|
|
GÖÇ : ATEŞTEN GÖMLEK |
|
|
“BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN SON SOYKIRIMININ 15. YIL DÖNÜMÜ” DERLEMESİNİN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜNÜ, 1951 GÖÇMENİ OLUP, BİZLERE KALBİNİ VE KAPISINI AÇAN BABAMIN TEYZESİ, CANIM TEYZEM BEDRİYE GÜRKAN’A İTHAF EDİYOR VE BABA TARAFINDAN DA AKRABAMIZ OLAN SEVGİLİ EŞİ ALİ GÜRKAN AĞABEYİMİZİ DE RAHMETLE ANIYORUM.
HAKKINIZ ÖDENEMEZ!SEMRA KANAT20 Temmuz 2004
Ali Gürkan Bedriye Gürkan Bedriye Gürkan ile birlikte Mekânı Cennet Olsun!
“MUHACİRLER, KAYBEDİLMİŞ TOPRAKLARIMIZIN MİLLî HATIRALARIDIR.”
ATATÜRK
17 Ocak 1931
ÖZEL TEŞEKKÜR:
Başta ENKA Holding Yönetim Kurulu Başkanı kıymetli Şarık Tara ile ENKA Ankara Bürosu eski Genel Müdürü çok sevgili Ömer Balcan ağabeyim olmak üzere, üniversite yıllarımda bana kol kanat geren ENKA ailesine; beni anne şefkati ile saran Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkçe Okutmanı biricik hocam Selma Yılmaz’a ve dünkü güzel iletisi için sevgili komşum Nermin Şahan’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Sağ olun, var olun!
Ömer Balcan ve ekibi ile birlikte. Ankara, 1989
Selma Yılmaz ile birlikte. Ankara, 1992
From: nsahan To: SEMRA KANAT Sent: Monday, July 19, 2004 2:59 PM Subject: slm
Merhaba Semra'cığım,
Anne ve babanın koruması altında olmana rağmen ne kadar yoğun yaşamış ve hissetmişsin insanlığa yapılan bütün bu kötülükleri. Yaşadıklarını daha küçücük bir genç kızken yasamış olmana rağmen unutmayıp, gücünün yettiğince nasılsa ben kurtuldum demeden, dünyada hâlâ bu insanlık vahşetini yaşatanların ve yaşayanların varolduğuna gücünün elverdiğince kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışman, sadece 15 yılını geçirdiğin Türkiye için bu kadar güzel duyguları yoğun yaşaman, ülkem diye benimsemen, kaygılanman, çabalaman dilerim sadece kişisel çıkarlarını düşünen doğma büyüme Türkiye’de yaşayan birçok insana örnek olsun. Vefa dolu yüreğine sağlık,
Sevgiler
“BİR ZAMANLAR BURASI TÜRKİYE İDİ...”
Çocukluğumuzda büyüklerimize hep sorardık, dedelerimiz niye 93 Harbi sonrası Türkiye’ye göç etmemişler diye. Onlar ise esefle, “O zamanlar burası Türkiye idi ki, yavrum...” diye yanıt veriler ve bizleri Evlâd-ı Fatihan’a yaraşır şekilde, Türkiye’ye karşı kayıtsız şartsız bir bağlılık içerisinde yetiştirirlerdi. Dolayısı ile, bizim Türkiye ile soy ve gönül bağımız salt 15 yıldan ibaret değil. Allah’a şükür, bizler Türkiye’den, Türklükten hiç kopmadık; yüreğimiz sonsuz bir Türkiye sevgisi ile dolup taştı. Tıpkı Atatürk’ün belirttiği gibi: “Muhacir diye küçümsenenler, tarihin yaşadığı savaşlarda en geriye kalanlar, yani düşmanla sonuna kadar dövüşenler, çekilen ordunun ric’at hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak, çekilmek nedir bilmeyenlerdir.”
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”
Bence Bulgaristan’ın en güzel yeri: Bulgar polisinden gizlice resmini çektiğim Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği. Sofya, Temmuz 1984
BULGARİSTAN TÜRKLERİ - TARİHÇE
Bulgaristan'daki Türk varlığı Hunların 5. yüzyılda Doğu Avrupa'da kurduğu hakimiyetle başlar. Atilla'nın ölümünden sonra yerine geçen oğlu İrnek’in kurduğu Bulgar Konfederasyonu batıda Tuna'ya kadar uzanıyordu. Bulgar Türkleri, Baskakov'un "Batı Hunca" adını verdiği ve bu gün Çuvaşlarla temsil edilen bir lehçe konuşuyorlardı. Proto-Bulgarlar Doğu Avrupa ve Balkanlar'ın ilk Türk sakinleridir. İdil Bulgar Türklerinin kurduğu bu hakimiyet Avar, Hazar ve Tuna Bulgar Türkleri ile devam etmiştir. Müslüman Türklerin Bulgaristan'da görünmeleri 14. yüzyıla rastlamaktadır. 1385'te Sofya'nın Osmanlı hakimiyetine girmesiyle Bulgaristan, Türklerin eline geçmiş ve böylece 500 yıl süren bir Türk idaresi dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti zamanında Konyar, Türkmen, Yörük ve Tatar Türk toplulukları bu bölgeye iskan edilmiş; ayrıca 16. yüzyıl başlarında Celâli isyanları sırasında bazı Türk grupları Bulgaristan'a göç etmiştir. Bulgaristan, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ilk büyük toprak kaybına uğradığı 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinden sonra imzalanan Berlin Anlaşmasıyla kurulmuştur. İlk muhtar Bulgaristan Prensliği, Tuna Vilayeti'nin Vidin, Rusçuk, Sofya, Tırnova ve Varna sancakları üzerinde tesis edilmiştir. Ardından Filibe ve İslimiye sancakları üzerinde kurulan Doğu Rumeli Vilayeti ve 1912- 1913 Balkan Harbi'nden sonra Batı Trakya ve Rodoplar bölgesinde 9 Türk ilçesi Bulgaristan Prensliği'ne dahil edilmiştir. Son olarak bir Türk bölgesi olan Güney Dobruca toprakları da 1940'ta Romanya'dan alınıp Bulgaristan'a verilmiş; böylece Bulgaristan ilk kuruluşundaki topraklarının iki katını epeyce aşan bir yayılmayı gerçekleştirmiştir. Bulgaristan'ın nüfusunun 3.206.500 olduğu 1876-1885 yıllarında Türkler 1.801.000 nüfusla bu ülkenin %57'sini teşkil etmekteydi. 1878 yılında büyük Bulgaristan Devleti'nin kurulmak istendiği bölgede ise 2.500.000 Bulgar'a karşılık 4.000.000 Bulgar olmayan nüfus vardı ve bunların yaklaşık 3.000.000'u Türk idi. Osmanlı-Rus Harbi sırasında ve Bulgar komitacılarının zulmüyle 350.000 Türk ölmüş; 600.000 civarında Türk de Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır. Bunlara rağmen Türk nüfusu artışını sürdürmüştür. Zira Bulgarların doğurganlık oranı %0.9, Türklerin ki ise %0.32'dir. Bunu fark eden Bulgarlar, katliamlarla ve göçlerle yok edemedikleri Türk nüfusunu, inkâr ve eritme (asimile) ile yok etmeye çalışmışlardır. Bütün bu çabalara rağmen bugün Bulgaristan'da 750.000-2.000.000 arasında Türkün yaşadığı tahmin edilmektedir. Bulgaristan'daki sayıları 700.000-800.000 olarak tahmin edilen ve bir kısmı Türkiye'nin Trakya bölgesinde ve Yunanistan'da yaşayan Pomaklar da 12.-13. yüzyıllarda Makedonya'da baskı görmüşler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında, 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında ve 1941-1945 katliamlarının yaşandığı dönemlerde Bulgar zulmüne direnmişler, 1923'ten sonra ve 1974-1984 yılları arasında Hıristiyan olmayı kabul etmedikleri için defalarca katliama uğramışlardır. Ancak Pomaklar her seferinde dimdik ayakta kalmayı başarmışlardır. Pomakların, Peçenek ve Kıpçak Türkleri'nden geldikleri veya diğer Bulgaristan Türkleri gibi 11. 12. ve 13. yüzyıllarda çeşitli sebeplerle Anadolu'dan Balkanlar'a göçen Türkmen ve Yörük Türkleri'nin torunları oldukları yolunda görüşler bulunmaktadır. Pomakların Bulgarca'ya yakın Pomakça adıyla anılan bir dil konuşmaları; Konyar adı verilen Türkmenlerin veya Kıpçak ve Peçenek Türkleri'nin Slav etkisiyle Hıristiyanlığı; 1350'li yıllarda ise Osmanlı fütuhatıyla gelen Müslüman Türklerin etkisiyle yeniden veya ilk defa Müslümanlığı kabul etmeleriyle açıklanmaktadır. Pomaklar farklı bir dil konuşmalarına rağmen dinleri, kültürleri ve yaşadıkları çevre itibarıyla Balkanlar'daki Türk varlığının bir parçasıdırlar. 1870-1876 yılları arasında patlak veren ilk Bulgar isyanında Osmanlı Devleti'nden yana tavır koyan Pomaklar, diğer Türkler gibi, Bulgar yönetimince cezalandırıldılar, hatta ilk isim değiştirme uygulamasına maruz kaldılar. Pomak Türkleri diğer Müslüman Türkler gibi Rodop bölgesinde yaşamaktadırlar. Pomaklarla ilgili olarak tartışılan bir konu da 19. yüzyılda kullanılmaya başlayan Pomak adıdır. Bu kelimeyi ilk olarak A.Boue, 1839'da Balkanlar'a yaptığı bir geziyi anlatırken Selvi ve Lofça havalisinde bazı köy ve kasabalarda Pomakların oturduğundan ve bu bölgeye Pomak Nahiyesi denildiğinden bahisle anmıştır. F. Kanitz, Pomak adını Slavca'da "yardım etmek" anlamına gelen Pomoçi fiilinden türemiş Pomaçi "yardımcı" şeklinde açıklamaktadır. Ancak bu açıklama Bulgar bilim adamlarınca bile kabul edilmemiştir. Jireçek Ischirkoff ve diğer bazı Bulgar bilginleri, Pomakların kendilerine "Acherjan" veya "Agaryan" dediklerini ifade etmekte ve bu kelimeyi bazı Bulgarca kelimelere bağlamaya çalışmaktadırlar. Türk bilgini A.Cevat Eren ise bu kelimeyi Ahi sözüyle ilgili görmektedir. Bulgaristan, kurulduğu günden beri varlığını Türkleri Balkanlar'dan uzaklaştırmaya adamış ve son 100 yıl, Bulgaristan'da yaşayan Türkler için toplu katliam ve göçlerle geçmiştir. Bulgar yönetimleri, Türk nüfusa reva gördükleri uygulamalarla sadece milletlerarası hukuk kurallarını ihlal etmemiş, yürürlükte bulunan Bulgar anayasasını da çiğnemiştir. Bulgaristan'da 1879, 1947 ve 197l'de üç ayrı anayasa uygulanmıştır. Bu üç anayasada da azınlık hakları teminat altına alınmıştır. En son yürürlükte bulunan Dimitrov Anayasası 1971'de halk oylaması ile kabul edilmiştir. Bu anayasanın 35. maddesinin I. bendinde "Bütün vatandaşların kanun önünde eşit olduğu", II. bendinde "Haklarda; milliyet, din, köken, cins, ırk, öğretim, sosyal ve maddî durum ayrımına dayanan hiç bir imtiyaz veya kısıtlamaya meydan verilmeyeceği ifade edilmektedir. Yine aynı maddenin IV. bendinde ise, "Irk, milliyet veya din mensubiyeti yüzünden insana karşı nefret telkin edilmesi veya insanın aşağılanması yasaktır ve cezalandırılır." denilmektedir. Bütün bu açık anayasa hükümlerine rağmen 1944'te komünistler iktidara gelince Türk okulları kapatılmıştır. Yeni ideolojinin yerleştirilmesi amacıyla 1945'te "Yeni Işık", 1947'de "Halk Gençliği", 1949'da "Eylülcü Çocuk" gazeteleri çıkmaya başlamıştır. 1948 yılında ise Türkiye'de kullanılan Latin alfabesinin alınmasına resmî izin verilmiş ve Razgrat, Sofya ve Kırcaali'de öğretmen okulları, Rusçuk'ta Türk Kız Lisesi, Şumnu Öğretmen Enstitüsünde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Sofya Üniversitesi'nde ise Türk Filolojisi Bölümü açılmıştır. 1959/1960 Öğretim yılında Türk okullarının hepsi kapatılıp Türk çocukları Bulgar okullarında okumaya mecbur edilmiştir. 1961 yılında Müslüman adı taşıyan ve Türkçe konuşan Çingenelere Bulgar adı verilmiş ve ilk isim değiştirme uygulamaları böylece başlamıştır. Önce çocuk yuvaları ve yatılı okullarda Türkçe konuşmak yasaklanmış; 1971'den itibaren diğer okullardaki Türkçe dersleri azaltılmış ve 1974'te Türkçe bütün okullardan kaldırılmıştır. Arkasından aile içinde bile Türkçe konuşmak şiddetle cezalandırılmıştır. Gelenek ve göreneklerin, sünnetin, dini inanç ve adetlerin yasaklanmasının ardından isim değiştirme zorbalığı gelmiş; baskı, zulüm ve sürgünler 1989'da başlayan göç akınına sebep olmuştur. Göç dalgası bir anda 300.000'lere fırlamış; kısa bir süre sonra da geriye dönüş hareketi başlamıştır. Geriye dönen soydaşların büyük çoğunluğu emeklilik ve sağlık haklarını kaybetmemek, geride bıraktıkları malların yağmalanmasını önlemek, Türkiye'de iş ve ev bulamamak, çocuklarını ve aile fertlerini Bulgaristan'dan getirememek gibi sebeplerle geriye dönmek zorunda kaldıklarını ifade etmişlerdir. Zulüm payidar olmamış, 1980'li yılların sonunda diğer demirperde ülkelerindeki diktatörler gibi, Bulgaristan Devlet Başkanı Jivkov da alaşağı edilmiştir. 1990 seçimlerinde Türkler, Ahmet Doğan'ın liderliğindeki "Haklar ve Özgürlükler Hareketi" ile 23 milletvekilliği kazanmayı başarmışlardır. Şimdi, Bulgaristan Türkleri haklarının iadesi ve insanca bir hayat yaşamak için saflarını daha da sıklaştırmaktadır. Ancak geçmişte olduğu gibi bu gün de Türklerin kazandığı mesafeyi geri alacak uygulamalar başlatılmakta gecikilmemiştir. Türkler, Bulgaristan'da vasat bir hayat sürdürmektedirler. Güney Bulgaristan'daki Türkler tarım alanında, Kuzey Bulgaristan'dakiler sanayi işletmelerinde çalışmaktadır. Komünist Partisi yönetimindeki Bulgaristan'da Türkler askerliklerini işçi asker olarak yapmakta, ellerine silâh dahi verilmemekteydi. Yüksek öğrenim hakkı, Komünist Partisine üye Bulgarların isteğine uygun olan vatandaşlara ait bir haktı. Bu ülkede Türkler; sanatkâr, işçi, şoför, müstahdem veya çoban olarak çalışabilirdi. Bir Türkün üst seviyede bürokrat, orduda komutan, fabrikada yönetici olması mümkün değildi. Bulgaristan'daki Türk kimliğinin en önemli unsuru olan Türk dili, ilmi araştırmalara konu olmakta, Sofya Üniversitesinde yabancı dil olarak öğrenilmekte ve Türk okullarında ana dili olarak okutulmaktadır. Balkan Türk ağızlarının incelenmesi 1906- 1907 yıllarında I. Kunoş ile başlamış, Polonyalı Türkolog T. Kowalski'nin çalışmaları ile devam etmiştir. Bulgaristan'daki Türk ağızlarının ilk Bulgar araştırıcısı ise Dimıtır Gadjanov (Gacanov)'dur. Daha sonra Mefkure Mollova Bulgaristan Türk ağızları üzerinde önemli çalışmalar yapmıştır. Türkiye'de yapılan mukayeseli çalışmalar Balkanlar'daki (Rumeli) Türk ağızları ile Anadolu ağızları arasında fonetik bakımdan çok önemli denkliklerin bulunduğunu ortaya koymuştur. 1906 yılından beri Türk dili Sofya Üniversitesi'nde yabancı dil olarak okutulmaktadır. Ayrıca Türkçe Ders Kitabı, Türk Dili Ses Bilgisi, Bulgarca-Türkçe Tematik Sözlük, Türk Edebiyatı Tarihi, Eski Türk Edebiyatı Metinleri adlı kitaplar ders kitabı olarak hazırlanmıştır. Eski Bulgar anayasasının 45. maddesinin 7. bendine göre, Bulgar dilinin öğrenilmesi mecburidir. Ancak azınlıkların kendi dillerini öğrenme hakları da vardır. Ana dili olarak Türkçenin öğretilmesi konusunda 70'li-80'li yıllarda yaşanan duraklama, 1990'da baş gösteren okulların boykot edilmesiyle 1992/1993 öğretim yılından itibaren sona ermiş, ilk ve orta okullara 4 saat Türkçe dersi konulmuş, Türklerin yaşadığı bölgelerde Türkçe eğitim veren İmam-Hatip liseleri ve İslam Enstitüsü açılmıştır. Bugünkü Bulgaristan'da Türk dili öğretiminin 114 yıllık bir geçmişi vardır. Ayrıca Bulgar devletinin mevcut anayasasına ve imzaladığı milletler arası anlaşmalara göre Türkçe'nin bir azınlık dili olarak okutulması kanuni bir yükümlülüktür. Bulgaristan'da her dönemde Türkçe neşriyat yapılmıştır. Bu yayınlarda önceleri Arap alfabesi kullanılırken Türkiye'deki 1928 harf inkılabından sonra gazete, takvim ve kitapların kimi Arap, kimi Latin harfleri ile basılmıştır. Bulgaristan Türkleri'nde geleneğe bağlı folklor, halk tiyatrosu, Karagöz gibi anonim eserlerle ve Tekke Edebiyatı etkileriyle gelişen bir edebi zenginlik görülmektedir. Bulgaristan Türkleri'nin diğer Balkan Türkleri ve Türkiye Türkleri ile ortak bir kökten gelen ve her bakımdan büyük benzerlikler gösteren atasözü, deyim, bilmece, mani, ninni, türkü, fıkra, efsane ve masalları bu gün de bütün canlılığı ile devam etmektedir. Şiirin ana teması köy hayatı ve geleneğe dayalı toplum yapısıdır. Hikâye ve şiire göre roman türü daha az gelişmiştir. 1984'te Türkçe yayın yasağıyla yavaşlayan edebi hareketler, son gelişmelerle yeniden canlanmaktadır. Bu gün Bulgaristan'da Hak ve Özgürlük gazetesi çık makta ve Sofya radyosunda günde 15 dakika Türkçe yayın yapılmaktadır. Krallık döneminde Bulgaristan'da Türkçe 13 dergi, 67 gazete yayınlanmaktaydı. Komünist idarede Türkçe 1 dergi, 3 gazete çıkmıştır. En son "Yeni Işık" gazetesi Ocak 1985 tarihinde kapatılmıştır. 20. yüzyılın başlarından 1945'e kadar Bulgaristan'da 112 Türkçe dergi ve gazete yayınlanmıştır. Bulgaristan uzun yıllar Türk hakimiyeti altında yaşadığından, bu topraklarda Türk dilinin ve Edebiyatının çok köklü bir geçmişi vardır. Divan Edebiyatının pek çok üstadı Bulgaristan topraklarında doğmuş veya eserlerini bu bölgede vermiştir. 20. yüzyıl Bulgaristan Türk Edebiyatından Süleyman Sırrı, Osman Nuri Peremeci, Hafız Abdullah Meçik ve Mehmet Masum gibi pek çok isim sayılabilir. Bunlardan bazıları Türkiye'ye göçmüş, ancak Türkiye'de verdikleri eserlerde de Bulgaristan Türklüğü'nü ve acılarını anlatmışlardır. Şiir, roman, hikâye, piyes gibi türlerde verilen eserler yanında, dünya klasiklerinden de pek çok tercümeler yapılmıştır. Ali Haydar Taner'in Bulgaristan'da ve Türkiye'de 30'dan fazla eseri yayınlanmıştır. Mehmet Behçet Perim ise tiyatro ve şiir türünde 15 civarında eser vermiştir. 1944'te Bulgaristan'ın sosyalist olmasından sonra bu ideolojiye ters düşen bazı yazar ve şairler Türkiye'ye göç etmiştir. 1944'ten 1969'a kadar "Umut Edebiyatı" adı ile bir dönem yaşanmıştır. Sade bir dille ve tabii bir üslupla yazdığı şiirlerini "Yeni Günün Şarkıları" ve "Alın Terim" adlı kitaplarda toplayan Mehmet Müzekka Con (1885-1974), Bulgaristan'da çıkan bütün dergi ve gazetelerde şiirleri yayınlanan ve eserleri Nedyalko Yordanov tarafından "Yürüyelim benim sadık dostlarım" adıyla Bulgarcaya da çevrilen Recep Küpçü (1934-1976), daha sonra Türkiye'ye göçen ve Bulgaristan Türkleri ile ilgili pek çok yazısı yayınlanan Mehmet Çavuş, Ali Osman Ayrantak ve Ahmet Şerif bu dönemin sanatçılarındandır. Umut Edebiyatı sanatçıları sansür ve baskıya rağmen dil asimilasyonuna karşı çıkmışlar ve sembollerle çaresizlik ve isyan duygularını anlatmışlardır. 1969'dan sonra Komünist Partisi, Türkçe konuşmayı, yazmayı ve eser yayınlamayı yasakladı. Bu ön hazırlığın ardından 1984 yılı Aralık ayından 1985 yılı Ocak ayma kadar süren isim değiştirme ve Türk varlığını inkar politikaları başladı. Bu politikalar pek çok Bulgaristan Türkü gibi Sabahattin Bayram, Nevzat Mehmet, Duran Hasan, Ömer Osman ve daha pek çok yazar ve şair Türkiye'ye göç etti. Türkiye'ye göç eden ve Bulgaristan'da kalan Bulgaristan Türkü yazar ve şairler, konusunu Türklük duygusundan, yakın dönemde çekilen sıkıntı ve acılardan veya insani duygulardan alan eserler vermekte ve bunları Türkiye'de çıkan "Balkanlar'da Türk Kültürü", "Balkan Türklerinin Sesi" gibi dergilerle Bulgaristan'da çıkan "Hak ve Özgürlük" gazetesinde yayınlamaktadırlar. Ahmet Şerif Şerefli'nin Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Türk Doğduk Türk Öldük eseri gibi bazı eserler kitap halinde Türkiye'de basılmıştır. Bulgaristan Türk Edebiyatında ilk soneyi ve serbest tarzda destan yazan, şiirlerinden bir kısmı Bulgarca, Rusça, Lehçe, Makedonca ve Ukraynaca da çevrilen Şaban Kalkan, Türkiye'ye sığınmış, sevgi ve Deliorman konulu şiirler yazmış ve "Kardaş Edebiyatlar" dergisi başta olmak üzere dergi ve gazetelerde Bulgaristan Türk edebiyatını tanıtan yazılar yazmıştır. Muharrem Tahsin, gazeteci, hikâye ve roman yazarıdır. İlk hikâye kitabı "Ayak Sesleri" (1964)'dir. Biz Bize adıyla bir deneme kitabı da bulunmaktadır. Eserlerinde köy ve kent gerçeklerini, köyden şehre göçü, azınlık kompleksini ve kadın haklarını işlemiştir. "Ali Kadirof - Eserleri" (1965) adıyla hikâyeleri yayınlanan Ali Kadir ve hikâye, röportaj, edebi ve siyasî yazılar yazan Kemal Pınarcı Bulgaristan Türk Edebiyatında nesrin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Şiir, hikâye, masal, hicviye türünde eserleri de olan ancak Türk Edebiyatı Tarihi üzerinde yaptığı tenkitler ve ilmî çalışmaları ile tanınan Rıza Mollaoğlu (1920-1986) ile şairliği ve hikâyeciliği yanında Sabahattin Ali'nin hayatı ve sanatı konusunda hazırladığı tezi ve dil edebiyat konularındaki çalışmaları ile Bulgaristan'daki ilk Türk asıllı profesör olan İbrahim Tatarlı edebiyat tarihçiliği konusunda çığır açtılar.
RUMELİ’DEN TÜRK GÖÇLERİ - BİLÂL ŞİMŞİR (1968)
Rumeli, bu kitapta, Balkanlar anlamına kullanılmıştır. Balkanlar’dan Türk göçlerinin yakın tarihimiz içinde önemli yeri vardır. Bu göçler, Türkün, Avrupa’dan çekilmesi veya atılması anlamı taşır ve Osmanlı-Türk İmparatorluğu’nun Balkanlar’dan çekilmesi tarihiyle doğrudan doğruya bağlantılıdır. Balkanlar’dan Türk ordusu ve idaresi safha safha çekilir veya atılırken, bunların yanı sıra oralardaki yerli Türk halk kitleleri de yerlerinden yurtlarından sökülmüşler ve dalga dalga göç etmişlerdir. Rumeli göçleri, Anadolu’yu çeşitli bakımdan etkilemiştir. Anadolu, Rumeli Türk göçmen kitlelerin son durağın, son sığınağı olmuştur. Dalga dalga gelen göçmenler sâyesinde, Anadolu’da Türk nüfus yoğunluğu artmış, Türk-Müslüman nüfusunu, Müslüman olmayan nüfusa oranı yükselmiştir. Böylece göçler, Anadolu’da bir Türk millî devletinin kurulmasını kolaylaştıran faktörlerden biri olmuştur. Aynı şekilde göçmenler, Anadolu’da, zamana göre yeni ve ileri fikirlerin, bu arada millî devlet fikrinin yayılmasında rol oynamışlardır. Bu fikirlerin yayılması da, Anadolu’da Türk Kurtuluş Savaşının ve Devrimlerin yapılmasını kolaylaştırmıştır, denebilir. Bundan başka, Rumeli Türk göçleri, ekonomik ve sosyal bakımdan da Anadolu’yu etkilemiştir. Türkiye bakımından olduğu gibi, Balkan devletleri bakımından da Rumeli Türk göçlerinin tarihî önemi vardır. Balkan milletlerinin kurtuluş savaşlarıyla Rumeli Türk göçleri birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Çünkü bu savaşlar, bir yandan Osmanlı-Türk halk idaresine diğer yandan da yerli Türk halk kitlelerine karşı yürütülmüştür. Türk idaresiyle birlikte, yerli Türk halk kitleleri de oralardan atılmak istenmiştir. Ve büyük ölçüde atılmıştır. Rumeli Türk göçleri incelemeden, Balkan milletlerinin kurtuluş savaşları objektif olarak aydınlatılamaz. Rumeli Türk göçlerinin, Balkan milletlerinin oluş tarihleri içinde de yeri vardır. Yeni Balkan devletleri, çok milletli (multinational) imparatorluk toprakları üzerinde kurulan millî (national) devletlerdir. Muhtariyete veya bağımsızlığa kavuştuktan sonra bu devletler, karışık bir bünyeden kurtulup katışıksız birer millî bünyeye erişme politikası gütmüşlerdir. Bu millî politikalar gereğince, Balkanlar’daki Türk toplulukları atılmak veya eritilmek istenmiştir. Gerçi katışıksız bir millî bünye, hiçbir milletin erişemediği bir amaçtır. Ama, Balkan devletleri, bu amaca ulaşmak çabasından hiçbir zaman geri durmamışlardır. Bu yüzden, Türk idaresinin Balkanlar’dan çekilmesinden sonraki tarihlerde de Rumeli'den Türk göçleri, kanayan bir yara gibi, durmadan devam etmiştir. Bu göçler üzerine yapılacak araştırmalar, çok milletli İmparatorluk topraklarının tek milletli millî devletler olma yolundaki tarihi gelişmeyi aydınlatmaya yarayacaktır. Balkan devletlerinin ekonomik tarihleri bakımından da Rumeli Türk göçlerinin önemi vardır. Bu göçler yüzünden Balkan milletleri, işgücü, üretici unsur, nüfus kaybetmişlerdir. Buna karşılık ise, göçen Türk kitlelerinin mal, mülk ve servetlerine konmuşlardır. Özellikle, işlenebilen toprakların çok büyük kısmı Türklerin elindeyken, göçler sonunda, Balkan milletlerinin ellerine geçmiştir. Türk göçleri tarihinin araştırılması, Balkan devletlerinin ekonomik tarihlerini aydınlatmaya yardım edecektir. Rumeli Türk göçlerinin, Türkiye ile Balkan devletleri arasındaki ikili ilişkiler tarihi içinde de önemli yeri vardır. Memleketimizle Balkan devletlerinin her biri arasında öteden beri bir göç ve göçmenler meselesi mevcut olagelmiştir. Zaman zaman bu mesele, Balkan komşularımızla aramızda çetin bir çekişme konusu olmuştur. Türkiye ile Balkan devletleri ilişkileri tarihi üzerinde bizde henüz ciddî monografiler, resmî belgelere dayanan incelemeler yoktur. İleride bu gibi eserler yazıldığı zaman, Rumeli Türk göçleri meselesi bunlar içinde başlı başına bir yer tutacaktır. Rumeli Türk göçleri konusu, bitip kapanmış, tümüyle tarihe mal olmuş bir mesele de değildir. Bu göçlerin arkası kesilmemiştir. Balkanlar’da, Türkiye'yi ana vatan bilen ve buraya göç etmek isteyen Türk toplulukları bulundukça, göçler devam edecek ve Balkan komşularımızla memleketimiz arasında ilerde de göç meseleleri olacak gibi görünmektedir. Bugün de Romanya’dan, Yugoslavya’dan Türkiye’ye azar azar göçmen gelmektedir. Bulgaristan ile de 22 Mart 1968 günü yeni bir göç anlaşması imzalanmıştır. Rumeli Türk göçleri tarihi üzerinde yapılacak olan araştırmalar, bugünkü ve yarınki göç meselelerini de aydınlatmaya yarayacaktır. Nihayet, Rumeli Türk göçleri tarihi demek, yüz binlerce, hatta milyonlarca göçmen kitlelerinin maceralı hayat hikâyeleri demektir. Göçmen olanlar, göçün ne demek olduğunu tecrübeleriyle bilirler. Ama göçmen olmayanlar için de göçler tarihi ilgi çekici ve düşündürücü olsa gerektir...
Türkiye Bg Göç Anlaşmasının İmzalanması - Ankara, 22 Mart 1968 Oturanlar (sağdan sola): Nejat Ertüzün (T.C. Sofya Büyükelçisi), Zeki Kuneralp (Dışişleri Bakanlığı Gen. Sek.), İhsan Sabri Çağlayangil (Dışişleri Bakanı), İvan Başev (Bg Dışişleri Bakanı) ve Bg Büyükelçisi. Ayaktakiler (sağdan sola): Şefik Fenmen (Protokol Mdr.), Cemal Oğuz (Dışişleri Bakanlığı AZEM 1. Şube Mdr.), Bilâl N. Şimşir (AZEM 4. Şube Mdr.), Nihat Dinç (AZEM Genel Mdr.), Vedat Erkul (Gen. Mdr. Yrd.) ve bir Bg görevlisi.
EMIGRATIONS TURQUES DES BALKANS - TURKISH EMIGRATIONS FROM THE BALCANS
llustrierte Zeitung (Leipzig), 25 August 1877 Illustrazione Italiana Rusların Dobruca'da bir Türk köyüne girişleri ve Bglarla Dobruca'dan göç eden Çerkez aileleri birlikte köyü yakıp yıkmaları (Koenen’in deseninden). (Aurelji’in deseninden).
Illustrierte Zeitung (Leipzig), 1 Sept. 1877 Russes et Turcs, La Guerre d’Orient Köstence yakınında bir Türk köyü camiinin Bglar Rusçuk şehrinin Ruslar tarafından ilk bombardımanı ve tarafından yakılması (Koenen’in deseninden). şehir halkının kaçışı, 24 Haziran 1877.
Illustrazione Italiana L’Univers Illustré (Paris), du 23 Julliet 1877 Rusların Rusçuk’u tutmaları ve şehir Şehrin bombardımanı sırasında Rusçuk halkının kaçışı. istasyonunda göç eden şehir halkı.
The llustrated London News, July 14, 1877 The llustrated London News, July 14, 1877 Bombardıman sıralarında Rusçuk Göç etmek için Rusçuk istasyonunda tren bekleyen sokaklarında gece manzarası. bir Türk ailesi.
L’Univers Illustré (Paris), du 18 Août 1877 L’Univers Illustré (Paris), du 18 Août 1877 Rusçuk’tan kaçan bir Türk ailesi. Bgların Ziştovi Türk mahallesini yağma edişleri.
The llustrated London News, July 21, 1877 Illustrazione Italiana Rusların Niğbolu’yu topa tutmaları ve kasaba Rusların Niğbolu’yu topa tutuşu ve kasaba halkının kaçışı. halkının kaçışı.
Illustrierte Zeitung (Leipzig), 17 November 1877 Illustrierte Zeitung (Leipzig), 11 August 1877 Kazaklar ve Bglar tarafından Balkan’a götürülen Türkler Yakalanan bir Türk grubunun Rus Kazakları tarafından Tırnovo yolunda (Szathmary’nin deseninden). götürülüşü (Szathmary’nin deseninden).
Le Monde Illustré (Paris), du 25 Août 1877 Le Monde Illustré (Paris), du 11 Novembre 1877 Rus işgal kuvvetlerinin Kızanlık kasabası Pazar Eskizağra katliâmından kurtulan yaralı Türk göçmenleri meydanında Türkleri idam edilişi. Edirne hastanesinde (Noyare’ın deseninden).
Göç eden Türk aileleri Filibe istasyonunda.
Russes et Turcs, La Guerre d’Orient Illustrierte Zeitung (Leipzig), 25 August 1877 Bglar tarafından sakatlanan Türk göçmenlerinden bir Plevne’den göç eden Türk halk kitleleri (Koenen’in deseninden). grup Edirne hastanesinde
The llustrated London News, September 1, 1877 Dick de Lonlay, A Travels la Bulgarie, Paris 1886 Tırnovo sancağı Türk göçmen kitlelerin Şumnu’ya varışları. Ocak 1878’de Filibe-Harmanlı yolu üzerinde Türk göçmenleri cesetleri (Dick de Lonlay’in deseninden).
Emigrazione Delle Famiglie Turche Dalla Bulgaria. - 1. Montagna Fucec alléc. - 2. Via di Eski-Djuma. - 3 Caracol Beclemé dei Basci Bozuk e Caffé. Da uno schizzo dei signor Aurelji. Illustrazione Italiana Eskicuma taraflarından göç eden Türk halk kitleleri (Aurelji’in deseninden).
|