|
|
|
|
Zanlar Zindanı |
|
|
Mehmet Temelli |
|
|
|
"Mana ehli arzulara sahiptir, dünya
ehli ise arzulardan ibarettir." Bir sufi deyişi Etrafımızı çevreleyen dünya bize bir şeyler anlatır. Duyularımız onları bize aktaran kapılardır. Ancak dış dünya bu kapılardan sızarak bize olduğu gibi yansımaz. Onun bilincimizde aldığı şekil, kendi şeklimizden başkası değildir. Biz dünyaya bakar ona dünya/gerçek deriz, aslında baktığımız şey nefsimizi dış dünyada yansıyan görüntüsüdür. Başka bir deyişle dış dünya, asli vechesiyle değil nefsimize göre yeniden şekillenerek karımıza çıkar. Öte yandan gördüğümüz tek şey olan nefsimiz, bilincimizde nüfuzumuzun şiddeti sebebiyle bizden gizlidir. Ve ona ne zaman bakmak teşebbüsünde bulunsak hemen gözden kaybolur. İnsan tabiatı icabı bir gerçeklik olgusuna yaslanmak ihtiyacındadır. Zaman zaman bu gerçeklik anlayışında ortaya çıkan değişiklikler, bize nihai sonuca ulaşmakta yetersiz taktiklerle oyalanmakta olduğumuzu anlatır, ancak gerçekliklerimizin kırılgan tabiatının farkında olarak yaşamak, yoklukla yoldaş olmak anlamına geleceğinden, suretlerle avunmak bizim tek limanımızdır. Bunun yanında, arasıra zihnimize düşen birşüphe; sığındığımızın bir limandan çok bizi kuşatan ve engelleyen bir zindan olduğunu kabul etmek, tehlikeli bir hezeyan olarak nitelendirilip bilinç dışına atılır. Bu müebbetlikler zindanından kurtuluş yoktur, ölüler hariç... Duyusal tecrübelere bağlı, eşyayı 'öz'üyle değil duyularındaki yansımasıyla kavrayan dünya ehli, anlam ve değer affettiği nesnelerle örülü dünyasında zanlar ve vehimlerle bir zindan kurar. Veya bu paket ürünler çağında, seri üretim gerçeklikleri kendi imali olarak kabul edip mebzul bireysel hakikatler okyanusunda değersizleşen kendi kurmacasıylakollektif bir halisünasyona katılır. Arzularından dokunmuş bir kimlik mantosunasarılarak kendi hakikatini bulur: müebbet vehim esareti. Bu dünyanın hakikat planındaki mevkii, ancak sonuna varılınca bilinebilir. Nefsini verip kutulduğu zaman, arzularının kendisiyle birlikte gelmediğini ve devam eden alemde bunların yeri olmadığını gören kişi, artık kurtarıcı olmasa da hakikate ulaşmıştır. Bu bilinç haline dünyada ulaşmanın yolu yokmudur? Açık bir şekilde söylemek gerekirse tek yol; ölmek yada ölmeden önce ölmektir. Arzularından, ihtiraslarından ve vehimlerden sıyrılıp kurmaca gerçekliklerin sırça sarayını kıran kişi, ölümden önce ölür ve nefsinin aldatmasından kurtularak eşyayı olduğu gibi göreceği bir bilinç haline ulaşır. Zanların zindanından tahliye olup özgürlüğe kavuşur. Bu, arzularını belirlediğini zanneden, aslında onlar tarafından benliği belirlenen kişilerin asla ulaşamayacağı bir özgürlüktür. EK:Bu söylediklerimizi kimse üzerine alınmayacak biliyoruz. VE buda bir vehim, tıpkı tersi gibi...Peki hakikat nerede? Bu gördüğünüz yazıyla dolu bir sayfa değil bu gördüğünüz bir ayna ve size burnunuzun ucunda sihay bir nokta olduğunu söylüyor hakikat işte bu nokta... sizi yanılgıya düşürense onu ancak bir görüntü olarak görebilecek olmanız. |
|
|
|
|
|
|