e m r e g ö l l ü


İLK YARININ ARDINDAN

   Tatlı mı tatsız mı, tuzlu mu tuzsuz mu olur diye bir çelişkiler yumağı içinde başlayan ligimizde ilk yarı sona erdi. Kaotik başlangıcın etkileri geride kaldı, başlarda yaşanan sürprizler yerini somut gerçeklere bıraktı.

   Kadro yapıları ve güçleri itibariyle takımların üç grupta toplandığı mücadelede liderliği yine kadrosu zaman zaman tartışılan, kıyaslama ve eleştirilerin mutlak hedefi olan Efes Pilsen üstlendi.

   Hidayet'in yerinin doldurulup doldurulamadığı tartışmaları kesilmemişken NBA'e bir de Mehmet Okur intisap edince tartışmanın boyutu 3 numaradan 4 numaraya da genişledi. Mehmet Okur'a alternatif olarak Jurica Golemac alındı, Sloven oyuncu savunmadaki naifliğiyle şimşekleri üzerine çekerken saman alevi gibi parladığı anlarda takımına hücumda katkı sağladı. Kambala için fazla söze hacet yok, savaşçı mı dersiniz, lider mi, cengaver mi, size bırakıyorum. Efes Pilsen açısından kanımca en olumlu husus Kaya Peker, Ömer Onan ve Alper Yılmaz'ın daha fazla süre alma şansını yakalamaları ve böylelikle daha verimli olmalarıydı.

   Ülker, istikrarlı gidişini son maça kadar sürdürmesine karşın lideri tayin edecek karşılaşmada Efes Pilsen'e yenildi ve liderliği rakibine bıraktı. Sezona yeni antrenör ve üç yeni yabancı ile başlayan turuncu-yeşillilerin ligdeki istikrarlarını Avrupa Ligi'ne de ivedilikle yansıtmalarını diliyorum. Ülker cephesinde en fazla dikkatimi çeken olay, iki senelik cezasını tamamlayan Serkan Erdoğan'ın sahalara eski günlerini aratmayan bir dönüş yapması ve kritik maçlarda takımının liderliğini üstlenmesiydi. Tebrikler Serkan, darısı Milli Takım'daki maçlarına!

   Sezon öncesindeki yılan hikayelerinin senaristleri üç büyüklerden Galatasaray, oluşturduğu yönetim organizasyonuyla doğru ve verimli bir kurumsallaşma ortaya koyduğunu sıralamadaki yeriyle kanıtladı adeta. Sarı-kırmızılılar, son dönemlerde düşüş göstermelerine rağmen olumlu bir görüntü çizdiler, ezeli rakiplerini farklı mağlup ettiler. Fenerbahçe, ilk başlarda uyum sorunu yaşayan kadrosunu Mark Dickel'ın liderliğinde kaynaştırdı, yeni ABD'lilerin ve Emre Ekim'in de katılmasıyla daha da güçlendi. İstikrarsızlık en büyük sorunları, önemli galibiyetlerin ardından çok kolay yenilgiler alabiliyorlar. Bu istikrarsızlık sorunundan kadro uyumu dezavantajı olmayan Beşiktaş da had safhada muzdarip (kadro uyumu sorunu yok değil aslında üç yeni yabancının transferinden sonra). Antrenör değişikliği Karakartallara ne getirip onlardan ne götürecek, hep birlikte göreceğiz. İlk yarıdaki performansları için özetle beklenenden uzak olduğu söylenebilir.

   ULEB Cup'ta büyük hayal kırıklığı yaratan Darüşşafaka, kadro revizyonundan sonra yavaş yavaş toparlanma eğilimi gösteriyor. Deyim yerindeyse, "sıfırdan başlangıç" olacak ikinci yarı onlar için. Sezona fırtına gibi giren, Efes Pilsen'i deviren Pınar Karşıyaka, yeni antrenörü Ahmet Kandemir ile kan değişikliği yapıp istikrarsızlığa son vermek istiyor. Umarım Ahmet Hoca, Türk oyuncuların skora katkısındaki kronikleşen yetersizlik sorununu giderir.

    Ligin dibi karışık, daha da karışacağa benziyor. Orhun Ene'nin dönüşüyle canlanan İTÜ, tecrübeli kadrosuyla Göztepe ve TED Kolejliler, kümede kalmak için kıyasıya bir mücadele içinde olacaklar. Başkent temsilcilerinden Büyük Kolej de bu üçlünün hemen üzerindeki yerini korumaya çalışacak.

   Burada yeri gelmişken, Büyük Kolej ve Oyak Renault için ayrı bir parantez açmak istiyorum. Kadrolarında yabancı oyuncu bulunmayan bu iki ekibimizi sergiledikleri mücadeleden dolayı kutluyorum. Özellikle Oyak Renault, genç antrenörü A.Yücel Platin yönetiminde tüm tahminleri alt üst etti ve ilk yarının flaş ekibi oldu. Sezonun başında küme düşmeye aday gösteriliyorlardı oysa.

   Ligin ilk yarısı için önemli bir değerlendirme daha yapmayı arzuluyorum. Maalesef, 12 Dev Adam'ın Avrupa ikinciliği ile yayılmaya başlayan basketbol sevgisi ve coşku kaybolmaya yüz tutmuş durumda. Maçlar boş tribünler önünde oynanıyor. Televizyondan canlı yayınlar, saatleri çakıştığında futbolun gölgesinde kalıyor. İlgi ve destek az olunca sahadaki mücadele ve heyecan da beklenen düzeye çıkamıyor. Mücadele olmayınca seyir zevki oluşmuyor ve seyirci salonlardan uzaklaşıyor, seyirci gelmeyince mücadele sönük geçiyor. Tam anlamıyla bir kısır döngü. Bu duruma ivedilikle çözüm bulmak gerekiyor, federasyon, kulüpler, medya ve devlet işbirliğiyle! Çözüm sürecinde üç büyük kulübümüze de büyük görev düştüğünü hatırlatmakta fayda var sanırım. Galatasaray'ın öncü atılımları desteklenmeli ve diğer iki güzide kulübümüz bunu kıyas olarak alıp bu konuda çalışmalar yapmalı. "Kapatırız, çekiliriz" deyip çözümsüzlüğü çözüm olarak sunmakla bir yere varılamayacağı apaçık ortada.

   Bu değerlendirmelerden sonra ilk yarının sonunda oluşturduğum karmayı da sizlerle paylaşmayı arzu ediyorum:

EN İYİ BEŞ:

Mark Dickel (Fenerbahçe) : İlk defa Avrupa'da oynamasına rağmen uyum sorunu yaşamadı ve gerçek bir profesyonel olduğunu ortaya koydu. Geldiği günden itibaren takımının liderliğini üstlendi. Hem attı hem attırdı, gereken yerlerde sazı eline aldı. Yeni Zelanda Milli Takımı'nın elde ettiği dünya dördüncülüğündeki büyük pay sahiplerinden biri olarak bu başarının tesadüf olmadığını kanıtladı.

Barış Özcan (Oyak Renault) : Takımın bütçesinin daraltılması çerçevesinde alınmış olan yabancı oyuncu olmaksızın mücadele kararıyla ona adeta gün doğdu. Antrenörü A.Yücel Platin'in sistemiyle patlama yaptı, takımının skor gücünü üstlendi. Liderliğin yanında arkadaşlarının da seviyesini yükseltmeye gayret gösterdi; Rasim, Nedim ve diğerleriyle birlikte Bursa temsilcisini beşinciliğe taşıdı.

Turgay Çataloluk (Tekel) : Yılların birikimi ve deneyimi bir sinerji dalgası olup sahalara aktı. İlerleyen yaşına rağmen, Turgay adeta yıllanmış şarap tadı verdi. İyi üçlük attığı hepimizce malumdu, iyi bir lider olduğunu da gösterdi. Taşın altına elini koydu, Tekel'e soluk aldırdı.

Umut Yenice (Türk Telekom) : Bosna-Hersek'te geçirdiği sezonun ardından yeniden aramıza döndü. Herkesin aklında "Acaba?" sorusu yer edinmişken, kendini geliştirdiğini ve sorumluluk almaya başladığını sahadaki oyunuyla belirtti. Gençliğinden kaynaklanan hatalar yapsa da gözüpek oyunu, hırsı ve mücadelesiyle ilerisi için ışık saçmaya devam etti.

Kaspars Kambala (Efes Pilsen) : İstikrarın abidesini dikmek istediğini söyleyen birine, Kambala'nın heykelini yapması salık verilebilir kanımca. İkinci sezonunu yaşadığı Efes Pilsen'de kendini her geçen gün geliştirdi. Mevkiine göre boyunun kısa olmasını dezavantaj olarak görenlere, vücudunu kullanıp pota altını rakiplerine dar ederek cevap verdi. Karşısında kim olursa olsun yılmadı, yıldızlar topluluğu Barcelona'ya bile tek başına kan kusturdu. Kardeşinin amansız hastalığından dolayı geçirdiği zor günlerde bile takımına olan katkısı eksilmedi. Oyunu kadar kişiliğiyle de herkesin takdirini kazandı. Kaliteli yabancı arayışında olanlara tam anlamıyla örnek oldu.

EN İYİ ANTRENÖR:

A. Yücel Platin (Oyak Renault) : Erman Kunter ve Ahmet Kandemir gibi deneyimli isimlerle, Yalçın Altınel gibi bir altyapı ustasıyla uzun süre çalıştıktan sonra kendi kanatlarıyla uçmaya başladı. Yabancı oyuncusuz mücadele kararı alan Oyak Renault'da ateşten gömleği giydi. Sezon öncesi küme düşer gözüyle bakılan takımını güçlü rakiplerini geride bırakarak beşinciliğe taşıdı. Bursa'yı rakip takımların korkulu deplasmanı haline getirdi. Oynattığı basketbolla hem takım felsefesini oluşturdu hem de saklı yetenekleri açığa çıkardı. Mühendislik formasyonundan kaynaklanan analitik düşünce mi diyeyim, planlama mı, koordinasyon mu sanki hepsi birleşip sahaya bir bütünsel kurgu olarak yansıdı. Fazla söze hacet yok aslında, Yücel Hoca'yı tebrik ediyorum.

EN İYİ ALTINCI ADAM :

Alper Yılmaz (Efes Pilsen) : Kariyerinin ilk dönemlerinde, PTT'nin iyi üçlük atan bir skoreriydi. Tofaş'ta savunma yönü ağır bastı, rakip gardları adeta kilitlediği için "Kelepçe" lakabıyla anılmaya başladı. Efes Pilsen'de uzun süre kenarda kalsa hiç oynamasa da küsmedi, gerçek bir profesyonel gibi çalıştı. Görev verildiği anda oyuna girdi, katkısını yaptı. Bu sezon daha fazla süre alması ve yeniden hücumu da düşünen bir görüntü vermesi hem kulübü hem de Türk Basketbolu için kazanç olacaktır.

EN FAZLA GELİŞME GÖSTEREN GENÇ OYUNCU :

Rasim Başak (Oyak Renault) : Kendini fazla gösteremediği geçen sezonun ardından, Yücel Hoca'nın takıma gelişiyle birlikte büyük çıkış yakaladı. Takımdaki sorumluluğunun bilincine vardı, çekingenliği üzerinden attı, yeteneklerini sergilemeye başladı. Başarılı performansının mükafatını A Milli Takım'a seçilerek aldı. Rasim'den kendini geliştirmeye devam etmesini ve başarılarını Milli Takım'a yansıtmasını bekliyoruz.

Ligin ikinci yarısının oynanan basketbol ve sergilenen mücadele bakımından daha zevkli, renkli ve heyecanlı geçmesini diliyorum.

Herkese iyi seyirler!

e m r e g ö l l ü
18 o C a K 2 0 0 3 C u M a R t E s İ
[email protected]

Hosted by www.Geocities.ws

1