Radikal Feminizm

Josephine Donovan

 

Al. Josephine Donovan, "Feminist Teori", çev. Aksu Bora, Meltem Ağduk Gevrek, Fevziye Sayılan,
İletişim Yayınları, İstanbul, 1997, ss.267-270


 

Feminizm kadınlar tarafından savunulmalıdır...devrimci toplumsal değişimin temeli olarak

Roxanne Dunbar, 1968

Radikal feminist kuram, 1960'ların sonlarında ve 1970'lerin başlarında, bir grup eski "eylemci kadın" tarafından, esas olarak New York ve Boston'da geliştirildi. "Eylemci kadınlar", 1960'larda medeni haklar ve savaş karşıtı kampanyalar için politik etkinliklere katılan kadınlardı. Ondokuzuncu yüzyılın feministlerinin kendi üzerlerindeki baskının farkına erkek yoldaşlarından gördükleri davranışlar sayesinde vardıkları gibi, yirminci yüzyılın radikal feministleri de kendi bilinçlerine "Yeni Sol"daki erkek radikallerin aşağılayıcı davranışlarına gösterdikleri tepkiyle eriştiler. Bu davranış, 1969'da, Washington'daki karşı-açılış töreni gösterisinde örneklendi. Feministler, gösteride kendi konumlarını sunmaya kalkıştıklarında, "seyirciler arasındaki erkekler yuhladılar, güldüler, ıslıkladılar ve 'Sahneden indirip düz onu' türünden münevverce sloganlara tempo tuttular".1 Benzer olayların anlatımları, Marge Piercy'nin "The Grand Coolee Dam" (1969)2 makalesinde bulunabilir.

Bundan dolayı, radikal feminist kuramın büyük bölümü, erkek "Yeni Sol"un kuramlarına, örgütlenme yapılarına ve kişisel üsluplarına karşı direniş içinde şekillendi. Kendileri erkek radikal örgütler içinde sürekli olarak "ikinci sınıf" muamelesine maruz kalmış oldukları için ve maço radikal üslup nedeniyle, kadınlar kendi örgütlerinin içsel demokrasiyi ifade etmesiyle ve özgün bir kadın üslubuna izin vermesiyle (ya da, en azından, böyle bir üslubun ortaya çıkmasına izin vermesiyle) ilgilendiler. Radikal feministler, kuramsal açıdan, kendi kişisel "öznellik" sorunlarının Yeni Sol'un uğraştığı büyük sorunlarla -toplumsal adalet ve barış sorunları- eşit bir öneme ve meşruiyete sahip olduğu fikrini yerleştirmeye azmettiler. Sonunda radikal feministler, bütün bu sorunların birbirleriyle ilintili olduklarına, erkek egemenliğinin ve kadınlara hükmetmenin toplumdaki baskının kökü ve modeli olduğuna ve gerçekten devrimci olan bir değişimin temelinin feminizm olduğuna inandılar.

Radikal feminizmin aynı zamanda ve aynı süreç içinde gelişen diğer tezleri, kişisel olanın politik olduğu, ataerkillik ya da erkek egemenliğinin -kapitalizmin değil- kadınların baskı altına alınmasının kökeninde yer aldığı, kadınların kendilerini bastırılmış bir sınıf ya da kast olarak görmeleri ve enerjilerini, diğer kadınlarla birlikte, kendilerine baskı uygulayanlara -erkeklere- karşı mücadele eden bir harekete yöneltmeleri gerektiği, erkeklerin ve kadınların temelde farklı oldukları, farklı üsluplara ve kültürlere sahip oldukları ve kadınların tarzının gelecekteki herhangi bir toplumun temelini oluşturması gerektiği düşüncelerini içerir.3

Bu düşüncelerin birçoğunu ortaya koyan erken bir makale, Roxanne Dunbar'ın yazdığı "Female Liberation as a Basis for Social Revolution"dır (Toplumsal Devrimin Temeli Olarak Dişil Devrim, 1968). Dunbar kadınları, SDS (Demokratik bir Toplumu savunan Öğrenciler) türünden karma gruplar içinde çalışmamaya, bunun yerine bağımsız bir kadın hareketi oluşturmaya yönlendirir.4

Kadınların şikayetlerinin "küçük ve kişisel olmayıp yaygın ve kökü derinlerde olan bir toplumsal rahatsızlığa işaret ettiğini" söyler. Gerçekten, bütün insanlar, "tepesinde Batılı beyaz erkek yönetici sınıfın, en altta da sömürgeleştirilmiş dünyanın beyaz olmayan kadınının yer aldığı bir kast sistemi altında" yaşarlar (49). Batı emperyalizminin kökünde cinsiyet ayrımcılığı yatar. "Sömürgeciliği yetkinleştiren Batılı ulus-devletler, kadınlar ve toprak üzerindeki erkek egemenliğinin bir uzantısı olarak gelişmişlerdir" (49). Sonuç olarak, Dunbar, kadınların erkeklerden farklı olduklarını, onların, başkalarının bakımını üstlenmek, esneklik, rekabetçi olmamak ve işbirliğine açık olmak gibi bazı "anneliğe özgü tutumlara" koşullandırıldıklarını öne sürer. Kadınlar, "baskı altına alınmışların bilinçliliğine" sahiptirler (53). Böylesi tutumlar ve bilinçlilikler özünde insancıldırlar ve yeni bir toplumun ahlaki temeli olmalıdırlar.

Mevcut toplum yıkılarak ve feminist ilkelere dayanan bir toplum kurularak, erkekler şimdikinden çok farklı koşulları olan bir insan toplumunda yaşamaya zorlanmış olacaklardır. Bunun gerçekleşmesi için, feminism kadınlar tarafından savunulmalıdır, devrimci toplumsal değişimin temeli olarak (53).

 

Hosted by www.Geocities.ws

1