Doğal Olmaktan Çok Toplumsal Bir Olgu
Rousseau
Al.Eric Blondel, Aşk, YKY, İstanbul, Mart-2005.
A. Aşk duygusunda ahlaksal olanı fizikselden ayırmakla başlayalım işe. Fizik, bir cinsi ötekiyle birleşmeye iten şu genel arzudur; ahlaksa bu arzuyu belirleyen ve yalnızca tek bir nesneye odaklayan ya da en azından, tercih edilen nesne karşısında arzuyu daha büyük bir enerji düzeyine getiren şeydir. Öte yandan, aşk ahlakının yapay bir duygu olduğu; toplumun gelenek-göreneklerinden doğduğu, kendi imparatorluklarını kurtarmayı ve boyun eğmesi gereken cinsi egemen kılmayı amaçlayan kadınlar tarafından büyük bir ustalık ve özenle yüceltildiği hemen fark edilir. Bu duygu, bir vahşi için neredeyse hiçbir şey ifade etmez, çünkü onun asla sahip olamayacağı kimi değer ve güzellik kavramları ve hiçbir biçimde yapamayacağı karşılaştırmalar üstüne kuruludur. Çünkü aklı ölçü ve oran gibi soyut fikirler geliştiremeyeceğinden, kalbi de, her ne kadar fark edilmiyor olsa da, bu fikirlerin uygulanmasıyla ortaya çıkan hayranlık ve aşk duyguları besleyecek durumda değildir; edinemediği beğeniye değil, doğadan aldığı mizacına kulak verir o kadar, ve her kadın iyidir onun için.Aşkın fiziksel yanıyla yetinen ve duyguları azdırıp ortaya çıkardıkları zorlukları çoğaltan bu tercihleri görmezden gelmekle yeterince mutlu olan insanların, mizacın ateşli isteklerini daha az sıklıkla ve daha az şiddetle hissetmeleri ve bunun sonucunda aralarındaki kavgaların daha ender ve acımazıslıktan daha uzak olması gerekir. Bize onca zarar ziyan veren hayalgücü, vahşi yüreklere hiç mi hiç hitabetmez; herkes doğanın itkisini bekler uslu uslu, seçim yapmaksızın, öfkeden çok hazla bu itkiye bırakıverir kendini ve ihtiyaç giderildiği anda arzu da yok olup gider.
Dolayısıyla aşkın, aynı biçimde bütün tutkuların, insanlar için çoğu zaman kötücül bir görünüm almalarını sağlayan bu azgın ateşlerini, toplumun içinde edindikleri su götürmez bir gerçektir.
B. Aşk kadınların egemenliğidir. Aşkın yasalarını belirleyenler mutlaka kadınlardır, çünkü Doğanın düzenine göre direniş onlara mahsustur ve erkekler ancak özgürlüklerini feda ettikleri takdirde bu direnişi kırabilirler. Bu tür oyunların doğal bir sonucu da seksin imparatorluğunu büyütmek, kadınları ve genç kızları toplumun eğitmenleri yapmak, âşıkları üzerindeki güçlerini izleyiciler üzerinde de elde etmelerini sağlamaktır. Bu düzenin sakıncası olmadığına ve kadınların nüfuzu bunca çaba harcanarak genişletilince, erkeklerin daha iyi idare edilebileceğine katılıyor musunuz Bayım?
...
Aşkın zaaflarını resmederek bizi ondan kurtarabileceklerini öne sürüyorlar. Bu işi üstlenenler nasıl altından kalkıyorlar bilemiyorum; ama izleyicilerin her zaman zayıf âşığın yanında olduklarını ve çoğu zaman niçin daha zayıf değiller diye öfkelendiklerini görüyorum....
....
Oysa gençlere aşkın yanılsamalarına bel bağlamamayı, her zaman saygı üzerine kurulu olduğunu zanneden kör bir eğilimin hatasından kaçınmayı, kimi zaman erdemli bir yüreği onun inceliklerini hak etmeyen bir yüreğe teslim etmekten korkmayı öğretmek gerekirdi...Tertemiz doğmuş onca insanı kayıplara karıştıran bir tutku da böylelikle şüpheli kılınmaktadır belki. Bizi doğru dürüst bir adamın âşık olmak zorunda olduğuna, ve sevilen bir kadının erdemsiz olamayacağına inandırmalarına ramak kaldı. Bir güzel eğitiliverdik işte!
C. Âşıklar yalnız birbirlerini görür, durmaksızın birbirleriyle ilgilenirler, ve yapabilecekleri tek şey birbirlerini sevmektir. Halledilecek başka birçok işi olan evli çiftler için bunlar yeterli değildir. Aşkın yarattığı kadar güçlü bir yanılsamaya yol açan bir başka tutku yoktur: Aşkın şiddeti süresinin bir göstergesi olarak alınır; böylesi tatlı bir duyguyu yüklenmiş yürek, onu, deyim yerindeyse, geleceğe de taşır, ve bu aşk devam ettiği sürece hiç bitmeyeceği düşünülür. Ama tam tersine, aşkı söndüren onun ateşidir; gençlikle yıpranır, güzellikle silinir, yılların buzları altında sönüp gider; ve ak saçlı iki âşığın birbirleri için acı çektikleri dünya var olduğundan beri görülmemiştir. Dolayısıyla karşılıklı hayranlığın er geç son bulacağı hesaba katılmalıdır; kullanılan idol yerle bir olunca da insanlar oldukları gibi görmeye başlarlar birbirlerini. Sevilmiş olan nesne şaşkınlık içinde aranır; bulunamayınca geri kalan ne varsa ona saldırılır, ve çoğu zaman, hayalgücü onu n ekadar güzelliştirmişse şimdi bi o kadar çirkin gösterir. Birbirlerini sevmez olduklarında birbirlerini sevmiş olmanın utancını yaşamamış pek az insan vardır2, der La Rochefoucauld. Fazlasıyla ateşli duyguların yerini sıkıntının alması nasıl da korkulası bir şeydir; çöküşlerinin, umursamazlığa uğramayıp doğrudan tiksintiye varması; herkesin birbirine tamamen doyduğunu anlaması; ve sevgiliyken birbirini çok fazla seven insanların karı koca olup birbirlerinden nefret etmeleri, nasıl da korkutucudur!