Kendini Tanrı’ya Adayan Rahip

 

 

 

 

Çeviren: Semra KANAT

     İki yüzyıl önce, güney İtalya’nın uzak bir taşra köşesinde birbirinden ayrılmaz iki oğlan arkadaş yaşamakta imiş. Zengin bir toprak sahibinin oğlu olan akıllı ve kendinden emin Mario, önder imiş. Sadık takipçisi Anselmo ise, köy ayakkabıcısının oğlu olup, vasat bir öğrenci imiş.

İkisi sık sık tarlada birlikte dolaşırlar ve Mario ciddî bir ses tonu ile geleceğine dair konuşmalar yapar imiş. Dindar ailesi onu kiliseye vakfetmek istemekte, kendisi de törenleri sevdiği ve kilise törenlerinin yüceliği ile asaletinden heyecanlandığı için bu fikirden hoşlanmakta imiş. Tek kelime ile, Mario büyük bir vaiz olmak istemekte imiş.

Günün birinde iki oğlan, güçlü güneşin ısıttığı bir tepenin yamacındaki bağların arasında yatar iken, “önder” demiş ki:

- Tüm dilleri konuşma yeteneğine sahip olmak için birçok şey verir idim!

- Mario, bu yeteneğe sahip olman için her gün dua edeceğim.

Anselmo pek dindar olmadığından, onun bu beklenmedik sözlerinden şaşkına dönen Mario gülümseyip, hoşgörü ile arkadaşının dar omuzlarını sarmış:

- Amico mio (Dostum. S.K.), niyetin beni derinden etkiledi. Ancak, belâgat ilmini öğrenmeye başlamalıyım.

Ardından Mario, Kapuçino rahiplerinin manastırına girmiş. Aylar boyunca köyde yalnız başına dolaşan Anselmo ise, bir gün artık bu ayrılığa katlanamayıp, arkadaşının peşinden manastıra dünyevî birader olarak gitmek, tarikatın hizmetlisi olup ağır işler ile uğraşmak zorunda kalmış. Mevki farklılıkları iki arkadaşın ayrı yaşamasını gerektirir ise de, en azından Anselmo Mario ile aynı çatı altında kalır imiş ve tarlada çalışır iken de, hayvanlara bakar iken de, sofranın altındaki zemini temizler iken de, sevgili dostu ile hem bakış, hem de söz alış verişinde bulunma olanağına sahip imiş.

Sonra Mario papazlık sanı almış. Giriş söylevini yapması gerektiği Paskalya arifesinde, manastır salonlarından geçer iken, belirsiz bir figür önüne dikilmiş:

- Yolun açık olsun, Mario... ben orada olacağım... ve senin için dua edeceğim.

Ertesi gün, amvona (Kiliselerde hitabet kürsüsü. S.K.) çıktığında gördüğü ilk kişi, iki adım önünde oturup kendisine sadakat ve hummalı bakışlarla bakan Anselmo imiş.

Bu sessiz hayranlıktan cesaretlenen Mario, kendini iyi temsil edebilmek için elinden geleni yapmış. Vaaz harikulâde imiş: Eski manastırda insanların böylesine ilham verici sözler duydukları zamanlar endermiş. Dinleyicilerinin gönüllerini derinden etkileyen ve daima kürsünün hemen altındaki sütunun gölgesinde duran dünyevî biraderin gözyaşlarına neden olan genç adamın vaazları ise gittikçe güzelleşir, duygusallaşır imiş.

Mario’nun vaiz olarak ünü büyüdükçe büyümüş ve taşradaki başka kiliselerde vaaz verme davetleri gelmeye başladığında, amiri bunları kabul etme emrini verip, manastır teşkilâtından hiç kimsenin tek başına yolculuk yapmaması geleneğinden dolayı, genç adamın, Anselmo’nun kendisine eşlik etme arzusunu derhal kabul etmiş.

Yıllar geçiyor, iki arkadaş İtalya’yı boydan boya dolaşıyor imiş. Peder Mario çabuk yükselmiş. İlkin kral vaizi, akabinde ise Abruzi piskoposu olmuş. Burada, kendi piskoposluk sarayında, Mario gerçek bir görkem içinde yaşamakta imiş. Toplumca iltifat edilen, kilise prelatlarınca (Papa nezdinde iş gören yüksek rütbeli Katolik ruhanileri. S.K.) aranan, soylularca saygı duyulan, o artık çok nüfuzlu ve muktedir biri imiş. Onur ile, azametli (heybetli) bir haysiyet ile davranır imiş. Ve kamburlaşıp buruşmasına rağmen, hâlâ eski itaat ile kendisine hizmet edip muhteşem giysilerini temizlemeyi, mücevher tokalarla süslü ayakkabılarını parlatmayı, piskoposun orucunu bozduğu çikolata bardağını hazırlamayı sürdüren, önemsiz, sadık, mütevazı dünyevî biradere nerede ise bakmaya bile tenezzül imiş.

Lâkin bir Pazar günü, vaazı esnasında piskopos, muğlak bir şekilde, çevresinde bir şeyin rayında olmadığını hissetmiş. Bu tuhaf ve belirsiz bir duygu imiş ve kürsüye baktığında, Anselmo’nun, her zamanki yerinde olmadığını fark etmiş. Çok sarsılıp bir dakikalığına susmuş ve sözüne büyük bir güçlük ile devam edebilmiş. Şansına, vaaz bitmek üzere imiş. Dinleyiciler dağılır dağılmaz, Mario derhâl Anselmo’yu çağırtmış.

Bir suskunluk oluşmuş. Sonunda yaşlı bir rahip sessizce:

- Kendisi on beş dakika önce Tanrı’nın rahmetine kavuştu, - demiş.

Rahip, “Anselmo aylardır tedavi olunmaz bir hastalıktan mustarip idi. Fakat azîz efendimizi endişelendirmemek için susuyor idi.” dediğinde, Mario’nun yüzü, gerçek bir korku ile şaşkınlığa bürünmüş.

Mario keskin bir acıma duygusuna kapılmış, ama o an hissettiği yalnızlık duygusu bundan da elim imiş ve değişen bir ses tonu ile:

- Beni ona götürün, - demiş.

Kendisini suskunlukla ahırların arkasındaki küçük, dar ve çıplak bir hücreye götürmüşler. Samanla döşeli tahta yatakta, üstü eskimiş bir elbise ile örtülen, Mario’nun ta çocukluğundan beri en sadık dostu olanın kalıntıları (cesedi) yatmakta imiş.

Piskopos düşünceye dalmış. Acaba bu fakir hücreyi kendi daireleri ile mi kıyaslıyormuş?

Sonunda rahibe dönmüş:

- Anselmo burada mı yaşardı?

- Evet, azîz efendimiz.

- Ve günleri nasıl... nasıl  geçerdi?

- Size hizmet ederek, azîz efendimiz, - diye yanıtlamış yaşlı rahip.

- Ya kalan zamanda?

- Anselmo’nun az boş zamanı vardı. Fakat her gün yemeğini kuşlarla paylaştığı bahçeye gider, kuzgunların yanındaki çocuklarla sohbet eder ve korkarım, saray mutfağından gizlice bir yığın dilenci doyururdu. Kalan zamanda ise... dua ederdi.

- Dua mı ederdi? - diye tekrarlamış Mario, bu sözcüğü ilk kez duyarcasına.

- Evet, azîz efendimiz. Bir dünyevî birader olarak, fazlası ile dua ederdi. Ve ona nedenini her sorduğumda, “İyi bir iş için.” diye gülümserdi.

Piskoposun yüzü ifadesizliğe bürünmüş ise de, yüreği kanamış. Ancak Anselmo’nun harikulâde mizacını değerlendiremeyip son yıllarda ona yüksekten bakmış olmasına rağmen, başpiskoposların toplantısında vereceği vaaz için derhâl Roma’nın Aziz Pietro Kilisesine gitmesi gerekir imiş.

Ertesi gün, ağır ağır kürsüye çıktığında, kilise tıklım tıklım imiş. Bu, Mario’nun uzun süre beklediği bir onur, kariyerinde unutulmaz bir an imiş. Fakat herkes suskunlaşıp kendisi konuşmaya başladığında, sözleri tamamen boş ve basma kalıptan ibaret olmuş. Alnında ter belirmiş. O zaman aşağı bakmış, ama tabii, katedralin gölgesinde ilham dolu gözleri görememiş. Ve sözlerini daha da mahcup bir şekilde sürdürmüş. Vaazdan sonra Tanrı’nın tapınağını utanç ile terk etmiş.

Derinden zedelenmiş bir onur ve böylesine aptalca mahcup olduğu için öfke ile, Mario olağanüstü bir çaba ile bir sonraki vaazını hazırlamaya başlamış. İtalya’nın en büyük vaizi olan Abruzi piskoposu Mario, kendisinin, tüm bunları mütevazı, tanınmamış bir dünyevî biradere borçlu olduğu fikri kabul edemiyor imiş... Bu gerçek bir aptallık imiş! Ama yine de, yeni vaazın sözleri de çok ruhsuz imiş.

Felâket niteliğindeki bu sabit fikir gittikçe bilincini öyle sarmış ki, günün birinde piskopos Mario kürsüden tamamen çökmüş bir vaziyette yardımla indirilmek zorunda kalmış.

Kendisine destek olanlara mahcup:

- Doğru... bu insan öz idi, ruh idi... Ben ise yalnızca ruhsuz bir kabuğum.

Doktorlar, Mario’nun yoğun çalışma yüzünden aşırı yorulup dinlenmesi gerektiği konusunda uzlaşıp, eski sağlığı ile huzuruna kavuşması için kendisine Pireneler’e bir yolculuk yapmasını önermişler. Ama Mario kararsız imiş. İlk kez papazlık sanı verildiği ve Anselmo’nun kendisine hizmet etmeye geldiği manastıra gitmeyi yeğlemiş. Unutulmuş dünyevî biraderin toprağa verildiği manastıra.

Burada Mario zamanını yalnızlık içinde geçirir, manastırın bahçesine tek başına geziler düzenler, düşünür ve her gün zeytin ağaçlarının altındaki gölgeli kabri ziyaret eder imiş. Kendisinde büyük bir değişiklik meydana gelmiş, yüksekten bakma huyu kaybolup, davranışları daha alçak gönüllü olmuş.

Günün birinde, prior (Manastır başrahibi. S.K.), onu Anselmo’nun kabrinde diz çökmüş vaziyette bulmuş. Mario ayağa kalktığında, dinî amiri elini omzuna koyup:

- Ee, oğlum, - demiş saygı ve sevgi dolu bir tebessümle, - eski belâgatınıza kavuşabilmek için dua ediyorsunuz, değil mi?

- Hayır, peder, - diye düşünceli bir şekilde yanıtlamış Mario, - ben daha yüce bir saadet için dua ediyorum. - Ve sessizce eklemiş - Tevazu için.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1