|
Ne yapsam
döl saçan her rüzgârınvebası bende kalacak
varsın bende biriksin
durgun suyun sayhası
yumuşatmayı bilen ateş
öğüt sahibi toprak
nasıl olsa geri verecek
benim kılıcımı
İ. ÖZEL
En derin sızıları
çekenlersiniz kuşkusuz. Yeni vakitlere alnı açık çıkmak
tedirginliğiyle koştuğunuz her yer içinizde onulmaz
yaralar açtı belki de.
Okyanusların delişmen
fırtınaları sizi alabora etmek için daha bir coşkuyla
gürlediler ansızın. Sessizce seyrettiniz kıyıya
vuran dostlarınızı. Ama vakur teslimiyetiniz ve ebedi
gayeye ola sadakatiniz sizi her dem yeniden sürdü; iyi olana
davet etmeye. En önemlisi kalıp tanımlara girmeyecek
kadar büyük ve asildiniz.
Cehd, sabır, dua
ve tevekkül iklimleriyle yoğrulmuş adanmışlığınızdır
sizi dinç kılan. Rabbe verdiğiniz ezeli misaka olan tutkunuz.
Ve yüreğinizde hep aynı sancı; koptuğunuz menşee
olan özleminiz...
Bir deverândır
hakîkât yolculuğunuz:
Atıldığınız
kuyulardan çıkar, Yusuf olursunuz Mısır saraylarında.
Çıkılan kuyu sâlim bir limanmış vakte kadar
beklenilen.
Mabetlerimiz
Ebrehelerce kuşatılır. Ebâbiller gelir ve taşlarlar
mağrur ve müsellah gürûhları. Tüm yürekler babasının
kucağında, mabedi uğrunda öldürülen çocuk için sızlarken,
aşkın yüzünü ağartan ana sesi titremeden Kuddüse
feda olsun! der... Ebâbiller tekrar dönerler inananların
acziyetini gidermek için. Ebabil taşları Filistinli çocukların
güncesinde intifadadır artık.
Taşlandığınız
her Taif bir Medine olur, bir Mekke ve Hayber olur. Çoğalırsınız,
dünyanın kirlerle buluşmuş girdaplarına
ışık olur, rahmet olursunuz. Dönerken üzgün ve yorgun
halde bir bağa girip bir asma gölgesinde şöyle dua etmişti
Rasul (s): Allahım insanlar karşısındaki zayıflığımı,
güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi sana söylüyorum. Ey
merhametlilerin en merhametlisi, sen zayıfların Rabbisin. Ve
sen benim Rabbimsin. Beni kimin ellerine emanet ediyorsun? Bana kötü
davranan yabancı birinin eline mi? Yoksa bana karşı
silahlandırdığın bir düşmana mı? Buna aldırmam,
yeter ki, senin gazabın olmasın. Fakat senin yardımın
benim için daha geniş ve daha rahattır! Tüm karanlıkları
aydınlatan ve bu dünyayı da ahireti de düzene sokan
Nuruna sığınıyorum. Yeter ki, senin kızgınlık
ve gazabın üzerime olmasın. Dilediğine yardım etmek
senin elindedir. Senden başka güçlü ve kuvvetli yoktur. Hâlin
karşısında kâl anlamını yitirmişti.
Kavmin helâk olmasına da zaten gerek yoktu. Kaybettikleri onlar için
en büyük felâketti zaten / Gerçekten seviyorsanız, kırılan
dişiniz, kanayan yanlarınız aşkınızın
külleri olur ve düştüğünüz yerlerden bilenerek daha gür
çıkarırsınız sesinizi. Taiften dönerken yeni
vakitlere çıkarsınız belki de. Biliyorsunuz gökkubbenin
altında son söz söylenmedi daha.
... / ...
O gittiğinde
hiç mi hiç pişman olmadı.
Ya siz?
TAİFE GİTTİĞİNİZE
PİŞMAN MISINIZ ?
|