|
|
Bedbinlik
ve bıkkınlık... Sözlüğümüze sokmamamız
gereken iki kelime. İnanan insan ile bedbinliğin misali ; mağrib
ile meşrık. Hiç güneşin doğduğu yer ile battığı
nokta bir araya gelebilir mi? İnananda eğer bedbinlik
varsa, ya gereğince inanmıyordur, yahut inandığının
ne olduğunu bilmiyordur.
En şiddetli
eziyetlere, şeref ve haysiyetine karşı şiddetli hücumlara
uğrayan peygamber -ona ve yolundan gidenlere selam olsun!-, şu
direktifle teselli edilmemiş miydi?: Sen
Allah de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta
oynaya dursunlar. (Enam 91)
İnanmayan
insandan korkmalı. Çünki, ancak inanan insanın düsturları
olur. Bu yüzden inanan kişi hedefine doğru fırlamış
bir oktur. İnanmayan ise durmadan sağa sola çarpıp
seken, akibeti meçhul serseri bir mermi...Hedefe doğru gittikten
sonra, hedefi vuramamanın da pek bir önemi yoktur, esasen. Zira
serseri bir mermi, hedefi olmayanı vurduktan sonra, heder olduğunu
ifşa etmiş demektir.
Her intiha bir
ibtidadır. Çünki, biz inananlar âhirete inanmışızdır.
Bizim için tek bir son yani âhiret vardır. O da zamanı
Allaha mâlum, büyük mahşer günü. Bu sebeple günlük
hesaplar uğruna ibremiz sapamaz, renk körlüğü gözlerimizi
bulandıramaz. Ve biz inananlar için her son yalnızca bir başlangıçtır.
Ey inananlar! Allahın
vaadi haktır. Her yaptığınız, unutma ve hatadan
uzak kâtiplerce kaydedilmektedir. Sakın heva ve hevesiniz uğruna,
doğru yoldan sapıp, sonra da insanlar sapıttığınızı
anlamasın diye, içine düştüğünüz sapıklığı
işte hak budur diye takdime kalkışmayınız.
Zira gerçek güç, Allahın elindedir. Ondan gizlenecek bir yer
de yoktur.
|