|
Ebabil
zannedip sığırcık kuşlarını, din
kitaplarında yazan kıyametin vaktinin geldiğini düşündüler.
Ortalık gökteki kuş sürüsünün verdiği korkuyla karışıverdi
birden. Kendi kıyametlerinden kaçabileceklerini zannederlerken
azabın kaçınılmazlığını hatırlayıverdiler,
ebabiller emanetlerini bırakıyorlardı tepelerine. Bu yağanlar
taş olmalıydı ve işte kıyamet kopuyordu,
halbuki Nostradamusun kehanetine göre yirmi beş, Medyum
Hakikatin kehanetine göre yüz sekiz yıl vardı ve kıyamet
bu kadar erken kopamazdı, zira bir çoğu hacca gidip
kilometrelerini sıfırlamamışlardı.
Çok sonra içlerinden
biri hatırlayıverdi taşın sert bir madde olduğunu
oysa gökten yağan sıvı bir maddeydi ve etrafta ölen
yoktu ve sapasağlam duruyordu gökdelenler kıyamete inat...
Hep birlikte güldüler
kendilerine, sığırcıkların bu kötü ama komik
şakasına hep bir ağızdan güldüler. Zaten insanlar
ancak ve ancak felaketler anında birlikte ağlarlar, aptallıklarının
ortak paydaları olduğu anlarda birlikte gülerlerdi.
Sığırcıkların
bu ziyareti ilginç yorumlara neden oldu. Bir kuru temizlemeciler bir de
piyangocular kârlı çıktı bu işten. İnsanlar
elbiseleri kadar değer görüyor olsa da çıplaklığın
ratingi hâlâ çok yüksekti.
Gökten taş yağmadığına
göre yağan her ne ise rahmet olmalıydı ve adını
sığırcık yağmuru koydu insanlar bu yağmurun.
Ahmak ıslatana benzer bir yağmurdu bu ama sadece şanslı
insanların üstüne yağardı. Zaten bu sebeple herkes
piyango gişeleri önünde kuyruk oluşturdu, bildiği tüm
şans oyunlarını oynadı.
Gökte kalabalık
bir kuş sürüsü görünce insanlar talih kuşlarının
geldiğini düşünüp, piyango gişelerinin önüne koştular.
Ve kıyamet orada
yakaladı onları. Kıyamet piyangosunda hepsi birden büyük
ikramiyeyi kazanmıştı, bir tane bile amorti yoktu.
|