|
|
PANSLAVÝZM HORTLAÐI |
|
|
“BULGARÝSTAN TÜRKLERÝNÝN SON SOYKIRIMININ 15. YIL DÖNÜMÜ” DERLEMESÝNÝN YEDÝNCÝ BÖLÜMÜNÜ, TÜRK DÜNYASI ARAÞTIRMALARI VAKFI BAÞKANI FEDAKÂR PROF. DR. TURAN YAZGAN HOCA; MÜESSESE MÜDÜRÜ SEVGÝLÝ SAADET PINAR YILDIRIM ÝLE, TÜRK DÜNYASI TARÝH DERGÝSÝ ANKARA TEMSÝLCÝSÝ SEVGÝLÝ YAVUZ GÜRLER’E ÝTHAF EDÝYORUM. SEMRA KANAT27 Temmuz 2004
ÖZEL TEÞEKKÜR:
TÜRK, YABANCI DEMEDEN, ÝHTÝYACI OLAN HERKESÝN; YANÝ, ÝNSANLIÐIN YARDIMINA KOÞAN, TÜM ZAHMETLERÝ GÖÐÜSLEYEREK GECE GÜNDÜZ CANLA BAÞLA ÇALIÞAN SEVGÝLÝ TÜRKÝYE KIZILAY DERNEÐÝ ÇALIÞANLARININ ELLERÝ DERT GÖRMESÝN!
TÜRKÝYE KIZILAY DERNEÐÝ
Dernek, 11 Haziran 1868 tarihinde "Mecruhin ve Marda-yý Askeriyeye imdat ve Muavenet Cemiyeti" adýyla kurulmuþ, 14 Nisan 1877'de "Osmanlý Hilaliahmer Cemiyeti", 1923'de Cumhuriyetin ilânýndan sonra "Türkiye Hilal-i Ahmer Cemiyeti", 1935'te "Türkiye Kýzýlay Cemiyeti" ve 1947'de de "Türkiye Kýzýlay Derneði" adýný almýþtýr. Kýsaca "KIZILAY" olarak ifade edilir. Genel Merkezi Ankara'dadýr.
YOKSULLARI BARINDIRAN, YETÝMLERÝ SEVÝNDÝREN, YASLARIMIZI DÝNDÝREN, KARA GÜN DOSTU KIZILAY. KIZIL AYLI AK BAYRAÐI, GÜLLER AÇAN SEVGÝ BAÐI, EN BÜYÜK ÞEFKAT KAYNAÐI, KARA GÜN DOSTU KIZILAY.
Felâkete uðrayanlara din, dil, soy ayrýmý yapmadan yardým edilmesi gerektiði görüþünü ilk olarak Ýsviçreli bir yazar savundu. Tek tek yapýlan yardýmýn yeterli olmadýðý görüþünde birleþen Avrupalý devlet adamlarý Ýsviçre'nin Cenevre kentinde toplandýlar. 1859 yýlýnda Ýlk Yardým Derneði'ni kurdular. Baðýmsýz, yansýz uluslararasý bir kuruluþ olan bu dernek daha sonra Kýzýlhaç adýný aldý. Kýzýlhaç Derneðinin kuruluþundan kýsa bir süre sonra ülkemizde 1868 yýlýnda Yaralý Askerlere Yardým Derneði kuruldu. Dernek bir süre sonra Hilal-i Ahmer adýný aldý. “Hilâl” ay, “ahmer” kýrmýzý demektir. Cumhuriyet döneminde derneðin adý bu anlamý açýklayýcý biçimde deðiþtirildi. Türkiye Kýzýlay Derneði oldu. Kýzýlay; savaþ, deprem, sel baskýný, yangýn, salgýn hastalýk gibi felakete uðrayanlara yardým eder. Depremden, selden, yangýndan zarar görenlerin yardýmýna koþar. Felakete uðrayanlarýn barýnmalarý için çadýr, battaniye yiyecek, giyecek daðýtýr. Yaralananlarýn iyileþmeleri için geçici hastaneler kurar. Savaþta yaralanan askerlerin iyileþmeleri için çaba gösterir. Onlara her tür yardýmda bulunur. Kýzýlay salgýn hastalýk durumlarýnda hastalara yardým eder. Aþevleri açar, aþevlerinde yoksul, kimsesiz, düþkün yurttaþlara yiyecek ve içecek verir. Yurt içinde ya da yurt dýþýnda deprem, sel baskýný, savaþ olur olmaz Kýzýlay depolarýný açar, felâket bölgesine çadýr, battaniye, giyecek, yiyecek, kan ve ilâç gönderir. Bu yardýmlarýn daðýtýmýný saðlar. Kýzýlay ülke içinde ve ülke dýþýnda yaptýðý bu yardýmlarý; üyelerin ödentileri, yardýmseverlerin baðýþlarý ve öðrencilerin satýn aldýklarý Kýzýlay pullarýndan elde ettiði gelirlerle karþýlar. Kýzýlay, hiçbir ayrým gözetmeksizin, doðal yýkýmlara uðrayanlara, savaþ yaralýlarýna, düþkünlere, salgýn hastalýklara yakalananlara, din, dil, ulus ayrýmý yapmadan yardým elini uzatýr. Kýzýlay gerektiðinde ayný amaçlý Kýzýlhaç, Kýzýlaslan, Güneþ gibi yardým kuruluþlarý ile iþbirliði yapar. Kýzýlay gençlik kamplarý, aþevleri, hastaneler, dispanserler, kan merkezleri gibi saðlýk ve yardým kuruluþlarýný çalýþtýrýr. Türkiye Kýzýlay Derneði’nin beyaz zemin üstünde kýrmýzý aydan oluþan bir bayraðý vardýr. Kýzýlay bayraðýndaki beyaz renk yaralý askerlerin gömleklerini, kýrmýzý ay ise kan izlerini simgelemektedir. Varlýðý zamanla sýnýrlý olmayan TÜRKÝYE KIZILAY DERNEÐÝ Türkiye Cumhurbaþkanýnýn yüksek himayeleri altýndadýr.
RUMELÝ’DEN TÜRK GÖÇLERÝ - BÝLÂL ÞÝMÞÝR
GÝRÝÞ
"Un élément culturel isolé détaché peut, comme une maladie contagieuse ou comme un électron détaché de l'atome, s'avérer mortel quand il est dissocié du système auquel il appartenait jusqu-là, et quand il est lâché en liberté dans un nouveau milieu... Une fois détaché de son cadre d'origine, l'élément culturel, le bacille ou l'électron ne change pas de nature, mais cette même nature aura maintenant un effet mortel, au lieu d'un effet inoffensif. Ce qui guérit l'un, tue l'autre. Dans les rencontres entre le monde et l'Occident, ... nous trouvons un exemple typique du mal qu'une institution peut faire lorsqu'elle est dissociée de son cadre d'origine et lancée seule à la conquête du monde. Depuis un siècle et demi, nous avons vu l'une des institutions politiques modernes de l'Occident, celle des Etats nationaux, déborder les frontières de l'Europe occidentale et se répandre en Europe orientale, dans l'Asie du sudouest et aux Indes, entraînant avec elles toute une série de persécutions, de déportations, de massacres... Dans l'Empire ottoman, il y a un siècle et demi, avant que le principe occidental d'Etats nationaux, homogènes et bien délimités, n'ait fait sa funeste entrée sur la scène politique, ... les nationalités n'étaient pas seulement enchevêtrées au point de vue géographique, elles étaient également solidaires sur le plan économique et social; et cette corrélation entre la nationalité et le métier était naturelle dans un monde oùla carte linguistique n'était plus un travail de marqueterie, mais une vraie macédoine. Dans cet empire ottoman, le moyen de créer des Etats nationaux selon la formule occidentale était de transformer cet enchevêtrement en groupes linguistiques similaires à ceux de l'Europe occidentale; ce résultat ne pouvait être obtenu que par des méthodes barbares qui ont été employées, depuis cent cinquante ans, secteur par secteur dans la vaste région qui s'étend des Sudètes aux frontieres orientales du Bengale, et dont les conséquences ont été désastreuses.”
Arnold Toynbee (Le Monde et l'Occident, Ed, Gonthier, Paris 1964)
RUMELÝ - BALKANLAR
Kitabýn Türkçe baþlýðýnda Rumeli, Fransýzca ve Ýngilizce baþlýklarýnda ise Balkans (Balkanlar) deyimlerini kullanmýþtým. Bir eleþtirici sorusu: “Rumeli ve Balkanlar kelimelerinin Türkçe olduðu hâlde, Türklerden ziyade bu kelimeyi Batýlýlar kullanmýþtýr. Osmanlýlar, Avrupa'nýn bu bölgelerini daha ilk fethettikleri günden beri, buralarý Rumeli diye adlandýrmýþlardýr... Rumeli kelimesinin muhtevasý, acý tatlý hatýralarýyla, Türklükle doludur. Yazar da kitabýnýn Türkçe baþlýðýnda ‘Rumeli’, Fransýzca ve Ýngilizce baþlýklarýnda ise 'Balkans’ kelimelerini kullanmaktadýr. Bu iki kelime eþ anlamda olmasa gerek. Hatta Batýlýlar dahi, yazar tarafýndan verilen belgelerin çoðunda ‘Roumélie’, ‘Rouméliote’, ‘Roumelia’ diye yazýyor." Böyle bir yergiyi öngörmüþtüm. Bu yüzden, kitabýn ön sözüne, "Rumeli, bu kitapta Balkanlar anlamýna kullanýlmýþtýr" cümlesiyle girmiþtim. Ama, bu iki kelimeyi ayrýca açýklamayý gerekli görmemiþtim. Ýki ayrý kelime kullanýþýmýn nedenlerini de anlatmamýþtým. Türkçe baþlýkta Rumeli sözünü Balkanlar sözüne tercih ediþimin birkaç nedeni vardý. Öteden beri kullanageldiðimiz "Rumeli" sözü, bizde, "Balkanlar" sözünden daha köklü idi, tarihi bir anlam taþýyordu. Eleþtiricinin de belirttiði gibi, dedelerimiz o bölgeleri daha ilk fethettikleri günden beri "Rumeli" diye adlandýrmýþlardý. Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu içinde Rumeli'nin Anadolu'ya denk bir yeri vardý. Bu devlet, Selçuk-Türk devletinden farklý olarak, sadece bir Anadolu veya Asya devleti deðildi. Ayný zamanda hem Anadolu, hem de Rumeli devleti idi. Marmara kýyýsýna yakýn bir yerde kurulan Osmanlý Devleti, Marmara mihverinin doðusunda ve batýsýnda simetrik olarak büyümüþtü. Bu devletin ilk baþkenti Anadolu'da Bursa, ikinci baþkenti ise Rumeli'de Edirne olmuþtu. Ýstanbul'un fethi ile tabiî baþkentine kavuþan ve Ýmparatorluk hâline gelen Osmanlý-Türk devletinin bir kanadý Asya'da Anadolu, öteki kanadý Avrupa'da Rumeli idi. Ýmparatorluðun jeopolitik, ekonomik ve demografik dengesi, doðuda Anadolu, batýda Rumeli ve orta yerde baþkent Ýstanbul üzerine oturmuþtu. Marmara mihverinin doðusunda ve batýsýnda kalan Anadolu ve Rumeli, Osmanlý-Türk Ýmparatorluðunun asýl ana vatan (metropol) topraklarýydý. Anadolu'suz veya Rumeli'siz bir Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu düþünülemezdi. Anadolu veya Rumeli kanatlarýndan bir ipin kopmasý, bu devletin tüm dengesinin alt üst olmasý ve Ýmparatorluðun göçüp gitmesi demek olurdu. Nitekim öyle olmuþtur. Rumeli kanadý koparýlýnca, Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu dengesini kaybetmiþ ve yýkýlýp gitmiþtir. Anadolu'da kurulan yeni Türk devleti ise, baþkentini de Anadolu'nun ortasýna taþýyarak, yepyeni bir denge üzerine oturtulmuþtur. Osmanlý devleti, Selçuk Türk Devletinden farklý olduðu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nden de farklý bir devletti. Rumeli, Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu’nun ana vatan (metropol) topraklarý içinde yer alýyordu. Osmanlý tarihi içinde Rumeli'nin köklü bir anlamý vardý. Bütün tarih yayýnlarýmýza da Rumeli sözü ve Rumeli takýlý sözler yerleþmiþti. Bunlar, Balkan sözü ile deðiþtirilemez. Balkanlar sözünün bizim yayýnlarýmýza giriþi, nispeten yenidir ve bu söz, daha çok o topraklarýn Osmanlý Ýmparatorluðu’ndan ayrýldýktan sonraki durumlarý için kullanýlýr. Eleþtiricinin de belirttiði gibi, "Rumeli kelimesinin muhtevasý acý tatlý hatýralarýyla, Türklükle doludur." Balkanlar sözü ise o derece Türklükle dolu deðildir. Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu’nun ana vatan topraklarý içinde kalan Rumeli'nin "Türklükle dolu" olmasý olaðandý. Bu eski durum, Türkün "tatlý hatýra"larýndandýr. Rumeli’nin elden çýkmasý, dolayýsýyla Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu’nun çökmesi olayýnýn geçmiþ Türk kuþaklarýnýn kalbinde "acý hâtýralar" býrakmýþ olmasý da olaðan bir insanî ve millî duygudur. Bu acý ve tatlý hâtýralar, bizim edebiyatýmýza, sanatýmýza, folklorumuza... da yansýmýþtýr ve dilimize, Rumeli sözcüðü ile baþlayan çeþitli deyimler yerleþmiþtir. Yani Rumeli sözü, Türkçeye âdeta dal-budak salmýþtýr. Türkün acý-tatlý hâtýralarýný saklayan bütün bu deyimlerin, duygulu ve etkili birer yaný vardýr. Bunlarýn yerine Balkanlar sözünü kullanmak, anlamý çok deðiþtirir, hatta kaybettirir. Bu açýdan da Balkanlar sözü bizde, Rumeli sözünü tam karþýlayamaz. Gerek tarihi anlamda, gerek duygusal bakýmdan Rumeli deyimi, bizde, Balkanlar sözünden daha köklü, daha yaygýn ve daha etkilidir. Ve bu deyim, bütün takýlarýyla birlikte hâlâ dilimizde yaþar. Bütün bu nedenlerle kitabýmýn Türkçe baþlýðýnda Rumeli deyimini kullandým. Yalnýz coðrafi bakýmdan, belli bir coðrafî bölgeyi belirtmek için, Rumeli sözü yerine yabancý dillerde Balkanlar (Balkans) sözünü kullanmayý uygun gördüm. Gerçi coðrafi ve idarî bakýmdan Rumeli'nin sýnýrlarý devir devir deðiþmiþtir ve bu deyimden, her zaman kesin sýnýrlarla belirtilmiþ bir bölge anlaþýlmamýþtýr. Ama, Balkanlar sözü, coðrafî bakýmdan, yine de Rumeli dediðimiz bölgeyi aþaðý yukarý kapsar. Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu’nun ana vatan topraklarý içinde kalan Rumeli'nin "Türklükle dolu" olmasý olaðandý. Bu eski durum, Türkün "tatlý hatýra"larýndandýr. Rumeli’nin elden çýkmasý, dolayýsýyla Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu’nun çökmesi olayýnýn geçmiþ Türk kuþaklarýnýn kalbinde "acý hâtýralar" býrakmýþ olmasý da olaðan bir insanî ve millî duygudur. Yalnýz coðrafi bakýmdan, belli bir coðrafî bölgeyi belirtmek için, Rumeli sözü yerine yabancý dillerde Balkanlar (Balkans) sözünü kullanmayý uygun gördüm. Gerçi coðrafi ve idarî bakýmdan Rumeli'nin sýnýrlarý devir devir deðiþmiþtir ve bu deyimden, her zaman kesin sýnýrlarla belirtilmiþ bir bölge anlaþýlmamýþtýr. Ama, Balkanlar sözü, coðrafî bakýmdan, yine de Rumeli dediðimiz bölgeyi aþaðý yukarý kapsar. Yabancý dilde Rumeli'nin yerini tutabilecek Balkanlar deyiminden daha uygun bir sözcük yoktur. Eleþtirici, yayýnladýðým yabancý belgelerde "Roumélie" , "Roumelia" deyimlerinin geçtiðine deðinerek, kitabýn Fransýzca ve Ýngilizce baþlýklarýnda da bunlarý kullanabileceðimi söylemek istiyor. Hâlbuki, yabancý belgelerde "Rumeli" sözü, daha çok Doðu Rumeli Ýmtiyazlý Vilâyeti anlamýna kullanýlmýþtýr. Yani, dar anlamdadýr. Benim Türkçe baþlýkta kullandýðým "Rumeli" deyimi ise, geniþ anlamdadýr ve hemen hemen tüm Balkan Yarýmadasý’ný içine almaktadýr. Yabancýlarýn dar anlamda kullandýklarý Rumeli (Roumelia, Roumélie) sözü, bu kadar geniþ bir bölgeyi kavramaz. Sonra, yabancýlarýn o belgelerde kullandýklarý Rumeli deyimi, kýsa ömürlü olmuþ, aþaðý yukarý Doðu Rumeli imtiyazlý vilâyetinin ömrü kadar sürmüþtür. 1878 Berlin antlaþmasýyla kurulan Doðu Rumeli imtiyazlý vilâyeti, 1885'te Bulgaristan Prensliðine katýlarak tarihe karýþmýþtýr. Yabancý kaynaklarda Rumeli deyimi, daha çok bu 1878-1885 yýllarý arasýnda kullanýlmýþ, o tarihten sonra pek kullanýlmaz olmuþtur. Yabancý yayýnlarda unutulmuþ gitmiþ denebilecek bir sözcüðü kitabýma baþlýk olarak alamazdým. Rumeli karþýlýðý yabancý dillerde o gün olduðu gibi bugün de kullanýlan söz, Balkans (Balkanlar) sözüdür. Hem yaþayan bir sözcük olmasý, hem de coðrafî bakýmdan Rumeli deyimini az çok karþýlamasý bakýmýndan, kitabýn Fransýzca ve Ýngilizce baþlýklarýnda Balkans (Balkanlar) sözcüðünü kullanmayý uygun ve gerekli gördüm. Kitapta iki ayrý baþlýk kullanýþýmýn nedenleri, kýsaca bunlardýr.
Bulgar Millî Uyanýþý - Българското възраждане (възрождение)
Batý Avrupa'da geliþen millî devlet ve milliyetçilik fikirleri Osmanlý topraklarýna sýzmaya baþladýðý devirlerde, XVIII. yüzyýl sonlarýnda, dünya, Bulgar milletinin varlýðýndan henüz haberdar deðildi. Bu tarihlerde Balkanlarda dolaþanlar, Tuna ile Ege Denizi arasýndaki topraklarda yalnýz Türklerle RumIarýn yaþadýðýný yazýyorlardý (Prof. Dr. Halil Ýnalcýk, Tanzimat ve Bulgar Meselesi, Ankara, 1943). Bulgarlar, dinî bakýmdan Rum kilisesinin, siyasî bakýmdan Türklerin egemenliði altýndaydý. Fener Rum Patrikliði, dini bakýmdan Bulgarlarý massetmiþti. Varlýklý ve nispeten kültürlü Bulgarlar, kendilerini Rum sayýyorlar ve Rumluklarý ile övünüyorlardý. Kilise, Bulgarlarý Rumlaþtýrmýþ gibiydi ve Rumlaþtýrmaða devam ediyordu. Ýþlenmiþ bir Bulgar dili yoktu. “Filoloji ile uðraþan bilginler, bir Bulgar dilinin mevcut olduðunu bilmiyorlardý.” (Prof. Enver Ziya Karal, Osmanlý Tarihi, Ankara, 1956) Bulgarlar, kilisede Rumca dua ediyorlar, günlük hayatlarýnda ise çokçasý Türkçe konuþuyorlardý. "Türk dili, Bulgarlar arasýnda kadimden beri (ab atntiquo) yaygýn" idi (Dozon â Moustier, Philippopolis, 5.IX.1868, No 17. Archives des Aff. Etr. de France, CPC. Turquie, Philippopolis, 1857-1877, Tome I). Bulgarlarýn kendi aralarýnda ve evlerinde konuþtuklarý dil ise, çok daha sonralarý bile, "sayýsýz Slav lehçelerinin karman-çorman karýþýmý bir çeþit patois" idi (Ýbid., Andrinople, 1880-1887, Tome IV, folio 98/6 Ýnalcýk, üp. Cit. s. 19.). Ýþlenmiþ bir Bulgar dili olmadýðý gibi, bir Bulgar edebiyatý da yoktu. Rum papazlarý, eski Bulgar edebiyatý kalýntýlarýný her yerde dini bir gayret ile yok etmiþlerdi (Ýnalcýk, Op. Cit. s. 19). Yeryüzünde Bulgarca olarak yazýlmýþ sadece üç kitap vardý, onlar da dinî kitaplardý ve Roma ve Venedik'te basýlmýþtý (Ýbid., s.18). Kýsacasý Bulgarlýk, sönmüþ gitmiþ gibi görünüyordu. Bu sönmüþ gitmiþ gibi görünen millete, XVIII. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda, ilk millî benlik kývýlcýmý verildi. Ýlk defa Paisiy Hilendarski adýndaki bir Bulgar keþiþi, Bulgarlarý uyandýrmaya baþladý. Paisiy, 1722' de doðmuþ, 1745'te Aynaroz manastýrlarýndan birine girmiþti. Burada, Rum ve Sýrp papazlarý ile arasýnda anlaþmazlýk çýkmýþtý. 1761 yýlýnda Avusturya'daki Karlovça þehrine gitmiþti. Burada ve Aynaroz manastýrýnda bulduðu bazý eski kitaplardan da faydalanarak 1762 yýlýnda Slav Bulgarlarýn Tarihi (“Ýstoriya Slavyanobýlgarska” adlý bir kitap yazmýþtý (Kratka Býlgarska Entsiklopediya, BAN, Sofya 1967, T. 4.) Bu kitap, Bulgarlara millî benliklerini hatýrlatan ilk eserdi. Bu kitabýnýn ön sözünde Paisiy, Bulgarlara þöyle seslenmiþti: "Bulgar, kendi soyunu ve dilini öðren. Vatanýný sev, milletinin geçmiþini öðrenmeðe çalýþ. Bir zamanlar senin de çarlarýn, patriklerin ve azîzlerin vardý. Diðer milletler, kendi tarihlerini biliyor ve öðreniyorlar. Onlar, kendi tarihlerini pek sevdikleri kendi ana dillerinde yazýp okuyorlar. Yunanlýlar, Sýrplar bizi hakir görüp bizimle eðleniyorlar; bizi hükümdarsýz, patriksiz, azîzsiz, tarihsiz sayýyorlar. Ýþte ben bunun için bu tarihi yazmaya uðraþtým. Ta ki her bir Bulgar, bizim milletimizin de þanlý, hatta hepsinden daha þanlý geçmiþi olduðunu, büyük hükümdarlarýmýzýn, patriklerimizin var olduðunu öðrensin. Bizim hükümdarlarýmýz, vaktiyle Bizans hükümdarlarýndan vergi almýþlar; bizim patriklerimiz ise baþka milletlere yazý ve kitap vermiþler. Ben, öyle þaþkýn Bulgarlar tanýrým ki, kendi soylarýný bilmezler ve tanýmazlar. Ancak Rumca okuyup yazarlar ve kendilerine Bulgar denmesinden utanýrlar. Acaba niçin? Ey akýlsýz, sana Bulgar denmesinden niçin utanýyorsun? Niçin Bulgar gibi düþünüp, Bulgar gibi yaþamýyorsun? Diyorsun ki, Rumlar daha okumuþ, daha nazik, Bulgarlar ise kaba ve cahil; güzel söz söyleyemiyorlar. Bunun için Rum olmak daha iyi. Pekalâ; fakat iyi bil ki, Rumlardan daha nazik, daha malûmatlý milletler de vardýr. Rumlar milliyetlerini, dillerini býrakýyorlar mý? Allah fakirleri, mazlûm çobanlarý, sabancý Bulgarlarý daha çok sever. Ýþte ben, böyle Bulgarlýðý, Bulgar dilini hakir gören, yabancý dillere, yabancý âdetlere meyleden Bulgarlarý gördüm de bu kitabý yazdým ve herkesi bu kitabý okumaya, Bulgar milletinin geçmiþini öðrenmeðe davet ediyorum." (Nakleden Osman Nuri Peremeci, Tuna Boyu Tarihi, Ýst. 1942, s. 174-175. Ayrýca Bkz. Ýnalcýk, Op. Cit. s. 20.) Bu sözler, Bulgarlarýn millî benlik kývýlcýmý vermiþti. Bulgalarýn millî uyanýþý Paisiy ile baþlar. Bu uyanýþa Bulgar yazarlarý “yeniden doðuþ" (vývrajdane, výzrojdenie) derler. Paisiy, kitabý yazmakla kalmayýp, kasaba kasaba, köy köy dolaþarak kitabýný okutmuþ ve kopya ettirmiþtir. Henüz bir Bulgar basýmevi olmadýðý için kitap el yazmasýydý, kopya ediliyor ve kopyalarý elden ele dolaþýyordu. Yeni Bulgar araþtýrmalarý kitabýn 50 kadar ayrý kopyasýný ortaya çýkarmýþtýr. Kitabý okuyup kopya edenlerden biri de, asýl adý Stoyko Vladislavov ve ruhanî adý Sofroniy Vraçanski olan bir Bulgar papazý ve öðretmeni idi. Doðu Kocabalkan'ýn ýssýz Kazan (Kotel) sabasýnda doðan Sofraniy (1739-1813), 1862 yýlýnda doðduðu kasadaki kiliseye papaz ve dinî okula öðretmen olmuþ ve 1765 yýlýnda Paisiy'nin kitabýný kopya etmiþti. Paisiy'nin yolunda gidenlerin basýnda gelen Sofroniy, Rum papazlarýnýn da baskýsýyla, çeþitli kasabalarda dolaþtýktan sonra, 1803 yýlýnda Bükreþ'e gitmiþ ve orada Rusya'nýn yardýmý ile Bulgaristan'ýn kurtuluþu için çalýþmýþtý (Dimitýr Kosev, Hristo Hristov, Dimitýr Angelov, Kratka Ýstoriya na Býlgariya, Düzeltilmiþ Ýkinci Baský, Sofya 1969). Sofroniy'nin izinde yürüyen bir üçüncü Bulgar milliyetçisi de yine Kazan'da doðan Petýr Beron (1800-1871) olmuþtur. Bir yolunu bulup Bükreþ'e giden, orada ilk öðrenimini tamamladýktan sonra Münich'te týp öðrenimi yapan Beron, 1824 yýlýnda, Avusturya'nýn Braþovo þehrinde ilk Bulgar alfabesini bastýrmýþ ve Bulgarlarýn yaþadýðý yerlere daðýtmaða baþlamýþtýr. Petýr Beron, Batý Avrupa'nýn milliyetçilik akýmlarýyla ve özellikle Avusturya SlavIarý arasýnda yeni yeni geliþmeye baþlayan Slavlýk ve Panslavizm fikirleriyle yakýndan iliþki kurmuþtu. Bu ilk Bulgar uyanýþ kýpýrdanýþý, sýnýrlý olmuþ ve bir hareket hâline gelememiþti. Bulgar milliyetçiliðinin geniþ bir hareket hâlini almasý, Batýdan ve Kuzeyden gelen Slavlýk ve Panslavizm akýmlarý sayesinde olmuþtur. Bu tarihlerden sonra Bulgar milliyetçiliði, Panslavizmin çekim gücüne kapýlmýþ ve onun dümen suyunda gitmiþtir.
Rus Panslavizmi - Руският панславизъм
Ýlk zamanlarda Panslavizmin merkezi Prag idi. Çok geçmeden Panslavizm Rusya'da da geliþmeye baþladý ve ideolojinin aðýrlýk merkezi yavaþ yavaþ Prag'dan Moskova'ya kaydý. Panslavizm ideolojisi, Avusturya SlavIarý arasýnda kaldýðý sürece baþka milletler için büyük bir tehlike olmamýþtý. Çünkü Avusturya Ýmparatorluðu esas itibariyle Almandý ve burada Panslavizm, devlet desteðinden yoksun kalmýþtý. Ayrýca Batýlý Panslavistler ülkücü ve nispeten insancýl idiler. Rus Panslavizmi ise arkasýnda güçlü devlet desteðini bulacak ve bir süre sonra Çarlýk emperyalizmi ile birleþerek ciddi bir tehlike hâline gelecekti. Ayrýca Rus Panslavizmi, Avrupa'ya ve öteki milletlere düþmanlýk þeklinde geliþmiþ ve gitgide Slavdan baþka milletlere hayat hakký tanýmak istemeyen aþýrý bir ýrkçýlýk akýmý hâlini almýþtýr. Ve bu akýmýn birinci hedefi, Türkiye oldu. 19. yüzyýlda Rus aydýnlarý arasýnda iki zýt fikir akýmý çarpýþmaktaydý: Batýcýlýk (zapadniçestvo) ve Slavcýlýk (slavovilstvo) akýmlarý. Batýcýlar, Rusya'yý Avrupa uygarlýðýna mensup saymakta ve Avrupa ile iþbirliðini savunmaktaydý. Slavcýlar ise, Rusya'yý apayrý, kendine özgü (sui generis) bir medeniyet dünyasý olarak Batýnýn rakibi görmekte ve Avrupa ile iþbirliðine karþý gelmekteydi. Rusya'da Panslavizm, önce Slavcýlýk þeklinde, 1820'lerde Moskova edebiyat çevrelerinde geliþti (Hans Kohn, Le Panslavisme, son histoire, et son ideologie, /Traduit de l'Anglais par M. Matignon/, Paris 1963, pp. 17-37. et 71-93). 1825'te Rusya'da bir ayaklanma denemesine giriþen “Dekabrist” denen genç ihtilâlcilerin bir kýsmý Panslavist idi ve büyük bir Panslavist imparatorluðu kurmak emelindeydiler. Ondan sonraki çeþitli olaylar, Rus Panslavizmini besleyip kamçýlandý. 1828/29 Osmanlý-Rus savaþý, Rus Panslavizminin ilk geliþme yýllarýna rastladý. Bu savaþta Edirne'ye kadar gelen Ruslar, birdenbire Balkanlar’da kendilerine yakýn bir dil konuþan bir Bulgar topluluðu bulunduðunu gördüler. Bu savaþ sýrasýnda ve ondan sonraki yýllarda Rus Panslavistleri ile Bulgarlar arasýnda iliþkiler geliþti. Georgi Mamarçev (1786-1846) adýnda aslen Kazanlý (Kotel) bir Bulgar, Rus ordusunda subay olarak bu savaþa katýldý ve bazý Bulgar gönüllülerine kumanda etti (Kosev, Hristov, Angelov, Op. Cit. s. 117. Peremeci, bu konuda þunlarý yazýyor: "Stoyko'nun (Sofroniy Vraçanski'nin) Kazan'da yetiþtirdiði talebe içinde bir de Mamarçev vardý ki, bu, Bulgarlar için fikrî ve ilmî alanda çalýþmamýþ, doðrudan doðruya Bulgaristan'ýn da Sýrbistan gibi Osmanlý Ýmparatorluðu idaresinden ayrýlmasýna, istiklâline uðramýþ, Týrnova taraflarýnda ihtilâl çýkarmaya kalkýþmýþ ve Türkler tarafýndan 1931 senesinde yakalanarak Sisam Adasý’na sürülmüþ, orada ölmüþtür. Mamarçev'in de Ruslarla ve Rus genelkurmayý ile iliþiði olup onlarýn hesabýna çalýþýrmýþ. 1829-1830 savaþýnda Rus ordusunda subaylýk etmiþ, Silistre'de, Razgrad'da ve cenubî Trakya'da ele geçirilinceye kadar pek çok masum Türk kaný dökmüþ bir katildir." Tuna Boyu Tarihi, s. 180-181. Kratka Býlgarska Entsiklopediya, 3, s. 337). Rus Panslavistlerinin öncülerinden biri olan Yuriy Ývanoviç Venelin (asýl adý Georgi Hutza) (1802-1839), tam bu savaþ sýrasýnda, 1829 yýlýnda "Eski ve Bugünkü Bulgarlar ve Ruslarla siyasî, etnografik, tarihî ve dinî baðlarý” adlý kitabý yayýmladý. Venelin, Bulgarlarýn Türk-Tatar asýllý olduklarýný reddediyor ve Attila ve Hunlar gibi, eski Bulgarlarýn da Volga Slavlarýndan olduklarýný, büyük Slav ailesinin bir kolu sayýlmalarý gerektiðini ileri sürüyordu. Bulgarlar arasýnda, özellikle Odesa ve Bükreþ'teki Bulgar kolonileri arasýnda Panslavizm duygusunu yayan Venelin'in bu kitabý olmuþtu. Ayný zamanda bu kitap, Rus kamuoyunun dikkatini ilk defa Bulgarlar üzerine çekmiþ ve Rusya'da Bulgarlara karþý baþlayan ilginin en kuvvetli kaynaklarýndan biri olmuþtur. 1830 yýlýnda Venelin, Rus Ýmparatorluk Akademisi tarafýndan, Bulgarlarýn dilini incelemek üzere Dobruca'ya gönderildi. Bulgarlar üzerine birkaç kitap daha yazdý. Bulgarlar arasýnda Slavlýk ve Panslavizm fikirlerini yaydý. Ölümünden iki yýl sonra :Moskova Bulgar kolonisi VeneIin'in heykelini dikti ve üzerine þunlarý yazdý: "Bulgar milletinin, eski þanlý varlýðýný ilk defa dünyaya hatýrlatan ve onu yeniden doðmuþ görmeyi arzulayan odur. (Venelin'dir). Tanrým, onun duasýnýn gerçekleþmesi için sana dua ediyoruz". 1830'lardan sonra, yeni iç ve dýþ olaylar, Rus Panslavizmini daha da geliþtirdi. 1831'de Rusya'ya karþý baðýmsýzlýk için savaþan Polonyalýlarýn Batý Avrupa'da genel bir sempatiyle karþýlanmýþ olmasý, Rusya'da Batý aleyhtarlarýný ve Panslavizm taraftarlarýný arttýrmýþtý. Ünlü þair Puþkin de bu sýrada Panslavistlerin safýna geçmiþ ve Batýya þiddetle çatmýþtý. Ona göre, Avrupa, Rusya sayesinde Napoléon belâsýndan kurtulmuþ, hürriyete, þerefe ve barýþa kavuþmuþtu. Þimdi (1831'de) Rusya'ya karþý nankörlük ediyordu. Ama, Avrupa liberalleri bilmeliydiler ki, Rusya, bütün düþmanlarýný ezecekti. Rusya ile öteki Slavlar arasýndaki kavgalar ise, Puþkin'e göre, "aile kavgalarý" idi. Çünkü "Rusya, bütün Slavlarýn anasý, daha doðrusu okyanusuydu ve bütün Slav ýrmaklarý bu okyanusa doðru akýyordu”. Bu dýþ olayýn yaný sýra, Rusya'daki bir baþka iç geliþme de Rus Panslavizminin güçlenmesine yardým etti. 1832 yýlýnda Rus aristokrasisinin Ýleri gelenlerinden Kont Sergey Semyonoviç Uvarov (17861855), Çar Nikolay’a Moskova Üniversitesi üzerine bir rapor sundu. Raporda eðitim öðretimin Ortodoksluk, otokratlýk ve milliyet (narodnost) prensipleri üzerine dayandýrýlmasý isteniyordu. Teklif kabul edildi, ilk defa Rus eðitimine milliyet prensibi sokuldu ve Uvarov ertesi yýl Millî Eðitim Bakanlýðýna getirildi. O tarihe kadar Rus eðitimine din esasý hâkim olmuþ, Rusya Çarlýðý yalnýz dindaþ olarak Türkiye'deki Hýristiyanlarla uðraþmýþtý. Eðitime milliyet ilkesinin temel alýnmasý, büyük bir yenilikti ve Panslavizmin geliþmesine uygun ortamý yaratýyordu. Eðitime milliyet prensibini sokan yeni Millî Eðitim Bakaný Uvarov, Panslavistlerin koruyucusu oldu ve onun desteðiyle Moskova'da Moskovityanin adlý Panslavist dergi kuruldu. Bu yýllarda artýk Panslavistler, Rus devlet yöneticilerinin ileri gelenlerini iyiden iyiye etkilemeye baþlamýþlar ve hatta ilerde Çar olacak Grandükü bile davalarýna kazanmaya çalýþmýþlardýr. Ýlk Rus Panslavistlerinin en güçlülerinden olan tarihçi, teþkilâtçý ve gazeteci Mihail Petroviç Pogodin (1800-1875), Grandük Alexsandre Nikolayeviç'i eðitmek amacýyla 1838'de Rusya tarihi üzerine uzun bir mektup yazdý. Mektupta Rusya'nýn evrensel bir devlet olmasý ve bütün Slavlarý birleþtirmesi telkin ediliyor ve þöyle deniliyordu: "Rusya, ... dünya sahnesinde ne olaðanüstü bir fenomendir... Rusya'nýn büyüklüðü ile kýyaslanmaya hangi devlet yanaþabilir? 60 milyonluk bir nüfus... yakýnda 100 milyon olacak! Buna, bütün Avrupa'ya yayýlmýþ 30 milyon Slav kardeþimizi de katalým... O Slavlar ki, coðrafya ve politika setlerine raðmen, bizimle manevî bir birlik teþkil etmektedirler... Þu hâlde Avusturya, Türkiye ve kalan Avrupa nüfusundan Slav nüfusunu koparýp bizimkine katmak gerek. O zaman o devletlere ne kalýr ve bizim kuvvetimiz ne olur? Bu göz kamaþtýrýcý perspektif insaný þaþkýna döndürüyor". Kendisine bu Panslavist mektubun yazýldýðý Grandük Alexandre, 40 yýl sonra Rus ordularýnýn baþýnda, bütün Rusyalýlar Çarý sýfatiyle Tuna'yý geçip Türkiye Slavlarýný "kurtarmaya" gelecek ve Bulgarlarýn "Kurtarýcý Çarý (Tsar Osvoboditel)” unvanýný alacak olan II. Alexandre idi. Ama, yeni bir Slav devleti yaratmak veya Türkiye'den Slavlarý koparmak için bu kýrk yýl içinde Panslavistlerin yoðun, sistemli ve sabýrlý çalýþmalarý gerekecekti. Panslavistler davayý kökünden tuttular ve iþe önce eðitimden baþladýlar. Rusya'da eðitimin milliyet (narodnost) temeline dayandýrýlmasýndan (1833) iki yýl sonra, 1835'te, Kocabalkan'ýn ortasýnda, milliyet esasýna göre eðitim yapacak olan ilk modern Bulgar okulu açýldý.
Panslavizm Hamlesi - Aтаката на панславизма
“Baþlangýçta bir sembol, bir inanç olan Panslavizm, bugün siyasî bir program, daha doðrusu 800.000 süngülü muazzam tehlike hâline gelmiþtir.” (Marx, New York Daily Tribune, 5.5.1855) Ayný sýralarda Marks, “Yüzlerce Rus ajaný Türkiye’de dolaþmaktadýr... Güney Slavlarýna bu azametli Çarýn (Rus Çarýnýn) kendilerini egemenliði altýnda toplamasý, büyük Slav ýrkýnýn bütün kollarýndan hâkim bir ýrk yaratmasý gerketiðini anlatýyor” diye yazmýþtý. Avrupa aydýnlarý ve kamuoyu Panslavizm tehlikesine karþý uyanýktý, tepki göstermekten geri kalmýyordu. Buna karþýlýk, Türkiye’de Panslavizme karþý ayný uyanýk tutum yoktu ve Türkiye topraklarý Panslavizm için o devirde daha elveriþli idi. Esasen Rus emperyalizminin ilk hedefi Avusturya ve Doðu Avrupa deðil, Türkiye ve Balkanlar’dý. Bu nedenle Kýrým Savaþýndan sonraki yýllarda Rus Panslavizminin birinci hedefi Balkanlar’dý ve birinci kurbaný da Rumeli Türklüðü olacaktý. Marks, Panslavizminin “Lâtin ve Germen ýrklarýna amansýz bir savaþ açacaðýný söylemiþti. Ama, Panslavizm ilk büyük savaþýný Almanlardan ve Lâtinlerden önce Türklere açacaktý. XIX. Yüzyýlda sýra Türklerindi... (Not: Akabinde Türkiye’de baþlayan yýkýcý misyonerlik faaliyetleri ve Türkiye’nin bunlarý ciddîye almama tutumuna, hem geçmiþe içim yandýðý, hem maalesef günümüzde bu tutumun devam ettiðini gözlemlediðim için deðinmeye gönlüm izin vermiyor. S.K.)
Silâhlý hareketler - Çete Harekâtý Въоръжена борба - Четническо движение
"Guerov il Ignatieff. No 30, Philippopolis, le 18/30 Mai 1862.Chiffre. Un soulevement ouvert des Bulgares Hant impossible, quelques uns ont en l'idee de faire aux Turcs la guerre de brigands et quelques bandes en sont dejil formees. On tache d'inspirer cette idee aussi aux bandes des brigands Bulgares qui circulent dans le district de Philippopolis, et pour y parvenir, on demande mon appui moral et la promesse de quelque subvention en cas d'une necessite extreme. Je demande les ordres de V. E. pour la reponse que je do is donner il cette demande." (Guerov)." (T. Pençev, Ed., Arbiv na Nayden Gerov, I., s. 284, Belge No 241). 18/30 Mayýs 1862 günü, Filibe'deki Rus Viskonsolosu Gerov, Ýstanbul'daki Rus Büyükelçisi Ýgnatiev'e üstteki þifreyi gönderir. Aslý Fransýzca olan þifrenin Türkçesi þöyledir: "Bulgarlarýn açýk bir ayaklanmasý imkânsýz olduðundan, bazýlarý Türklere karþý çete savaþý yapmak fikrindedir ve þimdiden birkaç çete kurulmuþtur. Filibe sancaðýnda dolaþmakta olan Bulgar eþkýya çetelerine de bu fikir telkin edilmeye çalýþýlmaktadýr. Bunun için berim manevî desteðim ve son derece zaruret hâlinde bir miktar para yardýmý vaadi istenmektedir. Bu isteðe vermem gereken cevap hakkýnda Ekselanslarýnýn emirlerini rica ediyorum." Ayný tarihlerde çete harekâtýna geçilmesi hazýrlýklarýna baþlanmýþtý. Bu hazýrlýklarýn organizatörü, Georgi Stoykov Rakovski (1821-1867) adýnda bir Bulgar ihtilâlcisi görünmektedir. Bulgar tarihçilerinin çete harekâtýnýn ideologu, millî kurtuluþ harekatýnýn ilk organizatörü olarak adlandýrdýklarý Rakovski, Kazan'da (Kotel) doðmuþ, Karlova'da, Ýstanbul'da Kuruçeþme'deki Rum okulunda okumuþtur. 1841 yýlýnda Atina'ya gitmiþ ve orada "Makedonya Derneði" adlý gizli bir derneðin kurulmasýnda aktif rol oynamýþ. 1842'de Ýbrail'e geçmiþ ve oradaki Bulgarlar arasýnda çetecilik hazýrlýklarý yapmýþtýr. Kýrým Savaþý çýkýnca, Rusya hesabýna casusluk yapmak amacýyla Ýstanbul'da bir "gizli örgüt" kurmuþ ve bir casus þebekesi meydana getirmiþ. Türk ordusu hakkýnda bilgi toplayýp Ruslar'a iletmek amacýyla Türk hizmetine girmiþ ve Þumnu Türk ordusunda tercüman olarak görev almýþ. Buradayken casusluðu anlaþýlýp yakalanmýþ ve Ýstanbul'a götürülürken yolda kaçmýþtýr. 1858-60 yýllarýnda Odesa'da bulunmuþtur. 1860 yýlýnda Belgrad'a yerleþmiþ ve orada "Bulgaristan'ýn siyasî kurtuluþu için" daha aktif çalýþmaya baþlamýþtýr. 1862 yýlýnda ilk "Bulgar lejyonunu" kurmuþtur. Bulgar çete harekâtý, bu lejyonun kuruluþuyla baþlatýlýr. Panslavistlerle devamlý iliþki kurmuþ olan Rakovski'nin, silâhlý harekete geçme yolundaki fikirleri, Filibe Rus Viskonsolosunun yukarýdaki þifresinde ileri sürülen fikirlere benzemektedir. Rakovski'ye göre, silâhlý harekata çetelerle baþlanacaktýr. Bunun için eþkýya çetelerinden faydaIanýlacaktýr. Yalnýz bu çeteler sýnýr dýþýnda hazýrlanýp silâhlandýrýlacak ve uygun siyasî þartlarda Türkiye'ye salýnacaklardýr. Çeteler, bir merkezden yönetilecektir. Türkiye'ye girdikten sonra Bulgarlarý ayaklandýracaktýr. Bulgar ayaklanmasý çýktýktan sonra da büyük devletler ve özellikle Rusya, þu veya bu þekilde meseleye müdahale edeceklerdir. Böylelikle Bulgarlar Türk yönetiminden kurtulup baðýmsýzlýða kavuþacaklardýr. Rakovski'nin ve bir kýsým Bulgar milliyetçilerinin inançlarý ve fikirleri kýsaca budur (Kratka Býlgarska Entsiklopediya, IV, s. 342-343. Kinov vd., Výorýjenata Borba..., s. 152-154). Bu inançla, Sýrbistan'da ve Eflak'ta (Romanya) (1862-1868) çeteler hazýrlanýp Türkiye'ye gönderme iþine giriþiliyor. Belgrad'da Bulgar lejyonunu kurduktan sonra, 1862 yýlýnda Rakovski, "Bulgaristan'da ayaklanma zeminini hazýrlamak" amacýyla Hacý Stavri adýnda birini Sýrbistan'dan Tuna Vilâyetine gönderiyor. Kendisine, Bulgaristan'da ayaklanma çýkýnca Sýrbistan'daki Bulgar gönüllülerinin ve Sýrp askerlerinin yardýma gelecekleri de bildiriliyor. Hacý Stavri, Týrnova, Gabrova, Elena, Dranovo taraflarýnda dolaþýyor, çete toplamaya, ayaklanma hazýrlamaða çalýþýyor. 150 kiþilik bir çete de hazýrlanýyor. Ama, Türk makamlarý çabuk tedbir alýyor ve ayaklanma çýkmýyor. (Özetle: Son olarak, 5 Temmuz 1868 günü Ziþtovi’nin doðusundan Tuna’yý geçen Hacý Dimitýr ve Stefan Karaca çetesi Türk sahil muhafýzlarýnca görülüp, kovalama baþlar, çarpýþmalar meydana gelir. S.K.) Bu son çete hareketinin bir sonucu olarak: Ýlk defa silâhlý Bulgarlarla silâhlý Türk köylüleri karþý karþýya gelip vurulmuþladýr. Türk halkýndan da epey ölenler, yaralananlar olmuþtur. Bulgarlarla Türkler arasýndaki iliþkilerde, henüz ufak da olsa bir gedik, bir yara açýlmýþtýr. Çetelerin kovalanmasý iþinde sivil Türk halkýnýn kullanýlmasý, Filibe sancaðýnda yeteri kadar asker ve zaptiye bulunmamasý yüzünden o gün için bir zaruretti; fakat ilerisi için bir hata olmuþtur. Bu noktada Türk makamlarý, Bulgar ve Türk halkýný birbirine düþürme yolundaki Panslavist oyununa gelmiþlerdir. Açýlan yara ileride büyüyecektir.
1876 Nisan ayaklanmasý - Априлско въстание
1875 yýlýndaki ayaklanma denemesi fiyasko ile sonuçlanýnca, asýl Bulgar ayaklanmasý 2 Mayýs 1876’da çýktý. Rumî takvime göre 20 Nisan 1876 günü patlak verdiði için Bulgari tarihine bu, “Nisan ayaklanmasý (Aprilsko výstanie)” adýyla geçmiþtir. O zamanki bir gözlemciye göre bu ayaklanma, Panslavistlerin Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu’na karþý giriþmiþ olduklarý “büyük fesat zincirinin bir halkasý” idi (Foreign Office Archives, Public Record Office, London, F.O. 424/43 - Confidential). Baþka bir deyinle, Nisan ayaklanmasý, beþ yüz yýllýk Türk yönetimi boyunca Bulgarlarýn en önemli ayaklanmasýdýr ve 1877-78 Türk-Rus Savaþýna giden olaylar zinciri içinde bir yeri vardýr. Kýrk yýla yakýn bir zamandýr, eðitim yoluyla, çete göndererek ve nihayet profesyonel ihtilâlciler görevlendirerek hazýrlanan Bulgar ayaklanmasý çabuk bastýrýlmýþtýr. Türk karþý saldýrýsýna hiçbir Bulgar ayaklanma merkezi 10 gün dayanamamýþtýr. 2 Haziran 1876 günü Rusçuk’taki Fransýz Konsolosu Aubaret þöyle yazmaktadýr: “Bulgar ayaklanmasý bitmiþ telâkki ediliyor. Dýþarýdan gelmiþ tahrikçiler tarafýndan çýkarýlmýþ olan hareket, asla millî olmamýþtý ve itibarla zaten dayanamazdý.” (Archives des Affaires Etrangeres de France, Turquie, CPC. Roustchouk 1876-1879, Tome 3, f. 37: "L'insurrection bulgare est.. consideree comme finie. Le mouvement, du a des agitateurs venus du dehors, n'a jamais ete national, il ne pouvait done pas se maintenir." (Roustcouk, le 2 Juin 1876, Dir. politique No 9) Ayaklanmanýn sonuçlarýný yerinde tahkik eden Ýngiliz memuru Baring, bu konuda þunlarý yazmaktadýr: "(Ayaklanmanýn) baþlýca tahrikçileri dýþarýdan gelmiþtir ve dýþ tahrik olmasaydý ayaklanma çýkmayacaktý; fakat bunlarýn kendi ihtilâlci ve Panslavist fikirleriyle halký ne dereceye kadar endoktrine ettiklerini söylemek kolay deðildir... Papazlar ve öðretmenler ihtilâlci eðitime muhtemelen en fazla kulak verenlerdi ve çorbacýlardan bazýlarý da iþe karýþtýrýlmýþlardý. Fakat saygýdeðer Bulgarlarýn çoðunluðunun buna fiilen katýlmadýklarýna inanýyorum... Köylüler, Türkler kendilerini öldürecek diye aldatýlarak köylerini boþaltmýþlardýr; küçük kasabalar halký tehditle ve son derece aþýrý yabancý yardým vaadiyle ayaklanmaya iþtirak ettirilmiþlerdir... Ýhtilâl iyi plânlanmýþ, fakat sefilce uygulanmýþtýr. Halkýn kalbi açýkça bununla deðildi. Ýsyancýlar masum Türkleri öldürmek ve diðer isyan hareketlerinde bulunmakla hata ettiler. Fakat fiilen kendilerine karþý hücuma geçildiði zaman gösterdikleri direnme, direnme sözüne lâyýk deðildir." (Report by. Mr. Baring, 1.IX.1876, F.O. 424/43, p. 353) Sonuç olarak 1876 Bulgar ayaklanmasý üzerine þunlar söylenebilir: Ayaklanma politik bir ayaklanmaydý, sosyo-ekonomik nedenlerden dolayý çýkmamýþ, Türkiye üzerinde ayrý bir Slav devleti kurmak veya Bulgarlarý Osmanlý-Türk Ýmparatorluðu’ndan koparmak fikriyle hazýrlanmýþtý. Ayaklanmayý hazýrlayanlarýn arkasýnda Rusya ve Panslavizm vardý. Ayaklanma yurt dýþýnda plânlanmýþ, dýþarýdan gönderilen profesyonel ihtilâlciler tarafýndan çýkarýlmýþtý. Ayaklanmanýn ilk kurþunu Filibe Rus Viskonsolosu Nayden Gerov'un doðduðu köyde atýlmýþtý. Yine ayaklanma en fazla Filibe ve Tatarpazarcýk kazalarýnda yayýlmýþtý. Bu bölgedeki büyük Bulgar köyleri, Kýrým savaþýndan beri Panslavistlerin yoðun çalýþma alanlarýydý. Aslen Bulgar olan Filibe Rus Viskonsolosu Gerov, ayaklanmanýn bu bölgede hazýrlanmasýnda rol almýþtý. Gerov'un arkasýnda Panslavizmin bayraktarlarýndan olan Rusya'nýn Ýstanbul Büyükelçisi Ýgnatiev bulunuyordu (Ýgnatiev'in bu ayaklanmanýn arkasýnda olduðuna dair o zamanki Türk makamlarýnýn eline önemli belgeler de geçmiþti. Viyana'da çýkan Neue Freie Presse gazetesi 21 Temmuz 1876 tarihli bir Ýstanbul telgrafýnda þunlarý yazmýþtý: "Constantinople, 21 Jui11et 1876. Ýl Y a deux jours Sir H. Elliot a ete informe par le Grand Vizir que Midhat Pacha avait ete mis, par des amis a lui, en possession de documents fort compromettants pour l' Ambassadeur de Russie; depuis dix semaines ýes dits documents avaient ete communiques au Conseil des Ministres... Le contenu des documents en question serait tenu secret par les Ministres, bien qu'il ait des raisons de croire que Sir H. Elliot soit au courant de l'affaire. Aujourd'hui il ressort que le General Ignatief aurait provoque son conge du jour ou il a appris la decouverte faite par les Ministres ottomans..." Loftus to Derby, St. Petersbourgh, August 1, 1876, Conf, 341, F.O. 424/43, p. 30, No 56 and incl. Rusya bu haberi yalanlamýþ ve Gorçakov Ýngiliz Sefiri Lord Loftus'a, anýlan belgelerin sahte olduklarýný, Viyana'daki Polonyalýlar tarafýndan düzenlendiklerini söylemiþtir. Loftus to Derby, St. Petersbourgs, Aug. 15, 1876, Conf. No 355, F.O. 424/43, p. 129, No 226: "These papers, Prince Gortchakow said, were spurious or forged documents, and were fabricated by a company of Poles at Vienna, who made trade of it..." Fakat Temmuz 1876'da Petersburg'a giden Ýgnatiev'i Türk Hükûmeti geri kabul etmek istememiþ ve ancak Ýngiliz baskýsý ile Ýgnatiev tekrar Türkiye'ye kabul edilmiþtir. Elliot to Derby, Therapia, September 14, 1876, Most confidential, No 1011, F.O. 424/43, p. 485-486, No 796.: "The person sent to me confidentially by the Sultan this morning spoke of the dread H. M. felt at the thoughts of having to receive General Ignatief upon his return here... i thought it right to observe that any endeavour to obtain his recall at this moment would be unadvisable..." Ýgnatiev'in Türkiye'ye dönmesine karþý koyulmamasý için Ýngiltere'nin Türkiye nezdinde baþka diplomatik teþebbüsleri veya daha doðrusu baskýlarý da olmuþtur. Derby to Elliot, September 30, 1876, No 610, F.O. 424/43, p. 574, No 961). Pananslavistler, Bulgar ayaklanmasýný hazýrlarken Filibe bölgesine özellikle önem vermiþlerdi. Çünkü bu bölgenin milliyetler çatýþmasý bakýmýndan, stratejik önemi vardý. Güneyden gelen Hellenizm, doðudan gelen Türklük ile kuzeyden uzanan Slavlýk bu bölgede rastlaþýyor, çatýþýyordu. Burada bir Bulgar ayaklanmasý çýkarmakla Panslavizm, Türklere ve Hellenizme üstünlük saðlamak amacý gütmüþtür. Ayrýca Bulgar ayaklanmasýný Rodop Daðlarý eteklerine kadar yaymakla Panslavistler, kurmayý tasarladýklarý Slav Bulgar devletini buralara kadar uzatmak emelini beslemiþlerdir. Çünkü o tarihe kadar "Bulgaristan" denince Tuna ile Balkan sýradaðlarý arasýnda kalan Tuna Vilâyeti kastediliyordu. Görev çevresi Tuna Vilâyeti olan Rusya'nýn Rusçuk Baþkonsolosluðunun kapýsýnda ve tabelasýnda da "Rusya'nýn Bulgaristan Baþkonsolosluðu" yazýlýydý. 1876 Bulgar ayaklanmasýndan sonra, Ýgnatiev'in emriyle, bu tabelâdaki "Bulgaristan" sözü çýkarýldý. Panslavistlerin gözünde artýk Bulgaristan, yalnýz Tuna Vilâyeti ile sýnýrlandýrýlamazdý, ta Rodoplar’a ve Makedonya'ya kadar uzanmasý gerekliydi (Bu konuda Fransa'nýn Rusçuk Konsolosu þunlarý yazmaktadýr: "... Jusqu'ici, on entendait par Bulgarie le vilayet du Danube y compris bien entendu, les Sandjaks de Sofia et de Nisch, plus quelques districts faisant ii tort partie de Philippopoli. Les Russes eux-memes reconnaissaient la justesse de cette delimitation... J'avais done pu lire, depuis mon arrivee ii Roustchouk, sur l'ecusson du Consulat General de Russie comme ii la porte de tous mes collegues, les mots: "Consulat General en Bulgarie". Mais le General Ignatieff, sentant qu'un pareil aveu pourrait se retourner contre lui, a ordonne ii ses agents d'effacer le mot de Bulgarie, j'ai en effet appris... que cette province a tout d'un coup Hendu ses limites jusqu'ii Salonique et Monastir..." Archives des Affaires Etrangeres de France, CPC. - Turquie, Roustchouk, 1876-1879, Tome 3, ff. 127-128. Burada yeri gelmiþken belirtmek gerekir ki, Panslavistlerin bayraktarlarýndan olan Rusya Büyükelçisi Ýgnatiev'in "Büyük Bulgaristan" emeli üzerindeki çalýþmalarý, 1876 Bulgar ayaklanmasýndan çok önceki yýllara kadar gitmekte idi. Gerek Rusya Dýþiþleri Bakanlýðý Asya Ýþleri Dairesi Müdürü olarak, gerek 1864'te Ýstanbul'a Büyükelçi geldikten sonra Ýgnatiev, güney Bulgarlar arasýnda sistematik olarak Slavlýk bilincini geliþtirme politikasý gütmüþtür. Bununla da yetinmeyerek Rodoplar bölgesindeki Pomaklarý da Slavlaþtýrma ve bu þekilde ileride kurulacak olan Büyük Bulgaristan'ýn sýnýrlarým Ege Denizi’ne kadar uzatma açgözlülüðünü göstermiþtir. Pomaklar arasýnda Bulgarlýk fikrini yayma talimatý vererek 1869 yýlýnda Filibe Viskonsolosu Gerov'u Rodoplara göndermiþ, kendisine çeþitli raporlar hazýrlatmýþtý. Arhiv na Nayden Gerov, Cilt l, s. 519-520, Belge No 461, s. 503, Belge No 449 vs.). Kýsaca, Filibe bölgesindeki ayaklanma, “Büyük Bulgaristan” emeli için hazýrlanmýþtýr. Ayaklanmanýn asýl liderleri yurt dýþýndan gönderilmiþti, ama, ikinci derecedeki elebaþýlarý yerli Bulgarlardandý. Bunlar arasýnda öðretmenler ve papazlar geniþ yer tutmaktaydý. Çünkü kilise ve okul, Rusya'nýn ve ihtilâlci Panslavistlerin çok önceden el attýklarý ocaklardý. Papazlarýn bir kýsmý ile öðretmenlerin çoðu Rusya'da yetiþtirilmiþti. Sonra 1870-71 yýllarýnda bunlarýn bir kýsmý gizli ihtilâl teþkilâtý içine alýnmýþlardý. Ayaklanmaya katýlýrken bunlar gönüllü ve bilinçli idiler. Fakat köylü kitle, bilinçli deðildi, gönüllü de deðildi; ayaklanmaya sürüklenmiþti. Ayaklanma hazýrlýklarýna giriþildiði zaman köylüler arasýnda yoðun bir propaganda ile bir "katliam" korkusu, "yok edilme" psikozu yaratýlmýþtý. Kasten yaratýlan bu korku iledir ki, Bulgar köylüleri silâhlanmýþtý. Fakat bu silâhlanan insanlar isyan çýkarýlacaðýný, çoðunlukla bilmiyorlardý. Köylü kitle, Panslavizm ideolojisine kayýtsýzdý; uzun vadeli nazariyelere aldýrýþ etmiyor ve kýsa vadeli çýkarlarýndan ötesini pek düþünmüyordu. Bunlarýn ayaklanmaya katýlmasý bir olup bitti sonucu olmuþtu. Köylerine gelmiþ zaptiyelerin isyancýlar tarafýndan öldürüldüðünü gören bu insanlar, kýsmen çaresizlik içinde komitecilerin yanýnda yer almýþlardýr. Bir kýsým köylüler ise düpedüz silâh tehdidi ile ayaklanmaya iþtirak ettirilmiþlerdir. Bunlara geri dönüþ yolunu kapatmak için, isyancýlar, köyleri ve evleri yakmýþlardý. Korku ve tehdit ile ayaklanmaya katýlanlarýn sayýsý 7-8 bin kiþiyi bulmuþtu. Ama ayaklanma asla bir kitle hareketi hâlini almamýþtý. Büyük kitlenin desteðinden yoksun olduðu için de ayaklanma temelsizdi. Bu yüzden Bulgar ayaklanmasý çok çabuk bastýrýlmýþtýr. Türk halk gönüllüleri veya Türk askerleri yaklaþýnca, isyancýlar arasýnda çabucak daðýlma ve panik baþ göstermiþtir. Yurt dýþýndan gönderilen liderlerin ve yerli komitecilerin çabalarýna raðmen, isyan cepheleri pek tutunamamýþtý. Bazý köylerde ayaklanma birkaç saatlik çarpýþmadan sonra bastýrýlmýþtý. Bazý yerlerde birkaç gün çarpýþma olmuþtu. Fakat hiçbir köyde veya ayaklanma merkezinde Bulgarlar, bir haftadan fazla dayanamamýþlardýr. Bu açýdan bakýlýnca, 1876 Bulgar ayaklanmasý küçük bir olaydýr, denilebilir. Hele bir yýla yakýn zamandýr bastýrýlamayan Bosna-Hersek ayaklanmasýyla karþýlaþtýrýlýnca, bir haftada bastýrýlmýþ Bulgar ayaklanmasýnýn önemsiz olduðu bile söylenebilir. Fakat, Bulgar ayaklanmasý, yankýlarý veya daha doðrusu Türklere karþý istismar ediliþi bakýmýndan, Bosna-Hersek ayaklanmasýndan çok daha önemlidir. (Aferin, emperyalist Panslavistler fitne fesat yolu ile “pireden deve”, “sinekten fil” yapmayý baþarmýþlar! S.K.)
Ayaklanmanýn yankýlarý ve istismarý - Отзвук и използуване (експлоатация) на въстанието
Bundan baþka Ýstanbul Hükûmeti, Türk ve Bulgar halklarý arasýnda yaratýlmýþ olan düþmanlýk duygularýný gidermek, kanlý olaylarý unutturmak için çaba harcadý. 1876 Haziran ayý baþýnda yeni Sadrazam Mehmet Rüþdi Paþa imzasýyla Türkçe ve Bulgarca bir bildiri yayýnlanarak bol miktarda daðýtýldý. Bildiride, karþýlýklý kinlerin ve düþmanlýklarýn unutulmasý öðütlenerek þöyle deniliyordu (Fransýzca çevirisinden Türkçeleþtirilmiþtir. Metin için Bkz. F.O. 424/42, p. 31, No 65/1.): "... Müslümanlar ve Bulgarlar, siz de, birlikte ve ahenk içinde ticareti ve tarýmý geliþtirmeye çalýþarak öteki milletler arasýnda gerçek bir gýpta konusu idiniz. Fakat, yazýk ki, Müslümanlar ve Bulgarlar arasýna ayrýlýk tohumlarý saçarak kendi ihtiraslarýný tatmin etmek isteyen bir haydut çetesi, sizin felâketinize sebep oldu...” "Þimdi sizin vazifeniz, kinlerinizi ve ihtiraslarýnýzý unutup, Türk ve Bulgar olarak aranýzda, yüzyýllardan beri mevcut olan ayný ahenk içinde yaþamaktan ibarettir." Birbirleriyle kanlý býçaklý hâle getirilen Türk ve Bulgar halklarý arasýndaki düþmanlýk duygularý, þüphesiz ki, böyle bildirilerle çabucak giderilemezdi. Fakat, Ýstanbul Hükûmeti, düþmanlýk duygularýný hafifletmek ve yavaþ yavaþ gidermek uðrunda samimi çaba harcýyordu. Yaralarý sarmak, yakýlýp yýkýlan evleri ve köyleri, devlet bütçesinden para ayýrarak sür'atle onarmak veya yeniden inþa etmek istiyordu ve bu iþe hemen giriþmiþti. Öte yandan Bulgarlar arasýnda Rusya'dan soðuma, hatta Rusya'ya karþý infial duygularý geliþmeye baþlamýþtý. Bulgar kamuoyunda, Rus ajanlarýna kendilerini ayaklanmaya zorladýklarý ve bu felâkete sebep olduklarý kanýsý geliþiyordu (Bu konuda Ýstanbul'daki Ýngiliz Büyükelçisi Haziran baþýnda þu bilgileri vermektedir: "The Bulgarian insurreetion appears to be unquestionably put down... The indignation of the Bulgarians is now direeted ehiefly against the Russians, by whom they were, they say, urged, and almost foreed, to rise against their Government. "They do not stay inquire whether it was the Russian Government, the Russian Embassy at Constantinople, or the revolutionary and Slav Committees in Russia which led them on their ruin; but the same feeling towards Russia appears to have been produeed among the Bulgarians by the collapse of their müvement as the suppression of the Cretan insurreetion eaused among the Greeks, who from that day lost their confidence in the Power in which they had hitherto trusted, and who now look upon it with an aversion." (Elliot to Derby, Therapia, June 8, 1876, No 604. F.O. 424/41, p. 215-216, No 365). Kýsacasý, 1876 Haziran ayýnýn ilk yarýsýnda durum normale dönmeye baþlamýþtý. Normale dönüþ, Rusya'nýn aleyhinde, Türkiyenin ise lehindeydi. Bulgar ayaklanmasýnýn bastýrýlmasý üzerine Bulgarlar arasýnda Rusya'ya güven duygularý zayýflamaya, Bulgar kamuoyu Rusya aleyhine dönmeye yüz tutmuþtu (Bulgarlarýn Rusya'ya karþý dönmeye baþladýklarý hakkýnda Ýngiliz Büyükelçisi Elliot'un verdiði bilgiler, bkz. not 299 Ýbid. s. 699. Ýstanbul'daki Rus Büyükelçisi tarafýndan da endiþeyle doðrulanmaktaydý. Ýgnatiev 31 Mayýs/ 12 Haziran 1876'da þunlarý yazmaktadýr: "Le s Bulgares continuent a. porter leurs regards desesperes vers la Russie, mais si la situation actuelle devait durer - la sympathie que ce malheureux peuple nous a toujours temoiglle pourrait bien en etre gravement atteinte." Osvobojdenie Bolgarii ot Turetskogo iga, Dokumenti v treh tomah, Moskva 1961, l, s. 238, No 118). Rusya'nýn prestiji bu bölgede zayýflýyor gibiydi. Buna karþýlýk Türkiye, duruma hâkim olmuþ görünüyordu. Bulgar ayaklanmasý bastýrýlmýþtý. Yurt dýþýndan gönderilen profesyonel ihtilâlcilerin kimisi öldürülmüþ, kimisi kaçýrýlmýþtý. Ayaklanmanýn bir kýsým elebaþýlarý yakalanýp mahkemeye verilmiþti. Dýþ müdahale olmadan Bulgarlar artýk uzun yýllar ayaklandýrýlamazdý. Türk ve Bulgar halklarý arasýnda alevlendirilmiþ olan karþýlýklý düþmanlýk duygularýnýn giderilmesine çalýþýyordu. Buhranýn bu safhasý atlatýlmýþ gibiydi. Geriye, yalnýz sürüp gitmekte olan Bosna-Hersek ayaklanmasý için bir çözüm yolu bulmak kalýyordu... Fakat çok geçmeden durum tersine dönmeye baþladý. Bulgar ayaklanmasýndan sonra Bulgar meselesi artýk resmen Rusya tarafýndan ele alýnmýþtý. Rusya ve büyük devletler, "ayaklanan eyaletler" listesine "Bulgaristan''ý da katmýþlardý. Ayaklanma söndürülmüþ olmasýna raðmen artýk "Bulgaristan" da Bosna-Hersek gibi ayaklananlar arasýnda sayýlýyordu. Arkasýndan 1 Temmuzda Sýrbistan ve 2 Temmuzda da Karadað Türkiye'ye savaþ açtýlar. Bunlar da "ayaklanan eyaletler" listesine geçirildiler. Yangýn sönüyor gibi görünürken yeniden büyümeye, alevlendirilmeye baþlandý. "Gönüllü" adý altýnda binlerce Rus askeri ve yýðýnla cephane Sýrbistan'a ve Karadað'a sevkedildi. Bununla da yetinilmedi, en aþýrý Panslavistlerden olan Rus Generali Çernyaev Sýrp ordularýnýn baþýna geçerek Türkiye'ye karþý savaþmaya baþladý. Çernyaev, 1871'den beri Petersburg Panslavist komitesinin faal üyesiydi ve "Russkýy mir" adlý Panslavist gazeteyi çýkarýyordu. Türk-Sýrp savaþý baþlar baþlamaz Sýrbistan ordularýnýn Baþkumandanlýðýna geçirildi (Panslavist Çernyaev daha Mayýs ayýnda Sýrbistan'a gitmiþti. Niyeti, Balkan Slavlarý arasýnda Türkiye'ye karþý bir "ortak cephe" kurmak, Sýrbistan ordularýnýn Baþkumandanlýðýna geçmek ve Bulgarlarý ayaklandýrmaktý. Rus hükûmeti, bu generalin hareketini kendi inisiyatifiymiþ gibi gösteriyordu. 26 Mayýsta Rusya Dýþiþleri Bakanlýðý Müsteþarý Jomini þöyle yazmaktadýr: "Nous venons de recevoir l'avis de l'escapade du General Tcherniaiew... Au fond, si la guerre devait eclater, on ne serait pas fache de voir un homme de cette capacite il tHe de l'armee serbe. Ceci est entre nous... Ce que je vous dis sur Tcherni",'ew est egalement tres confidentiel... Officiellement nous devons reprouver la conduite de ce General..." Charles and Barbara Jelavich, Ed., Russia in the East... p. 9-10. Fransa'nýn Rusçuk Konsolosu Aubaret de 11 Aðustos 1876'da Çernyaev'in Bulgarlarý ayaklandýrma fikri hakkýnda þunlarý söylüyor: "L'idee dominante du General Tchernaieff de soulever la Bulgarie trahissent d'ailleurs il la fo is beaucoup trop d'ambition et surtout d'ignorance car, pour le moment, la Bulgarie n'est pas soulevable." (Archives des AU. Etr. de France, CPC. Turquie, Roustchouk, 1876-1879, T. 3, f. 73). 8 Temmuzda Rusya ile Avusturya, Balkanlar’ý paylaþmak için Reichstadt'ta anlaþtýlar. Türkiye ile Karadað ve Sýrbistan arasýndaki savaþta Türkiye galip. gelirse, statu quo muhafaza edilecekti, Türkiye yenilirse Bosna-Hersek eyaleti, Sýrbistan, Karadað ve Avusturya arasýnda paylaþýlacaktý. Rusya Besarabya ile Batum'u alacaktý. Osmanlý Devleti yýkýlýrsa, Yunanistan'a toprak verilecek, bir de baðýmsýz Bulgaristan devleti kurulacaktý. Panslavistler asýl Bulgar meselesi üzerinde duruyorlardý. Çünkü onlarýn tasarladýklarý "Büyük Bulgaristan"ýn kurulmasý demek, Osmanlý Ýmparatorluðunun Rumeli kanadýnýn hemen hemen tamamen koparýlmasý ve dolayýsiyle bu Ýmparatorluðun yýkýlmasý demek olacaktý. Bu bakýmdan Bulgar ayaklanmasýnýn küçük bir olaymýþ gibi geçiþtirilmesi, burada durumun normale dönmesine imkân verilmesi, Panslavizmin tarihi bir fýrsat kaçýrmasý demek olurdu. Üstelik bu fýrsat kýrk yýllýk emekle Panslavistlerce hazýrlanmýþ bir fýrsattý. Bütün bu emekler heba edilemez, bu fýrsat kaçýrýlamazdý. O bakýmdan Bulgar ayaklanmasý azamý derecede istismar edilmeliydi ve edildi. Türkiye'ye ve Türklere karþý korkunç bir kampanyaya giriþildi. Bu kampanyanýn ilk iþaretini Odesa'da çýkan "Odesskiy vestnik (Odesa gazetesi)” verdi. Bu gazete, 28 Nisan/10 Mayýs 1876 tarihli sayýsýnda ilk defa "Bulgaristan katliamý" hakkýnda haberler yayýmladý. Odesa, Panslavizmin önemli merkezlerinden biriydi. Bulgar gençlerinin beyinleri çokçasý burada yýkanmýþ, profesyonel Bulgar ihtilâlcileri burada yetiþtirilmiþti. 1876 Bulgar ayaklanmasýný çýkarmak için Tuna ve Edirne Vilâyetlerine gönderilen P. Volov, St. Stambolov, Hr. Botev vs. vs. gibi profesyonel ihtilâlciler de Odesa'da yetiþtirilmiþlerdi. Yani, Bulgar ayaklanmasýnýn liderleriyle Odesa'daki Panslavistler arasýnda organik bað vardý. Odesa Panslavistlerinin kendi yetiþtirmeleri olan kimselerin yenilgiye uðramalarýný duyunca çileden çýkmalarý ve olayý tahrif edip kamuoyuna sunmalarý olaðandý. Panslavist "Odesa gazetesi"nin de Bulgarlarýn Türkler tarafýndan "katliamý edildikleri" iddialarýný yaymasý, bu gazetenin mesleðine uygundu. Çok geçmeden "Ruskiy mir" gibi diðer Panslavist gazeteler de kampanyaya katýldýlar. Panslavist organlarý, az sonra öteki Rus gazete ve dergilerini de sürüklemeye baþladýlar. "Golos", "Moskovskie vedemosti", "Novoe vremya", "Delo", "Niva", "Russkaya starina", "Russkie vedemosti" vs. gibi gazete ve dergiler de "Bulgar katliamý" üzerinde haberler yayýmlamaya baþladýlar. Panslavist basýn, Rus basýnýný büyük ölçüde arkasýndan sürüklemeye ve Rus yöneticileriyle kamuoyunu kuvvetle etkilemeye baþlamýþtý. Rus basýnýna haberler, esas itibariyle Türkiye'deki Rusya Büyükelçiliðinden ve konsolosluklarýndan gelmekteydi (Hristo Hristov, Osvobojdenieto na Býlgariya i politikata na zapadnite dýrjavi, 1876-1878, Sofya 1868, s. 24.). Rusya Büyükelçiliðiyle konsolosluklarý mübalaðalý raporlar yazýyorlar, Bulgar ayaklanmasýnýn bastýrýlmasýný "Bulgarlarýn Türkler tarafýndan toptan yok edilmek istendiði", bunun bir "yok etme savaþý", "ýrklar savaþý", "din savaþý" olduðunu ileri sürüyorlardý. Örneðin Rusya Büyükelçisi Ýgnatiev'in Çar II. Alexandre’a gönderdiði 27 Nisan/9 Mayýs 1876 tarihli 170 sayýlý raporunda "hareketin ilk anýndan itibaren memleketteki (Türkiye'deki) ahalinin Müslüman ve Hýristiyan olarak iki düþman kampa ayrýldýklarý" ileri sürülmektedir (Osvobojdenie Bolgarii ot Turetskogo iga, dokmnenti v treh tomah, I, s. 202. No 97). Ýgnatiev, Çara gönderdiði 29 Nisan/11 Mayýs 1876 tarihli 177 sayýlý raporunda "Bulgar ayaklanmasýnýn baþýndan itibaren bir din savaþý hâlini aldýðýný ve bir yok etme savaþý þekline girme tehlikesi gösterdiðini" iddia etmektedir. Rus Büyükelçisi, yine Çara yazdýðý 7/19 Mayýs 1876 tarihli 190 sayýlý raporunda, daha da ileri giderek "Bulgar ayaklanmasýnýn gittikçe iki ýrk arasýnda bir yok etme savaþý hâlini aldýðýný" söylemektedir. Aslýnda ayaklanmanýn bastýrýlmasý toplu katliam þeklini almaktan çok çok uzak kalmýþtý ve bütün Bulgar ayaklanmasý sýrasýnda öldürülen Bulgarlarýn sayýsý Filibe bölgesinde 3.000, diðer bölgelerde ise 1.000 kadar olmak üzere topu topu 4.000 kiþiyi geçmemiþti. Fakat, Panslavist Rus Büyükelçisi ve onun emrindeki Panslavist Rus konsolosluklarý, bu vesileyle kafalarýndaki "ýrk savaþý" fikirlerini artýk perde perde açýða vurmaya baþlamýþlardý. Irkçý Panslavizm, yýllardan beri geliþtirdiði teorisini artýk resmen ortaya koyuyor ve ileride Rumeli Türklerine karþý giriþecekleri "ýrk ve yok etme" savaþýnýn zeminini hazýrlýyordu. Nitekim Rus Büyükelçiliðinden ve Konsolosluklarýndan gelen bu raporlar daha da büyütülerek Rus basýnýna aktarýlýyor ve "yok etme savaþý" teorisi halka ve devlet adamlarýna mal ediliyordu. Rus basýný, olayý on misli, yüz misli büyüterek þu temayý Ýþliyordu: "Türkiye ve Türk baþýbozuklarý zavallý Bulgar kardeþlere karþý bir yok etme savaþý açmýþlardýr. Öyleyse Türkler suçludur. Suçluyu cezalandýrmak, vahþi Asya sürülerinin elinden Bulgarlarý kurtarmak, Türkleri Avrupa topraklarýndan atmak gerekir." Temanýn özü budur. 27 Temmuz/8 Aðustos 1876 tarihli Golos gazetesinde, "Bir Asya sürüsünün Hýristiyan halký arasýndaki vahþeti","Avrupa topraðýnda Asya ýrký" vs. gibi sözlerle bu temanýn iþlendiðini, sadece bir örnek vermiþ olmak üzere anmak mümkün. Türkiye Hükûmeti Türklerle Bulgarlar arasýnda kasten yaratýlmýþ olan düþmanlýk duygularýný hafifletmeye, gidermeye çalýþýrken, Rusya'da bu düþmanlýk fikirleri en aþýrý dereceye götürülüyor ve bir "ýrk ve yok etme savaþý" propagandasý halka ve devlet adamlarýna mal ediliyordu. Bu propaganda, broþürler, mitingler ve gösterilerle de perçinlendi. Kiev'de, Moskova’da, Petersburg'da "Bulgar katliamý", "ýrk savaþý" temalarýný iþleyen propaganda broþürleri yayýnlandý. Odesa, Kiev, Moskova ve Petersburg þehirlerinde ayný temayý iþleyen mitingler düzenlendi (Bulgar ayaklanmasý üzerine Türkiye'ye karþý propaganda kampanyasýnýn yayýlýþýnýn þematik açýklanmasý için bkz: Býlgarska Akademiya na Naukite, Atlas po Býlgarska istoriya, Sofya 1963, s. 39). Tek kelimeyle, Panslavistler, Rus kamuoyuna ve yöneticilerine kendi teorilerini empoze edebilmiþler, Rusya’yý sürüklemeye baþlamýþlardý. Daha rasyonel, daha yumuþak ve barýþtan yana olan Ruslar, artýk bu sürükleniþe karþý durabilecek durumda deðillerdi, gidiþi endiþe ile izliyorlardý. Rusya hükûmeti savaþa gitmezse, PanslavÝstlerce devrilecek diye korkulmaya baþlanmýþtý. Rusya, "ya harp, ya ihtilâl" gibi bir ikilem (31 Aðustos 1876 günü, mutedil Rus diplomatlarýndan olan Rusya Dýþiþleri Bakanlýðý Müsteþarý Jomini, þunlarý yazmaktadýr: "Notre position sera d'autant plus intolerable que les entrainements nationaux nous ont directement engages. Donc ou la guerre ou le désordre chez nous - voilâ le dilemme!" Charles and Barbara Jelavich, Ed., RussÝa in the east... p. 20). Jomini, daha sonraki bir tarihte de þunlarý yazmaktadýr: "... Les violences d' Aksakov et de toute cette ecole slave nous pousseront aux abimes". Ýbid. p. 64) içine sokulmuþtu. Ýngiltere'nin Petersburg Büyükelçisi Lord Loftus, "Rus basýnýnýn þiddetli yayýnlar yaptýðým, bütün memlekette harp için fanatik kýþkýrtmalar olduðunu, Ýmparatorun ve hükûmetin güç bir durumda kaldýklarýný" belirtmektedir. Slav ýrkýndan baþkasýna hayat hakký tanýmayan ýrkçý Panslavizm, kendi fanatik görüþünü Rusya'ya mal etmiþti. Ýntikam istiyor, kan istiyor, "ýrk ve yok etme savaþý" istiyordu... Panslavistlerin giriþtikleri Türk düþmanlýðý kampanyasý, yalnýz Rusya sýnýrlarý içinde kalmadý ve oldukça geniþ ölçüde Avrupa kamuoyuna da mal edildi. Rus Panslavizmi, Avrupa'yý da bir dereceye kadar peþinde sürüklemeye baþladý. Yalnýz þu farkla ki, Avrupa'daki kampanya "Müslümanlýk-Hýristiyanlýk", "Avrupalýlýk-Asyalýlýk" þeklinde yürütüldü ve Panslavizmin ýrkçý ve Batý Avrupa düþmanlýðý fikirleri kamufle edildi. Avrupa'da giriþilen kampanyanýn birkaç ana hedefi vardý: Önce, Türklerin "suçlu" olduklarý Avrupa'ya da kabul ettirilmek amacý güdülüyordu. Bir defa Türklerin "suçlu" olduklarý kabul ettirildikten sonra artýk iþ nispeten kolaylaþacak, Türkiye, büyük devletlerce sanýk sandalyesine oturtulup mahkûm edilecekti. "Suçlu"yu cezalandýrmak için önce Avrupa'nýn müþtereken harekete geçmesi istenecek, bu olmadýðý takdirde Rusya tek baþýna bu "cezalandýrma" iþini üzerine alacaktý. Bu durumda da Türkiye'nin yanýnda dost ve müttefik bir devlet bulunmayacaktý. Türkiye'yi yalnýz býrakma hedefi bakýmýndan öncelikle Ýngiltere kamuoyunun Türkiye aleyhine çevrilmesi büyük önem taþýyordu. Almanya zaten Rusya'dan yanaydý, Fransa ise 1870-71 savaþýndan yenik çýkmýþtý, yeni bir inisiyatif alamazdý. Esasen Selânik olayý yüzünden Fransýz ve Alman kamuoyu büyük ölçüde Türkiye aleyhine dönmüþtü. (Selânik olayý þudur: Müslüman olmak için Selânik'e gelen bir Bulgar kýzýnýn aslen Rus olan Perikli Lazari adýndaki Amerikan Konsolosunca Türklerin elinden alýnýp kaçýrýlmasý üzerine, Mayýs 1876'da, Selânik halký galeyana gelmiþti. Bu yüzden çýkan karýþýklýkta Selânik'teki Fransýz ve Alman Konsoloslarý 6 Mayýs 1876 günü öldürüldüler. Bu olay Almanya'da ve Fransa'da geniþ yankýlar yaptý. Almanya ve Fransa hükûmetleri Selânik limanýna savaþ gemileri gönderdiler. Suçlular asýldý. Almanya'ya ve Fransa'ya yüksek tazminat ödendi. Fakat buna raðmen bu ülkelerde kamuoyu Türkiye aleyhine dönmüþtü. Burada belirtmek gerekir ki, birkaç ay sonra Tiflis'teki Türk konsolosu ve eþi de öldürülmüþtü /F.O. 424/47 - p. 100, No 408/. Fakat, Selânik'te öldürülen yabancý konsoloslar için Avrupa'da kýyamet koparýlýrken, Tiflis Türk Konsolosunun ve e§inin öldürülmesi hiç yanký yapmamýþtý. Rusya, bu olaydan dolayý Türkiye'ye üzüntülerini bildirmekle yetinmiþtir.) Avusturya'ya Bosna-Hersek vaat edilmiþti ve bu devlet Türkiye lehine harekete geçip Rusya'yý durdurmaya kalkýþmazdý. Türkiye'den yana olabilecek bir tek devlet vardý, o da Ýngiltere idi. Öyleyse Ýngiltere'de yoðun bir Türk düþmanlýðý kampanyasýna giriþip bu ülkede de kamuoyunu ve hatta hükûmeti Türkiye aleyhine çevirmek elzemdi. Ýngiltere'de, Bulgar ayaklanmasý üzerine önce birkaç haberden sonra asýl sistematik kampanya Daily News gazetesi tarafýndan açýldý ve bu kampanyada J. A. MacGahan adlý bir Rusofil Amerikan gazetecisi kullanýldý. MacGahan, 32 yaþýnda bir gazeteci idi. 28-29 yaþlarýnda iken, 1872-73 yýllarýnda Rusya'da bulundu ve Haziran 1876'da özel olarak Türkiye'ye gönderildi (Osvobojdenie Bolgarii ot turetskogo iga, Dokumenti... I, s. 687). Çok muhtemelen Rus altýnýyla beslenen bu gazeteci, görünüþte "New York Herald" gazetesi muhabiri olarak Türkiye'ye gelmiþti, fakat aslýnda Daily News ve Spectator adlý Ýngiliz gazetelerine imzasýz yazý yazýyordu (“Mr. M'Gahan, who passed as the correspondent of the ‘New York Herald’, but whose chief object was to write to the ‘Daily News’, and I believe, the ‘Spectator’..." W. Baring to Elliot, September 5, 1876, Confidential, F.O. 424/43, p. 373, No 603/1). MacGahan, 23 Haziran 1876 tarihli Daily News gazetesinde, "Bulgaristan'da Müslüman Vahþeti" (Muslim Atrocities in Bulgaria) baþlýklý uzun yazýsýyla kampanyaya baþladý. Yazýda, Bulgarlarýn "sýrf Hýristiyan olmak suçundan dolayý" toptan katliam edildikleri, 18 bin ila 30 bin arasýnda Bulgar öldürülmüþ ve 100'den fazla köyün yakýlýp yýkýlmýþ olduðu iddia edildikten sonra, Ýngiltere’nin Türkiye’deki Hýristiyanlarý savunmasý gerektiði fikri ileri sürülüyordu. Bu yazýda, MacGahan, Rus altýnlarýyla cebini doldurmak istercesine, akla hayale gelmedik sansasyon haberleri uydurdu. Yazar, “Bulgar çocuklarýnýn Çerkezler tarafýndan esir pazarlarýnda satýlmýþ ve satýlmakta olduðunu ve Filibe’de 3-4 Liraya genç Bulgar kýzlarýnýn satýn alýnabildiðini de yazacak kadar ileri gitti. Ona göre, Türkiye “barbar” bir ülkeydi, Hýristiyan Avrupa’nýn müdahalesini önlemenin en kestirme çaresini, Türkiye’deki Hýristiyan nüfusunu yok ederek azaltmakta buluyordu. ... Türkiye, Türk tahkik memurlarý Edip Efendi ile Þakir Beyden ayrý olarak, Yovanço Efendi adlý bir Bulgar ile Blaque Bey adlý baþka bir Hýristiyaný da tahkikat için görevlendirmiþ ve bunlar, ölen Bulgarlarýn sayýsýný 3.000’i aþmadýðýný tespit etmiþlerdi. Ama bu da, galeyana gelmiþ olan Ýngiltere’de artýk dinlenmemiþti. Türk düþmanlýðý duygularý önüne geçilmez þekilde almýþ yürümüþ bulunuyordu. Bu arada Rusya Büyükelçiliði, müfrit Panslavistlerden Prens Tseretelev'i, Amerikan Elçiliði de Türk düþmaný Þuyler'i tahkik için görevlendirdi (Mr. Schuyler, U.S.' Secretary of Legation and Consul General who went to Bulgaria for the purpose of making inquiries into the atrocities committed there, was accompanied by Mr. M'Gahan, ... and Mr. Schneider, correspondent of the "Cologne Gazette". Mr. Schuyler made no attempt for conceal his violent antipathy for everything Turkish, and that openly expressed the hope that Ottoman Empire would shortly faH to pieces. During his tour in the province of Slimnia he was accompanied by Prince Tcheretelew... whose influence did not probably weaken Mr. Schuyler's anti-Turkish sentiments." (W. Barillg to Elliot, Therapia, September 5, 1876, Coniidential, F.O. 424/43, p. 373, No 603/1). Mac Gahan ve Panslavist Tseretelev ile birlikte Edirne vilayetinde dolaþan ve Türkiye aleyhtarlýðýný gizlemeyen Þuyler, ölen Bulgarlarýn sayýsýný çok göstermek için Bulgar ailelerinin 15-20, hatta bazý hallerde 39 kiþilik büyük aileler olduðunu ileri süren bir rapor yazdý (Schuyler to Horace Maynard, Philippopolis, August 10, 1876, F.O.424/43). Hiç kimse Bulgar ailelerinin ortalama 5-6 kiþilik olduðunu söyleyip onun yalanlarýný ortaya vurmadý ve bu uydurma rapor da Ýngiltere'de Türkiye aleyhinde kullanýldý. Türkiye, ayaklanma bölgelerini yasak bölge ilân edebilir, buralara yabancý gazeteci ve konsoloslarý sokmayabilirdi. Fakat, ayaklanmanýn küçük ve bunda ölen Bulgarlarýn az olduðunu bildiði için olacak, herkese buralarýný açtý ve Rus, Ýngiliz, Amerikan vs. memurlarý ve gazetecileri serbestçe köyleri dolaþabildiler. Türkiye'nin bu hareketi, Türkiye ve Türkler aleyhinde kullanýldý. Burada belirtmek gerekir ki, daha sonra Bulgaristan Türklerine yapýlan zulümleri yerinde tahkik etmek için Türkiye, buralara yabancý konsoloslarýn gönderilmesini istediði zaman, bu istek, þiddetle reddedilecek ve Türklere karþý yapýlan zulümler ve katliamlar dünya kamuoyundan gizlenmeye çalýþýlacaktý. Panslavistlerce giriþilen ve Ýngiliz liberallerince de benimsenen Türkiye aleyhindeki kampanya, Ýngiltere'de meyvesini vermekte gecikmedi. Ýngiltere Dýþiþleri Bakaný Derby, 29 Aðustos 1876'da Ýstanbul Büyükelçisi Elllot'a "Bulgaristan olaylarýnýn Türkiye'ye karþý sempatiyi tamamen yýktýðýný... ve Rusya'nýn Türkiye'ye savaþ ilân etmesi hâlinde Ýngiltere hükûmetinin fiilen müdahale edemeyeceðini" bildirdi (F.O. 424/43, p. 214, No 381. Derby to Elliot, Telegraphic, Confidential August 29, 1876, 11.55 p.m.: "I think to mention, for your guidance, that the impression produced here by events in Bulgaria has completely destroyed sympathy with Turkey. The feeling is universal and so strong that even if Russia were to declare war against the Porte, His Majesty's Government would find it practically impossible to interfere. Any such event would place England in a most unsatisfactory situation. Peace is, therefore, urgently necessary. Use your discretion as to the language which you shall hold, but you will see how essential it is that the Turkish Ministers should be alive to the situation, and that you cannot to be too strong urging upon the Porte a consiliatory disposition."). Panslavizm ve Rusya, Ýngiltere'de büyük bir zafer kazanmýþtý. Artýk Türkiye yalnýz kalmýþ demekti. Bir buçuk iki ay içinde Ýngiltere'de durum Türkiye aleyhine dönmüþ, daha doðrusu döndürülmüþtü. Ýngiliz liberalleri, aptalca ýrkçý Panslavizme alet olmuþ, onun dümen suyunda sürüklenmiþlerdi. Türk düþmanlýðýnýn þampiyonluðunu eline almýþ olan Gladstone, Parlamentoda ve meydan kürsülerindeki nutuklarýndan baþka, 6 Eylülde "Bulgaristan Mezalimi ve Doðu Meselesi" adlý meþhur broþürünü yayýmladý. Broþür çýkar çýkmaz kapýþýldý ve 3-4 gün içinde 40.000 nüsha satýldý. Mr. Galdstone, broþürünü Rusçaya da çevirtmek için hemen Mr. Alexander adýndaki bir adamýný Petersburg'a gönderdi. Mr. Alexander, 18 Eylül 1876 günü Petershurg Panslavist Komitesi tarafýndan alkýþlarla karþýlandý ve kendisine çekilen ziyafette yaptýðý konuþmada, diðer hususlar yanýnda, þöyle dedi: "... Ölülerin kaný dinin harcýdýr... Bugün Bulgaristan'da merhametsizce akýtýlan kanýn... muzaffer bir mahsul vereceði ne kuvvetle inanýyorum... Bugün hep birlikte, Türkiye'nin bu feci durumuna son verilmesini kuvvetle istiyoruz. O Türkiye ki, insanlýðýn yüzkarasýdýr, yüzyýlýmýzýn lekesidir ve medeniyetin ilerleyiþini kösteklemektedir..." Ýngiliz liberalleri ile Rus Panslavistleri kucaklaþýyor, öpüþüyorlar ve Türkiye’ye karþý ortak bir cephe kurmuþ bulunuyorlardý. Ýngiltere'de de, týpký Rusya'da olduðu gibi, Türkiye'nin ve Türklerin cezalandýrýlmasý isteniyordu. Daha da ileri gidilerek, "Türk meselesi"ne köklü hâl çaresi bulmak için Avrupa kýtasýndan Türklerin atýlmasý gerektiðini açýkça savunanlar da az deðildi. Rumeli Türkleri bu geliþmeleri uzaktan uzaða ve kaygýyla izliyorlardý. Rusçuk'taki Ýngiliz Konsolosu R. Reade, bu konuda þunlarý yazmaktadýr: "(Tuna Vilâyetinde) Müslümanlar, Ruslarýn buraya ancak kendilerini Avrupa kýtasýndan atmak için gelecekleri kanaatindedirler ve ‘bu durumda ne için yaþayacaðýz?’ diye sormaktadýrlar.. Ayný þekilde, kendilerinin Avrupa'dan atýlmalarýný isteyen Ýngiltere'deki nutuklardan ve yazýlardan da çok iyi haberdar olduklarýný duymaktayým...” (Consul R. Reade to Elliot, Rustchuk, Oct. 25, 1876, F.O. 424/45, p. 63, No 133/2: "... The Mussulmans are convinced that the Russians will only come here to drive them out of Europe, and they say, ‘in that case what have we to live for’?". "I also hear that theyare very well aware of the 'speeches and writings' in England, advancing the ir expulsion from Europe...") Rumeli'den atýlmak istenen yalnýz Osmanlý Devleti deðil, fakat ayný zamanda yerli Türk halk kitleleriydi. Ýngiltere'de olduðu gibi diðer Avrupa ülkelerinde de kamuoyu Türkiye ve Türkler aleyhine çevrildi ve oralarda da çeþitli yayýnlar, mitingler yapýldý (Meselâ Paris'te çýkan Le Figaro gazetesinin bir yazýsýný tekzip için Ýstanbul Hariciye Nezaretinden Paris Sefaretine þöyle bir telgraf gönderildi: "Le Ministre des Affaires Etrangeres /de Turquie/ a L' Ambassadeur Ottoman aParis. Constantinople, le 26 Juillet 1876, Tel No 44390/120-: "Reçu télégramme No 191. La Sublime Porte vous autorise â faire démentir en son nom, de la maniére la plus formelle et la plus categorique, les assertions mensongéres et les accusations perfides du Correspondant du Figaro. Cet ecrivain se fait l'instrument tout au moins aveugle d'un complot ourdi par les memes individus qui ont fomente et organise l'insurrection bulgare et qui veulent aujourd'hui se venger par un systeme audacieux de calomnies odieuses de l'energie et de la promptitude avec lesquelles le Gouvernement a déjoué leurs projets criminels et parvenu â étouffer ce mouvement de rébellion qui avait pour but avéré le massacre general des Musulmans." Archives de I'Ambassade de Turquie ii Paris). Bulgar ayaklanmasý korkunç bir þekilde istismar edilmiþ ve giriþilen yoðun bir propaganda kampanyasý ile Avrupa kamuoyu Türkler aleyhine çevrilmiþti. Türkler, yapayalnýz kalmýþtý. Türkiye ve Türkler lehine yalnýz Hindistan Müslümanlarý ile Macaristan üniversite gençleri gösteri yapmak istediler. Hint Müslümanlarý Bombay, Peþavar ve Kalkütta þehirlerinde Türkiye ve Türkler lehinde mitingler yaptýlar ve duygularýný Ýngiltere hükûmetine de duyurdular (The Viceroy of India to Salisbury, Simla, Oct. 2, 1876. Tel. F.O.424/44, p. 24, No 30,334 F.O. 424/44, p. 319, No 651). Budapeþte Üniversitesi gençleri de, kendiliklerinden, Türkiye'ye sempati gösterisinde bulundular, Türkiye lehinde ve Rusya aleyhinde þehrin muhtelif yerlerine bildiriler yapýþtýrdýlar ve Türk savaþ yaralýlarý için yardým toplamak için bir miting düzenlediler. Macar gençleri, diðer Macaristan þehirlerini ve Viyana Üniversitesini de kendilerine katýlmaya çaðýrdýlar. Fakat bu hareket "Hýristiyanlara zulümlerin tasvip ve teþvik edilmekte olduðu þeklinde yorumlanacak" diye yasaklandý ve geniþleyemedi (Elliot to Derby, Therapia, August 9, 1876, Tel: "It is impossible to use stronger language than i have employed about atrocities in Bulgaria," F.O. 424/43, p. 48, No 85). Avrupa'da, Türkler lehine bir hareket doðmasýna imkân býrakýlmadý ve baþlamýþ olan samimi hareket çabucak önlendi. Avrupa'da kamuoyu, Türkiye aleyhinde kalmaya devam etti. Bu hava içinde Ýngiltere hükûmeti, Bulgarlar lehine aðýrlýðýný koydu ve Bulgarlýk davasýnýn avukatý kesildi. Ayaklanmaya karýþtýklarý için yakalanýp mahkemeye verilen ve hatta yargýlanýp hüküm giyen Bulgarlarýn serbest býrakýlmalarý, buna karþýlýk ayaklanmada þiddet kullandýklarý iddia edilen "baþýbozuklarýn cezalandýrýlmalarý" için Ýngiltere, Türkiye'ye çok sert diplomatik baskýlar yapmaya baþladý. Baskýlar gerçekten çok sert ve sýk oldu. Ýngiliz arþiv fonlarý, bu aylarda Türkiye'ye ne derece sert baskýlar yapýldýðýný gösteren belgelerle doludur. Hariciye Nâzýrý, Sadrazam ve Sultan seviyesinde üst üste yapýlan bu baskýlarda, diplomatik nezaket kurallarýný aþan bir dil kullanýlmaktan da çekinilmemiþtir. Ýstanbul'daki Ýngiliz Büyükelçisi Elliot, 9 Aðustos 1876 tarihli bir telgrafýnda, "Benim kullandýðým dilden daha sert bir dil kullanýlamaz" diyor. Bu baskýlar ile ayaklanmaya fiilen karýþmýþ olan Bulgar isyancýlarý serbest býraktýrýldý. 10 Aðustos 1876 günü Hariciye Nazýrý Safvet Paþa, ayaklanmanýn "þefleri ve organizatörleri hariç" Bulgar isyancýlarý için af ilân edildiðini bildirdi (Safvet Pacha a Sir H. Elliot, Canlidja, le 10 Août 1876: "Lundi dernier V. E. m'avait engage d'entretenir S. A. le Grand Vezir de l'opportunite qu'il y aurait d'accorder maintenant l'amnistie aux Bulgares impliques dans les derniers mouvements. S. A. a qui je m'empressai de faire part de l'idee de V. E., en apprecia immediatement la justesse et la portee et elle vient d'etre adoptee par le Conseil des Ministres dans sa seance d'hier. "La decision du Conseil porte qu'en dehors de ceux qui ont ete deja juges et condamnes, tout ceux qui sont actuellement detenus ou poursuivis pour avoir pris part a l'insurrection seront mis en liberte sans retard et ne seront plus recherches a raison de ce erime. "Seuls les chefs et organisateurs de l'insurrection sont exemptes de cette mesure de elemence... "En portant ce qui precede a la connaissance de V. E., je suis certain qu'elle y verra une nouvelle preuve de sentiments de moderation que le Gouvernement Imperial n'a cesse d'apporter dans cette malheureuse affaire." (F.O. 424/43, p. 160-161, No 279/1) ve gerçekten Filibe, Edirne ve Týrnova olaðanüstü mahkemelerinde yargýlanmakta olan yüzlerce isyancý serbest býrakýldý. Bundan baþka, bizzat Bulgar isyancýlarý tarafýndan yakýlýp yýktýrýlan Bulgar köyleri Türk Hükûmetine yeniden yaptýrýldý. Ýstanbul'dan gönderilen paralar ve özel bir komisyon aracýlýðýyla hemen hemen bütün yakýlýp yýkýlan köyler yeni baþtan kuruldu. 1876 yaz ve güz aylarý yoðun inþaat çalýþmalarýyla geçti. Eylül ayýnda yýkýlan Bulgar köylerinin yarýdan fazlasý yeniden yapýlmýþtý. 1876 kýþ aylarýna gelinirken 3.060 ev yeniden yapýlmýþtý ve 348 evin de yapýmý bitmek üzereydi (F.O. 424/49', p. 134-135, No 237/6). Ve kýþtan önce evleri yakýlýp yýkýlmýþ olan bütün Bulgarlar yeni evlerine yerleþtirilmiþ, açýkta kimse kalmamýþtý (Sadoullah Bey au Grand Vezir, le 21 Novembre 1876, F.O. 424/48, p. 134-135, No 201). Bundan baþka Türk Hükûmeti, zarar gören Bulgarlara bol miktarda para yardýmý yaptý, bunlarýn acil ihtiyaçlarým sür'atle giderdi (Safvet Pacha a Musurus Pacha, Constantinople, le 25 Septembre 1876, TeIegraphique: "Le Gouvernement Imperial mis jusqu'ici â la disposition de la commission récemment envovyée en Bulgarie la somme de 18.000 livres Turques pour pouvoir aux besoins pressants des victimes de l'insurrection. En outre, des mesures sont prises pour la prompte reconstruction des villages incendiés..." F.O. 424/43, p. 536, No 891. Calvert to Elliot, Philippopoli, September 20, 1876: “A sum of 700.000 pÝýýstres was sent from Constantinople; of this 300.000 piastres was forwarded to Bazardjik, and the remaining 400.000 piastres kept for the villages of the Philippopolis ‘Caza’. Only 219.000 piastres of the latter sum has be en as yet spent, chiefly in buying cattle to enable the people to harvest their grain, and has been divided among the following 12 villages..." F.O. 424/44, p. 113, No 207/1 etc. etc.). Yabancý devletler, özellikle Ýngiltere, suçlu Bulgarlarý kurtarýrken, ayný zamanda suçsuz Türklerin cezalandýrýlmasýný istediler. Bu konuda da Türkiye üzerine çok þiddetli baskýlar yapýldý (F.O. 424/43, p. No 106, Elliot to Derby, Therapia, July 23, 1876, No 780: "On Saturday i had a further conversation with the Grand Vizier upon the excesses of the Bashi-Bazouk in Bulgaria..."). Canlarýný, mallarýný ve namuslarýný korumak için silâha sarýlýp Bulgar ayaklanmasýnýn bastýrýlmasýna katýlan Türk halk gönüllüleri (baþýbozuklar), Avrupa kamuoyuna kana susamýþ canavarlar gibi gösterildiler. Ayaklanmanýn çabucak bastýrýlmasýnýn hýncý veya öcü bunlardan alýnmak istendi. Ýstanbul'daki Ýngiliz Büyükelçisi Elliot, Bulgar ayaklanmasý hakkýnda daha ilk haberleri verirken isyancýlarýn, "masum Müslümanlara karþý, hele kadýn ve çocuklara karþý iþledikleri zulümlerin Müslümanlar arasýnda misilleme hareketlerine sebep olabileceðini" belirtti (F.O. 424/41, p. 9, No 11, Elliot to Derby, Constantinople, May 9, 1876, No 473: "Outrages committed upon the peaceful Mussulmans, and especially upon the women and children, may provoke among the Mahomedans a spirit of... revange likely to lead to similar acts of retalation..."). Fakat ayný zamanda Büyükelçi, ayaklanmanýn bastýrýlmasýnda baþýbozuklarýn kullanýlmasýný protesto etmeye baþladý. Ayaklanmanýn bastýrýlmasýndan ve hele Rusya ve Ýngiltere'de havanýn Türkler aleyhine çevrilmesinden sonra, Büyükelçi, protestolarýný sýklaþtýrýp sertleþtirdi. Bu defa "baþýbozuklarýn cezalandýrýlmasýný" istemeye baþladý. Bu baskýlar sonunda, 1876 Temmuz ayýndan itibaren baþýbozuklarýn astýrýlmasýna baþlandýðý görülmektedir. Ýngiliz tahkik memuru Baring, 20 Temmuzda, "Yenimahalle olayýnda... birçok baþýbozuk tutuklandý, bunlarýn Binbaþýsý yargýlanýp mahkûm edildi ve hepsi bir günde idam olundu" diyor (F.O. 424/43, p. 2, No 2/1, Baring to Elliot, Philippopoli, July 20, 1876: "In the affair of Yeni Mahalle... a number of Bashi-Bazouks were arrested and their Bimbashi... was tried, sentenced, andexecuted all in one day."). 22 Temmuzda Baring Filibe'den þunlarý yazýyor: "Hasköy olayýna katýldýðý için bir baþýbozuk bu sabah asýldý... Ýki baþýbozuk da burada (Filibe) þu anda asýlmýþ bulunmaktadýr.” (F.O. 424/43, p. 16, No 27/1, Baring to Elliot, Philippopoli, July 22, 1876: "A Bashi-Bazouk was hung this moming for having taken part in the Haskeui affair... Two have now been hung here." Baring, ayný zamanda, Hacý Murad kumandasýndaki baþýbozuklardan 14 kiþinin müebbet hapse, 11 kiþinin de çeþitli hapis cezalarýna çarptýrýldýklarýný belirtiyor. Öte yandan Burgas'daki Ýngiliz Konsolosu Brophy, yine 22 Temmuzda, "dün bir baþýbozuk asýldý" diye bildiriyor.). Fakat Ýngiltere, bu cezalandýrmalarý yeterli bulmamýþ ve daha fazla Türkün cezalandýrýlmasý için baskýlarýna devam etmiþtir. 1876 Aðustos ve Eylül aylarýnda, "baþýbozuklarýn cezalandýrýlmasý" için üst üste teþebbüs ve baskýlar yapýldý. Bulgar ayaklanmasýnýn bastýrýlmasýný yerinde tahkik için Temmuz ayýnda Filibe sancaðýna gönderilmiþ olan Baring, Eylül ayýnda yeniden oraya gitti ve baþýbozuklarýn yargýlanmasý sýrasýnda mahkemede hazýr bulundu. Bulgar isyancýlarý için af ilân edildiði sýrada, Türklerden birçok kiþi yeniden tevkif edildi (F.O. 424/43, p. 472, No 788, Elliot to Derby, Therapia, September 12, 1876, No 991: "I was informed yesterday that, ... the Porte has ordered the immediate trial and arrest of the principal leaders of the Bashi Bazouks..."). 21 Eylül 1876'da, Ýngiltere Dýþiþleri Bakaný Derby, serbest býrakýlan Bulgarlara maddî yardým yapýlmasý, ayný zamanda baþýbozuklarýn cezalandýrýlmasý için Sultan nezdinde yeniden teþebbüse geçilmesi talimatýný verdi (F.O. 424/43, p. 453, No 758, Derby to Elliot, September 21, 1876, No 572: "Her Majesty's Government desire that Your Excellence will demand a personal audience of the Sultan, and communicate to His Majesty in substance the result of Mr. Baring's inquiries, mentioning by name Shefket Pasha, Hafýz Pasha, Tossoun Bey, Achmet Agha, and the other officials whose conduct he has denounced. "Y. E. will, in the name of the Queen and H. M.'s Government, call for reparation and justice, and urge that the rebuilding of the houses and churches should be begun at once, and necessary assistance given for the restoration of the woollen and other industries, as well as provision made for the relief of those who have been reduced to poverty..."). 7 Ekimde Ýngiliz Büyükelçisi Elliot, Sultanla görüþüp baþýbozuklarýn cezalandýrýlmasýný tekrar istedi (F.O. 424/44, p. 203, No 400, Elliot to Derby, Therapia, October 7, 1876: H... At a private audience of the Sultan I executed the instructions contained in your despatch No 572 of the 21st of September, in respect to the measures which Her Majesty's Government expect to be taken for the relief of the suffering Bulgarians, and for the punishment of the persons chiefly implicated in the cruelties perpetrated upon them." Ayný þekilde Elliot, bir baþka telgrafýnda, Bulgar ayaklanmasýnýn bastýrýlmasýnda þiddet kullananlarýn bir an önce cezalandýrýlmasý için Sultan nezdinde teþebbüs yaptýðýný bildirmektedir: F.O. 424/44, p. 91-92, No 165, Elliot to Derby, Therapia, Oct. 7, 1876. Telegraphic). 1876 yýlýnýn sonbahar ve kýþ aylarýnda, Bulgar ayaklanmasýnýn bastýrýlmasýnda rol almýþ Türk halk gönüllüleri komutanlarýnýn hemen hepsi tutuklandý (F.O. 424/45, p. 24-25, No 69/1, Baring to Elliot, Philippopali, October 12, 1876: "Achmet Agha and Tossoun Bey were under arrest... The other persons who have been arrested for their connection of the Batak affair are Alish Pehlivan of Bania, Achmet Tchaush of Derkova and Hafouz Effendi of Rakitova. Orders also have been sent to arrest the son of Achmet Agha... and Bektash Metto of Rakitova." F.O. 424/45, p. 27, No 69/3, Baring to Elliot, Philippopoli October 15, 1876: "Yesterday the Commissian examined Latif Effendi of Nevrokop, who had been arrested as aleader of Bashi-Bazouks at Batak."). Yýl sonunda Ýstanbul Konferansý toplandýðý sýrada, bunlarýn cezalandýrýlmasý için Türkiye üzerine yapýlan baský daha da þiddetlendi. Ýstanbul Konferansýnda Ýngiltere'yi Lord Salisbury temsil ediyordu. Bu defa Türkiye üzerindeki baskýlar Salisbury aracýlýðýyla devam ettirildi. 24 Kasým 1876 günü Ýngiliz Dýþiþleri Bakaný Derby, Salisbury'ye verdiði talimatta, zarar görmüþ Bulgarlara Türkiye'nin 30.000 Lira tazminat ödemesi, buna karþýlýk Bulgar ayaklanmasýnýn bastýrýlmasýnda þiddet kullandýklarý söylenen baþýbozuklarýn þiddetle cezalandýrýlmasý için Babýâli nezdinde "yeniden ve çok ciddî" teþebbüs yapýlmasýný emretti (F.O. 424/37 - Confidential 3089, p. 13-14, No 12. Derby To Salisbury, November 24, 1876, No 14: H... To convey to the Porte a further and very serious warning with regard to the manner in which the outrages committed on the population in Bulgaria are being allowed by the Turkish Government to remain without adequate redress..."). Salisbury, bizzat Sultanla görüþüp talimatý yerine getirdi, baþýbozuklarýn þiddetle cezalandýrýlmasýný istedi. Ayný zamanda þimdiye kadar cezalandýrýlmýþ olanlarý Ýngiltere'nin kâfi bulmadýðýný belirtti (F.O. 424/37, p. 112, No 130, Salisbury to Derby, Pera, Dec. 26, 1876, No 57: “I had the honour of a long audience with H. M. the Sultan this afternoon... I took the opportunity of executing the instruction conveyed to me... and pointed out to His Majesty the deep abhorrence which had.been excited in England by the crimes committed in Bulgaria last summer... At the same time I pressed upon H. M. the regret and indignation with which the impunity of the chief offenders has been viewed in England." Yine Salisbury Derby'ye, bir ba§ka yazýsýnda þunlarý bildiriyor: "I executed your instructions in protesting against continue d failure to punish atrocity criminals." Ýbid. p. 49, No 9?). Bu baskýlar üzerine, 1876 kýþ aylarýnda yeniden birçok baþýbozuk idam edildi. Filibe'de baþýbozuklarý yargýlayan beþ kiþilik mahkemenin üyelerinden ikisi Türk, üçü Hýristiyan idi. Bu mahkeme, Aralýk ayýnda Dospatlý Ahmet Aðayý idama mahkum etti (F.O. 424/46, p. 284, No 443, Elliot to Derby, Constantinople December 27, 1876, Telegraphic. Confidential: "Mr. Baring informs me that Achmet Agha has been condemned to death by a majority of five to one." F.O. 424/49, p. 126, No 237/2, Baring to Jocelyn, Philippopolis, January 28, 1877: "Metto Bektash Ahmet of Rakitovo... had been surrendered, he is condemned to death." Bu insanlarý idama mahkûm ettirip astýran mahkeme þu kimselerden kuruluydu: Sadullah, Yovanço, Salim, Ýkiades ve Wassa. (F.O. 424/48, p. 87, No 124/3). Bunlardan Yovanço Bulgar, Ýkiades Rum, Wassa ise Katolik Arnavut idi.). Arkasýndan Metto Bektaþ Aða idam edildi. Ýdamlar, müebbet ve aðýr hapis cezalarý böylece devam edip gitti. Bulgar ayaklanmasý sonunda Bulgarlarýn serbest býrakýlmasý, Türklerin ise cezalandýrýlmasý için Türkiye'ye pek sert baskýlar yapýlýrken, bir baþka baský konusu da Sýrbistan ile mütareke yapýlmasý noktasýnda toplandý. 1876 Temmuzundan beri süren Türk-Sýrp savaþý, ayný yýlýn sonbaharýnda Türkiye lehine dönmüþtü. Türkiye'nin bu devleti yenmesinden korkuldu. Bu defa Sýrplarý kurtarmak için harekete geçildi. Bu konuda da Ýngiltere ve özellikle Rusya Türkiye üzerine þiddetli baskýlar yaptýlar. Ýngiltere Dýþiþleri Bakaný Derby, Ýstanbul Büyükelçisi Elliot'a gönderdiði 6 Eylül 1876 tarihli talimatta, mütareke yapýlmasý için Türkiye nezdinde sert teþebbüste bulunmasýný istedi ve aksi takdirde Osmanlý Ýmparatorluðunun yýkýlmasýný önlemek için Ýngiltere'nin hiçbir þey yapamayacaðýný bildirdi (F.O. 424/47 - Conf. p. 21, No 76, Derby to Elliot, September 6, 1876, Telegraphic: "...Warn the Turkish Ministers that if proposal for armistice is rejected, Her Majesty's Government can do nothing more to prevent the ruin which they will have brought on the Empire."). Rusya daha da ileri gitti. 26 Eylül 1876 günü Rusya, Bosna-Hersek'in Avusturya tarafýndan, Bulgaristan'ýn Rusya tarafýndan ve Ýstanbul Boðazý’nýn da müþtereken iþgal edilmesini Ýngiltere'ye gizlice teklif etti (F.O. 424/47, p. 44, No 167, Elliot to Derby, Therapia, September 26, 1876, Te1egraphic. Most confidential: "The Russian Ambassador has communicated to me today confidential proposals from his Government to us and to Austria that if the Porte refuses offered conditions of peace, the following steps should be taken: 1. Occupation of Bosnia by Austrian force, 2. Occupation of Bulgaria by Russian force, 3. Entrance of united fleets of all nations into the Bosphorous."). 31 Ekim 1876 günü de Rusya Büyükelçisi Ýgnatiev, Türkiye'ye 48 saatlik bir ültimatom verdi ve mütareke kabul edilmediði takdirde Rusya Büyükelçiliðinin bütün personeli ile birlikte Ýstanbul'u terk edeceðini bildirdi (Général Ignatiew â Safvet Pacha, Buyukdéré, â 19/31 Octobre 1876: "... Le soussigne est done charge de declarer ii la Sublime Porte, au nom de Sa Majesté, que si, dans l'espace de deux fois vingt quatre heures apres la remise de la présente note, un armistice effectif et inconditionnel de six semaines ii deux mois, embrassant tous les combattants, n'est pas conclu et des ordres peremtoires ne sont point transmis aux Commandants des troupes ottomanes pour arreter immédiatement toutes les operations militaires, il devra quitter Constantinople avec tout le personnel de l'Ambassade Impériale". F.O. 424/45, p. 148-149, No 333/1). Bu, diplomatik iliþkilerin kesileceði, Rusya'nýn savaþa kadar gidebileceði tehdidi idi. Bu tehdit karþýsýnda Türkiye, hemen ertesi günü, 1 Kasýmda mütarekeyi kabul etmek zorunda kaldý (Safvet Pacha â Général Ignatiew, le 1 er Novembre 1876: "... pour donner une nouvelle preuve de ses sentiments de conciliation et de sa déférence aux voeux exprimés par le Cabinet Imperial de St. Petersbourg, comme par les autres Grandes puissances, la Sublime Porte consent â la conclusion d'un armistice pur et simplede deux mois â partir d'aujourd' hui meme. Elle vient en conséquence de transmettre des ordres aux Commandants des troupes Impériales pour arreter immédiatement les opérations militaires sur tout le théâtre de la guerre." F.O. 424/45, p. 149, No 333/2). Fakat bu, buhranýn yatýþmasý demek deðildi. Tersine, geliþmeler Türk-Rus savaþýna doðru gidiyordu. 12 Kasým 1876 günü Rusya kýsmý seferberlik ilân etti (Gortchakow aux Missions etrangéres, du 1/13 Novembre 1876: "... Sa Majeste l'Empereur a jugé necessaire de mobiliser une partie de son armée." F.O. 424/46, p. 163, No 282). Ýstanbul Konferansý bu hava içinde toplandý...
Bulgarlarýn ruhuna, kalbine hitap eden ilk eser Aynoroz ormanlarýndaki ibadethanelerden birine mensup Ayaz Paisiy adýndaki papazýn yazmýþ olduðu “Bulgar Tarih”i þu sözlerle baþlýyor: “Ey sen, ahmak esir, neden kendine Bulgar demeye utanýyorsun? Vaktiyle muzaffer ordularýný Ýstanbul'un surlarý altýna kadar getirrneye muvaffak olan krallarýn yok muydu? Aman dilerneye mecbur ettiði imparator Nikoforos'un altýn kenar çekilmiþ kafatasýnm içinde köpüklü þarap içen Car Krum'un kim olduðunu unuttun mu? Maðrur Romalýnm huzurunda diz çöküp Ýstanbul'un anahtarlarýný takdim ettiði Büyük Simeon'nu? Yunanistaný fetih ve Draç'ý iþgal eden kudretli Samuil'in kimler olduðunu artýk bilmiyor musun? Bunlar Rumiarýn çizyecileri olduklarý Bulgar çarlarý deðil miydi? Ey bedbaht esir, kendine tekrar sahip ol, Bulgarlýkla iftihar et, vatanýný, vatanýnýn lisanýný öðrenmeye çalýþ!...”
(Word dosyalarýndaki resimler, üzerine týklayýp, beliren dörtgenleri istenen yöne sürükleyerek büyütülebilir. S.K.)
Pantolonu iþaretli olan komiteci Kiþov, Bulgaristan Baþvekilidir. Ýhtilâlci bayraðý altýnda toplanan komitecilerle arkadaþlýk ediyor. Artýk Bulgaristan hükûmeti ne yüzle, “Biz komitecilerin cinayetlerinden mesul deðiliz” diyebilir ki? Komiteciler, Baþvekilin hempalarýdýr.
Komitecilerin vahþetlerinden bir örnek. Katledilmiþ Müslümanlar. Komitecilerin silâh kaçýrmasý. Komiteciler kolaylýkla iki martini tüfeði kaçýrabiliyorlardý. Onlarý yakalamak, büyük bir maharete mütevakkýftý. Bu hususta Rumeli Balkanlar’ýnda bu haydutlarla baþa çýkmak müþkül idi. (Martini, Ýt. özel adýndan; tek kurþun atan bir çeþit tüfek. S.K.)
Taasup levhalarýndan. Selânik’te Balkan mutaasýplarý Zulüm levhalarýndan iktibas edilmiþtir. Zorla Hýrýstiyan edilen yakaladýklarý Müslümanlarý durdurarak feslerine tebeþirle Müslüman kýzlarý. Ey, gençler, bu biçareleri ne zaman kurtaracaðýz? haç çizerler, zorla istavroz çýkartýrlardý. Buna çalýþmazsak, düþmanlar yarýn buraya, Anadolu’ya da gelirler (Yunan ile Bulgar bayraklarýna dikkat! S.K.) ve hepimizin ailelerini bu vahþetlere giriftar ederler.
Sofya, Haziran 2004
Denizde damla sayýlan þu ana kadarki belgeleri göz önünde bulundurduktan sonra, sevgili Yaprak’ýn bu yýlýn Haziran ayýnda çekmiþ olduðu resimlerde pek de “masum”, hatta “sevimli” görünen papazlara bakarken neler hissettiðimi, dilerim artýk az çok anlarsýnýz. Bulgaristan’da yeniden moda olan kilise “aþkýný” yorumsuz olarak sunuyorum. S.K.
Bir oðlanýn vaftiz töreni ve... ... o esnada kilise korosu.
14 yaþýna kadar inançsýz olup, sonra “birden” vaftiz olmaya karar veren genç bir kýz.
Ve: Hamile bir gelin adayýnýn nikâh töreni!...
|