"Arka Bahçe"nin kapısı kapalı kaldı son iki haftadır, ben yurt
dışına çıkıp dönene kadar. İş seyahati için İtalya'da, Milano'daydım; aynı zamanda
bunun orada basketbola olan yaklaşımları gözlemlemek için iyi bir fırsat olacağını
düşünmüştüm. Milano'nun takımı Pippo Olimpia'da tanıdık bir simanın, Petar
Naumoski'nin olması da ilgimi artırmıştı.
   Basketbola girmeden önce İtalyan toplumuna genel bir bakış atacak olursak, bizim
boğuştuğumuz sorunların aynılarının onların da başında olduğunu görmek mümkün:
Yüksek enflasyon (açıkça belirteyim ki onların yüksek dediği bizim için öp de başına
koy mertebesinde oluyor), artan işsizlik, iç göç (güneyden kuzeye), duyarsız ve
geleneklerinden kopuk yetişen genç nesil, trafik ve hava kirliliği. Yine de bu
sorunlarla boğuşurken bile capcanlı, cıvıl cıvıl olduklarını, hayatı renkli yaşamaktan
vazgeçmediklerini her an hissetmek mümkün. Her anın tadını çıkarır bir halleri var.
   Spor deyince orada da gündeme ilk gelen, bizde olduğu gibi futbol. Milan ve Inter
arasındaki rekabet her yerde hissediliyor, bu arada İtalya'nın en popüler takımı
olduğu söylenen Juventus'u da destekleyenler var Milano'da. Sözü basketbola
getirince, hemen NBA diye başlıyorlar. Maalesef, Pippo Olimpia'ya teveccüh gösteren
fazla yok. Euroleague'de dört İtalyan takımının ikinci tur gruplarında yola devam etmesi
hoşnut ediyor herkesi ama çok da derin ilgi uyandırmıyor.
   Bu durum karşısında şaşırdım bayağı önce, çünkü özellikle Pippo Olimpia'ya önemli bir ilgi
ve destek olacağını umuyordum. Ama, ne bir maçının bahsini işittim ne de spor mağazalarında
ve sokak satıcılarında bir bayrağını, atkısını şapkasını gördüm. Gerçi "Bizde bulabiliyor musun
sanki" diyeceksiniz, haklısınız. Ne bileyim, sporun her alanında başarıyı hedefleyen bir ülke
olan İtalya'da basketbolun daha yaygınlaşmış olmasını umuyor insan. Sonuç ise hayalkırıklığı.
   Milano'yu bir kenara bırakırsak, küçük şehirlerde ilginin ve basketbolu sahiplenme duygusunun
boyutu artıyor sanırım. Bizimle benzer bir yön daha. İşte buna güzel bir örnek, Monte dei Paschi di Siena.
Ergin Ataman ve Mirsad Türkcan'ın basketbolumuzu temsil ettiği bu ekibin başarısında küçük bir
kent olan Siena'nın halkının ilgi ve desteği azımsanamayacak bir yere sahip. Murat Didin'in
Rimini'sinde de durum farklı değil. Bologna, elbette ki İtalyan basketbolunun başkenti, Reggio
Emilia'yı da unutmayalım. Yine de o canlı havayı sezemedim İtalya'da. Oysa ki 80'lerin sonu,
90'ların başında Tracer Milano, Messaggero Roma denildiği zaman bir ortak payda yakalanırdı.
   Bu durum bana Mersin'in ve hatta Adana'nın Çukurova'yı, Gaziantep'in Beslen'i, Kayseri'nin
Meysu'yu ve Konya'nın Kombassan'ı sahiplenmesini hatırlatıyor, ne yazık ki anılarda kalmış
görüntülerle. Oysa, ne kadar ihtiyacı var değil mi basketbolumuzun Anadolu'nun bağrına yayılmaya.
   Yeni yetenekler ortaya çıksın, kitleler basketbolla kucaklaşsın, kim istemez
ki bunu. "Ama"ları, "İşte"leri, "Boşver"leri duymayalım hiç, kulaklarımızı tıkayalım
bu sözcüklere ve basketbolun hak ettiği yeri alması için çalışalım, ne dersiniz?
   Çizme'den sıcak esintilerle hepinizi selamlıyor, Euroleague'deki temsilcilerimize
İtalyan rakipleri karşısında başarılar diliyorum.
e m r e g ö l l ü
03 m A r T 2 0 0 3 P a Z a R t E s İ
[email protected]
