Taif'ten Dönerken

     Muhammed Z. Korkutata




“Ne yapsam
 döl saçan her rüzgârınvebası bende kalacak
varsın bende biriksin
durgun suyun sayhası
yumuşatmayı bilen ateş
 öğüt sahibi toprak
nasıl olsa geri verecek 
benim kılıcımı”
                                  İ. ÖZEL

   En derin sızıları çekenlersiniz kuşkusuz. Yeni vakitlere alnı açık çıkmak tedirginliğiyle koştuğunuz her yer içinizde onulmaz yaralar açtı belki de.
   Okyanusların delişmen fırtınaları sizi alabora etmek için daha bir coşkuyla gürlediler ansızın. Sessizce seyrettiniz “kıyıya vuran” dostlarınızı. Ama vakur teslimiyetiniz ve ebedi gayeye ola sadakatiniz sizi her dem yeniden sürdü; “iyi olan”a davet etmeye. En önemlisi “kalıp tanımlar”a girmeyecek kadar büyük ve asildiniz.
   Cehd, sabır, dua ve tevekkül iklimleriyle yoğrulmuş adanmışlığınızdır sizi dinç kılan. Rabbe verdiğiniz ezeli misaka olan tutkunuz. Ve yüreğinizde hep aynı sancı; koptuğunuz menşe’e olan özleminiz...
   Bir deverândır hakîkât yolculuğunuz:
   Atıldığınız kuyulardan çıkar, “Yusuf” olursunuz Mısır saraylarında. Çıkılan kuyu sâlim bir limanmış “vakt”e kadar beklenilen.
   Mabetlerimiz Ebrehelerce kuşatılır. Ebâbiller gelir ve taşlarlar mağrur ve müsellah gürûhları. Tüm yürekler babasının kucağında, mabedi uğrunda öldürülen çocuk için sızlarken, aşkın yüzünü ağartan ana sesi titremeden “Kuddüse feda olsun!” der... Ebâbiller tekrar dönerler inananların acziyetini gidermek için. ”Ebabil taşları” Filistinli çocukların güncesinde “intifada”dır artık.
   Taşlandığınız her Taif bir Medine olur, bir Mekke ve Hayber olur. Çoğalırsınız, dünyanın kirlerle buluşmuş girdaplarına ışık olur, rahmet olursunuz. Dönerken üzgün ve yorgun halde bir bağa girip bir asma gölgesinde şöyle dua etmişti Rasul (s): “Allah’ım insanlar karşısındaki zayıflığımı, güçsüzlüğümü ve çaresizliğimi sana söylüyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi, sen zayıfların Rabbisin. Ve sen benim Rabbimsin. Beni kimin ellerine emanet ediyorsun? Bana kötü davranan yabancı birinin eline mi? Yoksa bana karşı silahlandırdığın bir düşmana mı? Buna aldırmam, yeter ki, senin gazabın olmasın. Fakat senin yardımın benim için daha geniş ve daha rahattır! Tüm karanlıkları aydınlatan ve bu dünyayı da ahireti de düzene sokan Nur’una sığınıyorum. Yeter ki, senin kızgınlık ve gazabın üzerime olmasın. Dilediğine yardım etmek senin elindedir. Senden başka güçlü ve kuvvetli yoktur.” Hâlin karşısında kâl anlamını yitirmişti. Kavmin helâk olmasına da zaten gerek yoktu. Kaybettikleri onlar için en büyük felâketti zaten / Gerçekten seviyorsanız, kırılan dişiniz, kanayan yanlarınız aşkınızın külleri olur ve düştüğünüz yerlerden bilenerek daha gür çıkarırsınız sesinizi. Taif’ten dönerken yeni vakitlere çıkarsınız belki de. Biliyorsunuz gökkubbenin altında son söz söylenmedi daha.
   ... / ...
   “O” gittiğinde hiç mi hiç pişman olmadı.
   Ya siz?
   TAİF’E GİTTİĞİNİZE PİŞMAN MISINIZ ?

<-Geri->

Hosted by www.Geocities.ws

1