|

|
Fazlasında
hayatın, insan kaybetmeyi istiyor. Her bulduğu eksilttiğinde
biraz yolculuğun tadını. Dışarı atılması
gerekenler arasında mutlaklar yer alınca, telaşa sürükleniveriyor
her yaşam. Yavaş soluklar stoklanmaya başlıyor
ihtiyaç anı yaklaştığında.
Çizgiler arasına sığdırıldığında
bir ömür, tüm emanetlerini çekiveriyor gece bedenlerden. Bir son arıyor,
yaşlılığın yanında ürkek gözler. Söylenenler
fayda etmiyor, umuda dair. Yalvarışın izi olmayan
dudaklara karışıyor çoktan tövbeler. Endişesine
kapılıveriliyor , bir yerlerde unutulan önemli şeylerin.
Artık çaylar bu dükkana, ikindi saatinde gelmiyor.
İnsan süreksizliğini
unuttuğundan beri, yapılan hesapların yeri de değişti.
Kocaman mavi boncuklar taktılar mucitler, bu dünyanın başına.
Vadilerin meydanına, uzun ömürlü şehirler inşa edildi.
Yaşamı kolaylaştırdığı söylenen çok
fazla şey eklendi gerekliler listesine. Ve değiştirildi
zorun tanımı. Hiç kimse hangi zordan kaçtığını
da bilemedi. Sorulara yasak koyan makineler icat edildi, tembelliğiyle
suçlandığında köylüler. Sürekliliğin ortasında
bir yaşam kaybedildi ve bir gün bastonlarıyla kovalayacak
mucitleri köylüler. Yolculuğun sonuna varıldığı
zaman kargaşa başlayacak yeniden. Kim vurduya gidecek saklanılan
ne varsa. Düşünmeye fırsat vermeyecek kimse. Kimse de kaçamayacak
bu karmaşadan. Mucitlerin mezarını açacak köylüler.
Yakalandığında ellerinden, suçunu anlayacak. Bu dünyanın
hep masumları. Vakit geç kalacak biraz. Tek kelime sığmayacak
dudaklara. Ölümle dar alanda kısa paslaşmalara başlanınca
tövbeler değiştiremeyecek hayata çıkarılan kartın
rengini bu kargaşada
|