|
|
BAKU - TİFLİS - CEYHAN (BTC) BORU HATTI: YAPILAN SÖMÜRGE ANLAŞMASINA DEĞER MİYDİ ? |
|
|
L. Tufan ERDOĞAN Ağustos 2004 – ANKARA ÖZ: Türkiye’nin, hattın %61’lik kısmını, hattın toplam maliyetinin %47’sine yapma ve bu rakamı aştığı taktirde üstünü ödeme taahhüdünde bulunduğu BTC petrol boru hattı inşaatı topraklarımızda tüm hızıyla sürüyor. Her ne kadar ülkemizde bu konular asla konuşulmaz ise de, yabancı medyada bu rakamların şimdiden çok aşıldığı yazılıp çiziliyor. BTC boru hattı “ev sahibi ülke anlaşması”, tam bir sömürge anlaşması! Boru hattı işletmesi lideri BP, BTC boru hattının geçeceği her üç ülkede, gerek bugün geçerli olan, gerekse de ileride çıkacak tüm kanunlardan muaf tutuldu! Daha da açık bir deyişle, boru hattının ülkemizden geçeceği 1.037 km boyunca devletin yasaları geçerli olmayacak, aksine bu alanda hükümran BP olacak! Başka bir şekilde söyleyecek olursak, hat boyunca yaşayan ülke insanımız, hattın geçmediği yerlerdeki vatandaşlarının yaşadığı insan hakları, sosyal iyileştirmeler ve daha temiz çevre koşullarından yararlanamayacaklar. Ne yazık ki, anlaşmanın diğer maddeleri de, insan yaşamını umursamamanın, utanmazlığın tüm örneklerini sergiliyor.
Dünyanın neresinde iş yapıyorsa, büyük çevre felaketlerine, insanlık dramlarına neden olduğu çok yazılıp çizilen çokuluslu şirketin, ülkemizdeki boru hattının da ileride başımıza ne gibi belalar açabileceği çok açık. Daha inşaatı sırasında, büyük teknik sorunların bulunduğu bizzat kendi deneyimli uzmanları tarafından defalarca açıklanmasına rağmen söz konusu şirket, ya bunları gizleme yoluna gitmekte, ya da bunları açıklayan elemanlarını işten kovmakla yetinmekte. Ne acıdır ki, bu sorunların bazıları, İngiltere’de parlamento soruşturmalarına neden olurken, kendi ülkemizde kimsenin haberi bile bulunmamakta, ilgililer konuyla ilgili konuşmayı, adeta bir vatan ihaneti olarak sunmakta. İşin en ilginç yanı, günde 1 milyon varil geçmesi için inşa edilen boru hattını doldurabilecek, çalışmasını sağlayabilecek bir petrolün de ortada olmaması. Gerek Azerbaycan’ın, gerekse Kazakistan’ın bu hatta yapabileceği katkıların rakamsal dökümleri, hesabın ne denli hayal ürünü olduğunu ortaya koyuyor. Yani işin özü, BP ile yapılan bu utanç verici sömürge anlaşmasına değecek bir durum da yok. Hattı verimli işletecek petrol yok. Bu hattı ülkemizin başına ve geleceğine bela edenlerin oturup düşünmeleri ve ortadaki soruları yanıtlamaları artık kaçınılmaz. Daha doğrusu, bu hattın en kısa zamanda tartışmaya açılması ve eğer iddialar doğruysa, birilerinden de hesap sorulması zamanı geldi, geçiyor.
I. NE HARCANDI? NE HARCANACAK? KİM ÖDÜYOR?
BTC hattının inşaatı sürüyor. 1.767 km’lik hattın 1.037 km’si Türkiye topraklarında. Toplam 2,95 milyar dolar olacağı hesaplanarak başlanan hattın maliyeti, daha şimdiden 3,7 milyar doları aştı (Asia Times Online Ltd., Aralık 25, 2003, “Pipelineistan Revisited”: http://www.atimes.com/Central _Asia/EL25Ag02.html) ve harcamalar daha uzun bir süre artarak sürecek. Gerçekten de, BP’nin bölgedeki hemen tüm projeleri aynı akıbete uğradı. Örneğin, yine BP’nin başını çektiği AIOC Konsorsiyumu’nun 1999’da inşa ettiği Bakü-Supsa petrol boru hattı, planlanan maliyetini %87 aşarak, başlangıçta hesaplanan 315 milyon dolar yerine tam 590 milyon dolara maloldu. Yine Konsorsiyum’un Hazar Denizi’ndeki Azeri-Çıralı-Güneşli sahalarının geliştirme masrafları da, planlananı 1,5 milyar dolar aştı ve 13,5 milyar dolarlık hesap, 15 milyar dolara ulaştı. Aynı şekilde, Şah Deniz doğal gaz sahası geliştirme projesinde de, başlangıçta hesaplanan 2,7 milyar dolarlık bütçeye karşın harcamalar kısa sürede 3,2 milyar doları aşınca, 2002 yılı Eylül ayında işler bir süreliğine askıya alındı. Aslında BP bunu hep yapıyor. 1970’li yıllarda başını çektiği Alyeska Konsorsiyumu’nun yaptığı Trans-Alaska Boru Hattı’nın (TAPS) maliyeti de, planlananın tam on katına erişmişti. Yapılan anlaşmaya göre, 2,95 milyar doların %30’unu konsorsiyumu oluşturan şirketler öderken, %70’i de alınan kredilerle karşılanıyor. Türkiye, kendi topraklarındaki masraflar 1,4 milyar doları geçerse, üstünü doğrudan kendisi ödeyecek. İşin akıl almaz yanı, Türkiye bu garantiyi bol keseden verirken, hattın %61’lik kısmını, hattın toplam maliyetinin %47’sine yapabileceğini düşünebiliyordu. Aklıbaşında uzmanlar, bu rakamın en az 600 milyon dolar aşılacağını, yani BTC’nin Türkiye bölümünün 2 milyar dolardan aşağıya olamayacağını çok önceden söylemişlerdi (örneğin: Sunday Business, 1/7/01, Lazard Win puts Caspian oil deal firmly on line). Toplam maliyet, hattın bitmesine çok zaman kala 3,7 milyar doları geçtiğine göre, Türkiye’nin limiti olan 1,4 milyar doların daha şimdiden aşılıp aşılmadığını soran bile yok. İşin ortasında ilave kredi almanın zorluğu da ortada iken, bu aşılan miktarı kim ödeyecek? Unutmayalım ki, ulusal kuruluşumuz TPAO, bu konsorsiyuma %6,75 pay ile ortak. Rivayete göre, Azerbaycan milli şirketi SOCAR’ın %25’lik payına düşen masrafı da Türkiye karşılıyor. Kısacası, bitip de gerçekten işletmeye alınabilmesi halinde Türkiye’ye yıllık getirisinin en fazla 110 milyon dolar olacağı herkesçe bilinen BTC boru hattı için, başta TPAO’nun %6,75’lik hissesine düşen, 60 milyon doları ana para, 140 milyon doları kredi payı olarak ödenecek toplam 200 milyon dolar olmak üzere, ne kadar para ödedik ve daha ne kadar ödeyeceğiz? Bilen var mı?
II. EV SAHİBİ ÜLKE ANLAŞMASI MI, SÖMÜRGE ANLAŞMASI MI?
İş keşke bu kadarla kalsa! BTC boru hattı anlaşması, tam bir sömürge anlaşması! Boru hattı işletmesi lideri BP, BTC boru hattının geçeceği her üç ülkede, gerek bugün geçerli olan, gerekse de ileride çıkacak tüm kanunlardan muaf tutuldu! Yani, eğer bu ülkelerde bugünkü, ya da ileride çıkacak çevre, sosyal, ya da insan hakları içerikli yasalar yüzünden, boru hattı işletmesi herhangi bir kâr kaybı ile karşılaşırsa, bunu bu ülkelerden tazmin etme hakkına sahip! Bu şekildeki bir anlaşma, tam anlamı ile, İngiltere’nin sömürgeleri ile yapabileceği türdendir. Yani, BTC anlaşması bir sömürge anlaşmasıdır! Daha da açık bir deyişle, boru hattının ülkemizden geçeceği 1.037 km boyunca devletin yasaları geçerli olmayacak, aksine bu alanda hükümran BP olacak! Ne hak-hukuk dinleyecek, ne de çevreyi umursayacak. İnsan hakları ise tabii ki hak getire!
BP’nin başını çektiği BTC yönetimi, daha sonra bu rezalete karşı, özellikle uluslararası sivil toplum örgütlerinden büyük protestolar ve baskılar altında kalınca, 22 Eylül 2003 tarihinde kendi insan hakları taahhütnamesini yayınlamak zorunda kaldı (Baku Tiflis Ceyhan Boru Hattı Şirketi, BTC İnsan Hakları Taahhütnamesi, 22 Eylül 2003, http://www.caspiandevelopmentandexport.com/Downloads/BTC_ Human_Rights_Undertaking_turkish.pdf). Ne var ki, bu taahhütnamede de, gerek çevre, gerekse insan hakları ile ilgili ülkemizde yürürlükte olan ve çıkabilecek kanunlardan, sadece “petrol boru hatları için geçerli olan uluslararası normları aşmayacak ölçüde olanları” kabul ediliyordu. Bu “norm”ların muğlaklığı, “uluslararası standart”ların son derece belirsiz olduğu gerçeği ortada iken, bu şekilde bir taahhütnamenin ne derecede ciddiye alınabileceği ortada. Zaten BP de çeşitli sivil toplum örgütleri ile yaptığı toplantılarda da, bu standartların ne olduğunu açıklayamadı (Colonialism and BTC Pipeline: http://www.bakuceyhan.org.uk/more_info/colonialism.htm). Bu durumda, anlaşmazlık halinde, söz konusu bu ne olduğu belirsiz standartları, normları kim saptayacak? Tabii ki başta BP olmak üzere, BTC Boru Hattı Konsorsiyumu! Bir ülke yönetimi, ulusunun en doğal hakkı olan insanca yaşama hakkı ile, bir ticari anlaşmanın getireceği pek az bir para arasına sıkışmış olabilir mi? İnsan haklarının bir fiyat etiketi olur mu? Boru hattının geçtiği yerlerde yaşayan bir Türk vatandaşı, bu hat dışında yaşayanın elde ettiği ve edeceği haklardan mahrum bırakılabilir mi? Böyle bir durum, BP’nin meşhur ve ne idüğü belirsiz “uluslararası norm”lardaki insan haklarının hangi maddesine girebilir? Uluslararası Af Örgütü’nden Chris Marsden’in dediği gibi, “hükümetler ve şirketler arasında yapılan ticari anlaşmalarda insan hakları tartışma konusu edilemez” (Baku-Tbilisi-Ceyhan Pipeline Project Puts Human Rights on the Line: http://www.amnesty.org.uk/business/btc/press.shtml). İnsan hakları, kârdan başka bir şey amaçlamayan ve mazileri tüm dünyada yarattıkları insan hakları ihlalleri ile dolu olan çokuluslu şirketlerin keyfine bırakılamaz. Bunlar, olmazsa olmaz haklardır! Çokuluslu şirketlere, bu konuyu anlaşma metinlerine koyma hakkını tanımak bile, bu anlaşmaya taraf bir ülke yönetimi için utanç kaynağı olmalıdır! III. DİĞER HÜKÜMLER:
Bu yetmezmiş gibi, ev sahibi ülke anlaşmasına (Anlaşma Metni: Resmi Gazete, 10 Eylül 2000) koyulan bir maddeye göre de, Türkiye boru hattından petrol geçişini, ciddi ve oluşmuş bir acil durum dışında, yani iş işten geçmeden önce, engelleyemeyecek. Sadece bu bile, insan haklarının ve çevrenin ne denli umursandığını belgelemeye yeterli değil mi? Yine ev sahibi ülke anlaşmasına göre, BP’nin başını çektiği BTC boru hattı konsorsiyumu, Türk güvenlik güçlerinden sınırsız koruma sağlayabilecekler ve hatta The Guardian Gazetesi’nden Paul Brown’a göre, boru hattı boyunca kendi paramiliter gruplarını bile oluşturabilecek (Paul Brown, 31 Ağustos 2002, The Guardian). Aynı anlaşma, konsorsiyuma dilediği kadar suyu, yöre halkının gereksinimlerini umursamaksızın, kullanma hakkı veriyor. Su sıkıntısının kanserleştiği yörelerde, böyle bir sınırsız hakkın ne kadar büyük sorunlar yaratacağı ve halkı boru hattı yönetiminin insafına terk edeceği çok açık. Söz konusu anlaşma, BP’ye anlaşmayı her istediği an iptal etme hakkı verirken, Türkiye’ye bu hakkı, ancak çok olağanüstü durumlarda tanıyor. Hükümete, halkı koruyacak ek maddeler ekleme, ya da bunları karşılıklı görüşme hakkını da tanımıyor. Anlaşma konsorsiyuma, köylerin coğrafi gelişimini, herhangi bir karşılık vermeden önleme hakkını da veriyor. Köylüler, yeraltına gömülü boru hattı boyunca bina yapamayacaklar, ağaç dikemeyecekler. Buna karşın konsorsiyum, hat üzerine istediği inşaatı, insanların ve hayvanların geçişlerine engel oluştursalar bile, yapabilecek. Böylece, boru hattı sayesinde bölünen, parçalanan araziler, tarlalar, köyler oluşabilecek. Kısacası, BTC petrol boru hattı boyunca tüm yasama ve yürütme yetkileri, insan haklarını ihlal seviyesinde, BP’nin başını çektiği konsorsiyuma geçecek! Anlaşmada resmi kabul edilen dil İngilizce. Anlaşmazlık halinde yetki İngiliz mahkemelerinin. Bu durum BTC konsorsiyumunun daha sonra yayınladığı, zırvadan başka anlamı olmayan “insan hakları taahhütnamesi” için de geçerli. Hat boyunca Türkiye’nin elinden tüm denetim mekanizmalarını, yasama ve yürütme yetkilerini alan BP başkanlığındaki konsorsiyum, anlaşmazlıklar halinde de Türk mahkemelerine değil, tabii ki İngiliz mahkemelerine güveniyor! Zaten anlaşmaya göre, boru hattında oluşabilecek bir sızıntı veya meydana gelebilecek bir zarar ya da ciddi bir felaket karşısında da konsorsiyum sorumsuz tutulduğundan, İngiliz mahkemelerini meşgul edecek pek bir konunun kaldığı da söylenemez! Bir Türk vatandaşının, BTC’nin neden olduğu sorunlardan, “uluslararası normlar” ölçeğinde (ne demekse!) etkilendiğinde bile mahkemeye gidebileceği şüpheli, zira bu tür sorunlarda anlaşma vatandaşı değil, hükümeti muhatap alıyor. Zaten Karslı bir köylü vatandaş, kendi ülkesinde zor bulabileceği bir adaleti, İngiliz mahkemelerinde mi arayabilecek? BTC petrol boru hattı, doğal park alanlarını, arkeolojik sit bölgelerini ve Kafkaslardaki pınarlardan küçük dereciklere, nehirlere ve sulama kanallarına dek toplam 1500 doğal su alanını kesecek. BP’nin boru hattı işlettiği Kolombiya ve Alaska’daki ciddi çevre ve insan hakları skandalları (Melissa Jones & Michael Gillard, 1 Mayıs 2004, http://www.Redpepper.org.uk/May2004/x-May2004-BTC.htm) akla geldiğinde, insanın huzuru kaçıyor!
IV. BP’DEN ULUSLARARASI ÖRNEKLEMELER:
Acaba BP, reklamlarında sürekli belirttiği gibi, “temiz”, “yeşilci” ve “sorumluluk sahibi” bir şirket mi? Gerçekten de ABD hükümet yetkililerinin dediği gibi, “BTC boru hattında başı BP’nin çekmesine şükretmemiz” mi gerekiyor? Tabii ki durum hiç de böyle değil! Tam aksine BP’nin, kanunların güya daha sıkı takip edildiği, sivil toplum örgütlerinin daha gelişmiş, zengin ve etkin olduğu ABD’de sergilediği sorumsuzluk örnekleri saymakla bitecek gibi değil! Pek cılız çevre örgütlerinin parasızlıktan, personel eksikliğinden ve üzerlerindeki devlet baskısından yıldırılmış olduğu Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye gibi ülkelerde BP’nin yarattığı ve yaratacağı sorunlara kimler, nasıl sahip çıkabilecek? Bu ülkelerin halkları, ABD’de bile vurdumduymazlıklar sergileyebilen bu ve bunun gibi çokuluslu şirketlere nasıl güvenecek, bunlarla nasıl baş edecek? Gelelim işlerin güya çok daha sıkı tutulduğu ABD’de BP’nin insanlara yaşattığı karanlık maceralara! Tarih 2003 yılı Mart ayı. Güney Kaliforniya hava kirliliği denetim dairesi olan “Güney Sahili Hava Kalitesi İdaresi Bölgesi” başkanlığı, BP’nin bir rafinerisinin son 8 yılda neden olduğu binlerce hava kirliliği olayı için BP aleyhine 319 milyon dolarlık tazminat davası açtı. Bu bölgede, böyle bir konu için açılan davalar içinde bu, kırılması çok güç bir rekor. İşin ilginç tarafı, davacı resmi daire yetkilileri, BP’nin bu konularda kendi iç denetimlerini yapmadığına emin olduktan sonra, bizzat denetim yapmak için rafineriye gittiklerinde içeriye sokulmamışlar, ancak şerif ve polis zoruyla içeriye girip denetim yapabilmişlerdi! Bu denetim sonucunda, BP rafinerisine ait tankların %80’inin sızdırdığı ve mühürlenmedikleri ortaya konmuştu. Yaktıkları gazlar analiz edilmemişti ve bu nedenle bölgedeki bir okul tam iki kez boşaltılmak zorunda kalmıştı. BP, tüm bu olayları gizleme yoluna gitmiş ve evraklarda sahtekarlık yapmıştı. Aynı şirket, yine bu bölgede 2002 yılında, yeraltı tanklarıyla ilgili usulsüz uygulamaları nedeni ile 25 milyon dolar cezaya çarptırılmıştı (Friends of the Earth: BP: Beyond Petroleum or Beyond the Pale? BP’s Recent Behavior in the US and the Implications for the BTC Pipeline; ctc. Carol Welch, [email protected]). Bunu ABD’de yapmaya cesaret eden BP, yabancı yatırımcı gelsin diye çevre sorunlarını göz ardı etmeyi alışkanlık haline getirmiş Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye gibi ülkelerde neler yapmaz? Bir süre önce, ABD Federal Enerji Denetleme Komisyonu (FERC), 2000-2001 yıllarında Kaliforniya’nın yaşadığı büyük enerji krizinin sorumlularından biri olarak BP’yi gösterdi. Kaliforniya’nın o yıllarda yaşadığı enerji krizinin nedeninin, bu tür şirketlerin kısa dönemde enerji fiyatlarını arttırabilmek için gerçekleştirdikleri piyasa oyunları olduğu anlaşılmıştı. Bu oyunlar sonucu, Kaliforniya’da enerji fiyatları anormal artmış ve tüm eyalette ciddi elektrik kesintileri yaşanmıştı. FERC raporuna göre, BP Enerji ve rakibi olan bir diğer şirket, Kaliforniya ve batı ABD’de enerji fiyatlarını kendi lehlerine ayarlamak için elektrik piyasasında borsa oyunlarına girişmişlerdi (Friends of the Earth: BP: Beyond Petroleum or Beyond the Pale? BP’s Recent Behavior in the US and the Implications for the BTC Pipeline; ctc. Carol Welch, [email protected]).
BTC hattı için Dünya Bankası, Avrupa bankaları ve kredi kuruluşlarından kamuya ait parayı kullanan BP, aynı zamanda, Alaska’nın kuzeyini ABD’nin orta-batısına bağlayacak 5.800 km uzunluğunda bir doğal gaz boru hattı için de ABD’li vergi mükelleflerinin cebine elini atıyor. Bu hat için ABD yönetiminden vergi muafiyetleri ve yatırım garantileri isteyen BP, aynı zamanda, gaz fiyatlarında ileride yaşanabilecek bir düşüş için de garantiler kopartmaya çabalıyor. Sadece bu garantinin bile vergi mükelleflerine çıkartacağı faturanın, yıllık en az 850 milyon dolar olabileceği hesaplanıyor. Eğer BP başarılı olup, bu garantileri koparabilirse, ABD’de ENRON’un yerini doldurup, yeni bir gaz tekeli haline gelebilecek. Ve tabii en önemlisi, ekonomik olamayacağı baştan belli bir projenin yükünü vergi mükelleflerine ve yöre halklarına yıkmış, kârını kasasına koymuş olacak (Friends of the Earth: BP: Beyond Petroleum or Beyond the Pale? BP’s Recent Behavior in the US and the Implications for the BTC Pipeline; ctc. Carol Welch, [email protected]). BP’nin boru hattı işlettiği Kolombiya’da, Kolombiya polisine verdiği askeri eğitim ve bu polislerin sivil halka karşı yaptıkları, bir zamanlar çok konuşuldu, yazıldı, çizildi (Amnesty International News Service 115/97 – AMR 23/44/97: 30 Haziran 1997, “Kolombiya: BP askeri eğitim vererek insan hakları ihlallerini kışkırtıyor”). İçlerinde BP’nin de bulunduğu 21 Amerikan ve Avrupalı banka ve şirket, Güney Afrika’nın ırkçı rejimini desteklemekten ve insan hakları aleyhine doğrudan faaliyet göstermekten, 2002 yılı Kasım ayında NewYork, ABD’de mahkemeye verildiler (The Financial Times, Nicol Degli Innocenti, 13 Kasım 2002). BP-Amoco, Angola’da 870 milyon dolarlık rüşvet dağıtmakla suçlandı (The Guardian, David Pallister, 17 Ocak 2001). BP’nin üst düzey yöneticilerinden Reg Hinckley’in bunu kabul etmek zorunda kaldığı ve bu paranın büyük bölümünün Amsterdam’da bir özel hesaba yatırıldığı haberleri, o zamanlar ayrıntıları ile konu edildi. Sudan’da, aralarında BP’nin de bulunduğu petrol şirketlerinin, ülkenin geniş alanlarında halkı sistematik göçe zorladıkları ve on binlerce insanın öldürülmesinden sorumlu oldukları da bilinen haberler arasında (The Guardian, Victoria Brittain & Terry Macalister, 15 Mart 2001). BP’nin Çin işgalindeki Tibet’te, Çin ve diğer uluslararası petrol şirketleri ile giriştiği faaliyetler, yıllarca süren çeşitli protestolarla karşılaşmıştı (The Guardian, Stuart Miller & Terry Macalister, 19 Nisan 2001).
V. BTC’NİN EMNİYETİ VE YARATACAĞI SORUNLAR:
BP’nin Alaska boru hattında yaptıklarını anlatmadan önce, tekrar BTC’ye dönmekte yarar var: 20 Mayıs 2004 tarihinde, İngiliz Parlamentosu Ticaret ve Endüstri Komitesi Başkanı Martin O’neill, İngiltere Export Kredi Garantisi Dairesi’ni (ECGD), BTC’ye 150 milyon dolarlık yeni bir krediyi vermeden önce, insan hakları ve çevre konularını doğru dürüst incelememekle suçladı (http://www.bakuceyhan.org.uk/press_releases/committee_criticises.htm, 20 Mayıs 2004, Parliamentary Committee Criticises UK Government over Controversial Pipeline). Komite, BTC boru hattında 150.000 kaynak noktasında kullanılan korozyonu önleyici madde konusuna da dikkati çekti. 41 yıllık iş tecrübesi bulunan ve BP’ye 30 yıl danışmanlık yapmış olan Derek Mortimore, BP’nin BTC’de gerek seçtiği kaplama malzemesinin, gerekse bu seçim sürecinin ciddi şekilde hatalı olduğunu, daha 2002 yılı Ağustos ve Kasım aylarında iki kez söylemiş ve BP’yi uyarmıştı. Mortimore raporunda, şayet boru hattının o güne dek gömülen kısımları tekrar çıkartılıp, yeniden ve düzgün malzeme ile kaplanmazsa, boru hattında ciddi sızıntıların kaçınılmaz olacağını yazıyordu. Bu hattın 40-60 yıl operasyonda kalacağı düşünülürse, sorunun ciddiyeti daha da bir ağırlık kazanıyordu. Kaynaklı kısımlar için kullanılan Kanada malı kaplama malzemesinde yapılan performans testlerinin hatalı olduğu ve sonuçlarının abartıldığı konusunda ikaz edildiğinde BP, soruşturma açarak, bu testleri aklama yoluna gitti. Buna karşın, 2003 yılı Aralık ayında bu kaplamalarda çatlaklar oluşmaya başlayınca, çalışmalar haftalarca durduruldu ve ne yapılabileceği araştırıldı. Uzmanlar, Kanada kaplamalarındaki sorunun, malzemenin kimyasından kaynaklandığını söylediler. BP kaynaklı bazıları ise, işi pişkinliğe vurup, bunun malzeme hatası değil, uygulama hatası olduğunu savundular; sanki sonuç değişirmiş gibi. Ancak yine de, o ana kadar gömülmüş 15.000 kaynaklı kısım dışarıya çıkartılıp, kaplamalarının değiştirilmesi yoluna gidilmedi. Böyle bir işlemin getireceği masraf (enaz 1 milyar dolar) ve zaman kaybı göğüslenmedi; buna karşın sızıntı riski tercih edildi! Söz konusu Kanada malı kaplama malzemesini BP seçmişti. BP kaplama malzemesinde yaşanan bu sorunları, kredi aldığı ECGD’den gizledi. Sunday Times gazetesi konuyu 15 Şubat 2004’te açıklayınca (The Sunday Times – Britain, 15 Şubat 2004, BP Accused of Cover-up in Pipeline Deal: http://www.bakuceyhan.org.uk/BP_accused_of_cover-up_over_pipeline_deal.htm), şimdi bu kredinin BP’ye verilmesini onaylayan Ticaret Bakanı da, İngiliz gazetelerinde BP’nin adını Blair Petroleum’a dönüştürdüğü söylenen Başbakan Tony Blair de köşeye sıkıştı. Parlamento soruşturması devam ediyor. Avrupa Parlamentosu üyesi Baronez Sarah Ludford, sorunu Avrupa Parlamentosu’na taşıdı. Sivil toplum örgütleri de konuyu Avrupa Mahkemesi’ne götürüyor (http:www.sarahludfordmep.org.uk/ speeches/55.html). BTC petrol boru hattındaki büyük vurdumduymazlığın oluşturduğu bu büyük sızıntı tehlikesi, ne yazık ki hattın çevreye verebileceği tek zarar olmayacak. Çevreci kuruluşlar, İskenderun Körfezi’nin bir Exxon Valdez, Braer veya Sea Empress tanker facialarına da açık olduğunu söylüyorlar. İstanbul Boğazı’ndaki tanker trafiğine çare olarak gösterilen BTC hattı, İstanbul Boğazı’ndan geçen petrol miktarını, tabii ki azaltmayacak. Bu miktara, BTC sayesinde bir de, karada her türlü tehlikeye açık ilave petrolün ülkemiz üzerinden geçmesi sağlanacak. BP, Baku-Supsa boru hattında, Gürcistan’ın Supsa limanına yanaşan tankerlerin Gürcistan yetkililerinin denetimi dışı kalmasını ısrarla savunmuş idi. Yumurtalık’ta da farklı bir yaklaşımda bulunacağını beklemek saflık olacaktır.
VI. ALASKA ÖRNEĞİ:
Gelelim BP’nin başını çektiği bir diğer boru hattı olan Alaska’daki Alyeska Konsorsiyumu boru hattına. Alyeska Konsorsiyumu, 1970’lerin ortalarında Trans-Alaska boru hattını (TAPS) inşa etmişti. BP’nin o zamanlar yaptığı açıklamalar da, aynen şimdi BTC için yaptığı gibi, TAPS hattının dünyanın en güvenilir boru hattı olduğu idi. Ancak 1989 Mart’ında Exxon Valdez petrol tankeri, bu hattan petrol aldıktan hemen sonra, 258.000 varil petrolün denize dökülmesine neden oldu. Sorunun boru hattı terminal işletmesindeki yetki karmaşası olduğu çok söylendi. Tankerlerin denetlenmemesi (aynen BP’nin Supsa’da yaptığı ve Yumurtalık’ta da yapmaya hazırlandığı gibi) facia için tek başına yeterli bir nedendi zaten. Evet, TAPS boru hattı, dünyanın en güvenilir hattıydı o zamanın BP broşürlerinde. 1976’da Alyeska Konsorsiyumu için bastırılan broşürde aynen şöyle yazılı idi: “bu boru hattı, en yüksek kalite ve güvenlik standartlarında inşa ediliyor”. Aynı BP’nin BTC ile ilgili Azerbaycan’da dağıttığı broşürde ise, “boru hattının en üst uluslararası standartlarda inşa edileceği” yazılı. İnsanın aklına –olacak iş değil ya- BP’nin tasarruf edip, elinde kalan Alyeska Broşürlerinin üzerine BTC Broşürü yazıp da dağıttığı geliyor. Aslında BP’nin bu sefer espri anlayışının daha da gelişmiş olduğu görülüyor. Örnek mi? Azerbaycan’da Şaşlık Köyü’nde, BP’nin bir otobüs durağında duvara yazdığı yazı: “Halkımız BP ve AIOC Konsorsiyumu’na teşekkür ediyor. Çok mutluyuz” (Nino Gujarraidze, CEE Bankwatch Network; http:// www.bakuceyhan.org.uk/more_info/colonialism.htm).
Yine de TAPS, bizim BTC’den çok daha şanslı sayılır! BP, TAPS boru hattında, büyük halk baskısına tam dört yıl direndikten sonra da olsa, boruların deprem sırasında eğilip bükülebilmelerini sağlayan bir sistem kurdu. Türkiye’de Alaska’da olduğundan çok daha büyük deprem riskleri olmasına rağmen, BTC boru hattında böyle bir sistemin kurulması, akla bile gelmedi. BTC hattının geçtiği yerlerde tarih boyunca çok büyük depremler oluşturmuş aktif fay sistemleri, böylece Allah’a emanet bırakıldı.
VII. İŞİN ŞAKASI YOK!
İş bu kadarla da bitmiyor! 26 Haziran 2004 tarihinde İngiliz Independent Gazetesi, BTC hattında ortaya çıkan temel teknik hataları yayınladı (Baku-Ceyhan Campaign, 26 Haziran 2004: Campaigners Urge Halt to BP “Environmental Timebomb”, Whistleblowers Expose Turkey Pipeline Failings: http://www.bakuceyhan.org.uk/press_releases/independent_article.htm ve http://www.earthisland.org/ eijournal/wr_win2000/pipeline.html). BTC hattı inşaatının Türkiye bölümünde çalışan dört kıdemli boruhattı uzmanı(*), bir açıklama yaparak, boru hattı yapımında ortaya konan beceriksizlik, masraftan kaçma, kötü işçilik gibi bir çok konuyu gün ışığına çıkarttılar (http://news.independent.co.uk/business/news/story.jsp?story=535345). Tüm bunlar, hattın güvenliğinin büyük bir sorun olacağını ve ileride başımıza büyük belalar açacak bir “saatli bomba” olduğunu ortaya koyuyordu. Söz konusu dört uzman, her biri 20 yılı aşan deneyimleri ve başarılı iş geçmişleri ile, bu projenin bugüne dek şahit oldukları en berbat boru hattı inşaatı olduğunu, kimsenin özgemişinde böyle bir iş deneyimini göstermek istemeyeceğini söyleyip, şu konuların altını çiziyorlardı: Ø BP’nin Türk müteahhit şirketi BOTAŞ’ı denetleyememesi, Ø Başta, bu kadar büyük bir deprem riski taşıyan bölgede, sismik olarak aktif fay zonları üzerinden geçen boru hattı ile ilgili mühendislik işlerinde danışmanlık yapacak düzgün uzmanların bulunmaması ve konuyla ilgili risklerin umursanmaması, Ø Beklenen hizmeti verecek malzemenin ve inşaat yöntemlerinin kullanılmaması, Ø İnşaat tasarım spesifikasyon ve koşullarına, yöntemlerine riayet edilmemesi; gerek kaynak işlerinde ve gerekse diğer strüktürel sorunlarda yaşanan mühendislik hataları, Ø İnşaat kalitesi ile ilgili test ve denetimlerin yapılmaması, konuya ait raporların tutulmaması, Ø Sorunlara dikkat çeken deneyimli kalifiye personelin tehdit edilmesi ve işten atılması, Ø Adam kayırma ve hatırlıları işe alma (nepotizm); atılan deneyimli personelin yerine, torpilli kalitesiz personelin yerleştirilmesi, Ø Çevre, sağlık ve emniyet gereklerinin yerine getirilmemesi, ihmal edilmesi; herhangi bir korunma sağlanmadan kullanılan kanserojen maddeler de dahil olmak üzere sağlık ve emniyet konularındaki hatalar, ve Ø Su kaynaklarının kesilmesi, kullanımının engellenmesi ve kazı cürufunun işlenmiş tarlaların üzerine atılıp yayılması da dahil olmak üzere, yerel yerleşimlerin ve geçim kaynaklarının tahrip edilmesi; malzeme ya da hizmet alınan yerel işyerlerine ödeme yapılmadığından, bunların iflasına neden olunması. BP’nin konu ile ilgili reaksiyonu mu? Tabii ki, bu rezaletleri açıklayan dört uzmandan ikisinin hemen işten atılmaları! Uzmanların belirttikleri bu rezilliklerden tekinin bile, bu inşaatın derhal durdurulması ve sorumlularının adalet önüne çıkartılmasını gerekli kıldığını söylemeye gerek var mı?
(*) Dennis Adams, İngiliz kıdemli mühendis; Colynn Burrell, 35 yıllık deneyimi olan Amerikalı dizayn mühendisi; Mike Morley, İngiliz kaynak kaplama deneticisi; ve adını açıklamayan müdür seviyesinde bir teknik personel.
VIII. AYIRIMCILIĞIN BU KADARINA PES DOĞRUSU:
Ne kadar ilginçtir ki, BP, Londra’da düzenlediği 2004 yılı Yıllık Genel Toplantısı (AGM)’na Azerbaycan ve Gürcistan’dan gelen ortaklarını, emniyet gerekçesi ile, almadı. Bu ortaklardan Miruari Gahramanlı (Azerbaycan Petrol İşçileri Haklarını Koruma Komitesi Başkanı), eğer toplantıya girebilse idi, BTC hattı çalışmalarının Azerbaycan’da insan haklarını ve ulusal yasaları hiçe saydığını anlatacak, Azeri işçilerin İngiliz ve Amerikalı işçiler karşısında ayrımcılığa uğradıklarını gösterecek, iş koşullarından şikayetçi oldukları için işten atılanların tekrar işe alınmasını isteyecekti. Yine ortaklardan, Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye Boru Hattı Sistemi Denetim Grubu’ndan Mayıs Gulaliyev toplantıya katılabilse idi, BP’nin halka hiçbir konuda bilgi vermediğini, sadece boru hattını destekleyen grup ve kuruluşları muhatap aldığını anlatacaktı. Bir diğer ortak, Gürcistan Yeşil Alternatif’ten Nina Dadalauri içeriye girebilse idi, boru hattının milli parkı nasıl tahrip ettiğini söyleyecekti. Çevreci grup Platform’dan Greg Muttitt’in dediği gibi, “bu durum, yani Azerbaycan’dan ve Gürcistan’dan gelen ortakların toplantıya alınmamaları, son derece mantıksız ve muhtemelen de kanunsuz bir işlemdir. Bu davranış biçimi, BP’nin ortaklarından ve geniş halk kitlelerinden saklayacağı bir şeyler olduğu izlenimini vermektedir” (http://www.baku.org .uk/press_releases/bp_ excludes.htm: 15 Nisan 2004). BP’nin söz konusu toplantıya, hissedar olmalarına rağmen almadığı kişilerin, sadece BTC hattına eleştiri yönetenler olmaları, bu şirketin bu insanlar ile ilgili bilgi topladığı ve haklarında gizli dosyalar tuttuğu, yani fişlediği anlamına geliyor. Bundan hareketle, Friends of the Earth, Cornerhouse ve PLATFORM adlı sivil toplum örgütleri, İngiltere’de yürürlükte olan 1998 Bilgi Edinme Yasası gereği, BP’nin bu dosyaları açıklaması için resmi başvurularını yaptılar (Baku-Ceyhan Campaign: Pipeline Campaigners Quiz BP on Security Fears, 7 Haziran 2004, http://www.bakuceyhan.org.uk/press_ releases/data_protection.htm).
IX. PETROLÜ NEREDEN BULACAĞIZ?
Pekiyi, ABD’nin 21inci Yüzyıl enerji planlarını gerçekleştirmek için desteklediği bu hat için bütün bu rezilliğe değer mi? Yani, bu hat gerçekten de fizibilitesinin üzerine kurulduğu günlük 1 milyon varil petrolü taşıyabilecek mi? Yani, bu petrol var mı? Yoksa bu hat, açılması planlanan 2005 yılında tarihe, milyarlarca dolarlık bir şaka olarak mı geçecek? Azerbaycan günümüzde, günlük 175-200 bin varil petrol satabiliyor. Bu rakamın önümüzdeki uzunca bir süre içerisinde 200-250 bin varil civarında kalacağı biliniyor. Yine Azerbaycan bugün bu petrolü 2 hattan dünyaya ulaştırabiliyor: 1. Baku-Novorossiysk (Rusya-Karadeniz) hattı: kapasitesi günlük 100 bin varil. Rusya, bu kapasiteyi her an günlük 300 bin varile arttırabilecek durumda. 2. Baku-Supsa (Gürcistan-Karadeniz) hattı: kapasitesi günlük 145 bin varil. Kapasiteyi 400 bin varile çıkartmak için hazırlıklar var. Ortada satılacak bu kadar petrol olmadığı için bu işe şimdilik girişilmiyor.
Azerbaycan, Baku-Novorossiysk hattından geçirdiği her varil petrol için Rusya’ya 2,1 dolar ödüyor. Rusya, BTC hattını devredışı bırakmak için bu rakamı çok aşağılara çekmeye hazırlanıyor. Baku-Supsa hattı, Azerbaycan’a çok ucuza geliyor: her varil petrol için 0,3-0,4 dolar. Yani, BTC hattı için öngörülen para kadar. BP’nin şişirilmiş Azeri-Çıralı-Güneşli petrollerinin üretim profilinde bile (Azeri, Chirag & Gunashli Full Field Development Phase 1, Environmental & Socio-economic Impact Assessment, February 2002, Figure 5.2, page 5-4, http//www.caspiandevelopmentandexport.com/ASP/PD_ACG.asp), sadece 2009-2014 yılları arasında BTC boru hattına yetecek miktara yaklaşacak bir petrol görülüyor. Bu durumda bile günlük 260.000 varil’i bulan bir eksik bulunuyor (Mansley, M., Mayıs 2003, The Baku-Tbilisi-Ceyhan Pipeline and BP: A Financila Analysis (commissioned by PLATFORM): Building Tomorrow’s Crisis?, Claros Consulting). Şayet Azerbaycan’ın petrol tüketimi bu süreçte artar, ya da Baku-Novorossiysk hattı tam kapasite ile (ve bugünkünden daha ucuza) kullanılırsa, bu eksik günlük 500.000 varil’i de rahatlıkla aşabilecek. Özetleyecek olursak, en iyi (şişirilmiş) koşullarda bile, 40-60 yıl çalışması için inşa edilmekte olan BTC boru hattında, 2005-2009 arasında ve 2015 sonrasında yeterli petrol olamayacak. Kaldı ki, Chevron ve Shell şirketleri de, bu üretim profiline inanmadıkları için, çoktan AIOC Konsorsiyumu’nu terk ettiler bile! Hatta girmesi hayal edilen petrol konusunda bir başka sorun da, AIOC Konsorsiyumu’nda %8 hisse ile yer alan ExxonMobil ve %5,6 hissesi bulunan Pennzoil, BTC boru hattı konsorsiyumunda değiller. Yani, bu iki şirketin AIOC Konsorsiyumu petrolündeki toplam %13,6’lık payları, kendi diledikleri yoldan uluslararası pazara çıkabilecek ve bu yol muhtemelen BTC hattı da olmayabilecek. Kısacası, Azerbaycan’ın dışarıya sattığı petrol, daha uzun bir süre, varolan bu iki hattı bile tam olarak doldurabilecek durumda değil. Pekiyi, o zaman BTC hattının ekonomik olabilmesi, yani kullanılabilmesi için gereken günlük 1 milyon varil petrol nereden gelecek? Bizim yetkililere sorarsanız, bu petrol tabii ki Kazakistan’dan gelecek! Başta ABD olmak üzere, Türkiye ve Azerbaycan’ın tüm baskısına rağmen, Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev, bugüne dek BTC ile ilgili hiçbir ciddi anlaşmaya imza atmadı. Baskıları savuşturmak için imzaladığı sadece “iyi niyet mektup”ları. Kazakistan günümüzde, günlük yaklaşık 800 bin varil petrol satabiliyor. 2005 yılında Kaşagan Sahası –eğer evdeki hesap pazara uyarsa- buna günde 100 bin varil daha katabilecek. Kazakistan’ın elinde bu petrolleri taşıyabilecek boru hatları var: 1. Uzen-Atırau-Samara hattı: günlük kapasitesi 350 bin varil. 2. Kenkiyak-Orsk hattı: Rusya’nın Orsk rafinerisine petrol taşıyor. Günlük kapasitesi 100 bin varil. 3. Tengiz- Novorossiysk hattı (CPC): günlük kapasitesi 1,5 milyon varil. 4. Neka-Tahran hattı: Kazak petrolünü, güneyde İran petrolü ile takas için çalışan 300 km’lik hattın günlük kapasitesi 150 bin varil. Kısacası, 2005 yılında ve takip eden uzunca bir süre, Kazakistan’ın satabileceği günlük 900 bin – 1 milyon varil petrole karşılık, mevcut boru hatlarının toplam kapasitesi günlük 2,5 milyon varilden fazla! Kaşagan Sahası’nın ileride geliştirilmesi ile, Kazakistan 2015 yılı ve sonrasında dışsatım kapasitesini günlük 5 milyon varile ulaştırmayı düşlüyor. Bu nedenle de, birçok boru hattı üzerinde çalışıyor: 1. Odesa-Brodi-Gdansk-Plock: günlük kapasitesi 1 milyon varil olacak. Finansman aranıyor. 2. Kazakistan-Türkmenistan-İran: günlük kapasitesi 1 milyon varil olacak. Fizibilitesi sürüyor. 3. Aktau-Çin H. C.: 3.000 km’lik hattın 2010 yılında devreye girmesi planlanıyor. Günlük kapasitesi başlangıçta 500 bin varil olacak; zamanla 1 milyon varile çıkacak. 4. Alaşanku-Atasu-Çin H. C.: günlük kapasitesi 1 milyon varil olacak hat için görüşmeler sürüyor. 5. Karaçaganak-Atırau-Novorossiysk: planlama halinde. Bunların da devreye girmesi ile, boru hattı kapasitesi toplam 6 milyon varili geçecek Kazakistan’ın, ne şimdi, ne de gelecekte BTC’ye verebilecek ciddi bir petrolü yok! Zaten Nazarbayev de 2003 yılında, BTC’ye verebilecekleri azami petrol miktarının günlük 150 bin varille sınırlı olabileceğini söylemiş idi. Kazakistan her geçen gün Rusya ile yakınlaşıyor. Rusya’dan geçen boru hatlarını çok uzun dönemde çok ucuza kullanabilmek için Putin ve Nazarbayev sık sık biraraya geliyor. 2004 yılı Ocak ayında Putin’in Kazakistan ziyareti sırasında da bu konuda bir dizi anlaşma imzalandı bile. Çin H. C.’nin 2005 yılından itibaren gereksinim duyacağı müthiş miktarlardaki petrol ithalatı için gözünü diktiği yer de, tabii ki komşusu Kazakistan. Şu ana dek yaptığı anlaşmaları, yenileri için yaptıkları görüşmeler izliyor. Kısacası, Kazakistan BTC’den neredeyse tümüyle uzaklaşmış durumda. Kazakistan’ın da devreden çıkması ile, geçtiği yerlerde BP’nin hükümran olmayı garanti altına aldığı BTC’nin inşaatı, tarihin en pahalı gaflarından biri olmaya aday, her geçen gün artan ve planlananı çoktan geçen masrafı ile devam ediyor. Bu masrafların daha ne düzeylere ulaşabileceği de, konu ile ilgili yapılan tarafsız mali analizlerde tüm çıplaklığı ile ortaya konuluyor (Mansley, M., Mayıs 2003, The Baku-Tbilisi-Ceyhan Pipeline and BP: A Financial Analysis (commissioned by PLATFORM): Building Tomorrows Crisis?, Claros Consulting)! İşin en ilginç yanı, Çin H. C. son 2 yıldır, giderek hızlanan biçimde, Azerbaycan’daki tüm kara sahalarını satın alıyor. Niyeti, en kısa zamanda AIOC Konsorsiyumu’na da, birilerinin hissesini satın alıp girmek. Herhalde, bu kadar petrole ihtiyacı olan Çin H. C. bu sahaları, petrollerini BTC hattından batıya yollamak için satın almıyor!
X. SONUÇ:
1. BTC hattı inşaat masrafları daha şimdiden 3,7 milyar doları bulmuştur. Bu ilave paraların ödenmesinde ülkemizin payına ne düşmektedir? Ne ödedik? Daha ne kadar, ne ödeyeceğiz? 2. Yapılan anlaşmaya göre, hattın geçtiği yerlerde BP’ye uygulanabilecek hiçbir ulusal yasa yoktur. Bu durumda ülkemiz, bu hat boyunca BP’nin hükümranlığını kabul etmiş olmamakta mıdır? Konu ile ilgili yeniden görüşmeler yapılıp, bu çirkin durumun değiştirilmesi düşünülüyor mu? 3. BTC Boru hattı güvenilir midir? Kaynak yerlerindeki kaplama sorunlarını İngiliz Parlamentosu ciddiye aldığına ve bizzat hatta çalışan deneyimli uzmanların açıklamalarının da hatla ilgili teknik “saatli bomba”yı ortaya koyduğuna göre, kendi ülkemizde felaketler yaratacak bu konu, bizim yetkililerimizi ne kadar meşgul ediyor? 4. Azerbaycan’ın elinde BTC’yi dolduracak petrol var mıdır? 5. Kazakistan ile BTC için yapılmış ciddi, tarafları tam bağlayıcı bir anlaşma var mıdır? 6. Kazakistan’ın BTC’ye ayırabileceği petrol var mıdır? Bu soruların yanıtlarını birileri vermeli! Hem de hiç vakit geçirmeden, konuyu savsaklamadan!
|