Başlık atayım derken, Jack London'ın ünlü romanından alıntı
yapmak geldi aklıma. Ünlü yazar, hayatla mücadeleyi anlatır bu eserinde.
   Mücadeleden sözü açmışken, spordaki mücadele kavramını düşünmeye ne dersiniz?
"İyi mücadele etti takım" denir maçtan sonra, alınan sonuçtan hoşnutluk söz konusuysa.
Maç başlamadan önceki temenniler de "Güzel mücadele olsun, hak eden kazansın"
şeklindedir. Yani, mücadeleyi bir rekabet teşviği, motivasyon unsuru ve başarı etkeni
olarak tanımlarız.
   Basketbolda da sahadaki mücadelenin başarılı sonuçtaki payı üst düzeydedir, öncelikle
basketbolun fiziksel temasın yoğun yaşandığı bir spor dalı olmasından dolayı. Ne yazık
ki son günlerde mücadelenin boyutunun sahadaki sportif rekabeti kötü bir şekilde
aştığını ve tribünlerde "vahşetin çağrısı"nı yaptığını görüyoruz.
   "Bu ne şiddet, ne bu celâl" diye haykırası geliyor insanın yaşanan manzaraları görünce.
Önce İstanbul'da Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin ezeli rekabetini doyasıya yaşamaya
hazırlanırken karşılaştığımız, boşaltılan salon manzarası. Salonun boşaltılmasına neden
olan tribün olayları. Benzer manzara ertesi hafta İzmir derbisinde. Göztepe-Karşıyaka maçı,
tribünlerde terör sahnesi. Bir de unutmayalım, her iki maçta da tribünlerde sadece evsahibi
takımın taraftarı var. Bu ne tahammülsüzlük! Allah muhafaza, bir de rakip takım taraftarı olsa.
Düşünmek bile istemiyorum.
   Vandallar hortladı da farkında değiliz galiba salonlarda. Şiddet aldı başını gidiyor, durum
her geçen gün daha da vahim hale geliyor. Sporun dostluk olduğu söylemi yitip gitmek
üzere. Taraftarları bir yana bırakalım, ya geçtiğimiz hafta sonu Beşiktaş-Ülker maçı
sonrasında oyuncuların yumruk yumruğa kavgaya tutuşmasına ne demeli?
   Olayın kök nedenine inmek basit kanımca. Ekonomik güçlükler, hayat şartlarının zorluğu,
işsizlik, kuşak çatışması, geleneklerin yitimi gibi toplumsal sorunların beraberinde getirdiği
stres, bir noktada patlama şeklinde boşalıveriyor. Maalesef gerginiz toplumca, bu gerçek
apaçık ortada. Sabahları vapur iskelesinde bekleyen vatandaş gergin, trafikte araç süren
şoför gergin, derse giren öğrenci gergin, dükkânını açan esnaf gergin, sahadaki sporcu
gergin olunca tribündeki taraftar da gergin oluyor ister istemez. Toplumumuzun farklı
renklerinden oluşan tribünler bir ayna gibi yansıtıyor bu gerginliği.
   Gerginliği ortadan kaldırmak için başta kulüpler olmak üzere hepimize büyük görev düşüyor.
Kulüpler, taraftar dernekleri ile iletişimi artırıp, rekabetin şiddete dönüşmesini engelleyici
tedbirler almalı, taraftarı bilinçlendirmeye çalışmalı, bizler de bu bilinçlendirme çalışmalarına
katkıda bulunmalıyız.
Yoksa sonumuz ne olur derseniz, "Allah sonumuzu hayretsin!" diyebilirim sadece.
e m r e g ö l l ü
12 m A r T 2 0 0 3 Ç a R ş A m B a
[email protected]
