümüzde bu yetenekler için endişeye düşmemek kolay değil. Tikhonenko iddialı bir Euroleague takımı çalıştırdı ya, düşünsenize. Mirsad ve Giriçek'in çiftliği diyordum ben onlara gerçi.

   Yugoslavya karşılaşmasına kadarki ilk üç maç sonunda MVP sıralamasında Aleksandrov'un ardından ikinci olan Vassily Zavorouev, Cumartesi günü çok fazla dikkatimizi celbetmedi. Takımın uzunları Maxim Sheleketo ve Nikita Stepanenkov gelecek vadederken, bir diğer mühim malzeme de topla arası bir hayli iyi olan Yaroslav Korolev'di.

Türkiye'nin Elmasları

   Türkiye'ye gelirsek; sezon başında Ülker'in getirdiği ve vatandaşlığa geçirdiği Özbek asıllı Ersan İlyasova, takımın yıldızlığı rolünü Cenk Akyol'dan çalmış. Sezon başından beri basketbol çevrelerinin hayran olduğu ve yaş grubuna göre ağır basan Ersan'ın küçültme olma ihtimali konuşuluyordu. Bu küçültme konusunda artık getiren kulüplerin bile pek haberi olmayabiliyor. Yurt dışı pazarı olanağı görülen birçok oyuncu eski SSCB ülkelerinden (özellikle Gürcistan bu konuda bir hayli sabıkalı) yaşı resmi kağıtlarda küçültülmüş olarak Avrupa'ya açılabiliyor. Denver Nuggets'lı Skita bile tartışma konusu yapılabilir. Görülen o ki, Ersan bir iki yaş küçültme olsa bile Avrupa'daki en önemli oyunculardan biri. Hatta birçok kişi, bu nasıl olsa 18 yaşı dolduktan sonra A takımla sözleşme imzalamadan NBA Draft'ine katılır, Ülker üst seviyede bu oyuncudan faydalanma imkanı bile bulamayabilir iddiasını destekliyor.

   Ersan'ın skorerliği bir yana, ribaund konusundaki doğal yeteneği çok önemli değer. Buradaki avantajı sadece atletikliği sayesinde vücudunda bulunan sıçrama becerisi değil, topu rakibi ulaşmayı başaramadan bir şekilde uzanıp hakimiyetine geçirmesi. İki uzatmaya giden ve toplam beş Türk oyuncunun faul sınırını doldurup sahayı terketmek zorunda kaldığı Rusya maçında 9/16 ikilik, 5/17 üçlük, 9/11 serbest atış isabetiyle 42 sayı kaydetmesi ve ayrıca 19 ribaund (10'u hücum), 2 asist, 5 top çalma, 4 blok, 2 smaç istatistiklerine ulaşması mantık sınırlarını zorluyor (Smaç demişken; Ersan, Almanya maçında bir fast-break sonunu 360 derecelik smaçla bitirdi. Tamam J-Rich'in yaptıklarına benzemiyordu ama bir yıldız maçından bahsediyoruz). Bandırma'da sohbet etme imkanı yakaladığımız asistan coach'lardan Taner Günay'ın (Ülker) dikkati çektiği nokta da savunmasıydı. 42 sayı attığı bir maçtaki savunma gayretinin çok tatmin edici olduğu söylüyordu Günay. Bu savunma gayretini, izlediğimiz Türkiye-Almanya maçında gözlerimizle de görmemiz mutluluk vericiydi.

   Öte yandan; keskin bir şutör olmasının yanı sıra sadece bu yönüyle sayı bulan bir oyuncu olarak kalmayan ve skorer unvanını hak eden Cenk Akyol (Efes Pilsen) da takımın diğer müthiş gücü. Diğer takımların Cenk'i görüp de skora bu kadar büyük katkı yapabilen bir dış oyuncuyu kıskanmamaları mümkün değil.

   Bunun yanı sıra; ilk zamanlar sahip olduğu Pau Gasol fiziğiyle onu andıran ve o tarz bir basketbolcu olabileceği düşünülen ama sonrasında gerekli gelişimi göstermekte başarıya ulaşamayan ve "Hayal kırıklığı mı olacak?" korkularının yayılmasına sebebiyet veren, yaşadığı belirsizliklerle dolu dönem nedeniyle çok değerli bir basketbol otoritesiyle sohbetimizde "Bu gidişle Pau Gasol değil, Ömer Büyükaycan olacak" saptamasına mazhar olan (!) Emre Bayav'ın (İTÜ) tüm bunlara rağmen artık sahada bir faktör olmaya başladığını görmek mutluluk verici.

   Geçtiğimiz yıl takıma alındığında fazla kiloları nedeniyle pelte gibi görünen ama bir yıl içinde kilo kaybetmeden 25 kilo yağdan kurtulan 2.08'lik Ülkerli pivot Oğuz Savaş'ın ilerleyişi de dikkate değer. Takımın coach'u Nihat İziç'in "Guard kafası var" dediği Oğuz, pozisyonu itibarıyla da gelişmesi Türk basketbolu açısından mecburi oyunculardan.

   Takımımızda ciddi potansiyele sahip birçok oyuncu daha var. Başta da belirttiğimiz gibi 78-79'lulardan sonra gelen altın jenerasyon gözüyle bakılıyor bu ekibe. Takımımızı ilerleyen dönemde daha geniş incelemek üzere şimdilik hoşcakalın...

o z a n ş i ş l i
01 n İ s A n 2 0 0 3 S a L ı
[email protected]

H O M E
Hosted by www.Geocities.ws

1