e m r e g ö l l ü
VER ELİNİ AVRUPA
Değerli Basketbol Dostları,
   Hollanda ve Litvanya maçları ile eleme grubunu tamamladık ve finallere gitmeye hak kazandık.
Grubu üç mağlubiyetle, Litvanya'nın ardından ikinci sırada bitirmek başarı mıdır, değil midir ikilemine girmek arzusunda değilim.
   Hollanda'nın Avrupa basketbolunda söz sahibi olmadığı, nadiren yetişen yetenekli oyuncuların (örneğin, Rik Smits)
bireysel çabası ve katkılarıyla zaman zaman çıkış yakaladığı malumunuz. Dolayısıyla bu takımı mağlup etmemiz
sürpriz bir sonuç olmadı. Maçtan önceki görüşlerimde ne olursa olsun rakibi küçümsememek ve Avrupa ikincisine
yakışır bir oyunla galip gelmek gerektiğini vurgulamıştım. Sonuç olarak elde edilen kırk sayı farklı galibiyet tatmin
edici gözükebilir ancak sergilenen oyunun genelinde genç oyuncuların görev yaptığı son bölümler haricinde bir
tatminkarlık hissedemedim maalesef.
   Tutku-Serkan-Alper-Kaya-Fatih beşinin ortaya koyduğu arzulu mücadele, uyumlu oyunları ve disiplinleri
yüreklere su serpti. Fark açık, rakip oyun disiplininden kopmuş diye ciddiyeti elden bırakmadılar. Maksimum kapasitelerini
sahaya yansıtmaya çalıştılar ve tebrikleri hak ettiler. Bir an, "Dream Team" geldi gözümün önüne, Barcelona Olimpiyatları'nda
zayıf rakiplere kırk-elli sayı önde olmalarına rağmen savunmada canlarını dişlerine takan halleriyle. Majesteleri Michael
Jordan başta olmak üzere her biri dünyaya mal olmuş yıldızların sergilediği oyun disiplini, alınması gereken en büyük
dersti orada kanımca.
   Litvanya maçına gelince, klasik trajik sonu beraberce yaşadık. Yüzdük yüzdük kuyruğuna gelemedik, bitirici darbeyi
vurmayı beceremedik. Kronik hatalar zincirleme olarak gelince de uzatmada rakibe teslim olduk.
   Hollanda ve Litvanya maçlarını birlikte ele alırsak, göze çarpan en önemli husus takım kurgusunda
sorun yaşadığımız ve saha içinde organize olamadığımızdı. Bu gerçeği kabul etmemiz lazım, hele Litvanya gibi takım
uyumunun ve yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu bir rakiple oynadıktan sonra.
   Artık, hücumda hareketlilik, iyi top çevirme, şut seçimini doğru yapma ve savunmada yardımlaşma modern
basketbolun temel ilkeleri haline geldi. Rakibimiz Litvanya bu unsurları sahaya yansıtırken biz maalesef
bunların uzağındaydık. Statik hücum setleri ve sonrasında bireysel zorlamalara dayalı hücum girişimleri,
yetersiz yardımlaşmadan dolayı yenen çok basit sayılar ve acemice top kayıpları.
   Sorunlar hep aynı, bazen azalıyor, bazen ayyuka çıkıyor ama kalıcı çözüm bir türlü
bulunamıyor? Nedendir acep, ben de merak ediyorum doğrusu.
   Aslında, Bulgaristan maçından beri bu sorunlar mevcut ancak galibiyet alınınca geri planda kaldılar.
Ukrayna maçı son saniyede kaybedilmeseydi gündeme gelmeyeceklerdi. Ama gerçek ortada ki skor
yükünü belli oyunculara yükleyip diğerlerine sorumluluk alma cesareti vermeyince kalıcı başarı yakalanamıyor.
Ukrayna maçında takımı İbrahim sırtladı ama yorulunca basit hatalar yaptı ve yenilgi geldi. Litvanya karşısında
ise çok etkisiz kaldı. Burada "liderlik" kavramının çerçevesini sorgulamak gerekli kanımca. Lider, sahada topu
öncelikli kullanacak, takımı skorda sırtlayacak oyuncu hüviyetinde değil tecrübesiyle takımı toparlayacak ve
gerektiğinde sazı eline alacak şekilde kendini hazırlamalı.
   İbrahim'in dünkü başarısızlığının tek nedeninin, üzerinde hissettiği baskı ve sorumluluk
olduğuna eminim. Halbuki onu takımın skorunu illaki üstlenmesi şeklinde bir beklenti olmadığına, kritik anlarda
tecrübesini sahaya yansıtıp takımın oyundan düşmesini önleme görevinin önemli olduğuna ikna etmek, hem
onun üzerindeki baskıyı azaltacak hem de verimli oynamasını sağlayacaktır. Bu şekilde de ne o zorlamalar
ve top kayıpları ne de dengesiz ve amaçsız son saniye şutları görülecektir.
   Sonuçlar ne olursa olsun, bu maçlar sonucunda takımımızın en önemli kazancının, genç oyuncuların görev
verildiği anda sorumluluk almaktan çekinmeyip sahada varlarını yoklarını ortaya koymaları olduğuna inanıyorum.
Litvanya karşısındaki oyunuyla Kaya'nın, takımı başarıyla organize eden Tutku'nun ve ihtiyaç duyulduğu anda
hem hücumda hem savunmada başarılı bir mücadele sergileyen Serkan'ın (Litvanya'nın en skorer oyuncusu
Macijauskas'a yaptığı savunmayla onu kilitledi ve kenara alınmasına sebep oldu) başarılı performanslarını
sürdürmelerini diliyorum. Alper de kritik anlarda cezalandırıcı üçlükleriyle büyük katkı yaptı. Onun profesyonellik
ve oyun anlayışı için fazla söze hacet yok sanırım.
   Oyuncu değişikliklerini çabuk yapmadığı ve İbrahim'i oyundan almadığı hususlarında
eleştirilen Aydın Hoca'ya benim de küçük bir tenkidim olacak. Gelecek için umut veren bir oyuncu olarak
gördüğümüz Vedat Koruk'a böyle bir maçta görev vermeden önce onu daha hazır hale getirmek iyi olmaz
mıydı? Nitekim, eli ayağı titreyerek oyuna giren genç Vedat yaptığı iki hatanın ardından oyundan düşüverdi.
   Evet, İsveç biletleri alındı ve önümüzde eksiklikleri gidermek için bayağı zaman var. Öncelikli hedef, takım
kurgusunu oturtmak ve uyumu sağlamak olmalı bana göre. Başarının ilk adımı da bu değil midir zaten?
Ver elini Avrupa, onu sıkıca tutmak istiyoruz.
e m r e g ö l l ü
26 o C a K 2 0 0 3 P a Z a R
[email protected]
 |