Editörden



  Kalemberk’in kıymetli okurlarını, esenlik bildirimizin en derinlikli buutuyla selamlıyorum.
     
   Yıllar önce, o günkü Yeni Şafak Gazetesinin genel yayın yönetmeni Muhterem Nabi Avcı ağabeyin “Kivi” başlıklı bir yazısını okumuştum. Nabi ağabey, kivinin ne olduğunu anlatıyordu o yazısında. Kivi: uçamayan bir kuş türündenmiş. İngiliz hava kuvvetlerinden emekli pilotlara da “kivi” denirmiş. Nabi ağabey ayrıca izlediği bir filimden kısa bir özet de yapmıştı. Başrolünü Frenk Sinatra (doğru mu yazdım acaba?)nın oynadığı filimde, Sinatra, ilginç projeleri olan ama bunlara tatbik edecek imkanı olmayan bir adamı canlandırıyormuş. Bu adam (yani Sinatra) bir gün, oldukça zengin çok eski bir dostuyla karşılaşmış. Biraz sohbetin ardından Sinatra, bu projelerinden bahsetmiş arkadaşına. Arkadaşı, projeleri ilginç bulduğu gibi bunları tatbik edebilmesi için ona iş teklifinde bile bulunmuş. Sinatra hemen arkadaşının bürosuna yerleşmiş ve başlamış çalışmaya. Aradan zaman geçtikçe arkadaşının projelerle ilgisinin sadece “ilginç” bulma düzeyinde kaldığını fark eden Sinatra, projelerini bir dosyada toplayarak arkadaşının masasının üzerine koymuş ve üzerine de bir not ekleyerek çekip gitmiş. Çok kısa olan not ta şöyle yazıyormuş: “Hoşça kal... (imza) Kivi...”
        Tahmin edebileceğiniz gibi Nabi abi’nin yazısı da tam burada bitmişti. O günden sonra Nabi abi’yi bir daha Yeni Şafak ta dahil hiçbir gazetede görmedim...
   
                                                          * * *

     
  İlk yazı heyecanını bilirim ama benim merak ettiğim hep veda yazıları olmuştur. Her veda yazısı okuduğumda, kendimi o yazarın yerine koyar, neler hissettiğini anlamaya çalışırdım. Bu gün o gayretlerimin boşuna olduğunu anladım. İnsanın kendisini, parçası gibi gördüğü bir yapıdan, isteyerek ya da istemeyerek ayrılmasını anlatırken, kelimelerin bu duyguyu yansıtmada kifayetsiz kaldığı gerçeğini yaşayarak öğrenmek varmış nasipte... Geçen sayımızda, yine Editörden köşemizde sizler için bir sürpriz hazırladığımdan bahsetmiştik. Aslında hazırladığımız sürpriz, dergimizin geleceği ile ilgiliydi. İşte tam bu noktada, derginin içeriği ve geleceği konusunda yönlendirici bir zorlamayla karşılaşmamız, başlangıçtan beri kendiliğinden oluşan özgün ve özgür tavrımızın devamını engelleyici bir hal arz etti. Bu şartlar altında dergide bulunmak, sahip çıktığımız değerlerden vazgeçmek olacağından, bize gitmekten başka çare kalmadı. Ben ayrılma kararımı arkadaşlarıma ilettiğimde hiçbir şekilde benimle birlikte hareket etmelerini istemedim. Bunu kendi ahlaki değerlerim noktasında doğru bulmadım. Fakat tüm arkadaşlarım, benimle birlikte hareket edeceklerini beyan ederek yaşadığımız olaya değişik bir boyut kazandırdılar. Hep birlikte şunu ifade etmeye karar verdik. Bu kararı, derneğin tüzel kişiliğiyle değil doğrudan müdahaleci anlayışla düştüğümüz ihtilaftan dolayı almış bulunmaktayız.
    
       Son sözler: Dergimizin bu sayısını da ihtimamla hazırladık. Ben, 6 sayı süren Kalemberk maceramız boyunca bizden desteğini esirgemeyen herkese, dergimize parasal katkıda bulunan kardeşlerimize, yazılı ve görsel basında dergimizin tanıtımına katkıda bulunan dostlara ve ürünlerini bizlerle paylaşan genç kardeşlerime ve hepsinin ötesinde dergimize okuyucu olarak katkıda bulunarak onu anlamlandıran siz değerli okuyucularımıza teşekkürü gerçek bir vazife addediyorum. Biz, hatırlayacağınız üzere başlarken yani birinci sayımızda “Nerede kalmıştık?” diyerek başlamıştık. “Nerede kalmıştık?” anlayışının hiçbir zaman tükenmek, bitmek kaygısı olamaz. Kim bilir bir başka yerde “Nerede kalmıştık”...
   
      Sahi Nerede Kalmıştık?
 
      Hakkınızı helal etmeniz dileği ile hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.  
      Es-selamu aleykum ve rahmetullah...

<-Geri->

Hosted by www.Geocities.ws

1