Kadın Karşıtı Söylemin İslâm Geleneğindeki İzdüşümleri
Hidayet Şefkatli Tuksal
Al. - Hidayet Şefkatli Tuksal, Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri, KitabeviYayınları, İstanbul, 1993. Sonuç bölümü, ss.246-250
Kadın Karşıtı Söylemin İslam Geleneğindeki İzdüşümleri isimli bu çalışmada; İslam geleneğinin en önemli vesikası konumunda bulunan hadis rivayetlerinde, çeşitli haberler sebebiyle varlığını hissettiğimiz kadın aleyhtarı bir tutumun kökenleri ve tezahürleri araştırılmaya çalışılmıştır.
Kaynağını binlerce yıllık ataerkil yapılanmadan aldığı ileri sürülen ve erkeği önceleyerek, kadının erkek için yaratılmış 'nesne insan' olduğu anlayışı ile temellenen bu söylem; kadın insanın erkek insana nazaran daha kötü, eksik ve ikincil bir varlık olduğu kabulleriyle, erkeğin üstünlüğü-kadının ikincilliği anlayışını meşrulaştırmaktadır. Bu sebeple, araştırmamız boyunca, bu anlayışın etkileri sezinlenen hadis rivayetleri üzerinde yoğunlaşılarak, kadın aleyhtarı söylemin kökenleri ve tezahürleri tespit edilmeye çalışılmıştır.
İnsanlığa -diğer ilahi mesajlardan sonra gelmesi dolayısıyla- yeni bir mesaj olan Kur'an'ın kendi orijinal muhtevası içinde geçmiş vahiy geleneğine bağlılığının yanı sıra, kendi tarihsel realitesini de gözeten tavrı sebebiyle, kadın-erkek ilişkilerinin konu edildiği pasajlarda, dünya üzerindeki en yaygın ve yerleşik sistemlerden biri olan ataerkil geleneğin etkilerini gözlemlemek, tabii bir durum olarak kabul edilebilir. Ancak, bu muhtevadan, ontolojik anlamda kadının ikincilliği ve kötülüğü gibi bir sonucun çıkarılabilirlik ihtimalini araştırmak üzere, Kur'ani muhtevanın insan anlayışını ortaya koymaya çalıştığımızda, erkek insan ile kadın insan arasında hiçbir farklılığın gözetilmediğini tespit ettik.
Kadınla erkeği birbirleri ve toplumla ilişkileri bağlamında ele alan Kur'an pasajlarında ise, toplumun ataerkil yapılanmasından kaynaklanan örf ve teamüllerin baskın karakteri son derece belirgin durumdadır. Bu baskın karaktere rağmen Kur'an'ın tavrı sürekli bir iyileşme ve gelişme sürecine doğru bazı adımların atılması şeklinde tezahür etmektedir.
Temel yaklaşım itibariyle Kur'an'ın hiçbir doğal sebepten ötürü insanların aşağılanmasına veya yüceltilmesine taraftan olmaması; üstünlük ve değerlilik kıstaslarının vehbe değil, kesbe endekslenmesi çok önemli bir olgudur. Ona göre insanların en değerlisi, Allah'a karşı sorumluluklarının en fazla bilincinde olan ve bu bilinçle hareket ederek, salihlik, arınmışlık ve adanmışlık statüsüne hak kazanan kişidir.
Bu ve bunun gibi temel anlayışlar, kişileri ve toplumları otokontrol yöntemiyle, dışarıdan bir dayatma olmasa dahi, değiştirebilecek daha iyi ve doğru oluştuğu, sürekli bir oluş, yenilenme ve değişim ilkeleri üzerine kurmuştur. Bu süreçlerin temel fonksiyonları ise, önce fertlerin kendi vicdanlarında başlamak üzere, değişimin sağlıklı bir şekilde toplumsal yapıya yansımasını sağlamaktır.
Bu yüzden, Kur'an'ın, bilhassa toplumsal düzenlemelerde, açık bir şekilde 'tedricilik' ilkesini uyguladığını görmekteyiz. Buradan bakıldığında, vahye muhatap olan ilk dönemde, kadın aleyhine oluşan toplumsal yapının dönüştürülmesi hususunda Kur'an'ın var olan yapı üzerindeki tasarruflarını, 'hedefine ulaşmış bir dönüşüm'den ziyade 'tedrici bir ıslah' olarak nitelendirmek daha doğru olacaktır. İşte, Kur'an'ın belki de her nesil için diri olan tarafı, bu dönüşüm sürecinde herkesin kendi payına düşeni gerçekleştirmesidir.
Hz. Peygamber'in sözlerini, davranışlarını ve takrir dediğimiz onaylarını konu alan hadis rivayetleri ile, bunlarla ilgili çok yönlü çalışmaları ihtiva eden hadis musannefatı; Hz. Peygamberin içinde yaşadığı dönemin tarihi bir vesikası olduğu kadar, bu rivayetlerin ortaya çıkmasını sağlayan ravilerin ve bu eserlerin oluşmasına emek veren ilim ehlinin de tarihî vesikası durumundadır. Zira Hz. Peygamber'e isnad edilen rivayetlerin, 'mana'nın esas alınması suretiyle nakledilmesinden kaynaklanan 'anlama/yorumlama' sorunları başta olmak üzere; Peygamber sözlerinin meşrulaştırıcı gücünün, kişisel tercih ve yorumları meşrulaştırmada istismar edilmiş olma ihtimali, bu rivayetlere, ravilere ve yaşadıkları dönemlere ait pek çok hususiyetin yansımasına sebep olmuştur.
Bu özellikleri sebebiyle, hadis rivayetleri, özellikle metin bağlamında incelendiğinde ve aynı konuyla ilgili rivayetlerin birbirleriyle mukayesesi yapıldığında, ravilerin rivayetlerin muhtevasına yönelik tasarrufları teşhis edilebilmektedir. Bu tasarrufların çokça hissedildiği alanlardan biri de, çalışma boyunca ortaya koymaya çalıştığımız gibi, kadın aleyhtarı bir söylemin ve geleneğin varlığını meşrulaştıran rivayetler topluluğudur.
Çeşitli yöntemlerle taradığımız hadis musannefatında, gerek tahric edilen rivayetler, gerekse serdedilen yorumlarda, bazı istisnai konularda kadının lehine bir durum mevcutsa da, pek çok konuda kadının aleyhine bir tavır alış gözlemlenmektedir. Mesela, kız çocuklarını öldürme veya en azından kötü sayma geleneğine karşı, kız çocuk sahibi olmayı kurtuluş (cennet) vesilesi sayan bir anlayışı yerleştirme çabaları olumlu bir tavrı yansıtırken; çalışma boyunca ele aldığımız rivayetler topluluğu, tam anlamıyla kadın aleyhtarı bir tutumu tebarüz ettirmektedir.
Hz. Peygamber zamanındaki hanımların, dönemlerinin İslamlaşması sürecinde erkekler gibi mücadele verdiklerini, onlar gibi sorumluluk sahibi olduklarını, hicret ettiklerini, gerektiğinde savaşa katıldıklarını, siyasi tercihlerini belirtmek üzere biat ettiklerini, eman verdiklerini gösteren rivayetler; o dönem hanımlarının cahiliye statükosunun kendilerine reva gördüğü 'ikincil statü'ye dair kalıp yargıları aştıklarını ve kendilerini İslam toplumunun eşdeğer üyeleri olarak gördüklerini kanıtlamaktadır. Günlük yaşantılarında, toplumsal hayatın tam içinde gördüğümüz müslüman hanımlar, Hz. Peygamber döneminde onun çabaları ve rehberliği ile oluşmuş vahiy medeniyetinin şanslı bireylerini temsil etmektedirler.
Bu realiteye rağmen, hadis literatünün hemen hepsinde, kadın cinsini aşağılayan, onlara birtakım olumsuz özellikler atfeden ve bunlar etrafında bir fitne söylemi oluşturulan rivayetlerin varlığı ve bunların daha sonra kadınlar hakkında meşruiyetini dinden alan olumsuz söylemler halinde yaygınlaşmaları, saadet asrında başlayan dönüşümün ma'kus bir kesintiye uğradığının açık göstergeleri durumundadır.
Çalışma boyunca çeşitli örneklerini sergilemeye çalıştığımız kadın aleyhtarı rivayetler, hem genel anlamda kadın cinsine hem de insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetin inanan kadınlarına yönelik 'eğirik, eksiklik, baştan çıkarıcılık, uğursuzluk ve değersizlik' gibi çeşitli itham ve yakıştırmaları ihtiva etmektedirler. Böyle bir bağlamda inanan erkeklerin her sabah kadın yaratılmadıkları için Allah'a şükreden Yahudi hemcinsleri gibi davranmamaları için hiçbir neden bulunmamaktadır.
Dünyanın bilinebilen en eski zamanlarından beri insanlar arası ilişkilerde yaygın olan ve erkeği önceleyerek kadını aşağılayan çifte standartlı ataerkil zihniyetin, Hz. Peygamber'e isnad edilen rivayetlere bu derece sızmış olması bir tesadüf olmasa gerekir. Zira hemen her kültürde kendi kalıp yargılarını tartışılmaz doğrular olarak kabul eden yerleşik zihniyet, bu yargıları meşrulaştırma aracı olarak dini kullanmaktadır. Hz. Peygamber'in hayatını ve insanlara bakışını, kadınlarla ilgili davranış tarzlarını yansıtan -fiili Sünnet denilen- pek çok rivayet içinde ortaya çıkan genel tavra rağmen, buna tamamen aykırı birtakım rivayetlerin de bulunması, onun mübarek şahsiyetinin örneklik ve dinî konumunun meşrulaştırıcılık özelliği taşımasından kaynaklanmaktadır.
Halkın örfünde, normal yaşamında çok köklü geçmişi bulunan anlayışlar -eğrilik, eksiklik, baştan çıkarıcılık, uğursuzluk ve değersizlik söylemlerini meşrulaştıran rivayetler topluluğunda gördüğümüz gibi- bir şekilde Hz. Peygamber'e maledilerek hayatiyetlerini ve tesirlerini devam ettirmişlerdir.
Bu anlayışların hadisleşme sürecinde rol oynayan amilleri tesbit etme güçlüğünün bilincinde olmakla birlikte, biz bu çalışmada söz konusu rivayetleri geniş bağlamlar içinde inceleyerek ve Kur'an verileri ışığında değerlendirerek, bunların dini dogmalar değil, binlerce yıllık ataerkil yapılanmadan kaynaklanan insani ürünler olduğunu ortaya koymaya çalışmış bulunuyoruz.
Bu anlayışların hadisleşme sürecinde kasıtlı suistimaller kadar, insan zihninin ataerkil kabullerle şekillenmiş anlama, yorumlama ve anlamlandırma ile alakalı doğal mekanizmalarının da rol oynadığı ihtimalini de gözönünde bulundurmaktayız. Fakat sebep ne olursa olsun, sonuç itibariyla, kadın kişiliği erkek kişilik karşısında küçünsenmekte ve 'sorumlu bir özne/halife' olmaktan çok, bir nesne olarak değerlendirilmekte, dolayısıyla haksızlığa uğramaktadır.
Bu tür rivayetlerin bir kısmının şarihler ya da muhakkikler tarafından yapılan değerlendirmelerinde, genellikle iyi kalitede 'sahih hadis' hüviyeti taşımadıkları tespit edilmekle birlikte, tekabül ettikleri dönemlerde -belki de ortamın ve zihniyetin müsait olması sebebiyle- muteber hadisler olarak revaç buldukları anlaşılmaktadır.
Hadislerin önemli ölçüde belirleyici bir role sahip olduğu geleneksel İslam anlayşında -kadınlar hakkındaki olumsuz rivayetlerin etkisiyle- kadını, çocuktan biraz akıllı, köleden biraz özgür kabul eden bir zihniyetin hakim olduğunu görüyoruz. Başlangıçta toplumsal kabuller ile rivayetler arasında meydana gelen etkileşimin, daha sonra fıkhı ekollere sirayet etmesi, oradan da yaptırım gücü taşıyan hukuki kararlar olarak tekrar topluma dönmesi ile, kadın aleyhinde, hem altyapıdan hem de üstyapıdan beslenen fasit bir dairenin oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu yapı sebebiyle, yüzyıllar boyunca çok şey değişse de, kadın konusundaki olumsuz söylem, günümüze kadar gelebilmiştir.
Bu söylem, sadece tarihî bir malzeme olarak kitaplarda kalmamakta, modern çağın dayatmalarına karşı, alternatif bir kimlik ve alternatif bir hayat tarzı arayan Müslümanları da, derinden etkilemektedir. Ancak, Kur'an'ın ve Sünnet'in, tarihsel döneme dayanan boyutlarının ortaya konulması çalışmaları sonucunda, ilahi olanla tarihî olanın, ideal olanla olgusal olanın konumlarının belirlenmesi umulmaktadır. Kur'an ve Sünnet ancak bu çabalar sonucunda gerçek anlamda, kılavuz ve referans olma konumlarına kavuşmuş olacaklardır.
Bu araştırma ile, payımıza düşen sorumluluun küçük bir kısmını gerçekleştirmeye çalıştık. Daha iyi çalışmalar için bir basamak olmasını umuyoruz...