Ayne'l-Yakîn Aldanma
 
Mehmed Temelli

İngilizlerin meşhur bir sözü vardır, “görmek inanmaktır” (seeing is believing) diye. Burada elbette itimat etmek anlamına dayanan bir inanma söz konusudur. Görünen dünyayı esas alma zihniyetini özetleyen bu ifade günümüz insanının kavaid-i külliyesinden sayılsa sezadır. Görünenin dışında bir gerçeklik kabul etmeme raddesine varan bir cinnetin sayıklamalarından biri olarak da görülebilir.

Gayba iman esasına dayanan bizim inanma anlayışımız ise görünmeyeni esas kabul eder. Bu bakımdan görüntünün nihai gerçekliği yoktur bizim için. Görüntü akl-ı meaş’ın istinadgahıdır, akl-ı mead ise gayba ve onun barındırdığı hakikata yöneliktir. Öte yandan Sofistaiyyenin görüşü bizce batıldır ve duyu organlarını verilerine itimat bizim için elzemdir. Bu bakımdan Ayne’l-Yakîn, kesin bilginin derecelerinden biridir ve Hakke’l-Yakin’e basamak teşkil eder. Gördükleriyle kifayet etmeyenler hakikat yolcularıdır. İşittiklerine inanmakla yetinenlerin ise esamisini okumaya değmez.

İngilizlerin bir sözü daha var, o da meşhur felsefeci F. H. Bradley’ye ait: “Things are but appearances,” yani nesneler göründükleri gibi değildir. Bu söz, son yüzyılda alevlenen metafizik aleyhtarı felsefeye karşı metafiziğin tavrını özetler mahiyettedir. Ümitsiz bir sesleniş olarak yankısını felsefe değil parapsikoloji ve new age edebiyatında bulur. Bütün bu madde-egemen kültürün içinde bu tür yapmacık da olsa manevi yönelimlere rağbet, elbette insanın içinde bir türlü bastıramadığı “öte” mefhumunu yansıtır.

Her şeye rağmen Batı, tercihini görüntüye inanmaktan yana yaptı. Bu saha, sahte dünyaların üretimine ve tüketimine sağladığı türlü imkanlarıyla insanlara arzularına uygun gerçeklikler sunabiliyordu. Mutlak hakikata ulaşma ümidini yitiren insanlar ‘sanal gerçeklik’le avunur oldular. Yüzyıla damgasını vuran medya, sömürge arazisi olarak zihinleri seçti ve dolayısıyla gözetim, yönetim ve denetimin enstrümanları değişti. Silah üretimine dayalı sanayi toplumu yerini imaj üretimine dayalı sanrı toplumuna bıraktı. Toplum mühendisliğinin malzemesi olan kitleler, çağdaş peygamberleri medya patronlarının kendilerine sunduğu, evlerinden onlara inzal olan vahiylerle, sadece yeni bir evrenin değil yeni bir dinin de muhatabı oldular. Zorla değil, inanarak baş eğdiler.

İşte bu korkunç düzen, ipleri elinde bulunduranların her türlü eylemini haklı, meşru hata zorunlu gösteren bir araç haline geldi. Bu sistemle istediğiniz denaati işleyebilir, bunu hiç olmayacak birinin üstüne yıkabilir, mazlumu suçlu yapabilirsiniz. Çünkü hakikat sizin elinizdedir. Çünkü görüntü sizin elinizdedir. Ve insanların size inanmaktan başka çıkar yolları yoktur. Aksi takdirde bütün dünyaları yıkılır, varoluşları anlamını yitirir, sırça sarayları tuzla buz olur.

Aldanmanın esasında, gördüğümüz şeylerin aslında bize gösterildiğini bilmemek yatar. Bu görüşte kişi fail değil münfaildir. Dolayısıyla görme insanı Ayne’l-Yakîn’e ulaştırmaz, çünkü haddi zatında görme ile de olsa bu bilgi İlme’l Yakîn dercesine ait bir kesinlik düzeyindedir. Bu, görüntü nakliyle imkan sahasına çıkan ve insanın gözüne itimadını istismar eden bir hiledir.

Sonuç olarak şunu diyebilirsiniz: Görünmeyene inananın tuzağı görüntü olamaz.  

Hakikatla arasında bir perde bulunan insanoğlu üç sınıftır: Gördükleri perdeyi gerçek zannedenler, bunlar avamdır; perdenin ötesini görenler, bunlar havastır; perdenin ötesini görmemekle birlikte bir ‘öte’yi kabul edenler ki bunlar da araftakilerdir. Avam daima çoğunluğu oluşturur, bunların

  

<-Geri->

Hosted by www.Geocities.ws

1