93 HARBİ... - 2

 

 

 

 

 

“BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN SON SOYKIRIMININ 15. YIL DÖNÜMÜ” DERLEMESİNİN DOKUZUNCU BÖLÜMÜNÜN İKİNCİ KISMINI*, TÜRKLÜK BAYRAĞINI YENİDEN GURURLA YÜKSELTEN TÜRK AYNŞTAY’I, KIYMETLİ PROF. DR. OKTAY SİNANOĞLU HOCAMIZA EN BÜYÜK ŞÜKRAN VE SEVGİLERİMLE İTHAF EDİYORUM.

 

(* BÜYÜKLÜĞÜ NEDENİ İLE, 9. BÖLÜMÜ ÜÇ DOSYAYA AYIRDIM.)

SEMRA KANAT

2 Ağustos 2004

 

 

                                                   

         1963 Life dergisinde çıkan                   Moda’daki evinde. İstanbul 2001

       fotoğraflardan.

Rusya’da Rusça olarak 1966’da basılan, kendisinin sonradan haberdar olduğu ve

Rusya’ya davet edilmesine yol açan meşhur kitabı.

 

    Türk Aynştayn’ı “Oktay Sinanoğlu Kitabı” Söyleşi: Emine Çaykara, Türkiye İş Bankası, İstanbul 2002

 

Henüz 14 yaşında fotoğraf kağıdı yapan Sinanoğlu, 1962 yılında henüz 26 yaşındayken ABD’nin Yale Üniversitesinde dünyanın en genç profesörü.... İki kere Nobel’e aday gösterilmiş ilk Türk. Kimyaya matematiği sokmuş, moleküler biyolojinin kurucularından, fizik, astrofizik, nükleer fizik gibi bilimin çeşitli dallarında “harika çocuk”... TUBİTAK, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesinin kuruluşlarında yer almış, Türkiye’de bilimin gelişmesi mücadele vermiş bir kişi... Ve ülkesinin sorunlarına kafa yormuş, bu uğruda tüm gücüyle savaşmış bir aydın.

 

- Doğum tarihiniz: 25 Şubat 1935. Yer; İtalya’nın Bari kenti. Babanız orada Türk devletini temsil ediyor. Başkonsolos olarak buraya gönderilmiş. Sizden önce biraz Nüzhet Haşim Sinanoğu’ndan bahsedelim, çünkü çok önemli ve değerli bir kişi. Nerede doğmuş, Bari macerasına kadar neler olmuş?

- Babam Rumelili bir Türk ailesinden. Kavala ve Selânik’te büyümüş, aile tütün ihracatı yapıyor. Çok erken yaş­ta yazı yazmaya başlamış ve çok kabiliyetli; henüz 16 ya­şında yayınladığı bir kitap dolayısıyla Selânik'teki validen merasimle kompozisyon ödülü almış. Kurtuluş Savaşı baş­layınca, millî mücadeleye katılmak için Anadolu'ya geçip, Atatürk'le çalışmış. Aile mübadele ile önce İzmir'e gelmiş. Sonra babaannem ve iki halam İstanbul'a, babam Ankara’ya yerleşti. Yunanlılarla olan değiş tokuşta, orada kalan malarına, Selânik'teki yalılarına vb. karşılık, aileye Ankara yakınındaki Zir köyünde bir köy evi verilmiş. Cumhuriyetin ilk yılları Atatürk, babamı başkonsolos olarak Bulgaristan’a, Sofya’ya gönderiyor. O zamanlar Bulgaristan'da Türk nüfusu çok fazla, Atatürk de burada yaşayan Türklerle el altından meşgul oluyor. Babamın asıl görevi de, onları öğütlemek, orada bağımsız bir Türk devleti ilân etmelerini hazırlamak.

- Yıl 1930’ların başı her hâlde.

- Evet. Babam  asıl bu gizli görevle gidiyor Sofya’ya ve bununla meşgul. Oradaki Türkler için “Deliorman” isminde gazete çıkarıyor, başarılı da, ama sonradan Bulgar hükûmeti anlamış ve babamı kara listeye almış. Oradan ayrılmak zorunda kalmış.

 

Kaynaklar:

Oktay Sinanoğlu, Hedef Türkiye, İstanbul 2002

Oktay Sinanoğlu, Bir Nev-York Rüyası “Bye-Bye” Türkçe, İstanbul 2002

Oktay Sinanoğlu, Büyük Uyanış, İstanbul 2002

Oktay Sinanoğlu, Ne yapmalı? Yeniden dirili ve kurtuluş için..., İstanbul 2003

 

ANMA:

 

 

GAZİ OSMAN PAŞA

 

- PLEVNE MARŞI -

 

Tuna Nehri akmam diyor,

Etrafımı yıkmam diyor,

Şanı büyük Osman Pasa,

Plevne'den çıkmam diyor.

 

Olur mu böyle olur mu,

Evlât babayı vurur mu,

Sizi millet hainleri,

Bu dünya size kalır mı? 

 

Düşman Tuna'yı atladı

Karakolları yokladı

                                                           Osman Paşa’nın kolunda

Beş bin top birden patladı.

 

Kılıcımı vurdum tasa

Taş yarıldı bastan basa

Askerinle binler yasa.

Namı büyük Osman Pasa.

 

OSMAN PAŞA, Gazi (1832-1900) Plevne müdafaasındaki kahramanlığı ile büyük ve haklı bir şöhret kazanmış değerli askerlerimizdendir. Tokat’­ta doğdu. Yağcıoğulları diye tanılan fakir, fakat temiz bir ailedendir. Babası çalışmak için ailesi ile İstanbul’a gelir­ken henüz bir çocuk olan Osman’ı da bir­likte getirmiş ve Be­şiktaş Askerî Rüştiyesine vermişti. Rüştiye­den sonra İdadiyi biti­ren Osman, Harbiye­den 1852’de piyade sı­nıfı ikincisi olarak Mülâzım (Teğmen) çık­tı.

1855’te Kırım Muharebesi, hazırlığı sıra­sında Mülâzım Osman Efendi de Erkânıharp olarak yetişmek üzere ayrılmış ve Rumeli’de­ki orduya gönderilmiş­tir. Bir yıl sonra Kırım seferi müttefik orduların Ruslara karsı zaferle bittiği zaman, Osman Efendi Yüzbaşı idi ve İstan­bul’da Erkânıharp Dairesine memur oldu.

Ertesi yıl Kolağası olmuş ve Anadolu haritasını Bursa cihetinden almaya memur edilmişti. Ondan sonra Tesalya Yenişehir Fırka Erkânıharp Reisi, sonra da Cebelilübnan Taburuna Binbaşı oldu. Oradan Girit’e gönderildi.

Girit’teki yararlıkları Serdarı Ek­rem Ömer Paşa tarafından takdir edilerek rütbesi Miralaylığa (Albaylığa) çıkarılmıştır. Bunda son­ra Yemen muharebelerine iştirak ederek oradaki hizmetleri üzerine Generalliğe yükseldi.

Yemenden döndükten sonra Rumeli’de bulunan Üçüncü Orduya memur edildi. 1875’te Manastır Fırka Komutanlığına tayin edilmiş ve askerlerini iyi yetiştirdiği için Ferik, olmuştur.

1876’da Sırplar, Osmanlı Devleti’ne muharebe açtılar. Orduları Rus komutanlarının idaresinde idi. Osman Paşa İzvor tepelerini ve Zayçar kasa­basını işgalde büyük bir başarı göstermiş, hele Zayçar’da Sırp ordusunu fena bir bozguna uğrat­mıştı. Onun büyük askerlik şöhreti buradan baş­lar. Kendisine Müşirlik (Mareşallik) verildi.

Sırpların mağlûbiyetinden sonra Ruslar harp ilân edince, Vidin’de bulunan Osman Paşa Plevne müdafaası için emir aldı. Ve işte orada tarihin en mühim harp harikalarından birini yaptı.

Osman Paşa, önce üstün Rus kuvvetlerini tamamı ile yene­rek geri çekilmeye mecbur etmişti. Sonra çok büyük kuvvetler karşısında Plevne’ye çekildi. Elin­de elli bin kişilik bir ordu ile yüz top vardı. Rus­lar ve Romanyalılar onu yüz elli bin kişilik piyade kuvvetleriyle, birçok süvari ve sekiz yüz topla sardılar. Osman Paşa, dar bir zamanda yaptırdığı top­rak istihkâmların içinde dört buçuk ay bütün dünyanın dikkat ve hayreti önünde dayanmış ve tes­lim tekliflerini kabul etmemiştir.

Nihayet, kendisi­ni kuşatan düşmanı kahramanca yarıp çıkmakta iken yaralandı ve esir düştü.

Plevne müdafaası o zaman bütün dünyayı meşgul etmiş ve Osman Paşa’nın kahramanlık şöhreti cihana yayılmıştı. Rus Çarı İkinci Aleksandr Plevne’ye kadar giderek, bu şanlı esirin kılıcını geri vermiş ve kendisine hürmet göstermişti. Padişah da ona Gazi unvanı ile birlikte bir de kılıç vermişti.

Gazi Osman Paşa İstanbul’a döndükten sonra yedi yıl kadar Seraskerlikte bulundu. İkinci Abdülhamid’in bütün kötülüklerine rağmen, daima şeref ve haysiyetini muhafaza etmiş ve lekelememiştir. Öldüğü zaman vasiyeti üzerine, Fatih Türbesi bahçesine gömüldü.

 

(İBRAHİM ALÂETTİN GOVSA, TÜRK MEŞHURLARI ANSİKLOPEDİSİ, YEDİGÜN NEŞRİYATI)

 

Ek: Kaynağını not etmediğim başka bir bilgiye göre, Türkler 60.000 asker ile 100 top, Ruslar 250.000 asker ile 700 topla vuruşurlar. Romanyalılara ilişkin ayrıntı yok. Osman Paşa’nın esir düşmesine sebebi, gülle parçasıyla yaralanmasıdır. Rus Çarı kendisine: “Osman Paşa, esir düştüğünüzden dolayı üzülmeyiniz. Muharebe olağan şeydir. Siz hakkıyla askerlik görevinizi yaptınız. Asla kusurunuz yoktur. Ne çare ki, devletiniz sizi desteklemedi. Binaenaleyh, siz benim esirim olmayıp, misafirimsiniz. Kılıcınızı size verdim. Sizin gibi cesur, çalışkan ve dirayetli bir komutanla muharebe ettiğimden dolayı bahtiyarım.” der. 1878 Martında Padişah, Osman Paşa’ya Gazilik unvanını verir. Gazi Osman Paşa 10 Haziran 1879 tarihinde Başkomutanlık görevine atanır ve 5 Nisan 1900 yılında vefat eder (S.Kanat).

 

ON SORUDA 93 HARBİ -  Erhan Afyoncu, Popüler Tarih, Aralık 2000

 

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde gerçekleşen en büyük felâketlerden birisi, “93 Harbi”dir. Bu savaş, Osmanlı İmparatorluğu'na toprak ve itibar kaybettirdiği gibi, yeni filizlenmeye başlayan Meşrutiyetin de sonunu getirmiş ve İmparatorluğu, büyük bir göç dalgası ile karşı karşıya bırakmıştır.

 

1. Bu savaşa neden “93 Harbi” denildi?

 

Osmanlı-Rus Savaşı, (1877-1878), milâdi takvimle 24 Nisan 1877'de başlamıştır. Hicrî takvimle ise savaşın başlangıcı, 1294 yılıdır. Ancak bu dönemde malî işler için kullanılan Rumî takvime göre, savaşın başlangıcı 1293 yılına rastladığı için, “Dok­san üç Harbi” diye adlandırılmış­tır.

 

2. 93 Harbi'nin nedenleri nelerdi?

 

Rusya, 1856'da imzalanan Paris Antlaşmasının aley­hinde olan hükümlerin­den, Almanya'nın Fransa'yı mağlup etmesi üzerine değişen Avrupa dengelerinden faydala­narak kurtulmuştu. Osmanlılara karşı Balkanlar'daki milletleri si­lâhlandırıyor ve isyana teşvik ediyordu. Kırım Savaşından sonra, karşı barış politikası takip eden Osmanlı İmparatorlu­ğu'nu savaşa sokup Kırım yenil­gisinin intikamını almak isteyen Rusya, bu amacını gerçekleştir­mek için, Slavları kışkırtma yo­lunu seçmişti. Hersek ve Bulgar isyanlarında Osmanlı İmpara­torluğu'nu yalnız bırakmak için uğraştı. 1876 Bulgar isyanında, binlerce Bulgarı Türklerin kat­lettiği propagandasını yayarak, dış borçlarını ödemediği için, Avrupa kamuoyunda aleyhinde olumsuz bir hava esen Osmanlı İmparatorluğu'nun, Avrupa si­yasetinde iyice yalnız kalmasını sağladı.

Rusya, Sırbistan ve Kara­dağ'ı Osmanlılara karşı savaşa teşvik etti. Osmanlıların savaşı kazanması üzerine, hadiselere bir çözüm bulmak üzere, İstan­bul'da İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya, İtalya ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ka­tılımıyla bir konferans düzenlen­di. Ancak İmparatorluğun bağımsızlığına ve toprak bütünlü­ğüne aykırı istekler nedeniyle, bir anlaşma sağlanamadı.

İstanbul Konferansının (Ter­sane Konferansı) toplandığı sıra­da, 1. Meşrutiyet ilân edilerek, bu toplantıdan Osmanlı lehine bir sonuç çıkarılmak istendi ise de, Avrupa devletleri bu duruma itibar etmemişlerdir. Konferansa katılan devletler İstanbul'da bir çözüm yolu bulunamaması üze­rine, Londra'da toplanarak, 31 Mart 1877'de Londra Protoko­lünü imzalamışlardır.

İstanbul Konferansındaki tekliflerin hemen hemen aynısı olan bu kararları, Osmanlı İmparatorluğu reddetti. Belki Karadağ'a bir kısım toprak vere­rek ve ıslahat çalışmaları yapı­larak barış sağlanabilirdi. An­cak Osmanlı Hükûmeti ve Mec­lis-i Mebusan, arazi vermeyi kabul etmemiştir. Bunun üzeri­ne harekete geçen Rusya, Avru­pa hukukunu ve İmparator­luktaki Hıristiyanları savunma iddiasıyla, 24 Nisan 1877' de Osmanlı İmparatorluğu'na sa­vaş ilân etti.

 

3. 93 Harbi'nde hangi cephelerde savaşıldı?

 

1877-78 Osmanlı-Rus Sava­şı, Tuna ve Doğu Anado­lu'da olmak üzere, iki cep­hede cereyan etmiştir. Savaşın başlamasıyla birlikte, hızla Ro­manya'ya giren Ruslar, bu prensliği de kendi yanlarına çe­kerek, Dobruca ve Bükreş yönle­rinden Osmanlı topraklarına saldırmaya başlamışlardır. Kısa sürede Ziştovi, Tırnova ve Niğ­bolu'yu ele geçiren Ruslar, 19 Temmuz'da Şıpka geçidini aş­mışlardı.

Rusların başarıları, İstan­bul'da paniğe yol açtı. Başkentin Bursa'ya taşınacağı söylentileri çıktı. Savaşın İstanbul'da kuru­lacak bir “Askerî Meclis” tarafın­dan yönetilmesine karar verilip, görevlerinden alınan Serasker ve Serdar-ı Ekrem, Divan-ı Harp'e verildiler. Bu arada Süleyman Paşa, Ruslardan bir kısım top­rakları geriye almaya muvaffak olmuş ve Plevne'de de Gazi Os­man Paşa, Rusları durdurmuştu. Ancak Plevne düştükten sonra, Rus ilerleyişi tekrar başlamış ve Sırbistan da Osmanlılara karşı savaşa gir­mişti.

Plevne'den sonra Edir­ne'ye yürüyen Rus kuvvetleri, iyi bir savunma olanağına sahip bu kenti, Vali Eyüp Paşa’nın mühimmatları ha­vaya uçurup çekilmesi üze­rine, 20 Ocak 1878'de tes­lim almışlardı. Bunun üzeri­ne, II. Abdülhamid bizzat Rus Çarından ateşkes tale­binde bulunmuştu.

Doğu Anadolu cephe­sinde ise, Ruslar üç koldan harekete geçmiş ve Erzurum'a ulaşmışlardı. Aziziye tabyalarında Nene Ha­tun'un halkı teşvikiyle Rus­lar durdurulmuşlardır.

Bu cephede Ruslara karşı ko­yan, Ahmet Muhtar Paşa’dır. Paşa’nın daha önemli bir cephe sayılan Rumeli'ye gönderilmek üzere İstanbul'a çağrılmasından sonra, hiçbir ümidi kalmaması­na rağmen, Erzurum sonuna ka­dar dayanmış, ancak ateşkesten sonra boşaltılarak Ruslara tes­lim edilmiştir.

Rusların Batum'a taarruzları da ateşkes yapılıncaya kadar, başarıyla durdurulmuştur.

 

4. Plevne Müdaafasının 93 Harbindeki yeri nedir?

 

Kısa bir sürede Osmanlı topraklarının önemli bir bölümünü ele geçiren Rus kuvvetleri karşısında önem­li bir direniş olmamıştı. Ancak Vidin'de bulunan Osman Pa­şa’nın Plevne'yi geri alması üze­rine, Osmanlı kuvvetleri bu­rada önemli bir direniş nokta­sı oluşturmuştu.

Müstahkem bir mevki olan Plevne, Gazi Osman Pa­şa’nın da askerî zekasıyla bir­leşince, Tuna cephesindeki Rus askeri hareketini kilitlemiştir. Plevne'yi geri almak için iki defa saldıran Ruslar, mağlup olmaları üzerine, Romenlerden yardım istemek zorunda kalmışlardır. Onlar­la birlikte yaptıkları saldırı­larda da bir başarı sağlayamamışlardır. Plevne Müdafa­asının başarılı olması, İstan­bul'da sevinçle karşılanmış ve savaşın başlangıcındaki Rus başarıları üzerine oluşan pa­nik havasını dağıtmıştır. II. Abdülhamid, Osman Paşa’ya bu başarısı nedeniyle 'Gazi' un­vanı vermiştir. Romenlerin yardı­mıyla girişilen bir­çok saldırı da sonuçsuz kalmış, ancak Plevne'de baş gösteren yi­yecek sıkıntısı yüzünden Gazi Osman Paşa, 10 Aralık 1877' de düşman kuşatma­sını yarma hareke­tine girişmiş ise de, yaralanması üzerine ba­şarılı olamayıp esir düşmüş­tür.

93 Harbi yaklaşık 9 ay sür­müş, Rus kuvvetleri bu sürede İstanbul önlerine gelmişlerdir. Gazi Osman Paşa ise Plevne ön­lerinde Rus kuvvetlerini 5 ay tutmaya muvaffak olmuştur.

 

5. 93 Harbinde büyük devletlerin tutumu nedir?

 

1853'teki Kırım Savaşında, Osmanlı İmparatorluğu'yla beraber hareket eden Avru­pa devletleri, 93 Harbinin başlangıcında olsun, ilerleyen safha­larında olsun, harekete geç­memişlerdir. Almanya savaşın başından itibaren Rusya'yı desteklemiş, Avusturya, Macar tebaasının Osmanlı lehine yaptıkları gösterilere rağmen, savaşın sonunda Bosna-Hersek'i al­mak üzere “tarafsız” kalmayı kabul etmiştir. İngiltere savaşa karşı olmasına rağmen, Rusya'ya karşı aktif bir tavra girmemiştir.

II. Abdülhamid, Rusya'nın savaş ilân ettiği gün, Avrupa devletlerine telgraflar çektirerek, Paris Antlaşması'nın sekizinci maddesine göre, arabuluculuk yapmalarını istemiş ise de, bir karşılık bulamamıştır.

Başta Fransa olmak üzere, İngiltere, Almanya ve Avusturya hemen tarafsızlıklarını ilân etmişlerdir. Yalnız İngiltere, Osmanlı menfaatlerine karışmayacağını, ancak Rusya İngiltere’nin menfaatlerini tehdit edecek olursa, tarafsız kalmayacağını Petersburg’a bildirmiştir.

Savaş sırasında, II. Abdülhamid, Hobart Paşa vasıtasıyla Av­rupa kamuoyunu Osmanlı tarafına çekebilmek için mektuplar yayımlatmış, yabancı gazetecile­ri bizzat kabul ederek Rus zul­mü hakkında bilgi vermiş ve on­lara çeşitli nişanlar vererek etki­lemeye çalışmıştır. Ancak Avru­pa devletleri ve kamuoyu, Os­manlı İmparatorluğu lehine önemli bir faaliyete girişmemiş­tir.

Savaşın sonlarında da Edir­ne'nin düşmesi üzerine, Osmanlı Hükûmeti savaşın başından itibaren tarafsızlıklarını sürdüren Avrupa devletlerinden ateşkes için “arabuluculuk” yapmalarını istedi ise de, yine olumlu bir cevap bulamadı. İngilte­re ile Fransa, Ayastefanos'ta Rusların Bal­kanlar'da büyük nüfuz kazanması üzerine harekete geçmişler ve Berlin Antlaşması ile önce­ki antlaşmanın şartla­rını biraz hafifletmişlerdir. Böylece Osmanlılar, Balkanlar üzerindeki varlıklarını 1913' e kadar, yani 35 yıl uzatmış oldular.

 

6. Osmanlı savaşı niçin kaybetti?

 

Osmanlı İmparatorluğu gerek askerî teçhizat açı­sından, gerekse eğitimli askerleri açısından, savaşa hazır değildi. Askerî malzeme bakı­mından önemli ölçüde dışa ba­ğımlıydı. Savaş için gerekli malzeme ve mühimmatın eksikliğiyle Os­manlı Donanmasının hiçbir var­lık gösteremeyişi bu büyük yenilginin nedenlerindendir.

Osmanlı Donanması iyi du­rumda ise de, asker naklinin dı­şında, Ruslara karşı fazlaca kullanılamamıştır. Her ne kadar Osmanlı Donanmasının gemile­rinin iyi durumda olmasına kar­şılık, yeterli eğitime sahip üst düzey subayların bulunmaması nedeniyle Donanma, özellikle Tuna'da, Ruslara karşı kullanı­lamamıştır.

Bu savaşta, İmparatorluğun çok geniş bir alanda mücadele etmek zorunda kalmasıyla kuvvetler arasındaki irtibatsızlık ve savaşın İstanbul'daki merkezden idare edilmesi de yenilgiyi kolaylaştırmıştır.

 

7. 93 Harbinin sonundaki göç nasıl oldu?

 

93 Harbinin en önemli sonuçlarından birisi, Bulgaristan'daki Türk ahalinin, gerek katledilmek ve gerekse göçe zorlanmak suretiy­le, yaklaşık 500 yıldır yaşadıkla­rı topraklardan Anadolu'ya sı­ğınmak zorunda kalmalarıdır.

Savaşın sonunda, Edirne ve Tuna vilâyetlerinin iki bölgesi (Şumnu, Varna ve Silistre havali­si ile Rodoplar ve civarı) dışında kalan yerlerdeki Türk unsur, he­men hemen tamamen yok ol­muştur. Beş yüz bin kişi savaşta katledilmiş veya açlık ve hastalık sonucu ölmüştür. Bir milyonu aşkın insan ise göç ederek, daha güvenli buldukları Şumnu, Batı Trakya, Makendonya, İstanbul ve Rodoplar bölgesine sığınmış­tır.

Osmanlı hükümeti, Bulgaris­tan Emareti ve Şarkı Rumeli Vi­layetinde Türk nüfusunun azalmaması için çalıştı ise de, mahal­lî idarelerin baskısı sonucu, ka­lan ahali de yurtlarını terk etmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu, mu­hacirlerin bir kısmını Balkan­lar'daki jeostratejik bölgelerle İmparatorluğun diğer taraflarındaki boş arazilere yerleştirmeye çalışmıştır. Ancak Diyarbekir, Van, Musul, Halep, Bağdat ve Basra'daki boş arazilerin İstan­bul ve Rumeli'ye uzak olması, iklimin göçmenler için elverişli olmaması, yeterli ulaşım ağının bulunmaması ve Müslüman ol­mayan ahalinin tepkileri gibi ne­denlerden, muhacirler büyük kitleler hâlinde yerleştirileme­miştir.

Göçmenler, Edirne, Aydın, Ankara, Kastamonu ve Hüda­vendigâr (Bursa ve civarı) vilâyetlerine gönderilmişler, bu durum da başta Bursa, İzmit ve Ay­dın olmak üzere Batı Anadolu bölgesinde izdihama neden ol­muştur.

 

8. Meclis-i Mebusan niçin kapatıldı?

 

Savaşın sonunda Rus ordu­sunun ilerleyişi karşısında ne yapılacağını tartışmak üzere Yıldız'da, padişahın da katıldığı bir fevkalâde meclis top­lanmıştır. Bu toplantıda, devle­tin içinde bulunduğu buhrana çare olabilecek herhangi bir ka­rar alınamadığı gibi, bazı üyele­rin yenilginin sorumluluğunu II. Abdülhamid'e yıkmaları üzeri­ne, padişah önce toplantıyı terk etmiş, ardından da Meclis-i Mebusanı süresiz tatil etmiştir.

Meclis tatil edilmiş, ancak Kanun-i Esasî resmen yürürlük­ten kaldırılmamıştır. Ama tatbik de edilmemiş, sadece her yıl çıkan devlet salnamesinin başında, adı­nın geçirilmesiyle yetinilmiştir. Çıkarılan kanunlar da Meclis-i Me­busan tekrar toplandığı zaman onaylanmak üzere, geçici olarak çıkarılmıştır.

Meclis-i Mebusan resmen kapatılmasa da, aynı mânâya ge­lecek şekilde süresiz tatil edilme­si, yeni filizlenmeye başlayan parlamento ve meşrutî rejim açı­sından, önemli bir yaradır.

Bu kapatma hâdisesini bir kısım yazarlar, II. Abdülha­mid'in despot yönetimini oluş­turmak için gerçekleştirdiğini belirtmektedirler. Bir kısım ta­rihçiler ise Meclisin buhrana ne­den olduğunu ve Müslüman olmayan mebusların, kendi millet­lerinin menfaatleri için impara­torluk aleyhine çalıştıklarını, tek bir milletten oluşmayan devlet­lerde, meclisin faydadan çok za­rar getireceğini, bu yüzden kapatıldığını öne sürmektedirler.

Meşrutiyetin ilânını II. Ab­dülhamid taraftar olduğundan değil, emr-i vaki karşısında kaldığından kabul etmişti. Osmanlı devlet adamları ve padişah zihniyet itibariyle, bu durumu hazmedebilecek durumda değildi. Engin Akarlı, Meclisin kapatılmasının gerçek nedeninin, “Osmanlı devlet adamlarının, halkın siyasete karışmalarından duydukları rahatsızlık” olduğunu söylemektir.

 

9. 93 Harbi sonunda hangi antlaşmalar imzalandı?

 

Savaşı sona erdirmek için Kızanlık'ta başlayan ateşkes görüşmelerine, Edirne'nin Ruslar tarafından alınması üze­rine, burada devam edilmişti. 31 Ocak 1878 tarihinde imzalanan Edirne Mütarekesiyle savaş so­na ermişti. Barış görüşmeleri Rusların karargâhlarını naklet­tikleri Yeşilköy'de (Ayastefanos) devam etti ve 3 Mart 1878'de Ayastefanos Antlaşması imza­landı.

Yirmi dokuz maddelik bu antlaşmaya göre, Osmanlı İmpa­ratorluğu Sırbistan, Romanya ve Karadağ'ın bağımsızlıklarını ka­bul edecek ve Karadağ'ın sınırla­rı Adriyatik'e kadar uzanacak, Sırbistan Niş'i alacaktı. Bulga­ristan özerk bir prenslik haline getirilecek, sınırları Tuna'dan Ege'ye, Arnavutluk'tan Karade­niz'e kadar uzanacaktı. Bulgaris­tan prensini halk seçecek, Avru­pa devletlerinin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun onayıyla atana­caktı. Osmanlılar, savaş tazmi­natı olarak 1.410 milyon ruble vereceklerdi. Ancak bu tazmina­tın büyük bir kısmına karşılık, Rumeli'deki bir kısım topraklar­la Batum, Kars, Ardahan ve Do­ğu Bayezid, Ruslara bırakılacak­tı. 300 milyon ruble ise para ola­rak ödenecekti.

Ayastefanos Antlaşması, Panslavizmin bir zaferiydi. Rus­ya'nın bu kadar avantajlı bir ko­numa gelmesi, mevcut siyasî dengeyi bozmaktaydı. Bu yüz­den başta İngiltere olmak üzere, bu durum, Avrupa devletlerinin yoğun muhalefetiyle karşılaştı.

13 Haziran 1878 tarihinde top­lanan Berlin Kongresinde Ayastefanos Antlaşmasının madde­leri yeniden ele alındı ve değişti­rildi. Altmış dört maddelik bu yeni antlaşmayla Ayastefanos Antlaşmasıyla kurulmak iste­nen büyük Bulgaristan üçe bölünmüş, önemli bir kısmı Os­manlı İmparatorluğu'nun denetimi altında bırakılmıştı.

Bosna­-Hersek ise Avusturya'ya terk edilmişti. Savaş tazminatı 802.500.000 Frank olarak tespit edilmiş ve yedi yıl içerisinde, 21 eşit taksitte öden­mesi kararlaştırılmıştı. Bal­kan Ülkeleriyle Osmanlı İm­paratorluğu arasındaki iliş­kiler, öyle belirsiz esaslara bağlanmıştı ki, çözümsüz kalan sorunlar yüzünden, Osmanlı Ordusu kısmî sefer­berlikten bir süre daha çıka­mamıştı.

 

10. 93 Harbinin etkileri neydi?

 

İmparatorluk önemli ölçüde toprak kaybının yanı sıra, Rusya'ya ödemek zorunda kaldığı savaş tazminatı nedeniyle, büyük bir maddî yük altına girdi. Ayastefanos Antlaşmasının ağır hükümlerinden kurtulmak için, Kıbrıs'ı İngiltere'ye bıraktı. Bir süre sonra da, durumdan yararla­nan Fransa, Tunus'u işgal etmiştir (1881). Meclis-i Mebusan kapa­tıldı. Böylece her ne kadar resmî olarak kaldırılmamış olsa dahi, Meşrutiyet, filizlenmeden sona er­di. Ali Suavi, V. Murad'ı yeniden tahta geçirmek için, Çırağan Sara­yına bir baskın düzenledi, ama başarıya ulaşamadı. Bu baskın, Abdülhamid'in ömür boyu tahttan indirilme korkusuna kapılmasına ve her şeyi kontrol etmek istemesine yol açtı.

 

BİBLİYOGRAFYA

Yuluğ Tekin Kurat, "1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinin Sebepleri", Belleten, Sayı: 103 (Ankara 1962), s. 567-592

Bekir Sıtkı Baykal, "93 Harbi Esnasında Muhtelif Tavassut ve Sulh Şayia Teşebbüsleri", Belleten, Sayı: 19 (Ankara 1962), s. 351-392

Nedim İpek, Rumeli'den Anadolu'ya Türk Göçleri (1877­1890), Ankara 1994

Mahir Aydın, "Doksan Üç Harbi", TDV İslam Ansiklopedisi, IX, s. 498-499

Ali İhsan Gencer, "Ayastefanos Antlaşması", "Berlin Antlaşması", TDV İslam Ansildopedisi, V, s. 516-517; LV, s. 225

Engin Akarlı, "II. Abdülhamid: Hayatı ve İktidarı", Osmanlı, II (Ankara 2000), s. 253-265

Ali Akyıldız, "II. Abdülhamid'in Çalışma Sistemi", Osmanlı, II (Ankara 2000), s. 286-297

 

                                                

 

PLEVNE SAVUNMASIYLA ÜNLENEN                                      Osmanlı-Rus Savaşında Rus Albay Arhangel'in

GAZİ OSMAN PAŞA                                            alayı, Plevne'de Türklerin tüfek ateşi altında yok oldu.

 

                

 

Türk topçusu, 24 Ekim Teliş Meydan Muharebesinde                        Batum’a sevk edilen Aydınlı bir Türk taburu,

Rus tümenlerini püskürtüyor.                                                        tabur imamının duasını dinliyor.

 

                                           

 

Rusçuk’u işgal eden Rus komutanı Çareviç Aleksandr              Plevne Gazisi Osman Paşa, esir düştükten sonra,

     Aleksandroviç (daha sonra Çar III. Aleksandr).                               Rus Başkumandan Grandük Nikola tarafından kutlanıyor.

                                                                             

 

 

 

                                 

 

Cepheye top taşıyan Türk askerleri.                      Türk askerleri cephede kazdıkları tek kişilik siperlerde.

 

            

 

Balkanlar’da Rus istilasından kaçan Türk göçmenleri,           Osmanlı Mebusan Meclisi, 93 Harbine neden olan olaylar

   trenleri tıka basa doldurarak İstanbul'a göç ettiler.                  sırasında açıldı ve savaşla birlikte süresiz tatil edildi.

 

                               

 

Berlin Antlaşmasından bir celse: Ortada, ayaktaki kişi, Almanya Başbakanı Prens Von Bismarck.

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

1