Bulgaristan'ın Kuruluş Yıl Dönümü ile Bulgar Millî Bayramı ve Türkler

 

 

 

 

                                    L. Tufan Erdoğan'a

Semra Kanat

                                                                                                                                          "İnsan iyi yaşasa da ölür ve başkası doğar. Ve en son

                                               doğan, bu sütunu incelerken, onu dikeni hatırlasın."

 

                                                                                                                                                                               Omurtag Han (?-831)

 

2001 Bulgaristan'ın 1320. kuruluş yıl dönümü.

Aslen bir Türk kavmi olan Bulgarlar, milâttan önce batıya doğru ilerleyip zamanla "z" harfinin yerine "r" harfini kullanmaya başlayan, bu yüzden "Ogur" diye anılan Oğuz(Ok)ların kardeşidir.

Başkenti Pliska olan "Tuna Bulgaryası" adındaki Bulgar devletinin kurucusu, Dulo hanedanından Asparuh (Esperih/Esperik = şahin) handır.

Asparuh'un babası Kubrat (= "halkını birleştir"; Kurt), Attila'nın küçük oğlu İrnek'in torunudur.

Kubrat (Kurt), gösterişte Hristiyan olup "patrik" (Ortodoks ve Doğu kiliselerinin başkanlarının adı) unvanını alan amcası Orhan (Organa/Yürgan) ile birlikte rehin olarak Bizans'ta bulunur.

Bizans imparatorluk sarayında büyüyen Kubrat, 584 yılında Karadeniz kuzeyindeki Uturgur (Utugur) ve Kuturgur (Kutrigur) Türk boylarını birleştirip başlarına geçer. On-Ogur(Onogur)ların çoğunlukta olduğu bu birlik, "Bulgar" (bulgalamak = karışmak; Bulgar = "Ogur boylarının birleşmesi") adını alıp ilk Bulgar devleti olan "Büyük Bulgarya"yı kurarlar.

Bu devlet 665 yılında Kubrat'ın ölümünden sonra dağılır.

Kubrat'ın 5 oğlundan ortancası Kotrag hana tabi olanlar, kuzeye uzanıp yerli Fin boylarıyla birleşerek, başkenti Bolgar olan Volga (İdil = "yedi kabile") Bulgar Hanlığını kurarlar. Çoğunluğu Kutrigur Bulgarlarından oluşan bu Türkler, bugünkü Kazan (Rusların kasıtlı olarak "Tatar" diye adlandırdığı) Türklerinin atalarıdır.

Çoğunluğu Onogur (Unogondur) olan Kubrat'ın küçük oğlu Asparuh idaresindekiler ise, batıya doğru ilerleyip Bulgaristan'ın bugünkü topraklarına yerleşirler.

Gök Tanrı (= mavi gök; Tengri) dinindeki Bulgar-Türk ya da Proto (eski) Bulgar hanlarının yaşamları, ezeli düşmanları Bizans ile savaşmakla geçer.

 

 

Harf işaretleri ile eski Türk işaretleri

 

Bogoris han ile oğlu çar Simeon'un Türklüğe ihaneti

          Omurtag (= vahşi bir kuş; Kartalak) han, Hristiyan eğilimli iki büyük oğlu Enravota ile Zvinitsa (ki adları Slavlaşmanın yaygınlaştığının işaretidir) yerine küçük oğlu Malamir (Balamir)'i varis ilan eder.

831-836 yılları arasında han olan sonuncusu, Hristiyan olmayı arzulayan kardeşini öldürttü ise de, 864'te Bizans kültür propagandasına yenilen Toktu hanedanından Bogoris (Pars, Bars, Böri, Bori, Boris) han, Hristiyanlığı kabul edip Mikhail (Mihail) adını alır.

865'te Ortodoks Hristiyanlık, pagan (putperest) Bulgar devletinin resmi dini ilan edilir.

889-893 yılları arasında, knyaz (prens) I. Boris diye anılan babasının feragat edip keşiş olmasından dolayı tahta çıkan Vladimir (Rasate/Rasat = gözlem) Gök Tanrı dinini korur. Buna kızan I. (Aziz) Boris, oğlunun gözlerine mil çektirip, yerine küçük oğlu Simeon'u tahta oturtur.

 

 

919 yılında Bizans imparatoru VII. Konstantinos'un kızı ile evlenen Simeon, "han" unvanını bırakıp Bizans'ın kendisine verdiği ve kendisinin 923'te Slavcaya "çar" olarak değiştirdiği "sezar" (caesar, imparator) unvanını alır.

Simeon yüzünden Bulgar Türkleri bir yüzyıl içinde Slavlaşıp, bugünkü dillerinin temelini oluşturan bir Güney Slav lehçesi ile konuşmaya başlarlar.

969-972 yılları arasında Bulgaristan, Edirne'ye kadar ulaşan Kiyev (Rus) prensi Svyatoslav’ın işgaline uğrar.

972'de başlayan Bizans işgali, Bizans'ın 1018 yılında -zaten 864'te Türk kimliğini  kaybetmiş olan- Bulgar devletine son vermesi ile noktalanır.

Bu tarihe dek aynı ailenin çeşitli dalları olan 5 ayrı hanedandan inen 26 hükümdarın tümü Attila'dan, dolayısı ile Mete (Oğuz)'den iner.

Yaklaşık iki asırlık Bizans yönetimi Türk soyluluğunu imha edememiş olacak ki, 167 yıllık Bizans hâkimiyeti sonrası 1185'te Bulgaristan'ı yeniden kuran, I. (Büyük) Simeon'un 8. kuşaktan torunu olan Asen (Esen = sağlıklı) de Türk soyundandır.

1280-1323 yılları arasındaki üç Bulgar kralı Kuman-Kıpçak Türklerindendir. Bunların ilki kral olunca Gök Tanrı dinini bırakıp Hristiyanlığı kabul eden, fakat Altın Ordu (Doğu Avrupa Türk Hakanlığı) egemenliğindeki I. Eltemür Terter (Georgi I. Terteri)'dir.

                                                         485 yıllık Osmanlı hâkimiyeti

             Bulgaristan'daki Altın Ordu hâkimiyetinin 60 yıl sürmesine rağmen, ülke önceki yarım yüzyılda da Moğol nüfuzu altında bulunur.

1320-1390 yılları arasında Dobruca'da 70 yıl yaşayan bir devlet kuran Ortodoks Bulgar Dobruca boyarları (prensleri) da Terter hanedanından olup Kuman (= kumral, sarışın)  soyundandır. Dobruca, önceleri kısmen, 1390'dan itibaren ise tamamen Osmanlı'ya tabi Eflak (Ulah) Romen prensi Mircea tarafınca işgal edilir.

1323-1393 yılları arasında hükümdarlık süren Kuman-Şişman hanedanı da adından anlaşıldığı gibi Türk soyundandır.

1363 yılında Filibe'yi alan Osmanlılar, 17 Temmuz 1393'te Yıldırım Bayezid'in emriyle -artık yalnız Balkan dağları ile Tuna arasında sıkışmış olan- Bulgaristan krallığının varlığını ortadan kaldırıp, topraklarını doğrudan doğruya Osmanlı Devletine katarlar.

3 Mart 1878'e dek tam 485 yıl süren Osmanlı hâkimiyetinin ardından Bulgaristan, 1908 yılına değin Türkiye'ye bağlı, Osmanlı protokolünde "paşa", "padişahın fahri yaveri" ve "sadık bende(kul/köle)si" sayılan Alman prenslerince yönetilen otonom prenslik olarak varlığını sürdürür.

1908 yılında Osmanlı Devletinde oluşan karmaşık politik durumu fırsat bilen knyaz (prens) Ferdinand, Bulgaristan'ın bağımsızlığını ve kendi çarlığını ilan eder.

 

 

                                       Sovyet işgali

           5 Eylül 1944 tarihinde ülkeyi işgal eden Sovyet ordusu, iki yıl içinde cumhuriyetin ilanını ve BKP (Bulgar Komünist Partisi)nin iktidarı ele geçirmesini kolaylaştırır. Karşılığında ise fiilen uydusu olduğu eski SSCB'nin 16. cumhuriyeti statüsündeki Bulgaristan, 43 yıl boyunca Moskova'nın çığırtkanlığını yapmaya mecbur kılınır.

1989 yılındaki zorunlu Türk göçü, liberal Bulgar aydınlarını harekete geçirir. Aydınlar, Halk Meclisine (Bulgar parlamentosu) bir protesto beyannamesi gönderince, baş kaldıran genel toplumsal hoşnutsuzluk, BKP yönetimi içindeki hoşnutsuzlukla birleşir ve 10 Kasımda yasal iktidar değişikliği yapılır. Fakat eski BKP, yeni BSP (Bulgar Sosyalist Partisi)'nin çetin direnişi, demokrasiye geçiş sürecini zorlaştırır.

Demirperde kalkar, ancak Türklere endeksli ve göçün akabinde tamamen çöken ekonomi canlanamaz. Üniversite öğrencilerinin ve halkın memnuniyetsizliği, BSP (Kızıllar)'yi istifaya zorlar. Totaliter rejim yıkılır, ülke rota değiştirir.

Günümüzde ortalama işçi/memur maaşının 30 Alman Markı civarında seyrettiği Avrupa/ABD eğilimli komşumuz, 1995'ten beri Avrupa Birliği kapılarında ve 1997'de iktidara gelen başbakan İvan Kostov başkanlığındaki SDS (Demokratik Güçler Birliği, Maviler) hükümeti ile NATO üyeliği peşinde.

 

Göç: "Ateşten gömlek"

                                                                                                                                                  "Muhacirler, kaybedilmiş topraklarımızın  canlı millî hatıralarıdır."

                                                                                                                                                                                                                          Mustafa Kemal Atatürk

 

Bulgar halkının ulusal ve siyasî kurtuluş arzusu neticesinde patlak veren 1876 Nisan Ayaklanması, Bulgarlarca "Rus-Türk Kurtuluş Savaşı" diye anılan "93 Harbi"nin temel şartlarını oluşturur.

Bu savaşın noktalandığı Ayastefanos (Barış) Antlaşmasının imzalandığı 3 Mart 1878 günü, Bulgar Millî Bayramı ilan edilir.

Georgi Avgarski'nin (1917-) "Bu Tarih" adlı şiirine göre: "Tam beş üzücü asır/bizim atalarımız/gaddar Osmanlılarla/zor bir savaş yürütür./Özgürlüğümüzü Rus askeri/kazanır/ve bügüne dek bu tarih/büyük bir bayramdır."

O günden bu yana, bir asrı aşkın, adeta Türklerin manevi ölümünü sembolize eden bu tarih, Osmanlı zamanında Bulgaristan'a yerleşen Türklerin torunları tarafınca eziklik, burukluk, korku ve nefretle karşılanır. O nedenle tam 120 yıldır, dedemin "ateşten gömlek" diye nitelediği acılı göçün ardı arkası kesilmez. Kalanlar ise, Bulgarların "Türkleri son ferdine kadar temizleme" kampanyasına dahil edilirler.

 

 Dünyada benzeri olmayan aksi yönde "köküne dönüş operasyonu"

           Türk okul ve camileri önce kapatılır, sonra mezar taşları ile birlikte yıkılıp bina ve yol yapımında kullanılır. Türklere ana dillerini konuşma ile örf ve adetlerini yerine getirme yasağı konur ve ona uymayanlar ağır şekilde cezalandırılır. Bu da yetmez; 1985 yılında tıpkı daha önce diğer Müslümanlar gibi ellerinde bir isim listesi ve dilekçe ile, karşılarında ise tank ve "Kalaşnikov"larla zorla Bulgarlaştırılırlar. Bununla birlikte, nedense bir "lütûf" olarak gösterilen "tek ulus" adındaki dünyada eşi benzeri görülmeyen bu sözde "köküne dönüş operasyonu", Müslümanlar dışındaki azınlıklara dayatılmaz, fakat Lord Kinross'un kendisinden ısrarla "bir Makedon" (yani, Makedonyalı) diye söz ettiği Türk ulusunun en büyük evladı Atatürk’ü bile, büyük bir küstahlıkla, Slav ve Bulgar kökenli yapmaktan geri kalınmaz!

Asimilasyona karşı çıkan Türklerin bir kısmı Belene ölüm kampındaki domuzlarla Tuna Nehri'ndeki balıklara yem olurken, diğer kısmı hapishane labirentlerinde iz bırakmadan kaybolur.

Arkasına "İvan Dede" ile "çifte kurtarıcım" diye seslendiği Sovyet imparatorluğunun desteğini alan Bulgaristan, soydaşlarını tek başına canla başla savunmaya çalışan Türkiye'nin sert tepkisine aldırmaz. Ta ki İvan’ın gemisi karaya oturana dek.

"Dede"nin can çekişmeye başladığı geminin o günkü kaptanı Gorbaçov, uygar dünyaya "perestroyka (yeniden yapılanma) ile glasnost (açıklık)" maskesi adı altında SOS sinyallerini verir. Bundan yararlanan Türkler, 24 Mayıs 1989 tarihinde Slav Yazı Bayramında, "İsimlerimizi, dinimizi, örf ve adetlerimizi geri istiyoruz!" pankartları ile yurt çapında yürüyüşler düzenlerler. Ardından kısa bir süre için 1985 kıyımı yeniden canlanır ise de, artık kendisinin dahi solunum güçlüğü çeken "çifte kurtarıcı"sı, Sovyet piyonu ile Türk soykırım kampanyasının mimarı olan Bulgar kasabı Jivkov'u kurtaramaz.

Sonrası malum. Yine göç, yine ayrılık, yine göşyaşı, yine hasret...

Ve orada kalanlar. Her yıl olduğu gibi bu yıl da bir 3 Martla daha karşı karşıya. Yine aşağılanma, yine eziklik, yine burukluk, yine acı...

  

Bulgar Millî Bayramı ve Türkler

                                                                                                                                                                                          "Türk ulusal karakteri ıslah olmaz."

                                                                                                                                                                                                                              Hristo Botev

                                               "Irk, milliyet ve dine dayalı tüm düşmanlık propagandaları veya küçük düşürücü davranışlar yasaktır ve cezalandırılır."

Bulgar Anayasası

 

Bulgarların Osmanlı/Türk "esareti"nden kurtuluş günlerini, panik içinde yine de Bulgar dostlarımızda gecelediğimiz 3 Martları dehşetle anımsarım.

Yıl boyunca televizyon ve basında hiç eksilmeyen anti-Osmanlı/Türk propagandası, o gün doruk noktasına ulaşır. Türkler, Bulgarların Türk rölünü oynamayı bile nefret ve küfürle kabul ettiği, sürekli ecdadımızın barbarlığından dem vuran filmler, temsiller, şarkı, şiir ve hikayelerle beyin yıkama ve sürekli manevi baskıya maruz kalırlar...

 

 

Bulgar halk kostümü

          Kreşe gitmedikleri takdirde Türk çocukları biraz gecikmeli, yani ilkokuldan itibaren etnik kökeninin ağır bedelini ödemeye mahkûm edilirler. Öyle ki, psikolojik baskı altına alınan her Türk çocuğu okuldan dönünce, tarih dersinin etkisi altında, annesine utanç ve buruklukla, "Anneciğim, bu Türkler o kadar kötü mü?", diye sorar.

Oysa sözde, Bulgar Anayasasının 35. Maddesi (35/4)'ne göre: "Irk, milliyet ve dine dayalı tüm düşmanlık propagandaları veya küçük düşürücü davranışlar yasaktır ve cezalandırılır."

Bu maddenin, okul müfredatı ile ne denli çeliştiğini anlamak için birkaç ortaokul/lise edebiyat kitabına bir göz atmak yeterli.

 

Örneğin, Dobri Çintulov’un (1822-1886), şarkılarından alıntılar:

 "Neredesin, Sadık Halk Aşkı?":

"Alevlen, alevlen sen bizde, ateşli aşk, Türklere karşı duralım./Bütün Koca Balkan'da hepimiz yüksek sesle bağıralım:/büyük, küçük, ayağa kalkın,/silâhlanın!/Belinize ince kılıçlar kuşanın! Baba toprağı için ayaklanın,/Türk boylarını kesin,/engin ovaları/derin vâdileri/vücutları ile doldurun!/Özgürlüğümüzü kazanalım/zorba olan/kafir Müslümandan!"

 

"Ayağa Kalk, Ayağa Kalk Balkan Yiğidi":

"Ayağa kalk, ayağa kalk Balkan yiğidi/derin uykudan uyan,/Osmanlı halkına karşı/Bulgarları yönet/Yardıma hemen Sırplar, Karadağlılar/seve seve koşacak,/kuzeyden ise cesur Ruslar/anında ortaya çıkacak./Yılan henüz küçük iken,/gelin başını ezelim,/özgür olalım!/Ayağa kalksın Balkan arslanımız,/ondan rüzgar essin,/ki Osmanlı hilâli/kara bulut altında sönsün!/Bayraklarımızı açalım,/toprağımız aydınlansın/adlarımız ünlensin/Türk kavimleri batsın!"

                Örneğin, Hristo Botev’den (1848-1876), şiirler:

 

 

"Haydutlar (Baba Oğul)":

"Kim bilmez Çavdar voyvodayı,/kim duymamıştır adını? Soyguncu çorbacı (Osmanlı zamanında varlıklı gayrimüslim toprak sahibi) mı/yoksa Türk serdarları mı? Çavdar çetesini/ tam 20 yıldır yönetir/ve korkunç bir hayduttur çorbacı ve Türkler için!"

 

"Vedalaşırken":

"Lânetle, anne, lanetle,/bizi kovup ağır gurbete gönderen/bizi gözden düşüren, zavallı, sefil/derbeder gezdiren/bu Türk sürgününü!/Sen beni cesur, er yürekli/ doğurmuşsun, anne,/ki kalbim, Türkün baba ocağımda kudurduğunu,/anne, seyretmeye dayanamasın./Yaşı küçük kardeşlerime,/kardeşleri olduğunu,/ama zavallının/Türklere baş eğmeyip/fakirlerin cefalarını seyretmeye dayanamadığı için/şehit düştüğünü anlat!"

  "Yolcu": "Türkler babanı öldürdüler,/iki kardeşin de/yattığı zindanda/zehirlenip çürüdü."

 "Meyhanede": "Zorba (Türk) ise azıyor/ve memleketimize tecavüz ediyor:/kesiyor, asıyor, dövüyor, küfrediyor/ve esir halkı cezalandırıyor!"

 

"Halk Dün, Bügün, Yarın" ("Duma" Gazetesi, sayı 1 ve 2, 10 ile 25 Haziran 1871):

"...Dağlılar ve Kırcaaliler, fanariyotlar (Rum din adamları) ve çorbacılar, Çerkez ve Tatarlar - tek kelime ile kötülük, fatih Murad (Balkan fatihi)'dan çitak (Türkleri aşağılamak için kullanılan ifade) reformcu Aziz'e kadar kötülük, ki salt bir Asya hayal gücünün kapsayabildiği barbar kötülüğü.

...Şimdi görüyorum ki, Türk ulusal karakteri ıslah olmaz.

...Bizim için Türkiye'deki reformlar, vaatler, düalizm, Çin veya Japonya gibi bir yerde gerçekleşebilir, ama burada, Balkan Yarımadası'nda, karakter, örf ve adet bakımından taban tabana zıt iki kavim arasında gerçekleşemeyecek olan, tamamen anlamsız sözcükler, hortlaklar ve ütopyadır.

...ona benzer, dünyaya borusunu çaldıkları dolandırıcı memurlarla satılmış gazeteciler, tıpkı bazı kör ve bunak kafaları ikna ettikleri gibi, bizi de, beşeriyetin bu alayı, çağdaş Avrupa'nın ayıbı olan Türkiye'nin, bu Avrupalı Çin'in, yakında Asya'nın Belçika'sına dönüşeceğine ve Avrupa ilim saadetinin Asya'nın her köşesine dolup taşacağına dair ikna etmek istiyorlar.

...Bu barbar kavmin damarlarına yeni insan kanı verin, o zaman biz, Türkiye'nin geleceği olmadığı inancımızdan kuşku duyarız. Fakat Türk, bu karakter, bu fanatizm, bu barbar kanla olduğu sürece, hiçbir belâgatlı Türksever, hiçbir derin düşünen düalist ya da dönek, Türkün, günün birinde, insan beyninin hedeflediği, ruhanî hiyerarşilerin ve siyasî mandarinliklerin himayesinden arınmış olan etik-politik yoluna girme kabiliyetine ulaşacağına dair bizi ikna edemez.

...Tekrar ediyoruz: Türkiye'nin ömrü yok, geleceği yok, o ne kendi mandarinlerinin derviş büyülerinin, ne de Batılı doktrinlerinin diplomatik dualarının neşterden kurtaramayacağı ölüm döşeğinde bir cesettir.

...Eski yöntemlerle, hacamat (kan alma) ve ameliyatlarla, diplomatik kloroformla tedavi edilen Türkiye, kol ve bacaklarını, ardı ardına topraklarını kaybetti ve o denli eridi ki, bu korkunç illetin kalbini sarmasına, solunum organlarına, kan dolaşımına nüfuz etmesine izin verdi. Öyle ki, artık tüm ameliyatlar imkânsızlaştı. Doktorların kendileri de bunu fark ettiler ve 1868 Paris konsültasyonunca Türkiye'ye verilen Girit şerbeti (Girit ayaklanması)'nin ardından huzurlu ölümü için son reçeteyi yazdılar: düalizmi.

...Ali (Bulgar kilisesinin bağımsızlık fermanını çıkaran) Paşa Türktür - fanatik ve fatalist, o, bütün umudunu salt kavminin köpekçe hayvanî yaşama gücüne bağlamış durumda.

...Dediğimiz gibi, yönetimle bağı koparılan halk, birçok kez onu Bizans savaşlarında, veliaht kavgalarında yapayalnız bırakır. Bu da, zamanında, Bizans'ın Bulgaristan'ı fethetmesinin, barbar Türk ordularının ise onu tamamen yıkıp halkın ensesine sağlam bir şekilde ayak basmasının esas nedeni idi.

...Halkı, hiçbir ortak noktası olmayan bu barbar halktan kurtarın ya da en azından özgürlüğünü kazanmasına karışmayın, yaşamını nasıl kuracağını göreceksiniz."

               Örneğin, İvan Vazov’dan (1850-1921) şiirler:

 "Zdravstvuyte, bratuşki (Rusça: Merhaba, kardeşler)!": Şıpka! Şıpka (bir Balkan dağ geçidi)! Gök gürültüsünün sesi!/Gurko (Rus generali) dağları geçti/Sevinç, mucize idi bu!/Bir Kazak gözetiyor, kovuyor/binlerce şeriri, hırsızı/, bütün Türk alaylarını./Ve halk güler yüzle/artık tutsak olan/bu haydut alaylarına bakarken/bu iyi Kazaklara/şöyle teşekkür eder:/ Merhaba, kardeşler!

 "Radetzky (Botev'in çetesi ile el koyduğu Avusturya posta vapuru)":

"Ben Bulgar voyvodasıyım./Bunlar da gençlerim,/biz özgürlük için uçarız/ bugün kan dökmeye./Biz Bulgaristan'a uçarız/yardım etmeye/ve onu ağır zorbalıktan/kurtarmaya".

 Örneğin, Peyo Yavorov’un (Peyo Totev Kraçolov'un takma adı) (1878-1914),

 "Haydut Şarkıları"ndan alıntılar:

"Olsaydı, yârim, olsaydı,/sarı saçların/işlenmiş altın olsaydı.../Onları seve seve değiştirirdim/semiz bir ata/nimet için/Türk kov(ala)maya!/Olsaydı, yârim, olsaydı,/kara gözlerin ateş elmasları olsaydı.../Onları seve seve değiştirirdim/uzun namlulu tüfeğe/nimet için/Türk vurmaya! Olsaydı, yârim, olsaydı,/beyaz dişlerin inci boncukar olsaydı.../Onları seve seve değiştirirdim/kılıca/nimet için/Türk kesmeye!"

 12 yıl bu yönde eğitilen bir Bulgardan, Türklere karşı dostluk beslemesi beklenemez. Nitekim, başbakan Kostov, Avrupa Birliğine girememenin nedenini, yine "uzun zaman Osmanlı esareti" altında kalmanın etkisinde oluşan "Şark zihniyeti"ne bağlamakta.

                Oysa başkasını suçlamak yerine, Avgarski'nin "büyük bayram" diye nitelediği 3 Mart gününden beri, Bulgaristan'ın tam 120 yılki özgürlüğünü kendi başına nasıl heder ettiğini görmemek için deve kuşu olmak gerek.

Yazdıklarından dolayı katledilen Aleko Konstantinov'un (1863-1897) "Ganyo Ağabey" adlı kitabındaki satırlar bunun en iyi kanıtı:

 

 

"...Amma da yaramaz milletiz! Yalan söz konusu olunca kart Çingeneler bizimle kıyasla bir hiçtir.

...Sen bana bir zamanlar Bulgar halkına inandığını söylüyordun! Haydi oradan! Alay etme! Sen kime inanıyorsun? - Bütün bunlara katlanan bu köle kabileye mi? Onu, temsilcileri (vekilleri)nde gör!

Senin inandığın halk köledir; sana söylüyorum, köle; kölelik onun için saadettir; zorbalık lütûftur; dalkavukluk kahramanlıktır; yukarıdan gelen alaylı hırlama müziktir! - Ve yine bu halk sefil ve bedbahttır; üç kez bedbahttır! Kaderce vurulan, başkalarının eza ve cezalarını çekmeye mahkum edilen, düşmanlarınca, daha ziyade ise dost ve kurtarıcılarınca, eziyet edilen bu halkın, bakışlarını çevirebileceği sağlam bir noktası, yaslanabileceği bir desteği yok; kendine ve kaderine olan inancını kaybeden bu halk, 'pratik' ve aklıselim sahibi olmuş; hissiz denebilecek kadar aklıselim sahibi. Yardımsız, öğütsüz, içten ve dıştan ezilmiş ve parçalanmış, işte o, fırtınalarca dağıtılan, hüzünlü bir eski zamanlar kalıntısı...

Onu canlandıracak, peşinden sürükleyecek biri yok mu? - İdealler? - Boş laf, fasa fiso!..."

 "Bütün o toprak Türklük kokuyor..."

          Bulgar halkının genlerine kodlanmış olan bütün Türk düşmanlığına karşılık, son aylarda hükümet, Osmanlılardan arınan bir Bulgaristan'ın tarih ve edebiyattan yoksun kalacağının farkına varmış olacak ki, düşman kardeşlere yaraşan yumuşatma politikası içerisinde. Belki Botev'in "Yiğit cefaya katlanmaz!" deyiminin (aslında ekonomik çıkarlarının) etkisi ile de, abartılı Osmanlı "esareti", yerini nötr Osmanlı "varlığı"na bırakmak üzere.

865'den beri etnik (Türk) kökenlerini ulusal (Hristiyan, Avrupalı) kimlikleri ile bağdaştıramamanın trajikomedisini yaşayan Bulgarlar, bir yandan Asparuh'un torunları olmakla övünüyor, öte yandan Türklüğünden utanıyorlar.

Oysa Yahya Kemal Beyatlı'nın 1921'de vurguladığı gibi: "Bir Türk gönlünde nehir varsa Tuna'dır, dağ varsa Balkan'dır. Türklük Avrupa'ya doğru cezir ve medd'i biten bir deniz gibi o dağlardan çekilmiş, lakin tuzunu bırakmış. Bütün o toprak Türklük kokuyor. Bu tuz, Bulgar vatanının toprağında mı kalmamış? Kanında mı? Meşrebinde mi? Yaşayışında mı? Giyinişinde mi? Duyup düşünüşünde mi, oturup kalkışında mı? Lisanında mı? Lisanın sarf ve nahvinde mi kalmamış? Daha nerelerinde, Yarabbi, o topraklarda gezdiğim müddetçe hep bunu hissettim."

Kuruluşunun 1320. yıl dönümü ile 3 Mart Ulusal Bayramını kutlamaya hazırlanan komşumuzun, aç karnını Türk düşmanlığı ile doyuramayacağını idrak edip geçmişi ile barışması  gerek. Zira geçmişi olmayan bir milletin geleceği de olmaz...

 Çizimler: Semra Kanat

 Bibliyografya:

 Yılmaz Öztuna, Devletler ve Hanedanlar, 3-4, Ankara 1990-1991

M. Türker Acaroğlu, Bulgaristan'da Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Ankara 1988

Prof. Talat Tekin, Tuna Bulgarları ve Dilleri, Ankara 1987

Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, İstanbul 1982

Refik Özdek, Türklerin Altın Kitabı, 1, 4, İstanbul 1990

Mikail-Baştu ibn Şams Tebir, 882 Şan Kızı Destanı, Ankara-İstanbul, 1991

Bahşi İman, 1680 Cagfar Tarihi, 1, Orenburg 1993

Balkanların Sesi Dergisi, Ankara 1989

Beğlan Toğrol, Direniş (Bulgaristan Türklerinin 114 Yıllık Onur Mücadelesinin Karşılaştırmalı Psikolojik İncelemesi), İstanbul 1991

Ahmed Cevad, Balkanlar’da Akan Kan (Kırmızı Siyah),  Şamil  Yayınevi-İstanbul

Burhan Göksel, Atatürk'ün Soykütüğü Üzerine bir Çalışma, Ankara 1987

Peter Juhas, Turcs-Bulgares et Magyars, Sofia 1985

İvan Gaberov, Bılgarski Entsiklopediçen Reçnik, Tırnovo 1999-2000 (Ansiklopedi)

Akademik E. Golovinski, Bılgarska Entsiklopediya, Sofia 1999 (Ansiklopedi)

Hristo Botev, Sıbrani Sıçineniya, Sofia 1958 (Ortaokul ve liselerde okutulan toplu eserleri)

Peyo Yavorov, 1914 Podir Senkite na Oblatsite, Sofia 1972 (Ortaokul ve liselerde okutulan toplu eserleri)

Aleko Konstantinov, "Bay Ganyo", Burgas/Yambol 1992 (Ortaokul ve liselerde okutulan toplu eserleri)

Literatura za 4 Klas, Sofia 1991 (4. Sınıf Edebiyat Ders Kitabı)

Literatura za 9 Klas, Sofia 1989 (9. Sınıf Edebiyat Ders Kitabı)

Hristomatiya po Literatura za 9 Klas, Sofia 1989 (9. Sınıf Edebiyat Okuma Kitabı)

Milka Stoyanova - Emil Stoyanov, Uçebnik po Bılgarski za Çujdentsi, Sofia 1994 (Üniversitelerde okutulan “Yabancılar için Bulgarca” kitabı)

 

Makalenin yayımlandığı TDAV Türk Dünyası Tarih Dergisi ile, derginin eklemiş olduğu resimler.

Kasım 2001

 

                                   

 

                                                                                                Proto Bulgarların istihkâmlarından birinin, Silistre’deki

                                                                                                bir kısım kalıntısı (blok, kesme taşlarla ypılmıştır).

 

 

Rus yayılmasının vasıtası olarak kullanılan Bulgarlar,

papazlar aracılığıyla Türklere karşı devamlı kışkırtıldılar.

 

 

L’Ilustration muhabiri M. Jean Leune’nun karısı, Kılkışta köyünde katledilen Türklerin teşkil ettiği

acıklı manzarayı seyrediyor. Resim, L’Ilustration dergisinin 3675 sayılı 2 Ağustos 1913 tarihli

nüshasından alınmıştır.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1