|
|
|
|
|
|
|
Ayne'l-Yakîn Aldanma |
İngilizlerin
meşhur bir sözü vardır, görmek inanmaktır (seeing is believing)
diye. Burada elbette itimat etmek anlamına dayanan bir inanma söz
konusudur. Görünen dünyayı esas alma zihniyetini özetleyen bu
ifade günümüz insanının kavaid-i külliyesinden sayılsa
sezadır. Görünenin dışında bir gerçeklik kabul
etmeme raddesine varan bir cinnetin sayıklamalarından biri
olarak da görülebilir. Gayba
iman esasına dayanan bizim inanma anlayışımız
ise görünmeyeni esas kabul eder. Bu bakımdan görüntünün nihai
gerçekliği yoktur bizim için. Görüntü akl-ı meaşın
istinadgahıdır, akl-ı mead ise gayba ve onun barındırdığı
hakikata yöneliktir. Öte yandan Sofistaiyyenin görüşü bizce
batıldır ve duyu organlarını verilerine itimat bizim
için elzemdir. Bu bakımdan Aynel-Yakîn, kesin bilginin
derecelerinden biridir ve Hakkel-Yakine basamak teşkil eder.
Gördükleriyle kifayet etmeyenler hakikat yolcularıdır.
İşittiklerine inanmakla yetinenlerin ise esamisini okumaya değmez. İngilizlerin
bir sözü daha var, o da meşhur felsefeci F. H. Bradleyye ait:
Things are but appearances, yani nesneler göründükleri gibi değildir.
Bu söz, son yüzyılda alevlenen metafizik aleyhtarı felsefeye
karşı metafiziğin tavrını özetler
mahiyettedir. Ümitsiz bir sesleniş olarak yankısını
felsefe değil parapsikoloji ve new age edebiyatında bulur. Bütün
bu madde-egemen kültürün içinde bu tür yapmacık da olsa manevi
yönelimlere rağbet, elbette insanın içinde bir türlü bastıramadığı
öte mefhumunu yansıtır. Her
şeye rağmen Batı, tercihini görüntüye inanmaktan yana
yaptı. Bu saha, sahte dünyaların üretimine ve tüketimine sağladığı
türlü imkanlarıyla insanlara arzularına uygun gerçeklikler
sunabiliyordu. Mutlak hakikata ulaşma ümidini yitiren insanlar
sanal gerçeklikle avunur oldular. Yüzyıla damgasını
vuran medya, sömürge arazisi olarak zihinleri seçti ve dolayısıyla
gözetim, yönetim ve denetimin enstrümanları değişti.
Silah üretimine dayalı sanayi toplumu yerini imaj üretimine dayalı
sanrı toplumuna bıraktı. Toplum mühendisliğinin
malzemesi olan kitleler, çağdaş peygamberleri medya patronlarının
kendilerine sunduğu, evlerinden onlara inzal olan vahiylerle,
sadece yeni bir evrenin değil yeni bir dinin de muhatabı
oldular. Zorla değil, inanarak baş eğdiler. İşte
bu korkunç düzen, ipleri elinde bulunduranların her türlü
eylemini haklı, meşru hata zorunlu gösteren bir araç haline
geldi. Bu sistemle istediğiniz denaati işleyebilir, bunu hiç
olmayacak birinin üstüne yıkabilir, mazlumu suçlu
yapabilirsiniz. Çünkü hakikat sizin elinizdedir. Çünkü görüntü
sizin elinizdedir. Ve insanların size inanmaktan başka çıkar
yolları yoktur. Aksi takdirde bütün dünyaları yıkılır,
varoluşları anlamını yitirir, sırça sarayları
tuzla buz olur. Aldanmanın
esasında, gördüğümüz şeylerin aslında bize gösterildiğini
bilmemek yatar. Bu görüşte kişi fail değil münfaildir.
Dolayısıyla görme insanı Aynel-Yakîne ulaştırmaz,
çünkü haddi zatında görme ile de olsa bu bilgi İlmel
Yakîn dercesine ait bir kesinlik düzeyindedir. Bu, görüntü nakliyle
imkan sahasına çıkan ve insanın gözüne itimadını
istismar eden bir hiledir. Sonuç
olarak şunu diyebilirsiniz: Görünmeyene inananın tuzağı
görüntü olamaz. Hakikatla arasında bir perde bulunan insanoğlu üç sınıftır: Gördükleri perdeyi gerçek zannedenler, bunlar avamdır; perdenin ötesini görenler, bunlar havastır; perdenin ötesini görmemekle birlikte bir öteyi kabul edenler ki bunlar da araftakilerdir. Avam daima çoğunluğu oluşturur, bunların |
|
|
|
|
|
|