![]() Herkese merhaba;
   Parmaklarımı klavyede dolaştırmaya başlamakta çok zorlanıyorum zira aklımda
Hollanda ve Litvanya ile oynanan milli maçlar için bir şeyler yazmak vardı ama monitörün başına
oturunca zihnimde başka şeylerde uçuşmaya başladı. Hangisini cımbızla aradan çekip klavye
vasıtasıyla sizlere ulaştıracağıma karar vermek çok zor.    Soğuk bir Mart sabahı. Hava hala ağır. Gecenin soğuğundan kaçan doğa daha uyanmamış. Çimenlerin üzerinde gece soğuğunun işareti olan çiğ-kırağı karışımı bir gecelik var hala. Burasını tanıyorum; Eryaman toplu konut sitesi civarı. Paylaşılmış hatıralarımın sis perdelerinde gizlenerek biraz daha sokuluyorum konuşanlara. Görüntü giderek netleşiyor, hatta seslerde artık duyuluyor sanki. - Bak bir daha söylüyorum; hangisinin gideeceği hiç önemli değil. Gitme kararını alan hangisi olursa olsun iyi bir oyuncu olma şansını, kariyerini ve geleceğini riske atacak. - Ama devamlı olarak çok daha iyi coachlarrla ve çok daha iyi oyuncularla antrenman yapacaklar. Çok daha iyi olanakları olacağı içinde sadece basketbolü düşünerek yaşayacaklar. - Tamam, belki söylediklerin mantıklı, kabbul edilebilir olasılıklar ama daha tecrübe ve mental olarak içine girmeye hazır olmadıkları bir yola girecekler. Tam anlamıyla kurtlar sofrasında kuzu olacaklar. Şu anda içinde bulundukları amatör ortamdan çıkıp profesyonellerin dünyasına adım atacaklar. Basketbolün temellerini ezberlemeleri gereken zamanda kazanma gerekliliğinin baskısını taşımaya başlayacaklar. - Belki hazır değiller ama zamanı gelince hazır olacaklar. Bu hazırlanma sürecinde de her şeyi en üst seviyede yapacaklar. Antrenmansa antrenman, maçsa maç, rekabetse rekabet. Şu anda bulundukları takım bu saydıklarımı ne kadar kaliteli ve devamlı olarak onlara verebiliyor ki? - Bak burada bir duralım. İşin en önemli yyeri burası zaten. Şimdi biri 19 diğeri 20 yaşında. Öğrenme kabiliyetlerinin en üst düzeylerde olduğu dönemleri yaşamaktalar. Şu anda ikisi de ilk beş çıkıyor ve ortalama 30 dk. kadar oyunda kalıyorlar. Üstelikte topun en sıcak olduğu anlarda coach onları kenara almıyor. Aksine onlara yönelik set bile var. Yani en iyi öğrenme dönemlerini birebir uygulama yaparak geçiriyorlar. Sen de biliyorsun ki en iyi antrenman maçtır ve hiçbir antrenman maçın yerini tutamaz. - Ama... - Aması yok. Hatırlasana, sana Cerrahi staajı boyunca her fırsatta olanak tanımasaydım şu anda bilip kolayca uyguladığın metotları nasıl öğrenecektin? Birde mecbur olmadığın halde kendin isteyerek gece kaldığın nöbetleri düşün. O nöbetler olmasaydı öğrendiğin metotları nasıl otomatik hale getirecektin? İşte şu anda onlar senin durumundalar. Metotları belki öğrenmiş olabilirler ama hala hiç bir şeyi otomatik olarak yapacak seviyede değiilllleeeeeeee....
   Evet, hatırladıklarım bunlar o mizansenden. Görüntüdeki mekan Ankara'da Eryaman'da ki bir
dolmuş durağı. Dolmuşu bekleyenler ise iki genç doktor. Ortaokul ve lisedeki en büyük zevkleri olan
basketbolü hala oynamak amacıyla bir Pazar sabahının 07:30'unda dolmuş bekleyen iki dost.
   O konuşmamızdan sonra da muhtelif kereler gündemimize tekrar girdi konu olarak o gün konuştuklarımız.
Hiç bir zaman tam olarak uzlaşmaya varamadığımızı hatırlıyorum bu konu üzerinde o günlerde. Çünkü
Serdar üniversiteyi İzmir'de okumuş, okurken de Karşıyaka'yı yakından takip etmiş, Fenerbahçeli
olmasına rağmen Karşıyaka'ya sempatiyle bakmıştı. Ben ise Beşiktaşlı olmama rağmen basketbolde
bir Efes Pilsen sempatizanı olarak Ankara'da üniversite okurken bile kalkıp İstanbul'a Avrupa kupası
maçlarına gitmiş birisiydim.
Gelin birde sonra neler olduğunu hatırlayalım üstün körü.
   Sezon sonları geldiğinde ise büyük transfer ücretleri karşılığı ikisi Efes Pilsen'e, biri ise Ülker'e transfer oldu.
Sonra da benchi ısıtmaya, havlu uzatmaya başladılar. Oynamıyorlar mıydılar? Evet, oynuyorlardı ama daha
çok antrenmanlarda. 8-9 dakikalık süre zarfınca genelde topun el yakmadığı zaman dilimlerinde sahada yer
aldıkları maçları da söyleyelim ayıp olmasın. Öğrenme yeteneklerinin en üst düzeyde olduğu, oynamaya
en çok ihtiyaçları olduğu zaman diliminde kenarda oturuyor, oturtuluyorlardı. Daha önce oynadıkları
Karşıyaka ve Beşiktaş'ta metotları öğrenmişlerdi ama henüz her şey otomatiğe bağlanmamıştı. Evet,
belki en iyi coachlar ve oyuncularla çalışıyorlardı ama maçta çok az yer alabiliyorlardı. Amatör
dostlukların olduğu bir ortamdan, hata yaptıklarında sırtlarını sıvazlayan coachların yanından ayrılmış
şimdi kurtlar sofrasında yer kapma telaşındaydılar. Yaptıkları her hatanın karşılığı artık benchte
sandalye ısıtmak olarak ödettiriliyordu. Öğrenme yeteneklerinin ve basketbol tecrübesine olan
açlıklarının en üst seviyede olduğu bir dönemi kenardan havlu sallamakla geçiriyorlardı.
   Peki geldikleri seviye? Türk milli takımının gelecekteki 3 numarası gözüyle bakılan
Arda'nın yeterli bir dış şutu bence yok. Bir 3 numaranın ihtiyacı olan hıza ve ball-handlinge bence sahip
degil. Ek olarak bir 3 numara için gerekli iç-dış oyun geçişlerinde bence çok eksiği var.
   Kaya'yı göz önüne alınca ise ilk gözüme çarpan orta mesafe şutunun yetersizliği.
Bu durumu potansiyeline kıyasla hücumda genel bir yetersizlik şeklinde tarif etmek daha doğru olur galiba.
   Acaba bu üç oyuncu transfer olmayıp önceki klüplerinde kalsalardı,
kenarda oturdukları süre zarfında transfer olmadan önce olduğu gibi parke üzerinde yer
alıp topun en sıcak olduğu durumlarda sorumluluk almaya devam etselerdi bugün hangi
seviyede olurlardı?
e r e n u s l u e r ![]() |