Türkiye'de Feminizm
Belma Tokuroğlu
Al. Türk Aile Ansiklopedisi, II.Cilt, Türkiye Yazarlar Birliği Vakfı, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara: Aralık-1991
Kadınların kendi kimliklerini oluşturma ve anlamlandırma çabalarım toplumsal, ekonomik, ideolojik, politik durumlarla içice ele alan ve dönüştürmeye çalışan feminist hareket Türkiye'de yüzyıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, 1980'lerde kişisel ve grupsal çabalarla dikkat çekici bir ivme ve önem kazanmıştır. Günümüzde kadınların kendi sorunlarım başka sorunlarla birlikte ve onların içinde çözümlemeyi reddetmeleri ve toplumdaki konumları "yüksek" sesle sorgulamaya girişmeleri geçmişle aralarındaki en önemli ayrıcalığı oluşturmaktadır. Bugün Türkiye'de kadınlara "uygun" görülen konumun kendi istekleri ve özlemleri doğrultusunda yaşamalarım yeniden biçimlendirebilmeleri düşüncesinin yaygın ve yoğun olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu dönemlere nasıl geldiği mize kısaca bir göz atalım: 19. yüzyılın dünyadaki değişim ve gelişmelerine bağlı olarak, Osmanlı împaratorluğu da bozulan durumu düzeltmek amacıyla bazı girişimlerde bulunmuştur. 1839-1876 tarihleri arasında Osmanlı bürokratları ve düşünürleri idare, hukuk ve eğitim ile ilgili bazı reform önerileri getirmişlerdir. Böylelikle Osmanlıda 19. yüzyılda Batıya dayalı bir değişme ve gelişme isteği ile, geleneksel kültürel ve dini değerlerin devamı isteği birlikte iki ayrı görüş olarak varlığım sürdürmeye başlamıştır. Tanzimat döneminde Batı'yı görmüş ve Batı eğitimi almış Osmanlı aydınları, Türk kadınının Batıdaki kadın gibi toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda boy gösterebilmesi için iyi bir eğitimin gerekliliğini savunmuşlardır. Tanzimatla birlikte kız öğrenciler orta öğretimden yararlanmaya başlamışlardır. 1876 Anayasasında kız ve erkek öğrencilere ilkokula devam zorunluluğu konulmuştur. Kurulan kız rüştiyeleri, kız sanayî mektepleri, kız öğretmen okulları İstanbul ve bir kaç il ile sınırlı kalmıştır. Yenilikler ve değişimlerdeki amaç, kadının toplumsal hayat içinde iyi bir yurttaş, iyi bir eş ve iyi bir anne olabilmesidir. Bu dönemde bir çok kadın gazetesi ve dergisi yayınlanmıştır. Bu dergilerde kadınlar kendilerine özgü bir çok görüş sunmuş ve tartışmalara katılmışlardır. 1888'de "Muhadderat" adıyla yayınlanan gazete ve 1895'de kadrosunun tümü kadınlardan oluşan "Hanımlara Mahsus" isimli gazete kadının eğitiminin yaygın¬laştırılması, okuyan ve yazan kadınların desteklenmesi konularım gündeme getirmişlerdir. Bu dergileri ömürleri çok kısa olmakla birlikte Vakit, Şuküfezar, İnsaniyet, Ayine, Parça Bohçası Aile gibi dergi ve gazeteler izlemiştir. O dönemde Fatma Aliye Hanım, Mahmut Esat Efendi'nin çok eşli evliliği savunan bir yazısına karşı çıkarak, bunun bir İslami pratik olmadığını, bir Arap geleneği ve hayat tarzı olduğunu belirtmiştir. Poligaminin yerine tek kadınla evliliğin savunulmasının nedeni Batıdaki tek eşli evliliğin örnek alınmasındandır. Dört kadından vazgeçilmesi düşüncesi, kadının eğitilerek kocasına iyi karılık yapması gerektiği düşüncesini silmemiştir. 1886 yılında Muhadderat-ı Nisvan adlı ilk kadın derneği kurulmuştur.Osmanlıda eş ve anne olarak kadın, geleceğin yeni ve aydın nesillerim yetiştirmekten sorumlu bir kişi ve Osmanlının yenileştirilmesi ve düzeltilmesinde aracı kılınan bir birey olarak görülmüştür. Yapılan ve öngörülen bütün yenilikler kadının kendini geliştirmesi ve kendi sorunlarına sahip çıkması amacından çok uzaktır. Üstelik gelenekler, hurafeler, toplumsal yargı ve yasaklar kadının bu rolünün gerçekleşmesini de engellemiştir. Evliliğin geleneksel olarak görücü usulü olarak kadın isteği dışında gerçekleşmesi, boşanma kanunlarının kadına söz hakkı tanımaksızın kadının nikahtan düşmesini kolaylaştırması, her alanda cinsler arası ayrımın ön planda olması kadın özgürlüğünü ve örgütlenmesini engelleyici faktörler olmuştur.
II. Abdulhamit yönetimine karşı kurulan ittihat ve Terakki Cemiyeti de kadın sorunları konusunda oldukça açık bir tavır sergilemiştir. 1908'te birlikte birçok sorunlarının tartışılması yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde de kadınların eğitimi üzerinde özellikle durulmuştur, ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin lideri Ahmet Rıza Bey'in cabası ile Kandilli'de Adile Sultan Sarayı'nda bir kız idadîsi açılmıştır. Bu eğitim politikası sayesinde Cumhuriyet döneminde çeşitli kademelerde görev yapacak olan elit kadınların yetişmeleri sağlanmıştır.
Meşrutiyet'in îlanından sonra Osmanlı Kadınları îttihat Cemiyeti kurulmuştur. Daha sonra Tefeyyüz, Cemiyeti Hayriye-i Nisvan, Nisvan-ı Osmaniye, Müdafaa-yı Hukukî Nisvan adlı dernekler kurulmuştur. Teali-ı Nisan Cemiyeti kadınların ve erkeklerin birlikte çalıştıkları ilk dernektir. Bu dönemde, çok eşli evliliği, tesettürü ve şer-i kanunları savunan islamcı görüş ile kamu hayatında kadının bir an önce gerekli yerini almaşı ilkesini savunan Batıcılar ve Türkçüler arasındaki tartışmalar, zaman zaman kadınların yazıları ve katkılarıyla da zenginleşerek geniş bir yelpaze içinde devam etmiştir.
II. Meşrutiyet sonrasında, öğretmenlik hemşirelik, terzilik vb. alanlarda istihdam edilmek üzere yetiştirilen kadınların sayısının artışı, çalışan kadın imajının portotipini hazırlamıştır. Çalışma hayatı içindeki kadınlar, ülkesine ve ailesine karşı sorumluluk ve görev hissi ile donatılmış, kadınlığı ikinci plana itmiş bir kesimi oluşturmuşlardır. Devletin resmî ideolojisi ve varolan ortam kadının vatandaş-eş-anne olma yükümlülüğünü ön plana çıkarırken, cinsine özgü sorunları ve algılamalarıyla kadın kimliğim sergilemesin! engellemiştir. Bunun ve batıya açılmasının göstergelerinden biri yani bir simge olmaktan öte bir anlam taşımamıştır.
Bu yenileşmeler ışığında eğitim görebilme ve kendini yetiştirebilirle imkanı bulabilen kadın kesimi, özellikle Anadolu'nun işgali sırasında işgal kuvvetlerini protesto eden miting ve gösterilerde yer almışlardır. Bu gösterilerde yer alan kadınlar gelecekte kurulacak olan yeni devlette kendi yerlerinin olduğunu da vurgulayan görüşlere konuşmalarında geniş yer ayırmışlardır. Belirtilmesi gereken önemli bir nokta, bu ara dönemde kadınların örgütlenme çabalarının hızlanması ve siyasî hak taleple¬rin! dile getirme doğrultusunda adımların atılmış olmasıdır.
Kurtuluş Mücadelesinin verildiği ve yeni bir devletin temelinin atıldığı bir dönemde kadınların kendi cinslerine özgü sorunları savunmaları yerine , benimsenilen ideolojinin hedefleri doğrultusunda yaşamalarına izin verildiğini görmekteyiz. Millileştirme ve devletleştirme sonucu oluşan merkeziyetçilik ve bütün bunlara bağlı olarak, "devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü" ile "Kadınların kalkınma savaşının neferi" olduğu düşünceleri kadın hareketini olumsuz yönde etkilemiştir denilebilir. Kadının kendi cinsine ait sorunları bütün ideolojik bağlamlardan ayrı olarak dile getiren hareketler "bölücü" unsur addedilerek engellenmiştir. Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı erkeklerden boşalan yerlerde kadınların çalışma hayatına başlamasına yol açmıştır, çalışma hayatında aktif olarak yer alma savaştan sonra devam etmemiştir. 1919'da kadınların üyesi oldukları Hilal-i Ahmer ve Bîkes Ailelere Yardımcı Hanımlar Derneği gibi hayır dernekleri Muallimler Cemiyeti gibi meslek örgütleri, Tealî-i Nisvan ve Asrî Kadın Cemiyeti gibi feminist sayılabilecek dernekler kurulmuştur. Bu derneklerin süresi kısa olmuştur. Ancak kadınlara ideolojik ve politik alanda kendileri ile ilgili husus¬larda söz sahibi olmalarım sağlaması bakımından önemlidirler. Savaşlarda askere iç çamaşırı ve elbi¬se hazırlamak üzere fabrikalarda çok sayıda kadın işçi çalıştırılmıştır. Çalışan kadınların sayışı arttığında istanbul Hereke fabrikalarının civarında hükümet işçiler için yatacak yer ve yemek için tedbirler almak zorunda kalmıştır. Ayrıca bu kadınlar îstanbul'a geldikleri yörelerden satabilecekleri erzakı getirerek sokaklarda satıyorlardı. Dinî geleneklerin yoğun olduğu böyle bir dönemde, kadınların kendi başlarına hayatlarım sürdürme çabaları gerçekten önemli ve dikkate değer bir husus olmaktadır. Anadolu'daki örgütlenme faaliyetlerine kadınlar da katılmıştır. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti kurulmuştur. Bu tür cemiyetlerde Anadolu'daki halk kadınlarınm yer almadığı daha çok yüksek memur ve esnaf ailelerinin kızları veya karıları ile öğretmenlerin yer aldığı görülmektedir. Bütün bu çabalarına ve çalışmalarına rağmen kadınların kendi sorunlarım toplum gündemine getirmelerine "iyi" gözle bakıldığı söylenemez. Yeni bir ulusal yapılaşmaya geçilmesiyle birlikte, her alanda özgün ve yeni değişimlerin gerçekleştirilebilmesi için yeni kurumlaşmalar oluşturulurken, kadının özgürleşmesi ve cinslerin eşitliği konuşu, ahlakî ve geleneksel prensipler çerçevesinde kadının eski durumunun mümkün mertebe korunmasına özen gösterilerek ele alınmıştır.
29 Ekim 1923'de ilan edilen Cumhuriyet'in yeni Anayasası "Her Türk milletvekili seçimine katılma hakkına sahiptir." denilen 10. madde tartışılarak "Her erkek Türk milletvekili seçimine katılmak hakkına sahiptir" şeklinde değiştirilmiştir. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında kadınların bağımsız örgütlenmelerinin engellenmesi, hem hareketin milliyetçi ideoloji ile eklemlenmesi, hem de dönemin farklı siyasal görüş ve ideolojileri ileten seslere tahammülsüzlüğü 1930'lardan sonra kadın hareketlerinin sesinin kısılmasına neden olmuştur. Kurtuluş Savaşı'nın kadın önderlerinden kabul edilen Halide Edip "erkeklerin boşanma haklarının kısıtlanmasını istediklerim, kadının boşanma hakkını talep etmediklerim" belirterek kadın açısından olumsuz olan bir yasayı ailenin devamım önemli görerek savunması dikkat çekici bir husus olmaktadır. Bu suskunluğun ve geri adımların en önemli nedeni, yukarıda bahsettiğimiz gibi kadınların kendi bağımsız örgütlenmelerin! gerçekleştirememeleri sonucu toplum hayatı içerisinde kendilerini destekleyici ortamlardan yoksun olmaları, bir anlamda yalnız kalmalarıdır, denilebilir. Türkiye'de kadınlar Kurtuluş Savaşma katılmışlar, az ve dar bir kesimiyle de olsa eğitim görmüşler, ancak ulusal yapılanma süreci içerisinde yeni Kemalist kadın kimliğine bürünmüşlerdir. Üretime katılan kadının dışarıdaki rolü ile ailedeki geleneksel rolü arasında zorlama bir uzlaşma sağlanmaya çalışılmıştır. Türkiye'de "millî aile" ideolojisinin öznesi ve sürdürücüsü kadın olmuştur. Bu nedenle millî ailedeki .anne ve eş rolleri kadın için temel rollerdir. Kadına uluslaşma cabası içerisinde kazandırılmak istenen yeni kimlik ve toplumsal etkinlikler, onun birey olarak kendini geliştirmesini ve kendi cinsi açısından dünyaya bakabilmesini sağlamaktan çok, kalkınma ve bazı törelerin sürdürülmesi gibi ortak bir amaca hizmet etmesi açısından ele alınmıştır. Türkiye'de uluslaşma ile birlikte ülkeyi ekonomik bağımlılıktan kurtaracak ulusal bir sermaye birikiminin oluşturulamaması, ekonomik hayatın daha çok küçük ölçekli işletmelerde sürdürülmesini ve kısa sürede kazanç getirici işlere yönelinmesini gerektirmiştir. Bu durum gelişme çabalarım engellediğinden, kadın veya erkek olsun, bireyler arasındaki beceri ve yetenek farkları yeterince değerlendirilememiştir. Ulusçuluk hareketlenme bağlı olarak Mustafa Kemal'in yapmış olduğu devrimlerle bağlantılı biçimde, kadına verilen haklar, resmî ideoloji ile bütünleşmesi sonucu hayata geçirilememiş, daha doğrusu hayata geçirilebilmesi potansiyelini gerçekleştirme imkanı bulamayan kadınlar en çok karar alma süreçlerinin dışında tutulmuşlardır. Var olan katılmalar resmî ideolojinin izin verdiği ölçüde, sembolik düzeyde, yapay, yaygınlaştınimadan gerçekleşmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Mustafa Kemal liderliğindeki yönetici kadrosu dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisini kırabilmek amacıyla kadın hakları sorununun gündemde kalmasına çaba gösterirken, aynı zamanda varolan kadın örgütlerin! de resmî ideoloji doğrultusunda yönlendirebilmek amacıyla, kadının çalışma hayatı içindeki etkinliğini artırmaya çalışmışlardır. Bununla da yetinmeyerek kadınların siyasal haklarım kullanabilmesi doğrultusundaki girişimlerim "demokratik Türkiye" için gerekli addederek desteklemişlerdir. Kadınların belediye seçimlerine katılmalarım öngören karar Mustafa Kemal'in teklifi ile çok ani olarak ve kamuoyunda bir tartışma olmaksızın 20 Mart 1930'da gündeme gelmiştir. 2 Nisan 1930'da teklif kanunlaşmıştır, 5 Aralık 1934'te îsmet înönü ve 191 arkadaşının önergesi ile Seçim Kanununun ilgili maddeleri değiştirilerek, "22 yaşım bitiren kadın-erkek her Türk'e mebus seçmek, 30 yaşım biteren kadın-erkek her Türk'e mebus seçilmek" hakkı tanınmıştır. Kadın haklannın gündeme getirilmesinde Türk Kadınlar Birliği Cemiyetinin katkıları da dikkat çekici olmakla beraber, Mustafa Kemal'in önerileri ve yönetici kadroların etkisi daha fazla belirleyici olmuştur. Bu anlayışla uluslaşma süreci içerisinde olan bir ülkenin, gelişme aşamasında baskıcı rejimlerin etkisinde kalmamak için kadınım ve kadın haklarım demokratikleşmenin bir simgesi olarak kullandığım söyleyebiliriz. Bunun haricinde uluslaşma hareketinin eğitilmiş ve rejimin ilkelerini koruyacak bireylere ihtiyacı olduğu kuşkusuzdur. Ülke nüfusunun yarışım oluşturan kadınların da bu ilkeleri koruyacak ve sürdürecek bireyler olarak görülmesi bir zorunluluk olmuştur. Bu donemdeki aydın kadınlar da rejimi ve kadın hareketin! destekleyici yazılar yazmış ve konuşmalar yapmışlardır. Topluma yararlı olmak amacıyla okumak ve bir meslek sahibi olmak bu dönemin şiarı haline gelmiştir. Bu düşüncenin kadının özgürleşmesini de beraberinde getireceğine inanılmıştır. Uluslaşma ve devrimler adına yapılan tüm planlamalar kadın emeğinin biraz daha fazla nasıl kullanılabileceğine dönük olmuştur. Örgütleyen, planlayan karar alan kadın belli sınırlılıklar içinde kabul gör¬müş, kadınlık durumuna ilişkin karar alma, sorgu¬lama ve reddetme pratikleri geri plana itilmiştir, cinsiyete dayalı bir yapılanma içerisinde erkek egemen yapıyı koruyucu nitelikler taşıyan değişmeler öngörülmüştür. Bu önemli husus gönümüzde de kadınların tartıştıkları ve çözümlemeye çalıştıkları temel bir sorun olarak devam etmektedir.
Cumhuriyet'in ilanından sonra, kadınların toplum hayatında aktif olarak yer almaları gereği düşünüldüğünden ve bunu sağlayıcı reformlar gerçekleştirildiğinden dolayı okullardaki kız öğrenci sayısının yüksek oranda arttığı gözleniyor. 1945-1960 dönemindeki politikalara baktığımızda kadınların bütün parti proğramlarında ayrıca ve özellikle destekleyecek uygulamaların olmadığı gözlemlenmektedir. Kadın, dışarda çalışan erkeğin rahatım sağlayan, aile ve ahlak değerlerine bekçilik eden bir varlık olarak algılanmaktadır. 1954'den itibaren yayınlanan Akis dergisinde bu tür görüşlere bol bol yer verilmiştir. Bir yandan Atatürk devrimlerinin korunmasından, kadının aktif olarak çalışmasından ve demokratik ilkelerden taviz verilmemesinden bahsedilirken diğer yandan kadın konusunda duygusal ve geleneksel bir görüş sergilenmektedir. Kadının aktif yaşamasından evde organize bir düzen sağlayabilmesi, bilinçli bir şekilde çocuk yetiştirmesi, evliliğin mutluluğunu ve huzurunu idame ettirebilecek kazanımlara sahip olması anlaşılmaktadır. Yumuşak, itiaatkar, duygusal, "erkeğine muhtaçlığım gösteren kadın" tipinden hiçbir dönemde vazgeçilmediği görülmektedir. Bir meslek sahibi olarak kendini sürekli geliştiren ve yeteneklerini artıran kadın tipi yerine, erkeklerin kendi işlerine zaman ayırmalarına ve ilerleyişlerine ortam hazırlayan yardımcı kadın tipi her zaman yeğlenmiştir. Bir ülkede kadın hareketlerinin var olup olmamasından ziyade, bu hareketin neyi değiştirmeyi (veya devam ettirmeyi) hedeflediği ve bu değiştirmeyi ne ölçüde yapabildiği önemlidir. Kalkınma planlarında ve parti programlarında kadınlar aileden bağımsız olarak ele alınmamışlardır. Devletin ve milletin devamı açısından önemli olan aile kurumunun en iyi şekilde sürdürülmesi mesuliyeti kadının omuzlarına yüklenerek, kadının bu göre¬vim en kolay biçimde sürdürmesini sağlayacak önlemlerin alınması üzerinde durulmuştur. 196i'de geniş bir aydın kitlesinin desteği ile yayınlanan Yön dergisindeki yazı ve yaklaşımlar kadın sorununa ilginin artmasını sağlamakla birlikte, kadınların kurulacak "devrimci" bir düzenin kendiliğinden kadın sorunlarım da çözümleyeceğim ileri sürmüştür.
1980'lere geldiğimizde Türkiye'deki kadınların (ve kızların) sorunlara farklı bir açıdan bakmaya ve yorumlamaya başladıklarım görüyoruz. Özellikle üniversitelerde 1970'li yıllarda öğrenim gören kız öğrencilerin yoğun politik ve hararetli bir tartışma, ve eylem ortamında bulunmaları onları evin ve okulun dışında çeşitli ülke sorunları üzerinde aktif olarak düşünmeye, tartışmaya ve eyleme hazırladığım ve bu hazırlığın daha sonra feminist politikaların üretilmesinde ve savunulmasında bir basamak bir ön hazırlık oluşturduğunu söyleyebiliriz. Hem sağ, hem sol ideoloji içinde kadın erkeklerle omuz omuza onların bacısı ve kardeşi olarak belli bir görüşün savaşım yapmaya davet edildi. Daha önce olduğu gibi belli ideolojilerin varlığının sürdürülmesi ve başarılı olabilmesi için gerekli görevleri yerine getirmek üzere hazırlandı, eylemlerde yer aldı ve onların militanlığım yaptılar. Ülkenin herhangi bir ideoloji çerçevesinde kurtarılması ve yeniden düzenlenmesi otomatik olarak kadınların kurtuluşunu da sağlayacak düşüncesi yaygındı. Şirin Tekeli, makalesinde 1980'lerin ilk yıllarından itibaren gelişmeye başlayan kadın hareketinin tarihini; gizli hazırlık dönemi, uyanış dönemi, meşru hazırlık dönemi, bir harekete dönüşme dönemi gibi başlıklar altında toplamaktadır. 1983 başlarında Yazko ve Somut dergilerindeki yazılar ve Kadın Çevresi'nin kurulması feminizmin meşrulaşma döneminin başlangıçlarım oluşturmaktaydı. Somut dergisinde kadınlar için düzenlenen sayfa, feminizmin bütün özelliklerin! yansıtan görünümündeydi. 1983 yılında Kadiri Çevresi oluşturuldu. 1985'den itibaren Feminist dergisi yayınlanmaya başladı. Dayağa karşı Kadınlar Dayanışması kampanyası "bağır herkes duysun" sloganıyla gündeme getirildi. Merkeziyetçi, formel ve hiyerarşik bir örgütlenmeyi reddeden feminist hareket içinde değişik kanallardan, değişik seslerin bir arada bulunabilmesi mümkün olabilmekteydi. Bu nedenle dernekleşmeyi savunan ayrımcılığa karşı Kadın Derneği, Kadın Çevresi, Ankara Perşembe Grubu ve daha birçok feminist dernek kadınlık durumu ile ilgili her türlü dayanışma eyleminde bir araya gelebilmekteydiler. 1988 yılında Ankara Perşembe Grubunun yönlendirimiyle bütün feminist grupları bir araya getiren l. Türkiye Feministleri Hafta Sonu Buluşması gerçekleştirilerek Kadınların Kurtuluşu Bildirgesi kaleme alındı.
Bugün istanbul'da kurulmuş bulunan ve aile içinde taciz edilen kadınların sağınabileceği Mor Çatı Kadın Evi, feminist çalışmaların önemli aşamalarından birini oluşturmaktadır. Yine istanbul'da kadınlar ile ilgili bilgileri ve kadınların yarattıkları eserleri toplamayı ve korumayı sağlayacak olan bir Kadın Kütüphanesi Bilgi Merkezi bulunmaktadır. Feminsitlerin gruplar halinde gerçekleştirdikleri bu hareketler kamuoyunun bilgilenmesini ve belirli konulara dikkat çekilmesini sağlamıştır.
Feminizmin Türkiye'deki önemli bir diğer sesi, İslamcı kadınlardan gelmiştir, islam'da sadece Allah'a kulluk edileceğini esas alan açıklamalarıyla Islama inanan kadınlar kendi inanç ve değerleri doğrultusunda haklarını arayarak, erkekleri İslamın yoluna davet etmişlerdir, İslamî görüşteki gazete ve dergilerde yazdıkları yazılarda ve tartışmalarda müslüman kadının hak ve görevlerini sorgulayarak bu konuda yeniden düşünülmesine yol açmışlardır. Özellikle Zaman gazetesinde belli bir süre özel kadın sayfası yayınlanmış, müslüman kadınlar bu sayfada müslüman kadının sorunlarım gündeme getirmişlerdir.
Bugün Türkiye'de devletin kadınlar için ve kadınlar adına ürettiği siyasallar, özellikle belirli bazı hususlarda sınırlı kalmaktadır. Anne ve çocuk sağlığı ile ilgili poliklinikler açarak, kadınların istedikleri kadar çocuk sahibi olacaklarım ve bunun yollarım göstermek ile özellikle kırsal kesimde imam nikahı ile evli olan kadınların tespit edilip erkekler işin dışında tutulmakta, karı-kocanın doğum kontrolünde tedbirler ortaklığının sağlanması yerine, yine bütün yük ve sorumluluk kadının üzerine yıkılmaktadır. Feminist hareket ise, bunların daha da üstün kadın bedeninin, kimliğinin ve kadının yapacağı işlerin kendi kontrolünde olması kadının kendi ile ilgili sorunlarda bağımsız olarak kendisinin karar vermesi gerektiğinin önemi üzerinde durmaktadır. Kadınların gündelik hayatında arala-nnda geçen ve hatta bazen kendi cinslerine ve yakınlarına dahi söyleyemedikleri dayak, zorla cinsel ilişki, cinsel taciz ve saldırganlık, ev işlerinin tek taraflı olarak yardımsız sürdürülmesi gibi konular açıktan yüksek sesle konuşulur hale gelmektedir. Asıl olan harekete katılan kadınların kadınlık durumlarım yorumlama, ortaya, koyma ve çözümleme biçimleridir. Her bir kadınlık durumunun birbirine indirgenmeden, farlılıklarıyla bir arada olması feminist hareketin korunması gereken yönüdür.
KAYNAKLAR
Deniz Kandiyoti: "Emancipated but unlube-rated? Reflections on the Turkish C a s e ", Feminist Studies, 13, 2, Summer, 1987, 317338
Eser Köker: Türkiye'de Kadm Eğitim ve Si¬yaset Yüksek Öğrenim Kurumlannda Kadının Durumu Üzerine bir inceleme Ya¬yınlanmamış doktora tezi, A.Ü. SBE. Ankara, 1988
Nükhet Sirman: "Turkish Feminism: A Short History". yayımlanmamış çalışma, tarihsiz,
Şirin Tekeli: "80'lerde Türkiye'de Kadınların Kurtuluş Hareketinin Gelişmesi." Birikim, sayı:3, Temmuz, 1989,
Şirin Tekeli: Kadınlar ve Siyasal-Toplumsal Hayat, Birikim Yay., İstanbul, 1982
Yakın Ertürk: "Converge and Divergence in the Status of Müslim Women: Cases of Tur-key and Saudi Arabia", METU. Ankara, 1989.
Yakın Ertürk: "Doğu Anadolu'da Modernleşme ve Kırsal Kadın"ın Kadın Bakış Açısın-dan 1980'ler Türkiye'sinde Kadm, (deri. Şirin Tekeli), istanbul, 1990.