m e r t u y a r
BİR İYİ BİR KÖTÜ
Merhaba Sevgili Basketbolseverler,
   Malum, tüm dünyada heyecanla beklenen ve oldukça büyük bir hayran kitlesine sahip dünyanın en çekişmeli (!!!) liglerinden biri olan TBL başladı. Her zaman ki
gibi kendimizi kandırarak yine umutlu girdik sezona. Şahsen umudum iyi basketbol ve üst düzey mücadeleydi. Peki biz ne yaptık ilk 5 haftada? Bundan sonra ne yaparız? Bütün bu
soruların cevapları az sonra…
   Kompozisyon bütünlüğü için de yazdığım yazımın kısa giriş paragrafından sonra sıra geldik gelişmeye. İzmir derbisiyle başladık lige. Ligin isim karmaşası yaşayan takımı Troy yani
Tuborg'du rakip. Zaten her sene biri gidiyor biri geliyor. Bu sene Tuborg var, geçen sene Göztepe ondan önce Altay vardı ondan da önce Troy vardı. Hepsi saman alevi gibi
sönerken Karşıyakamız hep ayakta kaldı. Gelecekte de öyle olacağından şüphem yok. Maça geçersek, hazırlık maçlarının kale alınmaması gerektiği bir kez daha ortaya çıktı.
Gerçi 35 sayı fark attığımız takıma nasıl yenildik bilemiyorum ama Tuborg'a son saniyelerde yaptığımız hatalarla maçı verdik. Bu hataları da Tuborg'da iyi değerlendiren Hakan
oldu ve son anlarda kazandırdığı basketlerle Tuborg'a galibiyeti getirdi. 71-70. Tuborg'da iyi olan bir diğer oyuncu da Barış Özcan'dı. Yeterli hazırlık maçı yapmadığımızı düşünmüştüm ve korkarım haklı çıktım.
   Dedim ki lig uzun maraton şanssızlıktır, olur. Hemen 2. hafta maçlarına odaklandım. Ligin tek yabancısız takımı evimizde ağırlayamıyorduk çünkü geçen sezondan kalan cezalarımız
vardı. 2 maç tarafsız sahada oynama cezası hanemize yazılmıştı. Uşak'ta oynanan ve sadece sonuç alabildiğim maçta Tofaş'ı 88-73 yenmiştik. Uşaklıların bize inanılmaz tepkileri
ve maç boyunca aleyhimizde tezahürat yapmaları da bize deplasman havası yaşatmıştır. "Bu galibiyet moral oldu İTÜ maçını da kazanır iddialı duruma geliriz." diyordum.
   Hay demez olaydım! Hakem Fatih Söylemezoğlu'ydu. Buna rağmen 70 civarında taraftarımızla takımımıza yürekten destek oluyorduk. Aras İTÜ'nün geçen seneye göre çok daha iyi
bir takım olduğunu gördüm. Bir kere Harun Erdanay faktörü var. Maçın başa baş gideceği açık. İşte bu nokta da her sezon ki oyunlar yine sahneleniyordu. Yönetmenliğini Turgay Demirel'in
yaptığı, başrolünü Fatih Söylemezoğlu'nun oynadığı filmi izliyorduk. Biz bu filmi biliyorduk geçen sene ilk bölümü çekilmişti bu filmin. Çok beğenilmiş herhalde, devamını çekmişler!!.
Sadece üçleme olarak kalsa iyi. Evet esprili bir yaklaşımla hakemlerin yine maça ortak olduklarını söylemek mümkün. Çalınan 5-6 teknik+centilmenlik dışı faul ve anlamsız bazı kararlar
artı Ahmet Hoca'nın oyuna müdahale etmede yetersiz kalışı, kötü savunmamız (özellikle Harun'a çare bulamamamız) yüzünden 94-89 kaybettik. Henry Domercant ve Julius Barnes
takımı sırtlarken diğer oyuncularımız istenilen performansı veremedi.
   Olur mağlubiyet dedik, ligin başı dedik bir kere daha ve gözlerimizi Bursa'da oynayacağımız Telekom maçına çevirdik. Cezamız bitecekti bu deplasmanla birlikte. Yine maçtan bihaberdik.
Sadece sonuç alabildik. 3 periyot boyunca başa baş giden mücadeleyi son periyottaki etkili oyunumuzla koparmışız öğrendiğimiz kadarıyla. 26-9 geçen periyodun sonunda 80-61
kazanmışız. Demek ki mücadele gücümüz var ve iyi mücadele edince de oyunun rahatlıkla hakimi olabiliyoruz. Tek problemimiz istikrar gibi gözüküyordu.
   Bu oyun içindeki istikrarsızlık Fenerbahçe deplasmanında başımıza bela oldu. Zaman zaman oynadığımız iyi oyunu maçın tamamına yayamadık. Fenerbahçe'nin bize karşı uyguladığı
savunmaya hücum etmekte zorlandık. Bunun yanında pota altında Umut Yenice'yi dışarıda da Erkan ve King'i durduramadık. Bu üçlünün başarılı oyunu çekişmeli geçen ve son
dakikalarına önde girdiğimiz maçı Fenerbahçe'ye kazandırdı.
   Vize haftam olmasına rağmen maçımızın televizyonda verilmesi nedeniyle Pazar günü ekran karşısına geçtim. Keyifli bir maç olmasını umarak izlemeye başladım. Çok fazla şey
istemişim herhalde. İzleyenlere ceza verir gibi oynuyordu 2 takımda. Doğru düzgün hücum yapamıyorduk, savunma da yapamıyorduk (skor aldatmasın). Sadece pota altından
sayılar buluyorduk. Alan savunmasına geçince Daçka, hücumda sadece dış şuta kaldık. Barnes'ın yokluğu, Domercant'ın etkisiz oyunundan dolayı çok az skorla ilk yarıyı bitirdik.
Şansımız vardı ki Darüşşafaka'da da iyi oynayan yoktu. Oyunda basketbol adına sadece mücadele vardı ama zevk veren bir mücadele değildi. Top kayıpları, boş dönülen fast-breakler,
anlamsız paslar ve inanılmaz hatalar. Neyse ki maç boyunca en iyi mücadele eden oyuncumuz olan Nedim Yücel'e son periyotta Domercant ve Johnson eşlik etti ve maçı kazanmasını bildik. 76-66.
   Bundan sonra ne yaparız? Takımdan Julius Barnes ayrıldı ve maalesef Nedim Yücel de annesinin rahatsızlığı yüzünden ayrılmak zorunda kaldı. Bu eksikleri kapatmak amacıyla bir yabancı
alacağız mı, yoksa Türk oyuncularımız bize yeter mi diyecek yönetimimiz bilemiyorum. Bence Türk oyuncularla oynamak daha kazançlı olur. Burada yabancı alınacaksa hangi bölgeye
alınacağı önem kazanıyor. Duyduklarım 2-3 no'lu pozisyon için oyuncu düşünüldüğü yönünde. O zaman pota altı Onur-Johnson ikilisinden oluşacak. Bu ikiliye Orbay ve Kaan yardımcı
olacak. Benim isteğim 1-2 no'lu pozisyonlarda Buğra ve Mehmet Yağmur'un daha çok insiyatif alması. Takım geçen seneye kıyasla kötü ama ligdeki iyi takım sayısı azlığından ilk 5 içinde
bitiririz ligi büyük aksilik olmadığı takdirde. Bu sene genç oyunculara ağırlık verip ileriye yatırım yapmak en iyisi gibi görünmekte. Zaten basketbol şubemizin de bu yönde çalışmaları var.
Bir daha ki yazımızda Oyak Renault deplasmanından gelen galibiyetimize ve son haberlere değineceğiz. Bir daha ki yazımıza kadar hoşçakalın.
m e r t u y a r
3 0 k a s ı m 2 0 0 3 p a z a r
[email protected]
icq: 122262461
 |