Çocuklar tarafından hevesle beklenir, yaşlıları ise hüzünlendirir bayram günleri.
Çocuklar, yeni alınan kıyafetlerini giyip büyüklerinin ellerini öpme ve bayram harçlığı almanın tatlı
heyecanını yaşarken, yaşlılarda da ziyaret edilmenin, hatırlanmanın mutluluğu ile geçmişin,
canlanan hatıraların hüznü bir duygu yumağı oluşturur.
   "Ah, nerede o eski bayramlar?" cümlesini serzenişli bir ifadeyle duyar olduk son dönemlerde.
Teknolojinin günlük hayatımıza her geçen gün daha da yerleşmesiyle oluşan mekanikleşme,
gelenekleri sert esen bir sonbahar rüzgârı gibi savurmaya başladı. "Devir değişti" derler ya
bir de büyüklerimiz, en basit açıklama bu olur sanırım. Bilgi çağındayız, malumunuz.
   Sevgi, saygı, paylaşma duygularını pekiştirmesiyle görülür bayramların önemi. Dargınlar barışır,
ayrılar kavuşur bayram günlerinde. Kırgınlıklar, kötülükler unutulur, geride bırakılır. Ortak tema
bellidir: Sevgi.
   Geniş zaman kipinde, tanım yapar gibi yazdım yukarıdaki paragrafı çünkü son zamanlarda bu
duyguların toplumumuzda yaşanamadığına şahit oluyorum. Sevgiyi saygıyı bırakın bir kenara,
vurdumduymazlığın, bencilliğin ötesinde bir şiddet, yıkıcılık, tahrip etme güdüsü ön plâna çıkıyor.
Bundan, toplumsal hayatımızın en önemli ortak paydası olan spor ve basketbol da nasibini alıyor
elbette.
   Sporda rekabet güzelliktir, kalitenin artması için itici güçtür ancak şiddete yer olmamalıdır. Ama
nerede? Kime anlatacaksınız bunu? Sanki o esen rüzgârlar geleneklerle birlikte sporun bu olumlu
özelliklerini de savurmuş durmuş. Geriye şiddet kalmış.
   Pazar günü şahit olduk, Galatasaray - Fenerbahçe maçı sırasında yaşananlara. O ne nefret, kin
öyle? Sanki yıllarca sönük kalan bir volkanın faaliyete geçip lav püskürtmesi gibi. Spor dostluk,
barış, kardeşlik iken bu şiddet, bu tahammülsüzlük niye? Biri yener, biri yenilir; iyi olan kazanır.
Galip alkışlanır, mağlup teselli edilir, Türk sporunun kazanması amaçlanır. Ama nerede?
Temenniden öteye gitmiyor bu sözlerim ve gideceği de yok bu görüntüyle. Acı bu, gerçeğin
acılığı işte, nasıl hissedilirse artık.
   Halbuki, bayram coşkusu yaşatır hale getirebiliriz sporu bizim için. Şiddetten, yıkıcılıktan uzak
kalarak, sevgiyi rekabetin temeline oturtarak, başarıyı hedefleyerek. Spor salonlarında sahaya
sadece çiçekler atılır, tribünlerde coşku yayılır, küfürden eser kalmaz. Bunların temelinde sevgi
vardır ve bu sevgi topluma da yayılır aynı zamanda, beraberinde saygıyı, paylaşmayı, dayanışmayı
getirerek.
   Ben gönlümde de zihnimde de böyle konumlandırıyorum basketbolu ve diğer spor dallarını, kitlelere
doğru yön veren, onlara bireysel ve toplumsal sorumluluklarını idrak etmelerinde yardımcı olacak bir
iletişim aracı olarak. Ya siz? Şiddetten uzak, sevgi dolu ortamlarla spor salonlarının ve sahalarının
bayram yerine çevrilmesi, yegâne dileğim bu bayram gününde.
Nice bayramlara, basketbolun güzelliğiyle renklenen, şiddetle kirlenmeyen.
e m r e g ö l l ü
13 ş U B a T 2 0 0 3 P e R ş E m B e
[email protected]
