Kutadgu Bilig’de Kadın

Adile Yılmaz Anıl

 

Gazi Üniversitesi  'nden aktarıldı


 

ÖZET

Bu çalışmada İslâmî Türk Edebiyatı’nın ilk eserlerinden olan  Kutadgu Bilig’de kadın kavramı işlenmiştir.

Türk kültür tarihinde en eski devirlerden itibaren hep adıyla geçen kadın,  Kutadgu Bilig’ de, eserin alegorik yapısı itibarıyla belirli bir şahıs olarak geçmez. Diyebiliriz ki eserde ismiyle ve çeşitli özellikleriyle tanımlanan bir kadın tipi yoktur. Fakat genel anlamda  bir bakış açısıyla kadın kavramına yer verilmiştir.

ABSTRACT

In this work, the concept of woman in Kutadgu Bilig which is one of the first works of  Islâmic Türkish Literature is discussed.

Woman who has had an identity in terms of being named from the oldest periods in  Türkish Culture history,is not mentioned as a specific person in Kutadgu Bilig because of the allegorical structure of the work. We can say that there is not a type of woman which can be defined by its name and various characteristics in the work. But, in a general sense, a conception of woman is included.

Anahtar Kelimeler: Kadın, Türk kültürü, Kutadgu Bilig 

Key Words: Woman, Culture of Turkey, Kutadgu Bilig 

 Karahanlılar dönemi İslâmî Türk Edebiyatı’nın önemli eserlerinden biri olan Kutadgu Bilig, insana her iki dünyada, tam manası ile kutlu olmak için gereken  yolu göstermek maksadı ile kaleme alınmıştır. Kutadgu Bilig, özellikle dil bakımından milliyetçi davranışlar ihtiva etmesiyle de dikkati çekecek mahiyettedir. Devrinin ileri gelen âlimlerinden olduğunu bu eseriyle ortaya koyan Yusuf Has Hâcib, İslâm ahlâkını, İslâm imanını, kısaca İslâm kültürünü kuvvetle benimsemesine rağmen yerli ve millî değerleri de ihmal etmemiştir.        

Kutadgu Bilig, İslâmiyet’in Türkler arasında kabul edildiği ilk asırlarda yazıldığı için eserde yeni kabul edilen dinin verdiği heyecanla İran, Arap kültürünün ve bunlarla ilgili diğer kültürlerin de tesirini görmek mümkündür. Reşit R. Arat, şairin gündelik hayat kaygılarının üstüne çıkmış ve kendi muhitinin seviyesinden çok yükselmiş bir insan olmakla beraber,  onun  da muhitinin bir semeresi olduğunu fikirlerini kuvvetlendirmek için, çevrenin fikir mahsullerinden faydalandığını belirtmektedir (Arat, 1991: XXVI, XXVII).

Faruk K. Timurtaş’a göre Kutadgu Bilig, eski Türk ahlâk ve devlet telâkkisi ile  inancı birleştiren nasihatnâme ve siyasetnâme mahiyetinde didaktik bir kitaptır (1993: 191).

Yusuf Has Hâcib, eserin yazılışında karşılıklı konuşma tarzını kullanmış; insanın melekelerini adalet, devlet, akıl ve kanaat olmak üzere dörde ayırmıştır. Bunlardan adalet, padişahı temsil eder ve adı Kün-Toğdı’dır. Devlet, veziri temsil eder ve adı Ay-Toldı’dır. Vezirin oğlunu temsil eden aklın adı Öğdilmiş, kanaat kavramı ise vezirin kardeşini temsil eder ve adı Odgurmuş’tur.

Eserde bu sembollerle insanlara mutlu olma yolları öğretilirken dönemin ve yazarın dünya görüşü ve hayat felsefesi de aktarılır. Dolayısı ile saadete ulaşmak isteyen akıllı bir kimsenin yapması gereken eylemlerden bahsedilir ve aile kavramına ve ailenin temel taşlarından biri olan kadın kavramına[1] yer verilir. Biz de bu çalışmamızda sosyal değerlerin ve normların yansıdığı alanlardan biri olan edebiyatın kapsamı içinde kalan bir  eserde geçen kadın kavramını değerlendirmeye çalışacağız. Fakat eseri kendi devrindeki ve kendi devrinden önceki eserlerle karşılaştırdığımız zaman eski anlayışla tamamen örtüşmediğini görüyoruz. F. Köprülü, eserin kendi devrinden önceki eserlerle, meselâ Orhun Kitabeleri ile mukayese edince, Kutadgu Bilig’de hâkim olan ideolojinin asla eski Türk ideolojisi olmadığını söylemektedir. Eski Türk an’anelerinde ve halk destanlarında kadın hakkında beslenen yüksek ve özgür anlayışa göre kadın, çocuğunun ilk ve başlıca mürebbisi, kocasının en fedakâr yoldaşı, ocağın temeli ve bütün faziletlerin kaynağıdır. Bu anlayış ile, onu bütün fenalıkların sebebi, vefa ve fazilet hislerinden hemen hemen tamamıyla mahrum, ancak evde hapsedilmeğe lâyık bir mahluk olarak gören  Kutadgu Bilig’in ideolojisi ile  arasındaki tezat, ne kadar keskin ve belirlidir (Köprülü, 1981: 168).

Türk kültür tarihinde en eski devirlerden itibaren hep adıyla geçen kadın,  Kutadgu Bilig’ de, eserin alegorik yapısı itibarıyla belirli bir şahıs olarak geçmez. Diyebiliriz ki eserde ismiyle ve çeşitli özellikleriyle tanımlanan bir kadın tipi yoktur. Fakat genel anlamda  bir bakış açısıyla kadın kavramına yer verilmiştir.

M. Kaplan, yaşadığımız medeniyet devrelerine göre Türk kültüründe kadını üç şekilde değerlendirir:

1. Devrinin ideal erkek tipi olan Alp tipine yaklaşan İslamiyet’ten önce ve göçebelik devrinde kadın.

2. Yerleşik medeniyete ve İslâmî kültür çevresine dahil olduktan sonra kadın.

3. Batı medeniyeti tesiri altında kadın (Kaplan, 1976: 41).

 Kutadgu Bilig’de idealize edilen kadın, kavramı bu sınıflamaya göre ikinci grupta yer almaktadır. Dolayısıyla buradaki kadın anlayışı toplumsal hayatta fazla yeri olmayan pasif bir karakter arz eder. Eserde tasvir edilen kadın anlayışı, 11. yy.da İslâmiyet’i yeni kabul etmiş bir toplumun ferdi olan şairin bütün samimiyetiyle bağlandığı İslâmiyet’in gereğini yerine getirme ve bunu kendi insanına (topluma) anlatma gayreti neticesi ortaya çıkan silik bir tiptir.

Bununla birlikte eski Türk kültürünün kadınla beraber düşündüğü namus kavramı, İslâmiyet’in değerleri ile de örtüşmüş ve dinî akidelerle muhafaza altına alınarak geliştirilmiştir.

Kutadgu Bilig’de kadının, kız, gelin,  gelin kız, anne, dişi, dul ve kadın gibi çeşitli görevleriyle birlikte düşünüldüğünü ve çok yönlü işlendiğini görürüz. Biz de incelememizde bu tasnife tabi olduk.        

Kız

Eserde bu kelimenin karşısında …nadirliğinden dolayıdır ki nadire kız adı verilmiştir... (Arat, 1985: b564) açıklaması geçer. Hatta yazar olumlu bir sıfatı ismin yerine kullanarak bu varlığa verdiği değeri ortaya koyar. Beyitlerde  kız, tavrı, güzelliği, kendisini sevdirmesi, namuslu oluşu bakımından olumlu bir bakış açısıyla değerlendirilir. Ayrıca çeşitli vasıflarına da sık sık atıfta bulunur. Kız, tabiat varlıkları gibi estetik bir malzemedir; nazlı bir kız sesi, edası kız gibi, kız gibi gülmek, kızların tebessümü gibi şeklindeki  ifadelerle benzetme unsuru olarak kullanılmıştır. Meselâ aşağıdaki beyitte kara çumguk adlı ötücü bir kuşun sesi, nazlı bir kızın sesine benzetiliyor.  

Kara çumguk ötti sıta tumşukın (77)[2]          

Üni oglagu kız üni teg yakın (Kara çumguk mızrak gibi gagası ile ötüyor, sesi nazlı bir kızın sesi gibi, cana yakındır.)

Kız kelimesi bazı beyitlerde oğul-kız şeklinde birlikte kullanılmıştır. Eski Türklerin oğul ve kız diye ayırmadan evlâda bakışları, evlât sevgisi, evlât yetiştirmenin zorluğu  Kutadgu Bilig’de  şöyle anlatılır:

Yime yakşı aymış bu Türk  buyrukı (1165)

Körür köz yarukı ogul-kız okı (Bir Türk veziri de çok güzel söylemiş: -Oğul-kız hakikatte gören gözün nûrudur demiştir.)

Oğul kız sakınçu bu tüpsüz tengiz (1163) 

Oğul kız sarıg kıldı kızgu mengiz  (Oğul-kız derdi dipsiz bir denizdir; oğul-kız al yanağı soldurur.)

 Kimin oglagu bolsa oglı kızı (1223)

Angar yıglagu boldı  munglug özi (Kimin çocukları naz içinde yetiştirilirse, o kimseye ağlamak düşer; keder ona mukadderdir.)

Kız, bütün bu olumlu özelliklerinin yanında özellikle Çocukların Nasıl                         Terbiye Edileceğini Söyler bahsinde çocuk terbiyesinin ne kadar önemli olduğu vurgulandıktan sonra birden olumsuz bir tavırla ele  alınır. Bu olumsuzluğun sebebi başta da belirttiğimiz gibi İslâmiyet’i yeni kabul etmiş, farklı kültürlerle alışveriş içine girmiş bir muhitte ideal İslâm’ı yaşama gayretidir. Belki biraz da kız çocuğu büyütmenin zorlukları, gerektiği gibi korunup yetiştirilememiş kızların aileye getirdiği ağır mânevî yıkım düşüncesidir.

Kızıg tutma evde uzun begsizin (4510)     

Ökünç birle ölgey özüng igsizin  (Kızı çabuk evlendir, uzun müddet evde tutma, yoksa hastalığa lüzum kalmadan, yalnız bu pişmanlık seni öldürür.)

 Bu beyitte evlilik çağına gelen kızların çok bekletilmeden olabilecek yanlış davranışlardan korunması, iyi bir evlilik yapması için bir an önce evlendirilmesini öğütlenir. Çünkü   İslâmiyet’e göre babanın görevlerinden biri de evlilik çağına gelmiş oğul ya da kızı evlendirmektir. Ayrıca zamanında evlendirilmeyen kızın ileri yaşlarda evlenememe gibi bir riski de vardır.

Aya koldaş erdeş söz aydım kese (5411)     

Bu kız togmasa yig tirig turmasa  (Ey dost arkadaş, sana kesin bir söz söyleyeyim; bu kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa daha iyi olur.)

Kalı togsa yigrek anga yir koyı (4512)  

Evi bolsa koşnı ölügler toyı  (Eğer dünyaya gelirse, onun yerinin toprağın altı veya evinin mezara komşu olması daha hayırlıdır.)

Oysa eski Türklerde kız evlat sahibi olmak, Araplarda olduğu gibi  bir felâket, bir şerefsizlik değildir. Kız babası olmak için Oğuz Beylerinin duasına müracaat eden kimseler de vardır (Gökalp, 1974: 300-301).

             Gelin Kız

             Eserde yeni evlenen kızlar için bir beyitte gelin kız tabiri kullanılmıştır. Gelin kızların övüneceği gün zifaf geceleri olarak verilirken, kahraman  erkeğin iftihar edeceği zamanın da savaş günleri olduğu söylenerek kızlarda iffetin erkeklerde ise kahramanlığın, cesaretin önemi vurgulanmıştır (Arat, 1986: b2380).

            Gelin

 Eserde kadınlarla ilgili, güzellik, süs, geçicilik, güvenilmezlik gibi vasıfların başka varlıklara aktarılarak kullanıldığını, zengin bir anlatıma vasıta olduklarını görürüz. Hatta bu klişe tabirler günümüze kadar gelmiştir. Dünyanın aldatıcılığı, albenisi süslü bir gelin gibi (b3540, b3567) tabiriyle anlatılır. İnsanların yabancı bir memlekette çektiği gariplik ve suskunlukla bir gelinin ruh hali arasındaki benzerlik çarpıcı bir ifadeyle verilir.

Kişi kirmedük ilke kirse kalı (494)

Kelin teg bolur er agın teg tili (İnsan bilmediği bir memlekete girince, gelin gibi olur ve dili tutulur.)

           Anne

           Tarih boyunca Türk aile hayatında kadın, anne kimliği ile aile içinde tartışmasız bir mevkîye sahip olmuştur. Annenin evin içinde birçok konuda hem sorumlu hem de hâkim kişi olduğu görülür.

           Kutadgu Bilig’de  anne kavramı daha çok baba ile birlikte çocuk terbiyesinde kendini gösterir. Çocuk eğitiminin temelinde ailenin, özellikle kadının kültürleyicilik  rolü (Tural, 2000: 85) vurgulanır.

           Oğul kız sebebi ata ol ana (1486)

           Kılınç artasa ya itilse yana (Çocukların iyi veya kötü olmalarına anne ve babaları sebep olur.)

          Ayu birmedimü atang ya anang (651)

          Ay  oglum begingke özüng kılma teng (Sana baban yahut annen: Ey oğlum, kendini efendin ile bir tutma! -demediler mi?)

           Bir başka beyitte insanın huy ve terbiyesinin anne karnında iken oluştuğu söylenerek annenin insan karakterinin oluşumunda ne kadar önemli olduğu anlatılmak istenir:

Karında törümüş kılınç ögretig (883)

Yagız yir katında kiter ay tetig (Ana karnında teşekkül eden tabiat ve terbiye ancak kara toprak altında insanı terk edip gider ey zeki insan.)

Türklerde insan olma ve insan olarak doğmanın, çocuk terbiyesinin en başta gelen sembolü ana sütüdür (Eröz ve Güler, 1998: 57). Bugün Anadolu’da,  helâl süt emmiş deyimiyle ifade ettiğimiz iyi insan tipini Yusuf Has Hâcib de  bir beyitte anne sütüyle ilişkilendirilerek şöyle anlatılır:

            Örüng süt bile kirse edgü kılık (881)

Ölüm tutmagınça evürmez yorık (Eğer iyilik ananın ak sütü ile insanın ruhuna girerse, o ölünceye kadar doğru yoldan çıkmaz.)

            Bir edgü bolur kör anadın togup (873)

Yorır ol köni çın kör edgü bolup (Biri anadan doğma iyi olur; iyi bir insan doğru ve dürüst bir hayat sürer. Eserde ayrıca sütanne olarak tutulan kadının da iyi ve temiz biri olması öğütlenir.)  (b. 4506)

            Dul

Türk kültürüne ait destanlarda, yazıtlarda ve Dede Korkut Hikâyelerinde ve diğer edebî eserlerde olduğu gibi Kutadgu Bilig’de de boşanmaya veya ayrılmaya dair unsurların yer almadığı dikkati çekmektedir.[3] Bu sebeple  dul  kavramı ise, sadece eşi ölmüş kadın olarak ele alınmıştır. Eşinden ayrılma sonucu dul kalan kadın söz konusu değildir. Eserde sadece dört beyitte geçen  dul kadın kavramının özellikle iki beyitte her zaman gözü yaşlı, kederli, kimsesiz, korunmaya muhtaç olarak söz konusu edildiğini görürüz. Odgurmuş’un hükümdara verdiği öğütlerden biri de fakir, dul ve yetimleri koruması (b.5302) yolundadır. Daha çok kadınlarla özdeşleştirilen dul kavramının kadınlara özgü hallerin edebî ifadelere bir anlam zenginliği olarak yansımasına bir diğer örnek de bu kavram etrafında oluşan çağrışımlar zinciridir.

Dul kelimesi de zaman zaman benzetme unsuru  olarak kullanılmıştır. Bir beyitte karanlığın basması  göğün dul elbisesini giymesine benzetilmiştir:

Kodı ıtdı kesme yaruk yüz turdı (5824)

Kalık tul tonı kedti bilin badı (Gök dul elbisesi giydi ve belini bağladı; zülfünü dağıtıp, parlak yüzünü kapadı.)

Bezendim begim boldı hakan ulug (85)

Ötündüm munu kolsa canım yulug (Binlerce yıldan beri dul idim, benzim solmuştu; şimdi bu dul libasını çıkarıp, beyaz kakımdan gelinlikler giydim.)

            Kadın

            Esere genel olarak bakıldığında, kadın kavramının toplumsal hayatta yerinin tam olarak belirlenemediği eski Türk geleneği ile yeni girilen kültürel muhitin arasında  kaldığı görülür. Kutadgu Bilig’de erkeğin kadına saygı göstermesi söylenirken aynı zamanda kadının eve kilitlenmesi gibi oldukça katı ve Türklerin sosyal hayatına uymayan  bir tutum da göze çarpar:

           Agır tut tişig sen negü kolsa bir (4520)

           Eving kapgı bekle yırak tutgıl er (Kadına saygı göster  ne isterse ver; evin kapısını kilitle eve erkek sokma.)

Beyitlerde kadınla ilgili olumlu ve olumsuz özelliklerden bahsedilir. Eserde şahıs bazında tasvir edilmeyen, tanımlanmayan ideal kadın tipini evlenilecek kadın bahsinde görebiliriz. Yusuf Has Hacip, bu konuda Hz. Muhammed’in bir hadisinden[4] hareketle evlenilecek kadında özellikle  zenginlik, asalet, güzellik ve takva olmak üzere dört şey arandığını fakat bunların en önemlisinin de takva olduğunu belirtir.  Fizikî güzellik üzerinde durulmamış, kadının güzelliği onun tavır ve hareketidir denilerek terbiyeye ve mâneviyata önem verilmiştir:

 Kılınçı köni erse körki kelir  (4500)

 Tişi körki kılk ol biligli bilir (Ahlâkı dürüst olan kimse güzel görünür; kadının güzelliği tavır ve hareketidir; bunu bilen bilir.)

Sakınuk arıg bolsa aşlı bolur (4501)

Ol üç neng bu yirde bolur ay unur  (Kadın takva sahibi ve temiz olursa, asil demektir ve diğer üç şey de onda birleşir, ey kudretli insan.)[5]

 Kadın neslin devamını sağlar. Bir beyitte şair bunu şöyle anlatır:

 Negü tir eşitgil kişi ödrümi (3372)

 Urug kesmegüke kisi ol emi (İnsanların seçkini ne der, dinle; neslin kesilmemesinin çaresi kadındır.)

             Bütün bu olumlu özelliklerin yanında kadın  kavramı bazı beyitlerde hiçbir kişisel, toplumsal ve ailevi konumu dikkate alınmadan  olumsuz  olarak  ele alınır. İslâmiyet öncesi Türk kültüründe iffet ve sadakat sembolü olarak saygın bir konumu olan kadın kavramının zedelendiğini görürüz. Bazı beyitlerde kadın, çocuklarla  birlikte erkeğin kuvvetini kesen bir engel, evde muhafaza edilmesi gereken, vefasız, kendini kontrol edemeyen, iradesiz, erkeklerin mahvoluşuna sebep olarak gösterilmektedir:

   Tişig ıdma evde öngin çıkgalı (4518)

   Kalı çıksa yitrür könilik yolı  (Kadını evden dışarı bırakma; eğer çıkarsa, doğru yoldan şaşar.)

   Tişi aslı et ol küdezgü etig (5419)

   Yıdır et küdezmese bolmaz itig (Kadının aslı ettir; eti muhafaza etmeli; gözetmezsen et kokar; bunun çaresi yoktur.)

   A yok bularda ozadın berü (5421)

   Közi kança baksa bu köngli naru  (Bunlarda öteden beri vefa yoktur; gözler nereye bakarsa, gönülleri oraya akar.[6])

  Eserde, sosyal hayatta kadına pek yer verilmediğini, kadının hayatının eviyle sınırlanmış olduğunu görürüz:

   Tişilerni evde küdezgil tuçı (4513)

   Tişining taşı teg bolumaz içi (Kadınları her vakit evde muhafaza et; kadının içi gibi dışı olmaz.)

  Eserde kadınlarla ilgili olarak dikkati çeken bir husus da birden fazla kadınla evliliğe yer veren beyite rastlanmamasıdır. Bu bize eski Türklerde görülen genellikle tek kadınla evlilik anlayışının devam ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.

  Dişi, kitapta üç beyitte olumlu vasıflarıyla ele alınır. Bir beyitte  nazlı oluşu itibarıyla ele alınır:

   Tişi teg yimegil yime tavrakın (4132)

   Silig bolma artuk tişi teg sakın (Yerken obur gibi yeme acele etme; fakat dişi gibi de fazla nazlanma.)[7]

  Ayıtmaklıg erkek turur ay ilig (979)

  Cevabı tişi ol yetürse  bilig (Dilin fazileti ve sözün faydaları bahsinde ise, sormak erkektir; cevap vermek de dişidir.)

Kutadgu Bilig, olanı değil olması gerekeni tarif eden bir eserdir. Bu açıdan bakıldığında eserde İslâmiyet’e yeni giren bir topluma  değerlerin telkin edildiğini,  kadına da  İslâmlaşmış bir Arap kültürü penceresinden bakıldığını söyleyebiliriz. Kutadgu Bilig’de kadın hakkında ifade edilen pek çok yargı gerek İslâm öncesi ve gerekse İslâm sonrası tarihî kaynaklarda zikredilen Türk kadınıyla ilgili tespitlerle çelişki teşkil etmektedir. Dolayısıyla Kutadgu Bilig sanatı işlevsel olarak gören Türk-İslâm medeniyetinin genel anlayışına denk düşmekte, edebî eserde olanı değil, olması gerekeni tarif etmektedir. Bu çalışmalar, edebî eserleri gündeme getirmek, edebî incelikleri ortaya sermekle edebiyat sahasına ettikleri hizmetin yanında sosyolojik araştırmalara da malzeme olabilirler.  Yusuf Has Hâcib, kadın kavramını genel olarak olumlu bir biçimde ele alırken bazı beyitlerde, ister istemez İslâmiyet öncesi cahiliye devrinde geçerli olan bazı uygulamaları İslâmî bir kisve altında ele almaktan da kurtulamamıştır.

KAYNAKLAR

CANAN, İbrahim, Hadis Ansiklopedisi, Kütüb-i Sitte, Akçağ Yayınları, Ank., C.17

CİLACI, Osman, Kutadgu Bilig’de Sosyal ve Dini Motifler, Milli Kültür, 1987,  57:10-18           

ERGİN, Muharrem,  Dede Korkut Kitabı , Metin-Sözlük, 1964,  Ebru Yayınları

ERGİN, Muharrem, (t.y), Orhun Abideleri, Boğaziçi Yayınları,  21. baskı.

ERÖZ, Mehmet ve GÜLER, Ali; Türk Ailesi, AKM Yayınları, 1998, Ank.                                                                                  

GÖKALP, Ziya, Türk Medeniyeti Tarihi II, 3. Kitap, 1974,   Toker Matbaası                                                              

KAPLAN, Mehmet, Dede Korkut Kitabı’nda Kadın, Mehmet Kaplan’dan Seçmeler I, 1988 (hzl. İ. Enginün-Z. Kerman),  Ank, KTB Yay , s.25-38

KARA, Mehmet, Bir Başka Açıdan Kutadgu Bilig, 1998, Ankara, KB. Yayınları

KÖPRÜLÜ, M. Fuad,  Türk Edebiyatı Tarihi, 1981, İst. Ötüken Yayınları

ÖGEL, Bahaeddin,  Türk kültürünün Gelişme Çağları, 1988, TDAV Yayınları

TURAL, Sadık, Tarihten Destana Akan Duyarlılık, AKM Yayınları, 2000,  s.84-85

YILMAZ, Ayfer, Türk kültüründe Kadın ve Kadın Ağzı Türküler, 2003, Ank.

YILMAZ, Ayfer,  “Türk Kültüründe Kadın”,  Milli Folklor, 2004,  C.8, S.61, s.111-123.

Yusuf Has Hacip,  Kutadgu Bilig, II, Çeviri, (hzl. R.Rahmeti Arat), 1985, Ank., TTK Yayınları    

Yusuf Has Hacip,  Kutadgu Bilig, I. Metin,  (Çev. R.Rahmeti Arat), 1991, Ank.TTK Yayınları

            DİPNOTLAR



[1] Türk kültüründe kadın konusunda bkz. M. Kaplan, “Dede Korkut Kitabında Kadın”, Mehmet Kaplan’dan Seçmeler, KTB Yayınları,  Ank.1988, s.25-38; Süleyman Duygu: “Türk Sosyal Hayatında Kadın”, Türk Kültürü, C. XI. 1973, S.128; Ali Torun, “Dede Korkut Destanlarında Kadın Hakkındaki Telakkiler ve Bunun Eski Türk Kültüründen Taşıdığı İzler”,  AKÜ Sosyal Bilimler Dergisi, C.1, S.2, Mayıs 1999, s.139-153; Ayfer Yılmaz, “Türk Kültüründe Kadın”,  Milli Folklor, C.8, S. 61, Bahar 2004, s.111-123, İ. Kafesoğlu, Türkler ve Medeniyet, İstanbul Yayınları, Şehir Matbaası, 1957, s.32-37, Naile Binark, “Kutadgu Bilig’de Evlenme, Aile ve Çocuk Terbiyesi”,  Türk Kültürü, C. IX, S. 98, Aralık 1970, s.174-178.

[2] Beyit sonundaki numaralar Kutadgu Bilig’deki  beyit numarasına işaret etmektedir.

[3] Aile ve evlilik kavramına çok önem veren Türklerde boşanmaya  ya da ayrılmaya dair öğelerin yer almayışı dikkate değer. Aile hayatında yaşanan problemler ne denli önemli olursa olsun, ayrılma için mazeret kabul edilmez (Yılmaz, 2003: 13). Ayrıca eski Türklerde dul kavramına pek rastlanmamasının bir sebebi de ölen kardeşin karısı veya çocuksuz üvey anne ile evlenme geleneğinin varlığıydı. Bu geleneğin gayesi dul kalan kadınları himaye etmek ve aile malının parçalanmasını önlemekti. Bu konu ile ilgili olarak bkz. B.Ögel, a.g.e., s.244, 245, 248, 249;  M.Eröz-A.Güler, Türk Ailesi, Ank.1998, s.49,

[4] Hadiste bir kadınla malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı  olmak üzere dört özellik için nikahlanılabileceği ama dindar olanın tercih edilmesi istenir. Bkz. İ.Canan, Hadis Ansiklopedisi,  Akçağ Yay., s.190

[5] Bu konu ile ilgili diğer beyitler için bkz. 4475, 4476, 4477, 4489, 4497, 4498, 4502.

[6] Bu konu ile ilgili diğer beyitler için bkz.1303, 1304, 3574, 3584, 3608, 4517, 4522, 4525, 6474.

[7] Bu konu ile ilgili diğer beyit için bkz. 980.

Hosted by www.Geocities.ws

1