Kadınlarımız İçin
-Celal Nuri Beyefendi'ye-

Cenab Şahabeddin

 

Al. - Cenab Şahabeddin, "Evrâk-ı Eyyâm", Yay.Haz.Yrd.Doç.Dr.Hasan Akay, Timaş Yayınları, İstanbul, 1998.

Dipnotlar alınmadı.


 

Mümtaz ve muhterem meslekdaşım efendim, anlaşıldı: Beşeriyyet-i hâzıranın rûznâme-i müzâkerâtına dahil ne kadar mesâil varsa hâdde-i im'ânınızdan geçireceksiniz. Hazret-i hallâl-ı mu'dılât muîn-i irfânınız olsun.. Yalnız geçen seneye sığdırdığınız makâlâtı düşününce semadaki ecrâm ve tarihteki aded-i eyyâm hatırıma geliyor: Eminim ki hiçbir Varna tavuğu bu kadar velûd olmamıştır.

Her eserinizi kıymettar buldum; fakat "Kadınlarımız" müellefat-ı aliyyeniz itikadımca en mühimi olduğu için bunu bendenize ihdâ etmek suretiyle ibrâz buyurduğunuz hâtır-nevâzlığın hakikaten minnettarıyım.

Bizim ıslâhât-ı içtimâiyyemize cins-i nezîhin ıtk u terfîhi ile başlamamız vücûbuna hiç kimse benden daha kuvvetle iman etmemiştir. Bu cihetle hukûk-ı nisvân nâmına feth-i dehân eden bir hatibi hürmetle dinlerim. Bu bahse dair ne kadar çok söylense bence bir ıtnâb-ı mümill olmaz.

Dün, hiç şüphe yok ki, bizde alâka-i zevc ü zevce biraz râbıta-i abd u mevlâ idi, ve yarın nikâh bir mukavelenâme-i şirket olacak... Görünmek gayr-ı kâfî olan anahtar deliği, kafes ve peçe aralıkları görmeye pek müsaittir. Görünmeyenleri kör zannetmeyelim. Kadınlarımız görüyor, mukayese ediyor ve düşünüyorlar. Peyderpey güzel başlarda büyük fikirler mayalanacak; bugün ahavât-ı milletimizle yan yana koyamadığımız cü'retler yarın umûr-ı câriye ve daha bir müddet sonra birer hatıra, birer sicill-i târîh olacak; hep bunlardan eminim. Âlem değişiyor, âlemde her şey değişiyor; bu kânun kâinâtın şâzz-ı yegânesi olmak üzere yalnız bizim kadınlarımız; sekene-i arz içinde bir fie-i zaîfe teşkil eden nisvân-ı İslâm muhâfaza-i hâl edemez ve etmedi. Kim iddia edebilir ki ceddemizle hafîdemiz aynı bint-i Havvâ'dır? Dünkü hamınım fikri, zevki, hissi ne bugünkü, ne yarınki hem-cinsinin ahvâl-i rûhiyyesini temsil etmez. Kadın kadınlıktan çıkmaksızın her gün başka bir kadın olur ve oluyor.

Beş seneden beri hemşîrelerimiz ıtr-ı ezhâr ile birlikte bâde-i hürriyeti kokladı: Artık başının ihtiyacı yalnız saçlarına çiçek takmakla def' olunamıyor. Büyük validelerimiz de biraz çocuk rûh-ı ma'sûmu vardır; halbuki asrımızın en mest-i şebâb tazeleri kalplerinin helecânında mes'ûliyyet-i ehliyye ve efkâr-ı ümûmet besliyorlar. Eski kûşe-i istirâhat berikilere bugün dar geliyor ve yarın tahammül-sûz gelecek! Ve işte bundan dolayı ât-i karîbde bir kıyâm-ı nisvâna muntazır olmalıyız.

Şimdilik ahavât-ı nev'imiz ne diyor, ne düşünüyor, gönlünden neler geçiriyor, bunları tahkîk ve teftiş ile, tahlil ve muayene ile hiç olmazsa bir kısmını mukaddes borç gibi eda ile mükellefiz.

Eser-i âlînizi okuyan zekî bir hanım geçenlerde diyordu:

Bize evlerimizi mahbes ettiniz; gördüğümüz bir mücrim muamelesidir. Kurûn-ı vustâda karantina altına alınan tâûnzedegân ile Türk kadınları arasında hiç bir fark göremiyorum. Bizde uzun bir hayât-ı esâretin yâdigâr-ı zarûrîsi olan za'fiyet-i ahlâkıyyeyi görüp de müteaccib olursanız bir eser-i gaflet, nefret ederseniz bir nişâne-i zâlimiyyet göstermiş olursunuz: Halâyık tarzında yaşattığınız hanımdan ancak hizmetçi efkâr ü ef'âli beklemeye hakkınız olabilir...

Bu sözler bir nisâî-i müfritin hezeyânı değildir. A'sâr-ı dîde bir kılâde-i kânûn eğer gerden-i muhadderâtımıza ağır geliyorsa bir çâre-i tâ'dil aramaktan daha âcil vazifemiz olamaz. Şeriatı kadınlara mâni'-i terakkî ve kâsir-i hukûk olmak üzere göstermek İslamiyet'e edilebilecek iftiraların en şenî'i olur. Mezâhib-i mevcûdenin hiçbiri dîn-i Muhammedî kadar hâmî-i nisvân olmadı. Âyât ü ahâdîsin bahşettiği ni'am-ı salahiyetten benât-ı milletimizi müstefid etmeyen biziz, bizim cehlimiz, bizim zulmetimiz, bizim humk u zâlimiyyetimizdir.

Ne yapmalı? Hah, işte mes'ele-i mu'dıla budur. Diyâr-ı Nisâiyyûn'da herkes: "Yangın var!.." diye haykırıyor; bir fincan su getiren yok. Kadınlarımızın şerâ'it-i hâzıra-ı içtimâiyyesini muhtâc-ı ıslâh görmekte hep müttefikiz.

Hep bu nâle-i şekvâ ile âfâkı titretiyoruz. Maamâfih hiç kimse şimdiye kadar ciddî bir çâre-i es'ad göstermemişti. Siz eser-i âlînizde bir tarîk-ı terfîh gösteriyorsunuz ki fikrimce bu turuk-ı melhûzanın aksar u ensebidir. Evet, hiç şüphe yok, kadınlarımızı şimdilik tenvîr ü takviye ile iktifa etmeliyiz, tâ ki ferdâların kendilerine getirecekleri vüs'at-i hukûku hüsn-i isti'mâle hazırlansınlar...

Bu çareyi ararken vesâyâ-ıyı Nisâiyyûn'a kulaklarınızı tıkadığınızdan dolayı ne kadar isabet buyurdunuz! Nisâîlik zehrini kadınlarımıza aşılamak o âsûde-nişînân-ı ismet ü safvete edilebilecek düşmanlıkların en vahîmü'l-avâkıbidir. Bizim aramızda hadd-ı lüzûm u kifâyeden fazla esbâb-ı tefrika varken bir de kadınlarımızla erkeklerimiz arasına "Feminizm" ateşi düşerse artık selâmet ve saâdet-i âtiyemizden ne kadar ümitvar olabiliriz/

Aleksandre Dumas'nın oğlu:

-İstiklâl kadınların ölümüdür! dermiş, Cünûn-ı hürriyetle şaşılanan uyûn-ı Nisâiyyûn'a bu sözün umk-ı dehşetini göstermeli. Fi'l-hakîka Nisâîler'in programına tevfîkan ıtk-ı nisvân ıtlâk-ı nisvândır. Bugün elele yaşayan iki cins yarın ma'reke-i maîşette yumruk yumruğa gelecek: Bu halde cem'iyyet-i beşeriyye dediğimiz şey kendi yavrularını yutan bir dîv-i müstesnâ mahiyetini almış olmaz mı?

Nisâîlik bir elem ve bir isyan ifade eder. Nisâîyyûn'un kadınlar fırkasına acır, erkekler bölüğüne cehr-i bâl ile gülerim. Ve zekâ-yı müstesnânızın bu zümre-i sebuk-magzândan iftirakı bana öyle bir hiss-i inşirâh verdi ki...

Hosted by www.Geocities.ws

1