Türk Feminizmi

Ziya Gökalp

 

 

Al. Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Bordo Siyah Yayınları, İstanbul, 2004. (Kitabın Osmanlı Türkçesiyle ilk basımı 1923)


 

......

Eski Türkler, hem demokrat, hem de feminist idiler. Türklerin feminist olmasının başka bir nedeni de, eski Türklerce "Şamancılık"ın kadındaki kutsal güce dayanmasıydı. Türk şamanları, büyü gücüyle olağanüstülükler gösterebilmek için kendilerini kadınlara benzetmek zorundaydılar. Kadın giysileri giyerler, saçlarını uzatırlar, seslerini inceltirler, bıyık ve sakallarını tıraş ederler; dahası, gebe kalırlar, çocuk doğururlardı. Buna karşılık "töyonculuk" dinide erkeğin kutsal gücünde ["kut"unda] ortaya çıkardı. Töyonculuk ile Şamancılık'ın değerce eşit olması, hukuk bakımından erkek ve kadının eşit olmasını sağlamıştı. Dahası, her işin gerek Töyonculuğa ve gerek Şamancılığa dayanması gerektiğinden, her işle ilgili toplantıda kadınla erkeğin birlikte bulunması gerekliydi; örneğin, kamusal yetke, hakan ile hatunun her ikisinde ortaklaşa bulunduğu için, bir buyruk yazıldığında "Hakan buyuruyor ki..." sözüyle başlarsa, (bu buyruk) yerine getirilmezdi; getirilmesi için, kesinlikle "Hakan ve hatun buyuruyor ki..." sözüyle başlaması gerekiyordu. Hakan tek başına bir elçiyi yanına kabul edemezdi; elçiler ancak, sağda hakan ve solda hatun oturdukları bir zamanda, ikisinin birden yanlarına çıkardı. Şölenlerde, kinkeşlerde, kurultaylarda, tapınılarda ve dinsel törenlerde, savaş ve barış toplantılarında hatun da kesinlikle hakanla birlikte bulunurdu. Kadınlar, örtünmeyle ilgili hiç bir kurala bağlı değildiler. Hakanın yönetiminde ortağı olan hatuna, "türkân" sanı verilirdi. Hatun, hakan sülâlesine bağlı bütün prenslerin ortak sanıydı; türkânın da, kesinlikle hatunlardan olması gerektiğinden, ona yalnızca "hatun" denebilirdi.

Eski Türklerde eş, yalnız bir tane olabilirdi. Emperyalizm dönemlerinde, hakanların ve beylerin bu gerçek eş dışında, "kuma" adıyla başka illerden odalıkları da bulunabilirdi; ama bu kumalar, gerçek eş niteliğinde değildiler. Türk töresi, bunları yasal eş olarak tanımazdı. Bunlar sanki bir tür yasal hileyle ailenin içine girmişlerdi. Kumaların çocukları, öz annelerine "anne" diye seslenemezler, (onu) "teyze" diye çağırırlardı. "Anne" diye, yalnızca babaların gerçek eşine seslenebilirdi. Aynı zamanda, kumaların çocukları mirasa da konamazlardı. Kumaların oğulları, babaları hakan olsa bile, hiç bir zaman hakan olamazlardı. Kumaların, hatunlardan farkı şudur ki, kumalar, hakanın kendi İl'inden değildirler. Hatun ise, hakanın kendi İl'inden idi. Kuma, Çin prenseslerinden ise, "konçuy" adını alırdı. Konçuy, başka kumalardan önce gelirdi; ama konçuyların üstünde de, hatun vardı. Moğol döneminde, hatunlar da artmaya başladı; ancak bunlardan yalnız bir tanesi "türkân" yani "melike" konumunda bulunurdu.

Eski Türklerde, kadınlar genel olarak amazon idiler. Binicilik, silâh kullanma, yiğitlik, Türk erkekleri kadar Türk kadınlarında da vardı. Kadınlar, doğrudan doğruya hükümdar, kale korumanı, vâli ve elçi olabilirdi.

Sıradan ailelerde de, ev ortaklaşa, karı ile kocanın (her) ikisinindi. Çocuklar üzerindeki özel velilik, babanın olduğu kadar ananın da hakkıydı. Erkek her zaman karısına saygı gösterirdi; onu arabaya bindirerek kendisi arabanın arkasından yaya yürürdü. Şövalyelik, eski Türklerde genel bir özyapı idi. Feminizm de, Türklerin en önemli ilkeleriydi. Kadınlar malalrı kullandıkları gibi, dirliklere, zeametlere, haslara, malikânelere de sahip olabilirdi. Eski kavimler arasında hiç bir kavim, Türkler kadar kadın cinsine haklar tanımamışlar ve saygı göstermemişlerdi. Ana soyuyla baba soyunun eşitliği, soy bölümünde anlatıldığından burada yinelenmesine gerek yoktur. 1

Hosted by www.Geocities.ws