Mektupsuzların Yüzyılı

M. M. Tüfekçi

Burnumuz bu çağa yeni girdi ama ayaklarımız hala bindokuzyüzlerde. Toprak ile temasta eskiyi sürdürürken yeni çağa yüzümüzü değirmiş olmak, bizi zamanlar arası bir gerilimin ta kendisi kılmıyor mu? Öyle ya, ayakta kalmayı geçmiş ile refere edip bugüne sarkmayı gökten inen basıncı duyacağımız ilk noktamıza buyuruyoruz. Yoksa çağı kokusundan mı algılamaya çalışmak bizimki? Veya gerçekliğimiz pek şimdi ile yaşıt görünmüyor mu?

Her durumda modern zamanların üstümüzden kolay silinmeyen imzalarından biri, çözülemezliğinin verdiği görkemi ve bizde ürettiği ürküntüyü koruyor taptaze. Parmakların dini bu. Hatta, parmakların tanrılaşması. Değil mi ki deklanşöre bir dokunuşta zaman teslim ediyor kendini size, değil mi ki bir tuşa basarak uzakları önünüzde diz çöktürüp dilediğiniz kimsenin sesini size konuşma kulluğu ile görevlendiriyorsunuz, ne demeli buna? Binlerce kitabı tarayabiliyorsunuz, binlerce bilgiyi karşınızda tapınma seremonisine toplayabiliyorsunuz. Onlarca metre yükseklikteki dostunuzu ziyarete, parmaklarınızın emrine amade bir asansör ile hiç yorulmadan gidebiliyorsunuz. Hiç tanımadığınız sayısız insanı bir düğmeye sadece parmağınızla dokunarak dünyadan eksiltebiliyorsunuz.

Parmaklarınızın becerisi ne denli fazlaysa o kadar güç sahibi demeksiniz. Ve, güç ile özgürlük arasında bir anlamdaşlık vardır bu mektupsuzlar cangılında. Mektupsuzla çünkü, kendilerine yollanmış yağmurun saydam satırlarına yüklenmiş kelimeleri okumamışlardır, okumamışsınızdır. Mektupsuzlar çünkü, ilkyaz tomurcuklarının hangi estetiğin ulaklığını üstlendiğini anlamamışlardır, anlamamışsınızdır. Mektupsuzlar çünkü, uzuvlarıyla hiç söyleşmemişlerdir, söyleşmemişsinizdir gül dilini kullanarak. Bir  kez bile saçlarınızı ırmaklara bandırarak doyurmamışsınızdır güneşin dansını. Bir kez bile dokunma duygusundan fazla bir varlık taşıyabileceğinizin fısıltısını dinlememişsinizdir karpuz çekirdeklerinden ve soyulmuş elma kabuklarından. Siz kendi teninizdeki mektuba göz attınız mı hiç? Örümceklerin elçiliğini hiç ciddiye aldınız mı bir kere?

Mektup yerine telefon veya e-mail varsa, gözyaşlarını kağıt mendile emanet bırakarak içtenliği çöp kutusuna atabiliriz birlikte. Vefa müzesi açılacaksa, mektuplaşma üzerine çekilmiş cilaları orada sergileyebilirsiniz. Bu mektupsuzlar yüzyılında hala etli kemikli mektuplar palazlanıyor rahimlerde. Ne dersiniz, okuyucuları bulunacak mı bunların? Yoksa otların ve taşların uyarısı, akıl ve konuşma yeteneğinden yoksunların salgıladığı bir vehimler bulutu mu?

<-Geri->

Hosted by www.Geocities.ws

1