Yaptıklarımız Ruhlarda Yaşar Sonsuza Kadar

     M. Fatih Birgül



 Bedbinlik ve bıkkınlık... Sözlüğümüze sokmamamız gereken iki kelime. İnanan insan ile bedbinliğin misali ; mağrib ile meşrık. Hiç güneşin doğduğu yer ile battığı nokta bir araya gelebilir mi? ‘İnanan’da eğer bedbinlik varsa, ya gereğince inanmıyordur, yahut inandığının ne olduğunu bilmiyordur.
   En şiddetli eziyetlere, şeref ve haysiyetine karşı şiddetli hücumlara uğrayan peygamber -ona ve yolundan gidenlere selam olsun!-, şu direktifle teselli edilmemiş miydi?: “Sen Allah de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar.” (Enam 91)
   İnanmayan insandan korkmalı. Çünki, ancak inanan insanın düsturları olur. Bu yüzden inanan kişi hedefine doğru fırlamış bir oktur. İnanmayan ise durmadan sağa sola çarpıp seken, akibeti meçhul serseri bir mermi...Hedefe doğru gittikten sonra, hedefi vuramamanın da pek bir önemi yoktur, esasen. Zira serseri bir mermi, hedefi olmayanı vurduktan sonra, heder olduğunu ifşa etmiş demektir.
    Her intiha bir ibtidadır. Çünki, biz ‘inananlar’ âhirete inanmışızdır. Bizim için tek bir son yani âhiret vardır. O da zamanı Allah’a mâlum, büyük mahşer günü. Bu sebeple günlük hesaplar uğruna ibremiz sapamaz, renk körlüğü gözlerimizi bulandıramaz. Ve biz inananlar için her son yalnızca bir başlangıçtır.
   Ey inananlar! Allah’ın vaadi haktır. Her yaptığınız, unutma ve hatadan uzak kâtiplerce kaydedilmektedir. Sakın heva ve hevesiniz uğruna, doğru yoldan sapıp, sonra da insanlar sapıttığınızı anlamasın diye, içine düştüğünüz sapıklığı “işte hak budur” diye takdime kalkışmayınız. Zira gerçek güç, Allah’ın elindedir. Ondan gizlenecek bir yer de yoktur.

<-Geri->

Hosted by www.Geocities.ws

1