|
|
EVLÂD-I FATİHAN |
|
|
“BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN SON SOYKIRIMININ 15. YIL DÖNÜMÜ” DERLEMESİNİN BEŞİNCİ BÖLÜMÜNÜ, GÖÇÜN “ATEŞTEN GÖMLEK” OLDUĞUNU SIK SIK BELİRTEN, BU ATEŞTEN GÖMLEĞİ GİYDİĞİMİZİ GÖRMEYE ÖMRÜ VEFA ETMEYEN RAHMETLİ DEDEM TALİP MEHMET İLE, UZUN VE SAĞLIKLI BİR ÖMÜR DİLEĞİYLE, TÜM OLUMSUZLUKLARA RAĞMEN, BİZLERİ YÜREĞİ SEVGİ DOLU BİRER İNSAN OLARAK YETİŞTİREBİLEN CANIM ANNEANNEM ŞERİFE ÇELİK’E İTHAF EDİYORUM.DEDECİĞİM, BANA AŞILADIĞIN RUMELİLİK AŞKINA, TÜRKLÜK SEVDASINA, TÜRKİYE SEVGİSİNE YAŞAMIM BOYUNCA SAHİP ÇIKACAĞIMA EMİN OLARAK, NUR İÇİNDE YAT! ANNEANNECİĞİM, İNSAN OLMAMDAKİ PAYINI NASIL ÖDERİM? HAKKINIZI HELÂL EDİN!
SİZİ ÇOK SEVEN TORUNUNUZ,
SEMRA KANAT22 Temmuz 2004
ÖZEL TEŞEKKÜR:
Destekleyici satırları ile doğru bir çalışma yaptığım duygusunu yeniden tattıran Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Asistanı ve Rusça öğrencim sevgili Yaprak Civelek’e teşekkürümü yineliyor, Burgaslı Türkolog arkadaşına hassasiyeti için teşekkür ediyor ve yanıtı, yazdıklarından dolayı katledilen Bulgar yazarı Aleko Konstantinov'un kalemine bırakıyorum. Diğer teşekkürüm, beni mektupsuz bırakmayan, çalışkan mı çalışkan eski öğrencim sevgili Tanyıldızı’na. Kesinlikle haklısın, Tanyıldızı'm; ancak düşüncelerini burada paylaştığım için kusura bakma! Zira altını çizmek istediğim bir nokta var: Bizler her ne kadar birilerine kırgın isek de, her zaman mazlumun yanında yer aldık, almaya da devam edeceğiz. Ve Atatürk'ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” vasiyeti doğrultusunda, sadece Kıbrıs’taki Türkün değil; tüm yaptıklarına mukabil, Yunanın da, Bulgarın da zor anlarında, yardımına koşacak olan ilk millet yine biziz. Çünkü bizler kan bağının, merhametin, komşuluğun, dostluğun, vefanın, bir kahvenin kırk yıllık hatırını bilenlerdeniz. Büyüklük bizde kalsın!
VEFAT
Yeri gelince Bulgar dostlarımıza değineceğim; ancak bu sabah öğrendiğimiz, aile dostumuz sevgili Dr. Yordanka Bahova'nın İsveç’te yaşamakta olan biricik kızı Galina'nın genç yaşta vefatı bizi sarstı. Çocukken birlikte çok dolaştığımız Galya, hep kendisi ile sürekli ilgilenen annemin kızı olmayı arzu ederdi... Toprağı bol olsun; acılı ailesine sabır ve metanet dilerim!
From: Yaprak Civelek To: SEMRA KANAT Sent: Thursday, July 22, 2004 9:40 AM Subject: Re: Ateşten gömlek
Merhaba hocam,
Margarita, bir Bulgar olsa da, esefle bahsetmişti bana bu yazınızdaki bazı tarihî ve utanç verici noktalardan. Kızcağız kaşlarını kaldırıp "bilmiyorum.. neden, nasıl yaptılar bunu... kimsenin de bildiğini zannetmiyorum... hatta bilmeseler iyi olur... umarım bilmiyorlardır..." gibi kendi kendine mırıldanmıştı anlatırken... Mükemmel bir başlık ve mükemmel bir yazı. Hayatımda ilk defa çalışma yaptığım konu üzerinde objektifliğimi yitirmemek için kendimi bu kadar zorluyorum. Bu kadar duygusal yıpranmanın ardından yaratabildiğiniz barışçıl yüreği hatırlayarak Bulgaristan çalışmalarını bitirmeye çalışacağım. Teşekkürler, Sevgilerimle...
Türk-Bulgar dostluğunun en güzel örneği:
Yaprak ile Margarita. Sofya, Haziran 2004.
"Ganyo Ağabey" - Aleko Konstantinov (1863-1897)
"...Amma da yaramaz milletiz! Yalan söz konusu olunca kart Çingeneler bizimle kıyasla bir hiçtir. ...Sen bana bir zamanlar Bulgar halkına inandığını söylüyordun! Haydi oradan! Alay etme! Sen kime inanıyorsun? - Bütün bunlara katlanan bu köle kabileye mi? Onu, temsilcileri (vekilleri)nde gör! Senin inandığın halk köledir; sana söylüyorum, köle; kölelik onun için saadettir; zorbalık lütûftur; dalkavukluk kahramanlıktır; yukarıdan gelen alaylı hırlama müziktir! - Ve yine bu halk sefil ve bedbahttır; üç kez bedbahttır! Kaderce vurulan, başkalarının eza ve cezalarını çekmeye mahkûm edilen, düşmanlarınca, daha ziyade ise dost ve kurtarıcılarınca, eziyet edilen bu halkın, bakışlarını çevirebileceği sağlam bir noktası, yaslanabileceği bir desteği yok; kendine ve kaderine olan inancını kaybeden bu halk, 'pratik' ve aklıselim sahibi olmuş; hissiz denebilecek kadar aklıselim sahibi. Yardımsız, öğütsüz, içten ve dıştan ezilmiş ve parçalanmış, işte o, fırtınalarca dağıtılan, hüzünlü bir eski zamanlar kalıntısı... Onu canlandıracak, peşinden sürükleyecek biri yok mu? - İdealler? - Boş laf, fasa fiso!..."
From:
tanyildizi
Merhaba hocam, Aslında size bu konuda hiçbir şey yazmayacaktım ama içimde kalmasın dedim. Kıbrıs’ın kurtuluş günü için kutlama iletisi göndermedim kimseye, çünkü bu sefer içimden gelmedi. Kıbrıs’taki Türklerin %65'i Rumları Türkiye’deki kardeşlerine yeğledikten sonra... ama bu aramızda kalsın, çünkü ele karşı yine de bu duygularımı açmam düşmanlarımızın işine gelebilir, hani şöyle diyebilirler; "işte başardık, Türkleri birbirlerine küstürdük." Her ne kadar Kıbrıslı Türklere dargın da olsam, yine başları Rumlarla derde girdiğinde, onların yardımına ilk koşacaklar bizleriz.
Sevgilerimle,
GÖÇ: RUMELİ’NİN KANAYAN YARASI VE ANA VATANIN ÇİLELİ YOLLARINADÖKÜLEN RUMELİ TÜRKLÜĞÜ...
The General Directorate of Press and Information of the Turkish Republic
Balkan Savaşında Rumeli’den göç edenler. 1912.
Cumhuriyet Gazetesi (11, 12, 15 Ekim 1969); Bilâl N. Şimşir, Bulgaristan Türkleri (1986)
Göçmenlerin hemen hepsi Türk gazetecisine şöyle dert yanıyorlardı: “On gün öncesi, ne zaman gideceğimizi bilmiyorduk? Birden haber ettiler, hazırlanın dediler. Hangi gün yola çıkacağımızı ise üç gün önce öğrendik. Ne mal satacak, ne mal alacak vakit oldu. Paralar oraya buraya savruldu, kıymetini bulamadı. Zaten neyimiz vardı ki? Şimdi tam orta kaldık. Hükûmet bize yardım etmeyecekmiş. İş bulsak gam yemeyiz. Her işi de yaparız. Türklük için çalışacağız.” Böylece göçmenler beş parasız Türkiye'ye geliyorlardı. Kendi çalışmalarına güveniyorlardı. “Şimdiye kadar 'gara çalıştık, şimdiden sonra da Türklük için çalışacağız” diyorlardı... “Her işi yaparız. Bu kadar Bulgara hizmet ettik, biraz da Türke çalışalım.” Gazeteci Şükran Soner, aralarına katıldığı ilk göçmen kafilesinin Türkiye'ye gelişini, özetle şöyle anlatır: Göç trenin ilk hareket noktası, Şumnu istasyonudur. Şumnu köylerinden göçmenler istasyona toplanır. Oradan kalkan yolda yeni göçmen vagonları eklenir. Gide gide katar uzar. Polis kordonunda giden göç treni, Svilengrad'da Türk makamlarına teslim edilir. Katarın önüne bu kez bir Türk lokomotifi takılır ve göçmenler Edirne'nin Karaağaç istasyonuna getirilir. Ayrılışta duygulu sahneler yaşanır: Bir köyden bir aile göç edecektir. Çocuklu, ihtiyarlı hemen hemen bütün halkı evin önüne toplanır. Gençler ayakta, yaşlılar bahçe duvarlarına yaslanmış, ya da taşlara çömelmiş olarak, yanındakilerle sessizce konuşurlar, acı çekmeye alışmış insanlara has bir tevekkülle başlarını sallarlar. Sadece komşu evlerin bahçelerinde toplanmış yaşlı kadınlar sessiz gözyaşı dökerler. Türkiye'ye göç edecek olan aile, yakın akrabalarıyla birlikte son öğle yemeğini komşu evlerden birinde yemektedir... Vakit gelip çatar. Vedalaşma başlar. Akrabalık derecesi yaklaştıkça son kucaklaşma sahnesi uzar. Hiç konuşmayan iki kişi, birbirine sarılmış olarak sessizce ağlar, gözlerinin yaşlarını birbirlerinin omuzlarında kurularIar. Bu sahne, en fazla, seyreden ihtiyarlara ağır gelir. Yaşlı kadınlarda akan gözyaşları önce yaşlı erkeklere, sonra bütün kalabalığa yayılır. Kamyon hareket etmek üzereyken bir hıçkırık sessizliği yırtar. Göçmenin geride bıraktığı erkek kardeşi, yüzünü kapamış, hıçkırarak ağlamaktadır... Böyle başlar göç yolculuğu. Hüzünlü ayrılık sahneleri Şumnu tren istasyonunda daha geniş ölçüde yaşanır... Sonra sabırsızlıkla beklenen göç yolculuğu başlar. Yolda, Türkiye'ye kaçta varılacağı, nasıl karşılanılacağı, Türkiye'de yapılacak işler, kavuşulacak akrabalar konuşuldukça, ayrılma üzüntüsü giderek azalır ve yerini heyecana, sevince, sabırsızlığa bırakır. En sonunda işte ana yurt Salı akşamı Şumnu istasyonundan kalkmış olan göç treni, 19 saatlik bir yolculuktan Sonra, ertesi gün öğleden sonra Edirne'nin Karaağaç istasyonuna ulaşır. Bulgaristan Türklerinin rüyalarına giren yolculuk burada sona erer. “Göçmen kardeş ana yurt seni sevgiyle kucaklar" yazılarını gören göçmenler yine gözyaşları dökerler. Bu kez sevinç gözyaşları. Bir karı koca yere eğilip toprağı öper. Bir başkası bayrağa sarılır... bir başkası da karşılamaya gelen yakın akrabasıyla kucaklaşır... Bu sahneler hemen hemen on yıl boyunca tekrar tekrar yaşandı. 1969 Ekiminde Bulgaristan'dan kopup gelmeye başlayan göç trenleri, hemen her hafta, çarşamba günleri, üç yüz kadar göçmeni Karaağaç istasyonuna boşaltıp durdular. “Yakın Akraba Göçü” böylece sürüp gitti.
1912 Balkan Savaşında Rumeli’den göç edenler.
27.2.1940’ta Bulgaristan’dan göç eden Türkler. Vapurla İstanbul’a gelen Bulgaristan Türk göçmenleri. 2 Haziran 1943.
24.10. 1962’deki ana vatana akrabalarını 7.10. 1968’daki yakın akraba göçü uğurlayan Bulgaristan Türkleri. anlaşmasıyla Türkiye’ye göç edecek olan soydaşlarımız akrabalarıyla vedalaşıyor.
Onuncu yılın sonunda, toplam olarak 130.000 kadar göçmenin gelmiş olduğu anlaşıldı. Bütün tahminler alt üst olmuştu. Türk gazeteleri, 25-30 bin kadar göçmen gelebileceğini tahmin ediyorlardı. Oysa gelenler otuz bin değil, yüz otuz bin olmuştu. Ve bütün bu gelenler geride kalan soydaşların onda birinden azdı. Gelenlerin on kat fazlası, hala Bulgaristan'daydı. Türk-Bulgar ilişkileri dostça gelişiyor gibiydi ve geride kalan soydaşlarımızın da bir gün Türkiye’ye göç edebilecekleri umuluyordu. Derken... Bulgar komşumuz soydaşlarımıza son darbeyi indirdi.
Son Bulgar darbesi: Türk Adlarının Zorla Değiştirilmesi...
Rodop B. Türklerinin “Slav-Bg” yapılması ile ilgili Bulgaristan’daki 4,5 milyon Müslüman Türkün, “Slav-Bg” “form dilekçe”sinin tıpkı çekimi. olmaya icbar işlemiyle ilgili olarak BKP (Bg Kom.Partisi) Merkez Komitesinin almış olduğu “gizli karar”ın aslının tıpkı çekimi.
|