|
Türk'ün birisi Almanya'da işsiz,
avare bir şekilde fakat çok şık bir şekilde
(grand toulet, ayakkabılar boyalı) geziyordu. Yine
bir gün bir barda ayak ayaküstünde, yere bakarak, düşünceli
bir halde otururken yanına gelen mini etekli bayandan
bile bihaberdi. Parlayan ayakkabısının üstünde
beyaz bir şeyin siluet olarak göründüğünü fark
edince yanındaki bayanın iç çamaşırı
olduğunu anlayıp, hızla bayana döner ve iç çamaşırının
rengini söyleyebileceği hakkında iddiaya girmek
ister. Bayan, adamın "nereden bilebilecek" düşüncesiyle
iddiaya girer. Ve adam parlayan ayakkabısına çaktırmadan
bir daha bakar ve beyaz olduğunu söyler. Kadın
parayı verir ve o sinirle kalkar gider. Ertesi gün aynı
barda, aynı yerde oturan adamı gören aynı kadın
sevincini belli etmeden yaklaşır ve aynı yere
oturur. Alaycı bir tebessümle Hadi bugün de bil
sana iki misli para vereceğim der. Adam yine parlayan
ayakkabısına şöyle bir süzülerek bakar ve kırmızı
olduğunu söyler, kadın dünkünün iki misli parasını
verir, iki misli bir sinirle çeker gider. Üçüncü gün kadın
tekrar gelir, kahkahalarla karışık adama "
İç çamaşırımın bugün ne renk olduğunu
bilirsen on katı para vereceğim" der. Adam
gayet emin bir şekilde, birazda kasılarak parlayan
ayakkabısına bakıp, aniden irkilmiş bir
vaziyette Hanımefendi siz bugün hiç bir şey
giymediniz miiii?
- Bayan Nereden bildin Allah kahretsin der.
-Ohhh çok şükür ,der adamda, bende zannettim ayakkabım
yırtılmış.
Adamın çok sevdiği köpeği
hastadır. Veteriner veteriner dolaşmış çare
yok, hayvancık her geçen gün biraz daha eriyor. Derken
arkadaşının biri "filanca köyde nefesi
kuvvetli bir hoca var" deyince bizim ki çaresiz soluğu
o köyde almış ve hocayı bulmuş. "Hocam
köpeğime bir oku
-üfle de iyileşsin" demiş. Hoca bir hayvana
dua etmeyeceğini söyleyip adamımızı geri
çevirmiş. Bizimki bozuk bir moralle giderken yolda biri
"hoca biraz paragözdür, anlarsın ya!" demiş.
Adamımız bir kuzu kestirip fırında pişirttirdikten
sonra hocanın kapısını bir kez daha çalmış.
Kuzuyu gören hoca adamla köpeği içeri davet edip bir
muska yazmış ve göndermiş. Adamımız
daha yoldayken hayvan iyileşmeye başlayınca
muskaya ne yazdığını merak edip açmış.
Muskada şunlar yazıyormuş: "Muska yazdım
itine, nail oldum etine, tutsa da sikime, tutmasa da sikime."
Temel ile Dursun tarlada çalıyorlarmış.
Tesadüfen oradan geçmekte olan Romen bir kadın, bunlara
elindeki adresi sormuş. Temel kadına dönüp sana bu
adresi tarif ederiz ama bir şartla demiş. Kadın
ne şartıymış bu? diye şaşkınlıkla
sormuş. Arkadaşının düşüncesini
anlayan Dursun da eklemiş: Bir kere bizimle yatarsan söyleriz.
Kadın çaresiz iki uyanığın şartını
kabul etmek zorunda kalmış ama kendisinin de bir
şartı olduğunu söylemiş: Hamile kalmak
istemiyorum. Şu prezervatifleri takarsanız sizinle
yatarım. Bizim ahbap çavuşlar da kabul edip kadınla
yatmışlar. Olaydan bir yıl sonra Temel ile
Dursun yine tarlada çalışıyorlarmış.
Temel Dursun'a dönüp:
-Dursun oğlum, ben bu işten sıkıldım.
Kadın hamile kalırsa kalsın ben bunu çıkarıyorum
artık..!!!
Munzur birisi geç saatlerde eve gelmiş.
Bakmış karısı yatıyor. Dur demiş
şunu bir uyandırayım. Hemen çırılçıplak
soyunmuş ve o gün yeni aldığı ayakkabıları
giymiş sadece. Karısını uyandırmış.
Karısı mahmur gözlerle demiş ki: Ne var beni
gecenin bu saatinde niye uyandırdın? Kendiside demişki:
Bende bir değişiklik görüyor musun ? Karısından
cevap: Yok demiş hiç bir değişiklik görmüyorum.
İyi bak demiş benimkinin gösterdiği yere bak.
Karısı aşağıya bakmış ve
yeni ayakkabıları görmüş ve hayıflanarak
eklemiş. Madem beni bu saatte uyandırdın, keşke
kendine bir şapka alsaydın.
İçinde sadece kadınların
kaldığı bir kiliseye bir bahçıvan alınacakmış.
Rahibelerine güvenemeyen başrahibe epey yaşlı
birini alır ve böylece onların günah işlemelerini
engellediğini düşünür. Ama bir hafta sonra
rahibelerin çok mutlu olduğunu ve o gelince konuşmalarını
kestiklerini fark eder. Hepsini odasına çağırıp
ne günah işledilerse söylemeleri için sıkıştırır.
Epey ısrardan sonra ilk rahibe konuşur:
-Odasına girdim.
-ee?
-Uyuyordu.
-eee?
-Fermuarını açıp çıktım.
-Hangi elinle yaptıysan çabuk o elini günah çıkarma
suyunda yıka. İkinci rahibe konuşur.
-Odasına girdim uyuyordu dışarı sarkmıştı
şeyi içine sokup fermuarını kapattım.
-Her iki elinide çabuk şu kutsal suda yıka. Tam
üçüncü rahibe günahını söylemekteyken içeri
apar topar dördüncü rahibe gelir.
-Hiç kimse bu kadının kıçını yıkadığı
suyla ağzımı çalkalamamı isteyemez.
|