Neşeyle açmak istiyorum Arka Bahçe'nin kapısını, hele sizlerden uzak kaldığım zamanın ardından.
Coşkuyu, güzelliği sizlerle paylaşmayı arzuluyorum ama bir bakıyorum ki hüzün ve hayalkırıklığı kara bulutlar gibi çöküvermiş
üstümüze. İsyan edercesine kabaran duygularımı dizginlemek istiyorum, yapamıyorum. "Yeter artık!" diye haykırmak istiyorum.
   Sevinirdik bir zamanlar, basketbolun devlerinden az fark yediğimiz için. İstanbul'da Spor ve Sergi Sarayı'na Avrupa'nın
üst düzey takımlarının gelmesini dört gözle beklerdik. Galatasaray'ın Zalgiris Kaunas'ın efsane kadrosuyla ve Efes Pilsen'in
Avrupa'da fırtına gibi esen Cibona Zagreb ile oynadığı maçlar, ilk aklıma gelenler. Skorun aleyhimize olacağını bilir, yine de
basketbola doymak için bu maçlara ilgi gösterirdik.
   Sonra bir dönem geldi ki baktık Avrupa'da finalist bir takım çıkarmışız. Pisi pisine kaybedilen bir finalden üç yıl sonra ise aynı
takım bir ilke imza atmış ve Korac Kupası'nı almış, ülkemize taşımış, bizleri haklı bir gurur ve sevince boğmuş.
   İstedik ki daha da artarak sürsün bu sevinç ve elbette onun kaynağı olan başarılar. Kenetlendik bu takımın etrafında hepimiz,
bir baktık ki kitleler çığ gibi büyüyen bir sevgiyi oluşturmuş. Bu sevginin başarıları artırmasını ve yaygınlaştırmasını bekledik.
Hele bir de Ülker'in Türk basketboluna adeta fırtına gibi girişi eklenince beklentiler de ileri boyutlara taşındı kendiliğinden. Herkesin
arzusu başarıları kalıcı kılmak, gururu doyasıya ve tekrar tekrar yaşamaktı.
   Efes Pilsen, değişik adlarla anılan Avrupa Ligi'nde zirve mücadelesi yapmaya başlarken Ülker de onun açtığı yolda hedefi
geliştirerek ilerlemeliydi. Tofaş'ın Korac Kupası finali ve Fenerbahçe'nin Avrupa Ligi'ne katılması, birer saman alevi gibiydi sanki.
   Efes Pilsen, saç baş yoldurarak kapısından dönmüş olduğu dörtlü finale kalmayı başardı sonunda ancak finalin kapısını
aralayamadı bir türlü, üçüncülükle teselli bulduk. Ülker ise iddialı çıktığı Avrupa arenasında dörtlü finale adım atamadı henüz.
   Evet, ne yazık ki "henüz" sözcüğünün kapsamına bu sezonu da dahil etmek durumundayız. Şarkı sözleri geçiyor aklımdam:
"Yine hüsran, yine hasret, yine esmer günler". Makus talihimizle mi yüzleştik yine, hiç istemediğimiz halde? Her iki temsilcimizin
de boynu bükük kaldı ne yazık ki.
   Bahar mevsimlerini sever misiniz? Mayıs ayında doğmuş bir ilkbahar çocuğu olduğumdan mı nedir, ben severim. İlkbaharda
coşku dolu olurum, hayatın güzelliklerini daha fazla hissederim sanki. İlkbaharın getirdiği coşkunun aksine sonbahar ve
dökülen yapraklar hüzünlendirir bizi.
   Hayal kırıklıklarının ardından umutlarımızı başka bir bahara bırakırız, baharın rüzgarlarıyla, yeteren çimenler ve açan çiçeklerle
beraber yeniden canlanmalarını bekleriz. Sonbaharın hüznünün hiç yaşanmamasını, ilkbaharın getirdiği coşkunun, Pan'ın ılık
teneffüsüyle hissedilmesini dileriz. Bu cotkunun spor salonlarına da yayılması, salonlarda bahar rüzgarlarının usulca
esmesi en büyük dileğimiz.
   Beklenen, umutlarımızı yeşertecek bahar neden gelmiyor bir türlü? Gelmiyor ve böyle devam ettikçe de ne acıdır ki gelmeyecek.
   Dengeli, genit ve kendi içinde rekabet ortamının oluştuğu kadrolar kurulup istikrarlı bir yapı oluşturulmadıkça gelmeyecek.
   Takımın skor yükü tamamen yabancıların sırtına kaldığında, diğerleri sorumluluk alamadığında gelmeyecek.
   Yetenekli Türk oyuncular yeterlilik kazanamayıp, sayılı dakika adamı olmaya devam ettiği müddetçe gelmeyecek.
   Diğer takımlardaki iyi oyuncular yüksek ücretlerle transfer edilip sonra da kenarda çürütüldükçe gelmeyecek.
   Altyapı sistemi canlandırılmadıkça, yeni genç fidanlar yeşermedikçe gelmeyecek (Var mı Tufan Ersöz dışında, son dönemde
yetişen skorer özellikli bir oyuncu? O da Beşiktaş formasını giyiyor ki zamanında büyük ümitler bağlanan bir oyuncu olduğunu
biliyoruz. Burada Hidayet Türkoğlu'nu istisna olarak tutuyorum.)
   Ligde rekabet ortamından kopup standardı yükseltmeye çalışmadan sadece diğerlerine tepeden baktıkça gelmeyecek.
   Yabancı oyuncunun biri gelecek biri gidecek. Sellers'lara, Howard'lara, Stombergas'lara, Godfread'lere, Anderson'lara,
Goljovic'lere yeni isimler eklenecek. Paralar sokağa bolca dökülecek. Hayal kırıklığı yaşanmaya devam edilecek.
   Böyle devam ettikçe, sonbaharda dökülen yapraklar gibi kuruyup gidecek umutlar ve beklentiler.
   Biz yine de umutlarımızın da çimenlerle birlikte yeşereceği o baharı bekleyelim. Daha fazla ötelenmesin umutlarımız diyelim.
Geçmişteki başarılara bakılıp bugünkü durumla kıyaslama yapılarak gerekli derslerin alınmasını ve çalışmaların ivedilikle
yapılmasını dileyelim. Böyle olmazsa, ne zaman gelecek o beklenen bahar, kimbilir?
e m r e g ö l l ü
15 n i s a n 2 0 0 3 s a l ı
[email protected]
