|
Kültürdeki mevcut
karmaşanın, bizzat kültürün geleceği ile ilgili
olarak belirli bir karışıklığa yol açacağını
ileri sürmemiz sürpriz olmaz. Söz konusu bu karışıklık
veya yanılgı bilginler ve önemli görevlerde bulunan nüfuzlu
kimselerin ileri sürdüğü ve büyük ölçüde farklılaşan
kültürün gelecekteki durumu hakkındaki tahminlerde apaçık
bir biçimde görülür.
20. yüzyılın
sonunda dünyada kültürün geleceği hakkında ileri sürülen
üç önemli temel görüş mevcuttur. Bunlardan ilki dünyada altı
veya yedi mühim kültürel geleneğin belirginleşerek
kesin bir biçim alacağını ve politik olarak her birinin
diğerine karşı koyacağını savunur. İleri
sürülen ikinci görüş, ilkinin aksine, bu kültürel
geleneklerin Batılı demokratik kapitalist sistem tarafından
egemen kılınan aynileşmiş tek bir cihanşümul
kültüre doğru hızlı bir şekilde yöneleceğini
ileri sürer. Üçüncü görüş ise, dünya uluslarının,
birbirinin aksini iddia eden iki akımın egemenliği altında
olacağını savunur: Bu akımlardan ilki A.B.D. ve
onun gibi uluslardan oluşan- teknolojik ilerleme ve en
iyi hayat standartları aracılığıyla etkisini
azaltmaksızın sürdüren (ancak ister istemez geleneksel kültürü
dışta tutan) modern medeniyet akımı, diğeri
ise Liberya gibi uluslardan oluşan- toplumun kaos, anarşi
ve ihanet ile parçalanıp dağıldığı akım.
İlk senaryo
entelektüel bir güvenilirliğe sahip olan Samuel P. Huntington
tarafından, onun Medeniyetler Çatışması adlı
eserinde ileri sürülmüştür. Huntingtonun savı temel
olarak, 20. yüzyılın akışı boyunca,
nasyonalizmin ayrımcı etkisi ve birbirleriyle boy ölçüşen
ideolojiler sebebiyle dünyanın, şimdi öncelikle kendi
geleneksel medeniyetlerinin ve kültürel gruplarının ya da
bloklarının içerisine doğru geriye dönüş yaparak
belirginleşmeye veya kesin bir biçim almaya doğru
hareket ettiğini, İslami ve Konfüçyen blokların
yeniden biçim kazanmasının sonucu olarak onların
Batıya karşı mücadelede birleşeceğini
içerir. Bundan da öte dikkat çeken bir diğer nokta daha vardı:
Huntington dünyanın en belirgin kültürel medeniyetleri ile
dünyanın en önemli dinsel geleneklerinin aynı olmadığı
görüşündedir. Yahudi, Hıristiyan, İslami, Hindu,
Budist, Taoist-Konfüçyen ve Şamanist/Animist kültürel
gelenekler mevcuttur fakat Huntington dini ele alır ve etraflıca
gözden geçirir fakat aynı zamanda tarih, coğrafya, etnisite
ve politik toplum gibi hususları da inceler ve böylece kültürü
daha genel bir tarz olarak görür- Batılı, Ortadoks, Latin
Amerikan, İslami, Hindu, Budist, Sinik, Japon ve Afrika
medeniyet blokları tasavvur eder. Bir diğer önemli
husus daha vardır: Huntingtona göre kültür medeniyeti
zorunlu kılar ve ona göre birisinin geleceği, diğerinin
geleceği ile eşanlamlıdır.
Huntingtonun
teorisi, kesin bir anlamda, Tarihin Sonu adlı ilgi kazanan
eserin ve gelecekle ilgili ikinci önemli teorinin sahibi olan Francis
Fukuyamanın teorisine zorunlu olarak karşıtlık
arz eder. Her ne kadar Fukuyama, Huntington gibi kültürün ve dünyanın
geleceğini genel olarak eş anlamlı görse de onun görüşleri
Huntingtonun görüşlerine karşıt konumda yer alır.
Fukuyama politik tarihin gelişerek son aşamasına ulaştığını
ve en mükemmel şekli Batılı liberal demokrasi-
aldığını ve bu yönetim biçiminin sınırlarının
insanın tekamülü tarafından belirlendiğini ve önünde
sonunda tüm dünyada memnuniyetle kabul edilip benimseneceğini
savunur. Diğer bir ifadeyle, demokrasi, insan topluluğunun ulaşabileceği
en yüksek bilimsel ve ekonomik zirveye varmasına olanak tanıyan
bir ideolojiler ve bu yüzden her yerde karşı konulmaz bir biçimde
tarihsel kader olacaktır. Ayrıca bütün geleneksel
medeniyetler doğal olarak tedricen eğer düzensiz bir
konumdaysalar- evrensel, homojen, liberal ve kapitalist kültür içerisinde
eriyeceklerdir.
Gelecekle ilgili en önemli
üçüncü teori Robert S. Kaplanın Yaklaşan Anarşi
adını verdiği teoridir. (Bu teori yazarın Yeryüzünün
Sonları adlı eserinde yer alır) Bu teori toplumun
kirlilik, kıtlık, hastalık, kuraklık, aşırı
nüfus, kabilecilik, sivil savaş, suç, çatışma vs.
yoluyla çevresel yıkımların tohumlarını bizzat
kendisinin ektiğini iddia eder. Bunun yanı sıra Kaplan dünyanın
en geniş bölgelerinin ölmekte ya da birbirlerini öldürmekte
olduğunu fakat kendilerini savunma gücüne sahip olan birkaç
zengin ve dengeli toplumun hayatta kalacağını düşünür.
Kaplanın Yaklaşan Anarşi adını verdiği
bu teoride hayatta kalan toplumlar modern Nuhun Gemisi Öyküsüne
benzer. Bu toplumlar ekonomik kaynaklar, tıp ve nükleer silahlar
üzerine bina edilmiş toplumlardır.
Kaplanın
geleceği, kesin bir anlamda, Huntington ve Fukuyama arasında
bir geçiş niteliğindedir. Ona göre bazı toplumlar daha
fazla demokratik ve kapitalist hale dönüşecek, diğerleri
ise kendi eski geleneksel kültürleri içerisinde yeniden şekil
kazanacaklardır. Kaplana göre bu iki farklı toplum arasında
sonuç itibariyle muhtemelen çatışma ortaya çıkacak
yada yada herhangi bir çatışma ihtimali söz konusu
olmayacaktır. Kültür, gelenekselliğin ve modern
demokrasinin oluşturduğu melez bir karmaşaya dönüşecektir.
Ve onun her ulus ya da ülkede var olan içkin esnekliği, gelecekte
Kaplanın olmasını yakın gördüğü keşmekeşten
sağ salim kurtulan toplumlarda doğaya ve çevresel
belirlenmişliklere rağmen- tartışılmaz zorunlu
faktör haline gelecektir.
Bu üç teori, kültürün
önümüzdeki elli ya da daha fazla yıllık geleceği hakkındaki
spekülasyonların tümüne az çok uygun düşer. Her üç
teori konuyu inandırıcı bir biçimde tartışır
ve etraflıca araştırır. Ve her biri apaçık
olarak güçlü ve zayıf noktalar taşır. Şimdi
burada bu hususları ortaya koyalım: Huntingtonun, farklı
ulusları kültürel çizgiler doğrultusunda birleştiren
ve daha sonra Konfüçyen Çin ile ittifak edecek olan İslami
Blokun Batıyla çatışmaya gireceği senaryosu aşağıdaki
üç sebepten ötürü imkansızlığı yüksek olan
hususları içerir: İlk olarak, dünyadaki kültürel hatlar
arasında büyük bir husumetin mevcut olduğu maalesef doğrudur
ve kültürel olarak savunulan bölgelerde iki tarafı da yok eden
şiddetli bir çekişmenin düşmanlık olmasa da-
var olduğu da doğrudur. Ancak bunlar doğru olsa bile
insanların, nasyonalizmin, ideolojinin, etnisitenin, coğrafyanın
ve sosyo-ekonomik eşitsizliğin üstesinden geleceğini düşünmek
zordur. Ayrıca dini mezheplere ait farklılıkların
kültürel bloklar içerisinde bir araya getirilmesi de güçtür.
İkinci olarak, Huntingtonun geleneksel din ile fundamentalizm
arasında ayrım yapmamış olduğu gözükmektedir.
Ayrıca Huntington iki birleşik kültürel bloğun, karşılıklı
olarak kendi içselliklerinin kesin bir biçim almasını önlemek
amacıyla birbirleriyle çatışacağının mümkün
olduğunu önemsememiş gibidir. Üçüncü husus ise şudur:
Monoteistik İslamın Konfüçyen ya da Komünist Çin ile Hıristiyan
veya muhtemelen Post-Hıristiyan Batıya karşı
ortaklık kurmasını düşünmek zordur.
Huntingtonun ileri sürdüğü ortaklık ve Batıyla
savaş bu yüzden anlaşılmaz olmasa da şaşırtıcıdır.
Fukuyamanın
Batılı liberal demokrasinin her yere yayıldığı
ve nüfuz ettiği fikrine gelince şu söylenebilir: Bu
ideolojinin manevi iflasının ahlaki değil- mütalaaya
dahil edilmesi ve sosyal huzursuzluğun ve hoşnutsuzluğun
ortaya çıkma ihtimali, Fukuyamanın tezini başarısız
kılmaktadır. Modern Batılı toplumlar henüz bu yargının
dışında değildir. Ve özellikle sekülarizm onlarda
içkin olarak mevcuttur. Ayrıca onlar ekonomik olarak güçlü
olsalar da bu, sosyal açıdan uzun dönemde geçerli bir durum değildir.
Bundan da öte Fukuyamanın tezi aynı zamanda Marksist bir dünya
görüşünü andıran kesin bir psikolojik tecrübesizlik havası
taşır. Yani, tarih ekonomik faktörler tarafından
belirlenmiştir ki bu, insan gerçeğine ters düşmektedir.
Özellikle geleneğe sahip olan dini toplumlar asla tam anlamıyla
sadece ekonomik ilgilerine uygun olarak hareket etmezler. İsa, Ahd-i
Atikte şöyle der: İnsan sadece ekmekle yaşamaz.
Kaplanın
teorisine gelince, Kaplan modern dünyanın dışladığı
farklı kültürel unsurların farkına varamamıştır.
O bu unsurların çeşitli ve heterojen doğasına,
onları kategorize etmeden, onların var oluş çizgilerini
göstermeden, kaynaklarını açıklamadan işaret eder
ya da her birinin özellikle bir düzeyi tutturarak yaşamaya devam
ettiklerini ve parçalanma ve çevresel baskı (tehdidi) altında
olduklarını söyleyerek kehanette bulunur. Bundan da öte
Kaplanın çevresel, demografik ve sosyolojik problemlerle ilgili
keskin anlayışının çok aydınlatıcı
olduğu ancak bu özelliğin, diğer hususlarda bulunmadığı
söylenebilir.
Bu incelemenin amacı
düşünüldüğünde, ortaya konan bütün görüşlerin
ziyadesiyle basit bir biçimde ele alındığı ve
bunların hiçbirinin gerçeklik ya da gelecek hakkında bir (düşünce)
tekeli oluşturmadığı açıktır. Bundan da
öte, onların hepsinin birlikte ele alınması kültürün
geleceğine ya da geleceğin kültürüne- ışık
tutma niyetinde olduğumuzu göstermez. Fakat kültürün doğası
ve onun gelecekte nasıl olacağı hakkındaki spekülasyonlar
kültürün halihazırda ne olduğu ile ilgili eğitici bir
ışık tutabilir.
Çev. Ömer S.
|